Angola Müslümanları

Angola Müslümanları

02 Şubat 2017

Yüz ölçümü: 1.246.700 km2

Nüfus: 19.088.106

Müslüman nüfus: %3

Başkent: Luanda

Resmî Dil: Portekizce

Müslüman kıta Afrika’da İslam’ın tarihsel olarak en geç ulaştığı ülke Angola’dır. Angola’nın dünyadaki en önemli elmas ve petrol üreticisi ülkelerden biri olması, dünyanın birçok yerinden olduğu gibi Müslüman ülkelerden yatırımcı ve işçileri de buraya çekmektedir. Ülkede genel nüfus içinde Müslümanların oranı %3 civarındadır (yaklaşık 80 bin). Angola’daki Müslümanların varlığı özellikle sömürge dönemindeki sanayi yatırımları sırasında ülke dışından gelen göçmen akınına dayanmaktadır. Bu ülkedeki Müslümanların büyük bölümü buraya ekonomik gerekçelerle gelen Mali, Nijerya ve Senegal asıllı Müslüman işçilerden oluşmaktadır. Angola’ya yatırım amacıyla gelen Müslümanlar ise genellikle Lübnan, Hindistan ve Pakistan’dan gelen tüccarlardır.

Bu demografik gerçek, son yıllarda siyasi bir dışlama motivasyonuna dönüşmüş ve Müslümanlar bu ülkenin Hristiyan Katolik sosyal dokusuna sonradan eklenmiş yabancılar olarak gösterilmeye başlanmıştır.

Angola’nın yerlisi olan topluluklar arasında İslam’ın yayılmasını sağlayan birçok unsur bulunmaktadır. Bunlardan ilki tabii ki, Müslümanların kurmuş olduğu kimi derneklerin yaptığı tebliğ çalışmalarıdır. Bir diğer etken, iç savaş sırasında Angola’yı terk ederek başka ülkelere giden göçmenlerin bu ülkelerde Müslüman olmalarıdır. 1975 yılında Portekiz’in çekilmesi sonrasında başlayan iç savaş 27 yıl sürmüş ve savaş sırasında bir milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir. Savaştan kaçan yüz binlerce Angola göçmeninin bir bölümü, Müslümanların yaşadığı yerlere sığındığından, bunlar arasında İslam’ı kabul edenler olmuştur.

Üçüncü bir faktör olarak evlilikler gelmektedir. Müslümanlarla yapılan evlilikler ülkedeki Müslüman nüfusun artmasında etkili olmaktadır. Çalışmak veya ticaret yapmak için bu ülkeye gelen Müslüman erkeklerle evlenen yerli Angola kadınlarının sayısındaki artış, hükümeti kaygılandıracak kadar dikkat çekicidir.

Angola yasalarına göre bir grubun dinî bir cemaat olarak resmî statü kazanabilmesi için en az 100 bin yetişkin takipçisinin olması gerekmektedir. Yine aynı yasaya göre din mensuplarının 18 eyaletten en az 12’sinde varlık göstermesi zorunludur. Önemli bir bölümü zaten yasa dışı yollarla ülkede kalan göçmen işçilerden oluşan Müslümanların bu durumlarından ötürü yasal statü başvurusu mümkün görünmemektedir.

Ülkedeki Müslümanların gerçek sayısının mevcut resmî rakamların en az altı katı (yaklaşık 500 bin) olduğunu belirten kaynaklar, kaçak işçilerin sınır dışı edilmemek için kayıtlı görünmediğini, dolayısıyla ülkedeki Müslüman oranının düşük göründüğünü belirtmektedir. Bu nedenle İslam dini resmî olarak Angola’da tanınmamakta ve Müslümanlar da dinî bir azınlık olarak temsil edilememektedir. Ülkede Müslümanların dinî işlerini düzenleyen, imamların bir araya gelerek oluşturduğu özerk yapıda bir müftülük bulunmaktır.

Ekonomik imkânlarının büyüklüğüne rağmen Angola, gelir adaletsizliği, kaçakçılık, yolsuzluk ve rüşvet sebebiyle dünyanın en fakir ülkelerinden biri durumundadır. Bu adaletsizlik Angola’da büyük bir gelir uçurumunun oluşmasına yol açmıştır. Müslüman azınlık arasında durumu oldukça iyi olan zengin iş adamlarının yanı sıra göçmen işçiler de bulunmaktadır. Bu nedenle azınlığın genel sosyal ve ekonomik durumu arasında da uçurum söz konusudur.

Mevcut olumsuzluklara rağmen Angolalı Müslümanlar kendi eğitim kurumlarını oluşturabilmiştir. Kurdukları dernekler veya okullar sayesinde çocuklarının İslami eğitimini garanti altına almışlardır. Ancak bürokratik düzeyde güçlü bir şekilde temsillerini sağlayacak nitelikli bir eğitim imkânları henüz yoktur.

Ülkede İslam’a bakış konusunda ciddi bir olumsuzluk vardır. Bunda Müslümanların yerel bir İslami kültür ortaya koymada gecikmelerinin etkisi olduğu kadar, İslam karşıtı medya propagandaları da önemli etkiye sahiptir. Angola yönetimi, Müslümanlarla terör arasında bağlantı olduğuna peşinen inandığı için, bütün Müslümanları birinci dereceden şüpheli olarak görmektedir. Bu uygulamadan göçmen işçiler, sıradan Angola Müslümanları ve büyük yatırımları olan Müslüman iş adamları da nasibini almaktadır.

11 Eylül olaylarından sonra artan baskılar, 2006 yılından itibaren fiilî operasyonlara dönüşmüş ve birçok camiye baskınlar düzenlenmiştir. Bazı camilerin kapısına kilit vurulurken bazıları da kamulaştırılmıştır. Yukarıda belirtilen, dinî cemaatlerin yasal statüsünü belirleyen düzenlemelere göre, siyasiler İslam’ın ülkede yasal bir din olmadığını her fırsatta dillendirmektedir. Hristiyan grupların da destek verdiği sindirme operasyonları, 2008 yılında Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında toplumsal bir çatışmaya dönüşmüştür.

2009 yılında Hristiyan siyasetçilerin kışkırtıcı açıklamaları ve İslam’ı bir tehdit olarak gösteren söylemleri, ülkede yeni gerilimleri tetiklemiş ve 2010 yılında bazı camiler kundaklanmıştır. Sonrasında başlayan resmî operasyonlar 2013 yılından itibaren iyice artmış ve 60’tan fazla cami ya kapatılmış ya da yıkılmıştır. Bugün ülke çapında bulunan toplam 78 caminin biri hariç tümü kapalıdır.

Resmî otoritelerin bir diğer yıldırma taktiği de Müslüman cemaat tarafından yapılan başvuruların olumlu veya olumsuz bir yanıt verilmeyerek sürüncemede bırakılmasıdır. Ülkenin dört bir yanında onlarca proje bu şekilde askıda bekletilmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı olaylar karşısında ülkeye bir gözlemci heyeti göndermeyi teklif etmiş ancak bir yanıt alamamıştır.

Diğerleri