AB-Türkiye İlişkileri ve Suriye Krizi

AB-Türkiye İlişkileri ve Suriye Krizi

28 Haziran 2017

Giriş

Arap Baharı sonrası dönemde Suriye’de yaşanan çatışmalar ve meydana gelen krizin neden olduğu göç ve terörizm dalgası, uluslararası alanda olduğu kadar Avrupa Birliği’nin (AB) ve Türkiye’nin de gündeminde yer edinmeye başlamıştır. Suriye; Baas Partisi’nin ülkeyi otoriter bir şekilde yönetmesi, halkın üzerinde baskıcı bir rejim kurması ve sahip olduğu silahların oluşturduğu güvenlik tehdidi nedeniyle uzun süredir AB üyesi ülkelerin de aralarında bulunduğu Batılı ülkelerin kuşku ile yaklaştığı ve bölge için “sorunlu ülke” olarak gördükleri bir ülkedir. Suriye’nin, Soğuk Savaş döneminde Batı’nın en büyük düşmanı olan Sovyetler Birliği ile Soğuk Savaş sonrası dönemde de Rusya ile birlikte hareket etmesi, bu kuşkunun ve güvensizliğin altında yatan ana etkenlerden biri olmuştur. Bu bağlamda hem ABD hem de AB üyesi olan İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa gibi ülkelerin Suriye politikaları olası “tehditler” üzerine inşa edilmiştir (Çalışkan, 2016, ss. 3-18). Özellikle Hafız Esed döneminde Suriye’nin Rusya ile geliştirdiği yakın ilişkiler ve Rusya’dan alınan ağır silahlar bu güvenlikçi yaklaşımın zeminini oluşturmuştur.

Hafız Esed’in 2000 yılında ölmesinden sonra yerine geçen oğlu Beşşar Esed, Rusya ile yakın iş birliğini sürdürmüştür. Ancak Londra’da tıp eğitimi alan Esed, babasına göre uluslararası sisteme daha açık bir politika izlemeyi tercih etmiştir. 2000’de başa geçtikten sonra ülkede gücü eline geçiren oğul Esed, dış politikada yeni açılımlar gerçekleştirmeye dönük adımlar atmak istemiş ancak 2001 yılında yaşanan 11 Eylül saldırıları hem Suriye hem de bölge için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. 11 Eylül saldırılarından sonra “terörizme savaş açtığını” ilan eden ABD yönetiminin hedefinde olan ülkeler, Bush yönetimi tarafından güvenlik tehdidi olarak ortaya konulan ve “haydut devletler”, “şer ekseni” olarak nitelendirilen Irak, Kuzey Kore ve İran’dır. Daha sonra bu ülkelere Suriye de eklenmiştir. Özellikle Irak işgali sonrası dönemde, sıradaki ülkelerden birinin Suriye olduğu uzun süre tartışılmıştır. Nitekim Bush yönetiminin “terörizme destek verdiği” ve bölgedeki güvenliği tehdit ettiği iddialarının bir sonraki hedefi Suriye olmuştur. Bu koşullar altında Suriye rejimi uluslararası toplumdan dışlanma sorunu ile karşı karşıya kalmıştır (Altunışık, 2009, s. 76).

Raporun tamamı için tıklayınız.

Diğerleri