Yükleniyor...
Altered States: Globalization, Sovereignty and Governance

Altered States: Globalization, Sovereignty and Governance

04 Mart 2014

altered...

  •  
  • Kitap adı: ALTERED STATES: Globalization, Sovereignty and Governance
  •  
  • Yazar: Gordon Smith & Moises Naimru
  •  
  • Sayfa sayısı: 96
  •  
  • Yayıncı kurum: International Development Research Centre, Canada
  •  
  • Basım yılı: 2000
  •  
  • Dil: İngilizce
  •  

 

 

 

Altered States: Globalization, Sovereignty and Governance, 2000 yılında International Development Research Centre tarafından yayımlandı. Bu çalışma Birleşmiş Milletler (BM)’in Better World Fund’ı tarafından desteklenmiştir. Küreselleşmenin genel sonuçlarına değindikten sonra, günümüz dünyasına getirdiği sorunları göstermeyi hedefleyen çalışma, 2000 yılında gerçekleşen BM Milenyum Zirvesi’ne bir rehber olma özelliği taşımaktadır. Öncelikle küreselleşmenin tanımı[1] ile başlayan kitap, onun insanlık için olumlu ve olumsuz yanlarını ele almaktadır. Yazarlar küreselleşmenin dünyaya katkılarını piyasa ekonomisinin gelişimi, ekonomik büyüme ve demokrasinin yayılmasıyla açıklamaktadır. Fakat kitapta asıl üzerinde durulan, küreselleşmenin getirdiği sorunların milenyum zirvesinde ele alınarak önerilerde bulunulmasıdır.

Amerikalılaştırmanın maskesi olarak görülen küreselleşme, dünya devletlerinin birbirine asimetrik bağımlılığını ölümcül çatışmaların sebebi olarak göstermektedir. Buna ek olarak küreselleşme, yerine göre bazı insanlara yetki vermek, güçlendirmek diğerlerini güçsüzleştirmek demektir. Günümüz dünyasında devletlerin yapısı değişmekte ve artık kendilerine ait idari yapıyı dahi kontrol edememektedirler. Gelir dağılımındaki farklar büyümekte, insanlar her geçen gün daha da fakirleşmekte, ölümcül çatışmalar acı ve ızdırapla sonuçlanmakta, kitlesel imha silahları insanlığı tehdit etmektedir. İklim değişikliği ise gezegenimizin geleceğini büyük bir tehlikeye sürüklemektedir.

Bu eser, küreselleşmenin sebep olduğu sorunları canlı örnekler, istatistiki bilgiler ve vaka çalışmaları ile incelemektedir. Dünyada milyonlarca insanı etkileyen sağlık, açlık, yoksulluk ve eğitim problemleri ilgili bölümlerde ayrı ayrı analiz edilmektedir. Ruanda ve Bosna’da yaşanan gerginlikler, Kosova ve Doğu Timor’daki askerî müdahaleler ölümcül çatışma ve etnik gerilim konularında örnek çalışmalar olarak analiz edilmektedir.[2] Bu çatışmaların önlenebilmesi için de iyi bir devlet kurarak barışın inşa edilmesi, temel insani ihtiyaçların karşılanması, sosyal uyumun teşvik edilmesi gerekmektedir. Grafik ve haritalar da çalışma boyunca küreselleşmenin olumsuz sonuçlarını göstermek için kullanılmaktadır.

Küreselleşmenin getirdiği sorunlara değinen çalışma, çözüm için bir dünya hükümeti sunmaya değil BM’nin rolüne odaklanmaktadır. Buna göre “BM iyi bir yönetişimin geliştirilmesi için paha biçilmez bir varlıktır.” Yazarlar BM’ye özel bir rol yüklerken BM çevresindeki yapısal sorunlara da ışık tutmaktadır. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin keyfî veto hakkının yapısal bir değişimle sonlandırılmasını radikal bir çözüm olarak sunmaktadırlar.

BM içindeki yapısal değişim muhtemelen kitabın ele aldığı en radikal öneridir.[3] Yazarlar ayrıca şu önerileri sunmaktadır: Ölümcül çatışmaların önlenebilmesi için BM’nin krizlere tepki kapasitesinin güçlendirilmesi ve BM Güvenlik Konseyi içinde hatalı işleyen siyasetin değiştirilmesi; dünyada iş, eğitim vb. imkânlara erişemeyen milyonlarca umutsuz genç için fırsatlar sağlanması; daha iyi bir eğitim, iletişime erişim ve çocuk sağlığı alanındaki hızlı ilerlemelerden tüm halkların faydalandırılması ve borç bağımlılığından kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi hedeflenmelidir. Buna ek olarak zengin ve yoksul ülkeler arasında uzlaşma sağlanarak küresel ısınma ve onu tetikleyen etmenleri ortadan kaldırmak için bir yönetim belirlenmelidir. Yazarlar geleceğin yeniden yapılandırılması hakkında umutlular, buna da dünya ekonomisine katkıda önemli bir adım olarak Bretton Woods Anlaşmaları’nın[4] başarısını örnek vermekteler. Ancak her ne kadar kitapta Bretton Woods’un başarısı örnek verilse de 1970’lerden sonra gelişmiş ülkelerin para piyasalarındaki dalgalanmayla bu sistem yıkılmıştır.

Kitabın tartışmaya açtığı ikinci bölüm; yönetişimin olmazsa olmaz üç unsuru; ölümcül çatışmaların engellenmesi, gençler için fırsatların oluşturulması, iklim değişikliğinin yönetilmesi; bunlar sadece 2000 yılındaki milenyum toplantısında değil günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir. Dünyadaki ölümcül çatışmaların engellenmesine değinen ilk başlıkta (Preventing Deadly Conflict) birçok savaşın sivil savaş olduğu vurgulanmaktadır. Sivillerin savaştığı ve sivillerin hayatlarını kaybettiği bu savaşlar küreselleşmektedir. Savaşlar ne kadar yerel olursa olsun; maalesef küresel pazarın yerel etkisine, yerel silah ticaretine, sınır ötesinde devam eden akrabalık ve yakınlık bağlarına, diğer insanlar ve devletlerin korku ve çıkarlarına, devletlere bağlı olmayan grupların etkilerine bakılmaksızın bu sorunun aşılmasının zor olduğu kabul edilmektedir. BM’nin ülkelerde yaşanan insan hakları ihlallerine kayıtsız kalmaması vurgulanmaktadır. Çünkü hak ihlalleri akabinde çatışmaların meydana gelmesini tahmin etmek zor değildir.[5] Kitap bu başlık altında BM Genel Sekreteri’nin görevlerinden, çatışma önleyici tedbirlerden, çatışmaların önlenmesi için bir fon oluşturulmasının gerekliliğinden ve hızlı müdahaleden bahsetmektedir.

Yazarlar savaşın sebep olduğu sonuçları şu şekilde özetlemektedir: Yerli ve yabancı arasındaki çizgi zedelenmeye başladığında devletlerarası ve ülke içi savaşlar ve hatta devlet dışı aktörlerin şiddeti aktif hale gelmektedir. Yaşanan isyan hareketlerinin sınır ötesine taşınmasıyla diğer ülkelerde de sorunlar baş göstermektedir. Yazarların bahsettiği bu durum Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye sığındıktan sonra Suriye ve Türkiye arasındaki gerilimi akıllara getirmektedir. Ayrıca yazarlar yaşanan bu savaş durumlarında hükümet askerlerinin suçlular gibi davranmaya başlamasına ve hükümetin kirli bir oyun sergilediğine vurgu yapmaktadır. Masum halk ayırt edilemediği için tüm yaşananlardan zarar görenler yine onlar olmaktadır. Bu gelişmeler ise dünya için sadece bir tehdit olarak görülmektedir.

Büyük devletlerin yerel savaşlarda etkin olduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Zira yerel savaşların etkileri bütün dünyada hissedilmektedir; çünkü güçlü olan devletlerin kendi ulusal çıkarları için başka ülke topraklarını işgal etmeleri yerel savaşları tetiklemektedir. Örneğin, ABD’nin 2001 yılında Afganistan’ı, ardından nükleer silah olduğu iddiasıyla Irak’ı işgali bu bölgelerde etnik ve mezhepsel çatışmalara sebep olmuş, yerel savaşların önünü açmıştır.

İkinci başlık genç nesil için fırsatların oluşturulmasından (Providing Opportunities for the Young) bahsederken altı milyar insan içinde gençleri bekleyen iki sonucun altını çizmektedir. Bir milyar genç, on milyonlarca bebek dünyaya getirecek ve enerji dolu bu çocuklar bizim kültür, ekonomi ve sosyal hayatımıza karışacaklar. Gelecek nesiller için şimdiden bir şeylerin yapılması gerekmektedir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik ve fırsat eşitsizliği sebebiyle yoksul bölgelerde dünyaya gelen çocukların birçok şeyden mahrum kalmaları ise kaçınılmazdır. Örneğin 2025 yılında her üç kişiden ikisinin yaşayabileceği su sıkıntısının çatışmalara sebep olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Çünkü su sıkıntısı siyasi, ekonomik, kültürel faktörlerle birleştiğinde yoksulluk, haksızlık, savaş ve göç gibi problemler insanlığı bekliyor olacaktır. Bu problemler, sınırlar arası bir sorun olarak insanları, özellikle gençleri tehdit etmektedir. Kitapta, geleceği düzenleyecek, imar edecek genç kuşağın iyi bir yönetime olan ihtiyacı üzerinde durulmaktadır. Çocukların HIV/AIDS gibi hastalıklardan korunması, temel eğitim almaları, gelişmekte olan ülkelerde özellikle gençlerin internete erişiminin sağlanması, çocuk sağlığını korumak için tütün tüketiminden vazgeçilmesi, dünyanın geleceği için en hızlı şekilde kurşunsuz benzine geçilmesi hedefler arasında gösterilmektedir.

Üçüncü bölümde iklim değişikliğinin yönetimi (Managing Climate Change) işlenmektedir. Küresel ısınmaya “insan”ın sebep olduğu üzerinde durulurken denizlerin geçen yüzyıla oranla yükseldiğinin altı çizilmektedir.[6] Bu problem bir bölgeyi değil bütün bir küreyi ilgilendirmektedir. Buna rağmen karar alıcılar kendi bölgeleri dışında düşünememektedir. Karbondioksit ve sera gazlarının salınımının azaltılması için imzalanan Kyoto Protokolü[7] maddelerine uymak, küçük de olsa küresel ısınmanın önüne geçebilecek bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Kitap son olarak BM Milenyum Zirvesi için pratik sonuçlar vermektedir. Bu bölümde boş vaat ve sözlerin bir müddet sonra tehlikeli olacağı vurgulanmakta, zirveye katılan liderlerin küçük gruplar halinde toplantılar yaparak yönetmeleri gereken şu üç önemli sorunun altını çizmektedir: kentleşme ve eğitim, sınır ötesi suç ve etnik uzlaşma, kalkınma ve çevre sorunları.

Eşitlik, özgürlük, dayanışma ve küresel değerlerin korunması adına çalışmalar yapılmasını öneren kitap, kapanış bölümünde yazarların niyetini şu şekilde ortaya koymaktadır:

“Küresel toplumun vatandaşları olarak bizler, tüm zorluklar ve fırsatlarla yüzleşiyoruz. Zorlukların çoğu kendi ürettiklerimizdir. Ancak küreselleşmenin fırsatları büyük güç ve umudu temsil eder. Bizim yapmamız gereken gücün iyi kullanıldığını ve sözlerimizin yerine getirildiğini belirlemektir.”[8]

Kitabın hazırlanma sebebi olan ilk milenyum zirvesi 2015 yılına kadar dünyadaki çatışmaların, eşitsizliklerin, sağlık sorunlarının önünü almak, yoksulluğu bitirmek ve daha iyi bir yönetim kurmak umudu ile 2000 yılında yapılmış ve zirvede aşağıda yer alan sekiz amacın[9] gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştı:

1. Aşırı yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması 2. Evrensel ilköğretimin gerçekleştirilmesi 3. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadınların konumunun güçlendirilmesi 4. Çocuk ölümlerinin azaltılması 5. Anne sağlığının iyileştirilmesi 6. HIV/AIDS, sıtma ve öteki hastalıklarla mücadele edilmesi 7. Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması 8. Kalkınma için küresel bir ortaklık geliştirilmesi[10]

Zirveye katılan 147 ülke küresel düzeyde taşıdıkları sorumluluğu kabul ederek “Binyıl Bildirgesi”ni ilan etmiştir. Zirvenin çizdiği amaçlara ulaşmak için hükümetlerin politikalarında kararlı olması, sürdürülebilir kalkınma planları yapılması, makroekonomik düzeyde istikrarın sağlanması ve yolsuzluklarla savaşan bir yönetimin gerekliliği vurgulanmıştır. Yoksul ülkeler yaşadıkları engelleri tek başına aşamayacakları için gelişmiş ülkelerin küresel barış ve istikrar adına bu ülkelere yardım etmesinin ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için iş birliği içinde hareket edilmesinin önemi ortaya konmuştur.

2000 yılından bu yana düzenlenen milenyum zirvelerinin sonuncusu 14 Kasım 2012 yılında Doha’da gerçekleştirilmiştir. Zirvede, ilk toplantıdan bu yana BM’nin, hükümetlerin, sivil toplumun ve özel sektörün birlikte çalışmasıyla hedeflenen yolda başarılar elde edildiği belirtilmiştir. Aşırı yoksulluğun ilgili bölgelerde düşüşe geçtiği, yoksulluğun genel olarak azaltılmaya çalışıldığı, 200 milyon gecekondu sakininin yaşamında iyileştirmeler yapıldığı, erkek ve kızların eşit oranda temel eğitime ulaşımlarının sağlanmaya çalışıldığı, temel eğitimin verilmesinde sıkıntı yaşayan birçok ülkede ilerlemeler kaydedildiği, beş yaşın altındaki çocuk ölümlerinde azalma olduğu, bölgelerde HIV ile yaşayan kişiler için tedavi merkezlerinin yaygınlaştırıldığı, tüberküloz hastalığının yayılmasının önüne geçilmeye çalışıldığı, sıtmadan ölümlerin önüne küresel ölçekte geçildiği rakamlarla birlikte raporda yer almaktadır.[11]

Öte yandan 2012 yılında yayımlanan Binyıl Kalkınma Hedefleri Raporu’nda belirtilen bu olumlu gelişmeler, kurak alanlar ve bu alanlarda yaşayan insan sayısına ilişkin ortaya çıkan rakamların ciddiyetini gölgeleyememektedir. Zira refah ve kalkınma göstergeleri açısından, kurak alanlarda yaşayan insanların dünyanın diğer kısımlarının gerisinde kalması ile somutlaşan kuraklık ve fakirlik arasındaki doğrusal ilişki, fakirliğin kurak alanlarda önemli sorun olmaya devam ettiğini göstermektedir.

2008 yılı verilerine göre, kurak alanların yaygın olduğu gelişmekte olan ülkelerde nüfusun %24’ünün günlük geliri 1,25 doların altındadır. Üstelik yetersiz beslenme oranlarının en yüksek olduğu ülkeler de kurak alanların yaygın olduğu ülkelerdir. Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, 2008 yılı itibarıyla yetersiz beslenen nüfus, dünya nüfusunun %15,5’ini oluşturmaktadır ve en yüksek oranlara, kurak bölgelerin yüz ölçümlerinin %40’ından fazlasını oluşturduğu Asya ve Afrika’da ulaşılmıştır. Ayrıca, kurak bölgelerde diğer bölgelere kıyasla hızlı seyreden nüfus artışı; açlık ve fakirlikle mücadele sürecini olumsuz etkilerken, göçebe hayat tarzı ile birlikte kuraklığın, Binyıl Kalkınma Hedefleri önündeki en temel sorunlardan biri olduğu görülmektedir.[12]

Sonuç olarak 2000 yılında düzenlenen Milenyum Zirvesi’nde, yararlanılan kitabımız Altered States’in yazarları dünyada iyi bir yönetimin olabilmesi ve BM’nin daha güçlü bir hale gelmesi için pratik öneriler sunmaktadır. Küreselleşmenin dinamiklerini ve günümüzdeki etkilerini tartışırken devletlerin yönetim kapasitesini, küresel demokratikleşmeyi ve küresel potansiyeli gerçekleştirmek için yeni bir yönetişime ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır.

 


[1] Ülkeler ve kültürler yalnızca ticaret ve istilalar sebebiyle birbirlerinden etkilenmemektedir. Uluslararası bütünleşme ve karşılıklı bağımlılıkla gelen yeni dalga, yer küreyi farklı etkilemektedir. Ülkeler ve insanlar arasındaki bağlantılar ve onun etkileri sayı ve derinlik bakımından aynı olsa da geri dönüştürücü bir etkiye sahiptir. Bu dönüşüm nasıl yaşamamızla, nasıl yönetmemizle ilgili değişimleri de beraberinde getiriyor ve bu etkinin nasıl olduğu hâlâ tam olarak anlaşılamamaktadır. Gordon Smith & Moises Naim, Altered States: Globalization, Sovereignty and Governance, International Development Research Centre, Canada, 2000, s. xiii.
[2] Smith & Naim, s. 23.
[3] Smith & Naim, s. 28.
[4] IMF ve Bretton Woods sistemi, iki savaş arası dönemde ekonomik yönetişim boyutunu ihmal eden Versay Anlaşması’ndan, Milletler Cemiyeti tecrübesinden, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nı doğuran ekonomik faktörlerden alınan derslerden yola çıkılarak tasarlandı. BM’ye eklemlenen Bretton Woods rejimi, dünya ekonomisinde istikrar ve büyüme dinamiklerinin güçlü kurumsal düzenlemeler yoluyla kontrol altında tutulması ve ulusal para birimlerinin kasten devalüe edilmesine izin verilmemesi gerektiğine dair inancı yansıtmaktaydı. Kalkınmada devletin rol alması gerektiğini öngören Keynezyen uzlaşının güç kazanması, müdahaleci ulusal rejimleri tolere edecek istikrarlı bir uluslararası sistemi gerekli kılmaktaydı. Aynı zamanda, Soğuk Savaş ortamında Sosyalist Sovyet modeline karşı küresel kredibilitesi olan bir piyasa düzeni sunma çabası da stratejik bir amaç olarak belirmişti; Sadık Ünay, “IMF ve ‘Küresel Misyon Arayışı’”, Seta Analiz, Sayı 13, Ekim 2009, s. 4-5.
[5] Smith & Naim, s. 21.
[6] Smith & Naim, s. 50.
[7] İnsan kaynaklı faaliyetlerin neden olduğu küresel ısınmanın iklim üzerindeki etkilerine karşı uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adım 1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda imzaya açılan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’dir (United Nations Framework Convention on Climate Change). 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme’ye halen, aralarında ülkemizin de bulunduğu 195 ülkenin yanı sıra, Avrupa Birliği de taraftır. BMİDÇS, taraf ülkeleri, sera gazı salınımlarını azaltmaya, araştırma ve teknoloji üzerinde iş birliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını (örneğin ormanlar, okyanuslar, göller) korumaya teşvik etmektedir. Sera gazı salınımlarının dünyanın her yerinde artmaya devam etmesi ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin giderek daha fazla hissedilir olması üzerine, özellikle gelişmiş ülkelerin kararlı ve bağlayıcı yükümlülükler almaları için BMİDÇS’ye taraf ülkeler mevcut Sözleşme’nin niteliğini güçlendirmek amacıyla 1997 yılında Kyoto’da yapılan 3. Taraflar Konferansı’nda Kyoto Protokolü’nü kabul etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler; İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMIDÇS) ve Kyoto Protokolü, http://www.mfa.gov.tr/birlesmis-milletler_iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesi-_bmidcs_-ve-kyoto-protokolu-_.tr.mfa (16 Aralık 2012).
[8] Smith & Naim, s. 65.
[9] Bu sekiz maddelik Binyıl Kalkınma Hedefi her bir ülke için 2015 yılına kadar sürdürülebilir kalkınma ve yoksullukla mücadele alanında sağlanan ilerlemeyi ölçülebilir ve izlenebilir bir biçimde gösterecek şekilde geliştirilmiştir.
[10] BM Türkiye, Binyıl Kalkınma Hedefleri Türkiye Raporu, http://www.un.org.tr/index.php?LNG=2&ID=21 (16 Aralık 2012).
[11]United Nations, The Millennium Development Goals Report 2012.
[12] Dilek Yiğit, Kuraklık: Binyıl Kalkınma Hedefleri Önündeki Engel, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 21 Kasım 2012, http://www.sde.org.tr/tr/haberler/2019/kuraklik-binyil-kalkinma-hedefleri-onundeki-engel.aspx (17 Aralık 2012).