Arakan Raporu; Tarihî Süreç, İç Dinamikler ve Uluslararası Aktörler

Arakan Raporu; Tarihî Süreç, İç Dinamikler ve Uluslararası Aktörler

28 Eylül 2017

Giriş

Myanmar’da farklı etnik gruplarla hükümet arasında neredeyse bağımsızlık günlerinden itibaren ciddi anlaşmazlıklar yaşanmasına rağmen neden sadece Rohingyaların ülkeden gönderilmesine varan radikal talepler söz konusu? Ülkede farklı etnik yapılara mensup olan veya etnik olarak Burmalı olan başka Müslüman topluluklar da varken Rohingya sorunu neden bir din savaşı olarak sunuluyor?

Bu soruların cevapları tarihî, sosyal ve siyasi olarak çok boyutlu ve sorunlu bir geçmişi yansıtıyor. Rohingyaların yaşadığı bölgeye son dönemde düzenlenen askerî operasyonların “temizlik” (clearence) adıyla anılması, Müslüman Rohingya nüfusun ülkeden gönderilmesi üzerine kurgulanmış ve yürürlüğe konulmuş bir etnik temizlik sürecini ima ediyor. Son yıllarda problemin gündeme geliş tarzı, Myanmar’ın bu durumu bir din savaşı haline dönüştürüp ülkedeki diğer etnik yapıların ortak özelliği olan Budizm’i Rohingya Müslümanlarını dışlamada merkeze alan bir anlayışı yansıtıyor. Din üzerinden ortak düşman yaratma ve ona karşı birleşme çabalarıyla sosyal kopuşun tabandan gerçekleştirilmesi birincil hedef gibi görünürken ülkede, diğer etnik gruplarla Myanmar devleti arasındaki çatışma ve anlaşmazlıkların devam ettiği ve bunların Myanmar’ı ciddi boyutlarda meşgul ettiği gerçeği de ortada duruyor.

Rohingyaların yaşadığı bölgelere yapılan son operasyonlar, 2012’de başlayan ve devam eden bir sürecin telafisi mümkün olmayan karanlık bir noktaya doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu tarihten itibaren Rohingyaların maruz kaldığı dışlanma, hem siyasi hem de sosyal olarak kendini çok sert ve kanlı bir biçimde hissettiriyor. Özellikle de mevcut hükümetin yönetime geldiği 2015 seçimleri öncesi ve bugün yaşananlar, dünyanın görmezden gelemeyeceği bir trajediyi ortaya koyarken Arakan’da insanlar hayatlarını, topraklarını, geleceklerini kaybetmeye devam ediyor.

Nisan 2017’de yayımlandığımız “Myanmar’ın Rohingya Çıkmazı-Arakan’da Tarihî Süreç, İç Dinamikler ve Uluslararası Aktörler” adlı çalışmanın Ağustos 2017 ile bölgede meydana gelen gelişmeler üzerine güncellenmiş versiyonu olan bu rapor, yaşanan insani sorunun çözümüne yönelik yıllardır hiçbir gelişmenin kaydedilmediği bölgede olan biteni anlayabilmek amacıyla öncelikle sürece dair tarihî arka planın bir özetini, Rohingyaları siyasi direnişe iten süreçlerle birlikte Rohingya siyasi direniş ve silahlı hareketlerini, meydana gelen son olayları ve bölgedeki insani durumla ilgili son gelişmeleri incelemektedir.

Raporda ayrıca, Rohingyaların yaşadığı insani trajediyle ilgili uluslararası toplumun çözüm sürecinin neresinde olduğunu daha iyi resmetmek için Myanmar’daki iç dengelere, bölgesel denkleme ve uluslararası camianın tutumuna da yer verilmiştir.

Problemin Tarihsel Geçmişi

Sömürge Dönemi

Bu dönem, bölgeye sömürge yıllarında yerleştirildikleri iddiasıyla Myanmar’ın Rohingyaları dışlaması açısından önem taşımaktadır. İngiliz sömürge döneminde bugünkü Myanmar topraklarına Güney Asya’dan önemli ölçüde işçi göçü olmuş ve bu göç hareketi sömürge yönetimince organize edilmiştir. O dönem Burma olarak anılan topraklar, İngiliz idaresindeki Hindistan’ın bir eyaleti haline getirildiğinden bölgeye olan göçler bir iç göç gibi değerlendirilmiştir. Ancak bugün, Myanmar devleti o dönemde yaşanan göçleri yasa dışı göçler olarak değerlendirmekte ve bölgede 12. yüzyıldan itibaren yerleştiği bilinen ve özellikle Bangladeş’le sınır bölgelerinde yaşayan Rohingyaları, İngiliz dönemindeki göçlerle gelen bir topluluk olarak değerlendirip vatandaşlığa kabul etmemektedir.[1] Arakan,[2] Myanmar’ın[3] batısında, Bengal Körfezi’ne kıyısı olan bir eyalettir. Sittwe, eski adıyla Akyab, bu eyaletin başşehridir.[4]

Bölgedeki nüfusun çoğunluğunu Rakhine olarak bilinen Arakanlı Budist Magh etnik grubu oluştururken, Threvada Budist inancına mensup olan diğer etnik azınlıkların en kalabalığı Mro Khamilerdir.[5] Arakan’da yaşayan Müslümanlar ise farklı etnik ve dil toplulukları olarak dört bölgede yoğunlaşmıştır:

  • Bangladeş’in Chittagong bölgesiyle sınır olan, Maingdaw ve Buthidaung bölgelerinde yaşayan ve Myanmar tarafından ısrarla “Bengali” olarak anılan Rohingyalar. Bu topluluk, Arakan Krallığı döneminden itibaren bölgenin bir unsuru olarak bu topraklarda yaşamıştır.
  • 1430-1784 yılları arasında Mrauk-U (Mrohaung) Krallığı döneminde buraya yerleşmiş ve hâlihazırda Mrauk-U ve Kyauktaw bölgelerinde yaşayan Müslüman topluluk.
  • Kamein/Kaman[6] olarak bilinen Ramree Adası’na yerleşmiş Arap ve Fars tüccarların torunları olan topluluk.
  • Arakan’ın 1784’te Burma Krallığı tarafından işgali ile Myedu bölgesinden Sandoway bölgesine gelen Müslümanlar.[7]


Bunlar dışında Myanmar genelindeki Müslüman topluluklar şu dört grup altında değerlendirilmektedir:

  • Chulias, Kaka ve Pathan olarak bilinen ve İngiliz sömürge döneminde daha çok ticari işler ve idari görevlerde bulunmak üzere bölgeye getirilen Hintli Müslümanlar uzunca bir süre sömürge yönetiminin başkenti Yangon’da (eski adıyla Rangoon) yaşamıştır. Bu grup kent nüfusunun neredeyse yarısını oluşturmuştur. Urduca konuşan Hintli Müslümanlar Barelvi, Diyobendi ve Tebliğ Cemaati’ne müntesipti. 1962 askerî darbesi sonrası General Ne Win döneminde, ulusallaşma politikası sürecinde, 300.000 Hintli, Burma’dan sınır dışı edilmiştir.
  • Pathee yahut Zerbadee olarak bilinen grup, Fars ve Hint Müslümanların Burmalı ya da bölgedeki diğer etnik gruplardan kadınlarla evliliklerinden gelen Müslüman nesillerdir.
  • Panthay yahut Hui Müslümanları ise 13. yüzyılda Çin’in Yunnan bölgesinden buraya göçmüş Çin kökenli Müslümanlar olup daha çok ticaretle iştigal etmektedirler. 1949 yılından sonra Komünist Çin yönetiminin baskılardan dolayı bölgeye göçen bu insanlar, Mandalay’ın kuzeyine yerleştirilmiştir.
     

"Myanmar devleti sömürge döneminde yaşanan göçleri yasa dışı göçler olarak değerlendirmekte ve bölgede 12. yüzyıldan itibaren yerleştiği bilinen ve özellikle Bangladeş’le sınır bölgelerinde yaşayan Rohingyaları, İngiliz dönemindeki göçlerle gelen bir topluluk olarak değerlendirip vatandaşlığa kabul etmemektedir."

Bu topraklarda Müslümanlar ülke tarihi ve siyasetinde önemli mevkilerde bulunmuştur. 1857’deki Hint kalkışması sonrası İngiliz sömürge yönetimi tarafından Yangon’a sürgün edilen son Babür Sultanı Bahadır Şah’ın türbesi de bu topraklardadır. 1898 doğumlu U Razak, Tamil kökenli önemli bir siyasi olarak Burma bağımsızlık sürecinde Burma Müslümanlarının ve Budistlerin birliği için mücadele vermiştir. Günümüzdeki Mandalay Üniversitesi onun tarafından Mandalay Koleji olarak kurulmuştur. General Aung San’ın bağımsızlık öncesi geçici hükümeti döneminde Eğitim ve Millî Planlama Bakanı olarak görev yapan U Razak, 19 Temmuz 1948’de Aung San’a yönelik düzenlenen suikast sırasında hayatını kaybeden altı kişiden biridir.[8]

Rohingyalar, 1429-1785 yılları arasında Arakan ve günümüzdeki Bangladeş’in Chittagong eyaletini kapsayan topraklarda Mrauk-U Krallığı himayesinde yaşamıştır. 1400’lerde Burma Krallığı tarafından işgal edilen Mrauk-U, Bengal’den yardım istemiş ve işgalcileri Müslümanların desteğiyle geri püskürtmüştür. Böylece bölgenin Müslüman Bengal ile ilişkileri de gelişmeye başlamıştır. 1430’dan 1531’e kadar Bengal Sultanlığı’nın himayesindeki Mrauk-U, Budist krallar tarafından yönetilirken, özellikle askerî görevler ve mahkemelerde Müslümanlar etkin rol almıştır. Bölge tarihine yönelik bazı kaynaklarda, Arakan’ın Budist kralları, askerî liderleri ve mahkeme hâkimleri dahi Müslümanlara ait unvanlar almıştır.[9] Müslümanların diğer krallıkların ordularında ve mahkemelerinde görev almaları Güneydoğu Asya genelindeki bütün krallık ve yönetimlerde o günlerde geçerli bir uygulama olagelmiştir. Arakan’ın kuzeyinde bulunan Mrauk-U, daha sonrasında Arakan Krallığı olarak ilan edilen yapıya dâhil edilerek krallığın başşehri olmuştur. Bu krallık, Arakan’ın güneyindeki Irrawaddy deltası ve Burma merkezindeki Burma krallıklarından, batıdaki Bengal ve Babür’den ayrı bir yapı arz etmiştir.

Müslüman tüccarların bölgeye gelişi 8. yüzyıla dayandırılmaktadır. Buranın önemli bir ticaret merkezi haline gelmesi krallığın merkezinin Waithali’ye doğru kaymasına sebep olmuş, bu ise Müslüman tüccarların bölgede kıyı kesimi boyunca yerleşmesinde etkili olmuştur. 12 ve 13. yüzyıllara doğru Arakan’a gelen Müslüman tüccar sayısı artmış, Müslümanlaşan Bengal’den de bu bölgeye göçler çoğalmıştır. Bu açıdan bakıldığında modern Bangladeş sınırları içerisinde kalan Chittagong, 1784’teki Burma işgaline kadar bağımsız bir krallık olan Arakan’ın coğrafi bir uzantısı olarak -günümüz modern ulus devlet sınırlarıyla bölünmeden önce- geçişlerin ve etkileşimin yoğun olduğu bir bölge olmuştur.

Arakan Krallığı 1784-1824 arasında Burma Krallığı tarafından işgal edilmiş ve bu dönemde bölgede büyük kıyımlar gerçekleştirilmiştir. Bu baskılardan kaçan kuzeydeki Müslümanlar Chittagong’un[10] güneyindeki Cox’s Bazar’a[11] sığınmıştır. İngilizlerin kontrolünde olan bu bölgedeki Rohingya Müslümanları da sonrasında Burma Krallığı’na akınlar düzenlemiştir. Burma Krallığı Rohingyaları yakalamak için girdiği Chittagong’da İngilizlerle karşı karşıya gelmiştir. 1811’de Rohingyalar milisleri organize ederek Kuzey Arakan’ın büyük bölümünü ele geçirmiştir. İlerleme kaydeden Rohingyalar, Burma’ya karşı İngilizlerden yardım talep etmiş fakat bu talepleri olumsuz karşılanmıştır. Takip eden süreçte Burma ordusu Rohingya milislerini Bengal’e geri püskürtmüştür. Bu dönemde Bengal’e sığınan birçok Rohingya bir daha geri dönmeyerek Cox’s Bazar’da yerleşmiştir.[12]

İngilizler, sömürge toprağı olan Chittagong’a sürekli akınlar düzenleyen Burmalılara 5 Mart 1824’te savaş açmış ve bu savaş tarihe ilk İngiliz-Burma Savaşı olarak geçmiştir. Bu süreçte İngilizlerle topraklarını korumak isteyen Rohingyalar arasında bir ittifak yapılmıştır. Savaşlar sonucu Burma ordusu İngilizler karşısında yenilgiye uğramış ve Arakan bölgesi yapılan anlaşma sonucu İngiliz sömürge topraklarına bırakılmak zorunda kalmıştır.[13]

İngiltere Burma’yı 1824 başlarından itibaren düzenlediği üç istila ile kolonileştirmiştir. Bu süreçte Arakan’ın Burma idaresi zamanında boşaltılan sınır köylerine Chittagong’dan Müslümanlar da yerleştirilmiştir. İngilizler bu Müslüman köylere dinî ve kültürel özgürlükler tanırken yönetimde de kısmî bir otonomi vermiştir.[14]

2. Dünya Savaşı ve Myanmar’ın Bağımsızlık Süreci

1937’ye kadar İngiliz Hindistan’ının bir parçası olarak sömürge yönetimi altındaki Burma Krallığı bu tarihle birlikte yarı özerk bir yönetime doğru evrilmeye başlamıştır. Ancak krallık dâhilinde birbirinden farklı çok sayıda etnik grup vardır. Bu grupların her biri, kendi bağımsızlıkları için dış güçlerle ittifak arayışında olmuştur. Bu durum bugünlere kadar devam eden bölünme ve bu yolda ortaya çıkan silahlı mücadelelerin kaynağı olmuştur.[15]

Sömürge döneminde İngilizlerin desteğini alan Rohingyaların İngilizlerle bir diğer yakınlaşması ise 2. Dünya Savaşı’na giden süreçte olmuştur. Buna sebep de İngilizlerin Rohingyalara Burma’ya karşı savaşmaları karşılığında otonomi hakkı verme sözüdür. Fakat İngilizler bu sözlerinde durmayarak bütün bölgeyi Burma’ya bırakmıştır.

2. Dünya Savaşı sürecinde Myanmar’ın çoğunluğunu oluşturan Bamar yani Burma etnik grubuna mensup pek çok kişi, İngiliz sömürgesinden kurtulmak için Japonya yanında savaşmıştır. Fakat azınlık olan diğer etnik gruplar, Bamarlara ve Japonlara karşı müttefik kuvvetleri desteklemiştir.[16] Sonrasında İngilizlerle ittifak eden Burma, savaşın bitmesiyle İngiltere’den bağımsızlığını kazanmış ve böylece bütün etnik azınlık bölgeleri de bu yeni ülkenin sınırları içerisinde kalmıştır.[17]

"Burma Krallığı dâhilinde bulunan birbirinden farklı çok sayıda etnik grup, kendi bağımsızlıkları için dış güçlerle ittifak arayışında olmuştur. Bu durum bugünlere kadar devam eden bölünme ve bu yolda ortaya çıkan silahlı mücadelelerin kaynağını teşkil etmiştir."

General Aung San liderliğindeki bağımsızlık sürecinde, federal bir yapılanma hedeflenirken etnik olarak farklı topluluklara otonomi verilmesini konu alan Panglong Konferansı 1947’de gerçekleştirilmiştir. “İnsan hakları, ulusal ve kültürel haklar, kültürel otonomi özgürlüğü, parlamentoda temsil hakkı” ile ilgili maddeler bu konferansta kabul edilen anayasa taslağında yer almıştır. Fakat Aung San’ın 19 Temmuz 1947’de, kabinedeki altı arkadaşıyla birlikte uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmesinden sonra Panglong Konferansı kararları günümüze kadar uygulamaya geçememiştir.

Bağımsızlığın ilanından sonra, 1948 yılında hazırlanan yeni Burma Anayasası, ülkedeki etnik azınlıklar ve Burma yönetimi arasında sürekli bir anlaşmazlık konusu olagelmiştir. Zira çok etnikli bir yapıya sahip olan Burma’da, 135 etnik grup, resmî olarak tanınmış olan sekiz büyük grup altında kategorize edilmiştir. 1982’de çıkarılan Vatandaşlık Kanunu’nda Rohingyalar anayasada tanımlanan üç çeşit vatandaşlık kategorisinden hiçbirinde değerlendirilmeyip anayasada dördüncü bir kategori olan “foreigner” yani “yabancılar” kategorisinden hiçbirinde değerlendirilmiştir. Kuzey Arakan’daki Müslümanlar için dönüm noktası olan bu kanun ile Rohingyalar artık “vatansız” bir halk haline getirilmiştir.[18] Bu süreçte farklı etnik azınlıkların yaşadığı bölgelerde, hükümet güçleri ve yerel direniş grupları arasındaki çatışmalardan etkilenen pek çok kişi yerinden olmuştur.[19]

Rohingya Kelimesinin Kullanımı ve Rohingyaların Kökeniyle İlgili Tartışmalar ve Vatandaşlık Problemi

Myanmar ve Bangladeş’in birbirine yüklediği bir problemin kurbanı olan Rohingyalar, yıllardır birçok insanın hayatına mal olan bir çıkmazın ortasında yaşam mücadelesi vermektedir. Myanmar’ın 1948 ve Bangladeş’in 1971 olan bağımsızlık tarihleri hatırlandığında, bu iki devletin doğuşundan çok daha önce buralarda yaşamakta olan Rohingyaların nereye ait olduğu tartışmaları iyice alevlenmiş ve bu tartışmalar “Rohingya” ifadesinin kullanımının olup olmadığına yahut bu kullanımın ne zaman ortaya çıktığına kadar ilerlemiş ve bugün artık tamamen içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir.

Burada bir halkın yüzyıllardır yaşıyor olduğu gerçeği göz ardı edilip Rohingya kelimesinin kullanımının tarihsel ispatındaki zayıflıklar sebebiyle içeride ve diasporada yaşayan yaklaşık 3 milyonluk bir topluluk yok sayılmıştır. Bu durum, içinde yaşadığımız çağın ve ulus devlet düzeninin handikaplarının en çarpıcı ve en acı örneklerinden biridir.

Rohingya kelimesinin kullanımı ile ilgili tartışmalar halen devam ederken kimi kaynaklar bu ifadenin 1936’da kurulan ve Rohingyaların ilk siyasi oluşumu olduğu belirtilen The Rohingya Jam’iyyat al Ulama (Rohingya Âlimler Cemiyeti) adında geçmesi sebebiyle kelimenin kullanımını bu tarihe dayandırmaktadır.[20] Başka bir kaynakta ise kelimenin Guardian Daily’de 20 Ağustos 1951’de dönemin Buthidaung milletvekili Abdul Gaffar tarafından kaleme alınan The Sudeten Muslims[21] başlıklı yazıda geçtiği ifade edilmektedir.[22]

Tarihî kaynaklarda Rohingya ifadesinin kullanımının Pakistan ve Myanmar’ın bağımsızlıklarını kazanmalarıyla daha da yoğunlaştığı görülmektedir. Bu ise, yeni ulus devletler içerisinde kalan bu toplulukların, bulundukları ülkelerde azınlık statüsüne düşmelerinden sonra, bir kimlik inşası oluşturma ihtiyacıyla doğru orantılıdır. Sınırların belirlenmesiyle Doğu Pakistan (Bangladeş) tarafında kalan Budist Rakhineler de kendilerini “Marma” olarak adlandırmıştır. Bu isim, eski bir aşiret lideri olan Maung Shwe Prue tarafından 1940’ların sonlarına doğru kendi topluluğunu ayrı bir millet olarak Batı Bengal’de belirginleştirmek üzere kullanılmıştır. Marmalar o dönem Pakistan sınırları içerisinde kalmalarından dolayı önce bu ülkenin vatandaşlığını, sonrasında ise Bangladeş vatandaşlığını hiçbir sıkıntı çekmeden almış ve asla Rohingyaların maruz kaldığı acı süreci tecrübe etmemişlerdir.[23]

"Rohingya kelimesinin kullanımının tarihsel ispatındaki zayıflıklar sebebiyle içeride ve diasporada yaşayan yaklaşık 3 milyonluk bir topluluk yok sayılmıştır. Bu durum, içinde yaşadığımız çağın ve ulus devlet düzeninin handikaplarının en çarpıcı ve en acı örneklerinden biridir."

Yazılı kaynakları referans alan modern dönem tarihçiliğinin bir uygulaması olarak Rohingya ifadesinin yazılı kaynaklarda daha eski tarihlerde bulunmayışı sebebiyle böyle bir halkın olmadığı sonucu çıkarılması, yine modern dönemin belli kesimler için ürettiği açmazlardandır. Rohingya ifadesi ve bu halkın kökenine dair daha çok Batılı seyyah ve antropologların bölgeyle ilgili notlarına dayanan tartışmalar, bütün taraflarca manipüle edilmektedir. Rohingyalara dair genel kabullerden biri, Rohingyaların Muğal, Afgan, Patahan ve Bengali göçmen askerlerle Arap ve Fars tüccarların sonraki nesilleri olduğudur. Bu görüş Rohingya siyasi oluşumlarının da kabul ettiği bir görüş olup Müslüman seyyahların bölgeye dair notlarında geçen tarifler ve yorumlar arasında da bulunmaktadır.[24]

Malay anlatılarında ve Arap tarihçilere ait eserlerde de Roang, Rohang, Roshang şeklinde adlandırmaların olduğu ve bölgenin Jazirat al-Rahma yahut Rahmi olarak isimlendirildiği de ifade edilmektedir.[25]

Diğer bir görüş ise, bu halkın Bangladeş’in Chittagong bölgesindeki halkla aynı kökenden geldiği yönündedir. Bu görüş Rohingyaları ülkeden gönderme planı çerçevesinde Myanmar tarafından ısrarla savunulmaktadır.[26] Zira Arakan bölgesinin İngiliz sömürgesinde olduğu dönemlerde buraya Bengal’den ve Hindistan’dan iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla göç eden yahut ettirilen topluluklar üzerinden yürütülen tartışmalar sonucu, Rohingyalar yüzyıllar sonra Myanmar tarafından yasa dışı göçmenler olarak kabul edilmiştir.[27]

Rohingyaların Myanmar vatandaşlığı problemi 1970’lerle birlikte, General Ne Win askerî rejimi ile başlamıştır. 1974 Burma Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası’nın ilanı ve 1974 Acil Göç Eylemi (Emergency Immigration Act), vatandaşlığı etnik şartlara bağlayarak 1947 yasası uyarınca oluşturulan ve Rohingyaların da sahip olduğu Ulusal Kayıt Sertifikası’nı (National Registration Certificate) geçersiz kılmıştır.[28]

Rohingyaların durumunu daha da olumsuz etkileyen 1982 Anayasası ile Burma’da tam vatandaşlık (full citizenship), vatandaşlık adayı/yedek vatandaşlık (associate citizenship), sonradan vatandaşlık (naturalized citizenship) şeklinde üç farklı vatandaşlık tanımı yapılmıştır. Bu anayasa ile ikinci ve üçüncü tip vatandaşlık iptal edilebilir bir statüde tanımlanmış, iptal edilme şartları da yine aynı anayasada belirtilmiştir.[29] Bu üç statünün hiçbirine girmeyen Rohingyalar, anayasada foreigner kapsamında tanımlanan statüdedir. Tam ya da doğal vatandaşlık, Burma topraklarına 1823’ten önce yerleşmiş olanları kapsarken, yedek/aday vatandaşlığın kapsamı ise 1823 öncesi Burma’ya yerleşenlerin bölgeye sonradan ulaşan torunları olarak ifade edilmektedir. Bu tarihlendirme çerçevesinde Kachin, Kayah, Karen, Chin, Burman, Mon, Rakhine ve Shan ana etnikleri, doğal vatandaş olarak kabul edilmiştir.[30] Bu vatandaşlık tanımlamalarının ise genel olarak İngiliz sömürge döneminde buraya yerleşen Hint asıllı toplulukları/ insanları hedef aldığı belirtilmektedir.[31] Bu süreç, bağımsızlık sonrası vatandaşlık kazanan Rohingyaların bu statülerinin ellerinden alınmasıyla sonuçlanmıştır.[32]

1983 nüfus sayımına göre Arakan eyaletindeki Müslüman nüfusun oranı %24,3 iken bu nüfus sayımında Rohingyalar Bengaliler olarak adlandırılmıştır.[33] 1989 yılında Adaptation of Expressions Law (Law 15/89) çerçevesinde Arakan adı buradaki en kabalık etnik grup olan Budist Rakhinelere ithafen Rakhine olarak değiştirilmiştir.[34]

1982 Anayasası’nda “135 etnik grup” kullanımı ya da bu grupların isimleri zikredilmezken,[35] ülkede 135 etnik grubun varlığının dillendirilmesi 1990’larla başlamıştır. 1994’te yazılan Ethnic Groups in Burma: Development, Democracy and Human Rights (Burma Etnik Grupları, Kalkınma, Demokrasi ve İnsan Hakları) başlıklı yazıda Kanun ve Düzenin Yeniden Tesisi Devlet Komisyonu’nun (State Law and Order Restoration Council/SLORC), 135 ulusal etnikten bahsederken bunların isimlerini vermediği ifade edilmektedir. Yine yüksek rütbeli bir ordu mensubunun 7 Ağustos 1991’de yazdığı yazıda, “ülkede 135 etniğin varlığı olgusunun Myanmar’ın ‘büyük ırk düşüncesi’ üzerine kurulacak anayasa hazırlıklarının önünde büyük bir engel” olduğu belirtilmektedir. Devletin “büyük ırk düşüncesi” üzerine kurulması halinde, ülkedeki etnik temelli silahlı çatışmalara son verilmesinin mümkün olmayacağı ifade edilmektedir. 1991’de cunta lideri General Saw Maung da “135 ulusal etnik” ifadesini bir konuşmasında zikretmiştir. Bu durum, büyük etnik grupların etkisini zayıflatabilmek için “böl-yönet” stratejisi çerçevesinde mevcut grupların daha küçük alt gruplara bölünmesi stratejisi olarak yorumlanmaktadır. 2014’teki nüfus sayımında, 135 etniğin resmî ve tam bir listesinin yayınlanması da bu yorumu desteklemiştir. Bu listenin amacının, federal bir sistem çerçevesinde ülkeyi birleştirmek yerine, etnik eyaletler içerisinde bölünmeler yaratmak olduğu ifade edilmektedir. Listeye göre Shan eyaletinde 33, Kachin eyaletinde 12, Kayah eyaletinde 9, Kayin Eyaletinde 11, Chin eyaletinde 53, Mon eyaletinde 1, Rakhine eyaletinde 7 farklı etnik grup ve 9 Bamar topluluk bulunmaktadır.[36]

Bununla birlikte Myanmar yönetiminin 21 Şubat 1992 tarihinde yayımladığı basın bildirisinde, ülkede tanınan 135 etnik gruptan ayrı olarak Rohingyaların 1824’ten itibaren Bangladeş’ten gelerek ülkeye yerleşen yasa dışı göçmenler olduğu tekrar ilan edilmiştir.[37]

30 Mart 2014’te Birleşmiş Milletler (BM) Nüfus Fonu ve uluslararası donörler tarafından finanse edilen son nüfus sayımında da Rohingyalar yasa dışı Bengali oldukları gerekçesiyle sayılmamıştır.[38]

Rohingyaların “vatansız” statülerini tamamlayan son gelişme ise, 2015’te dönemin devlet başkanı Thein Sein’in Rohingyaların Beyaz Kart (The White Card Identity) olarak adlandırılan kimlik kartlarını geçersiz kılan ve onları yasa dışı Bengaliler olarak tanımlayan kararı çıkarması olmuştur. Bu kararda etkili olan unsurun, 2012-2013’te yaşanan şiddet olayları ve 969 Burma Budist Hareketi’nin baskıları olduğu ifade edilmektedir.[39]

"Myanmar yönetimi, Arakan’daki Rakhinelerin desteğini din farklılığına başvurarak almaya çalışmakta ve bu politikasıyla hem Rohingyaları hem de Rakhineleri sonuçları çok acı olan olaylara maruz bırakmaktadır."

Bugün de Rohingyaların yasa dışı Bengali olduğu söylemini devam ettiren Myanmar yönetimi, Rohingyaları sınır dışı ederken Arakan’daki Rakhinelerin desteğini din farklılığına başvurarak almaya çalışmakta ve bu politikasıyla hem Rohingyaları hem de Rakhineleri sonuçları çok acı olan olaylara maruz bırakmaktadır; geçmişten itibaren yaşanan travmaları halkın hafızasında canlı tutarak Arakan eyaletinin bölüneceği korkusunu zihinlerde sürekli harlamaktadır. Oysaki bu yaklaşım, gelecek günlerin Myanmar’ının bütünlüğü için oldukça tehlikeli bir sürece dönüşebilir.

Sonuç olarak 1948’de kurulan bir federal birlik olarak dikkate alındığında, Myanmar yönetiminin daha bu devletin kurulmasından çok önce bölgeye gelip yerleşmiş olan bu insanları yasa dışı göçmenler olarak tanımlaması kabul edilemez bir hukuksuzluktur. Zira neredeyse benzer uygulamalarla İngiliz sömürgesinde bulunan toprakların çoğunda iş gücü ihtiyacını karşılama amacıyla yerinden edilen yahut gönüllü göç eden çok sayıdaki Çinli nüfus, başta Malezya, Endonezya ve Singapur olmak üzere pek çok farklı ülkede; çok sayıda Malay ve Hint nüfus da Güney Afrika’da artık bulundukları toprakların insanları olarak yaşamlarına devam etmektedir. Myanmar yönetiminin mantığıyla hareket edildiğinde, İngiliz sömürge döneminde yerinden edilen/göç eden milyonlarca insanın yüzyıllar önceki anavatanlarına geri gönderilmesi gerekmektedir. Bu, uygulanması mantık dışı ve imkânsız olan durum Rohingyalar için de geçerlidir. Fakat bu halkın akıl almaz sahipsizliği, bağlı bulundukları devlete onları yok etme imkânını verebilmektedir.

Bütün bunların yanı sıra Rohingyaların yasa dışı oldukları söyleminin Myanmar tarafından konjonktürel amaçlarla kullanıldığını ortaya koyan uygulamalar da mevcuttur. Bu duruma en somut iki örnek, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve uluslararası toplumun baskılarıyla Rohingyaların 1978 ve 1992’de vatandaşlığa kabul edilmeleri uygulamasıdır. Myanmar’ın duruma göre değişen siyaseti koca bir halkı felakete sürüklerken bu yaşananların önüne geçilememesi ve bu halkın yasa dışı olma sorununun çözülememesi, uluslararası toplumun, BMMYK’nın ve diasporadaki Rohingya kuruluş veya oluşumlarının ilgili politik süreçleri takipsizliklerinin bir sonucudur.[40]

Bangladeş Rohingyalara yönelik her olaydan etkilenen ilk ülke olması dolayısıyla dönem dönem Rohingyaların ülkeye girmelerine engel olmaktadır. Bunun belli başlı sebepleri olarak Rohingyaların Myanmar’a dönüşlerinin muğlaklığı, yasa dışı silahlı gruplara katılmaları ihtimali ve buna dair oluşan güvenlik kaygısı, uluslararası toplumun ve kurumların Rohingyaların Myanmar’a dönüşleri konusunda yetersiz ve ilgisiz kalması gösterilmektedir. Hasılı bu iki ülkenin Rohingya halkının nereye ait olduğuna dair işlevsiz süreçleri ve dışlayıcı tutumları yine ziyadesiyle Rohingyaları etkilemektedir.[41]

Rohingyaların kökeniyle ve aslında nereye ait oldukları ile ilgili Myanmar ve Bangladeş arasında 1980’lerden bu yana devam eden görüşmelerin sonuncusu Ocak 2017’de gerçekleşmiştir. Aung San Suu Kyi, iki ülkenin bu konu sebebiyle gerilen ilişkilerini düzeltmek üzere 2017’de, Ocak ayının ilk haftası Dakka’ya bir heyet göndermiştir. Myanmar Dış İlişkiler Genel Direktörü iki ülkenin bir an önce “kimlik tespiti ve doğrulama” (identification and verification process) amaçlı bir süreci başlatması gerektiğini ifade ederken Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina, Myanmar’ın Bangladeş’teki Myanmar yurttaşlarını geri alması çağrısında bulunmuştur. Myanmar’dan gelen Rohingyaların kökenlerine dair yapılacak değerlendirmelerden sonra, bu kişilerin Myanmar’dan oldukları tespit edilirse derhal geri gönderilecekleri açıklanmıştır. Ancak Myanmar’ın Bengali olarak kabul ettiği bu insanları geri kabulüne dair hâlihazırda herhangi olumlu bir gelişme yaşanmamıştır.

Son yıllarda Pakistan’da artan terör saldırıları yaklaşık 30 yıldır bu ülkede yaşayan Afgan mültecileri hedef haline getirmiş ve Pakistan yönetimi bu mültecileri geri gönderme kararı almıştır. Ancak bu süreç bütün taraflar için ciddi problemlere yol açmıştır. İşte bütün bu problemler düşünüldüğünde, benzer sorunların yıllardır Bangladeş’te ikamet eden Rohingyalar arasında da yaşanacağını tahmin etmek hiç de zor değildir. Geri iadeler, Myanmar tarafında gündem bile edilmezken, etnik ve dinî içerikli şiddetin sık sık meydana geldiği ülkede, Rohingyaların siyasi hiçbir güvencelerinin olmaması, Bangladeş tarafından Myanmar’a dönmeye zorlanmaları sonucu ortaya çıkan/çıkacak sorunları ve bu durumun muhtemel olumsuz sonuçlarını düşündürmektedir. Zira Bangladeş’in sık sık gündeme getirdiği ve bazen de uygulamalarıyla geri dönmeye zorladığı nüfusla ilgili ne bu iki ülkenin ne de konuyu toplantı seviyesinde gündeme getirmekten öteye gitmeyen uluslararası toplumun çözüm için ciddi bir girişimi bulunmaktadır.

Rohingya Direnişi, Siyasi Yapıları ve Direniş Grupları

Rohingya direnişi ve siyasi hareketlerinin oluşum, gelişme, başarı yahut başarısızlıkları ve hâlihazırdaki durumlarına dair inceleme ve araştırmaların sayısı oldukça azdır ve ne yazık ki mevcut olanlarda da büyük bir bilgi karmaşası bulunmaktadır. Bu önemli sürecin bir bütünlük içerisinde değerlendirilmemiş olması, diğer azınlık hareketlerine kıyasla bu kadar göz ardı edilmesi, öncelikle diasporadaki Rohingyaların, sonrasında da bütün Müslümanların omuzlarında ağır bir yük ve sorumluluktur.

Geçmişe dair bu ilgisizlik ve hafıza kaybında, Rohingya direnişinin Açe, Moro, Patani ve başka diğer bölgelerdeki süreçler gibi belirginleşememesinde, karizmatik bir liderin olmayışı etkili olmuştur. Rohingya oluşumlarının modern dönemde ve günümüzde bir bütün halinde hareket edememeleri, problemlerini uluslararası arenada dile getirecek bütüncül bir yapıya sahip olmamaları ve gruplar arası anlaşmazlık ve bölünmeler, muhtemelen bu lider yokluğunun bir sonucudur. Bununla birlikte bu bölünmelerin belirgin bir düşünce ve metot farklılığı sonucu olup olmadığı mevzusu da incelenmeye muhtaç bir konudur. Bu konudaki çatlaklar ve boşluklar, Rohingyaların temsil problemini anlamak ve ileriye dönük olarak gidermek için tespit edilmelidir.

Rohingya direniş süreci ve grupları ile ilgili malumatlara bakıldığında belli dönemlerde ve daha çok Myanmar yönetimlerinin tavırlarına göre değişen metotlarla hareket ettikleri gözlemlenmektedir. 1947-1962 arasında yer yer siyasi yapılar altında yer yer de gerilla savaşı olarak devam eden Rohingya mücadelesi, 1954 ve 1962 askerî darbeleri ve Myanmar ordusunun ağır operasyonlarının yaşandığı süreçte bir hayli gerilemiştir. Ayrıca direniş gruplarının halktan destek görmemeleri ve Myanmar’ın bağımsızlığından Bangladeş bağımsızlık savaşının yaşandığı yıllara kadar Pakistan’a ilhak taleplerinin bu ülke tarafından kabul edilmemesi de süreci oldukça zayıflatmıştır.

Bu yıllarda yaklaşık 2.000-2.700 civarında Rohingya, aktif silahlı mücadele içinde bulunmuştur. Etkileri 1960’a kadar devam bu mücadeledeki temel hedef ise, Müslümanların kontrolünde ayrı bir eyalet kurulması olmuştur.

Myanmar’ın 1920’ler ve 1930’larla başlayan bağımsızlık sürecinde, Kuzey Arakan’daki Müslümanlar dikkatlerini Hindistan’da Müslümanlardan müteşekkil bir devlet oluşumu fikrini somutlaştıran All India Muslim League (Tüm Hindistan Müslümanlar Birliği) üzerinde yoğunlaştırmıştır.[42] 1926 ve 1938’de İngiliz Hindistan’ına karşı Yangon gibi önemli şehirlerde patlak veren isyanlar, henüz Arakan’a sıçramamıştır.[43] Kuzey Arakan’daki Rohingyaların Hindistan’daki gelişmelere odaklanmaları yanında, M.A. Rashid ve U Razak gibi Burma asıllı bazı Müslümanlar da Burma’nın bağımsızlığında aktif rol almıştır.[44]

"Rohingya direnişi ve siyasi hareketlerinin oluşum, gelişme, başarı yahut başarısızlıkları ve hâlihazırdaki durumlarına dair inceleme ve araştırmaların sayısı oldukça azdır. Bu önemli sürecin bir bütünlük içerisinde değerlendirilmemiş olması, diğer azınlık hareketlerine kıyasla bu kadar göz ardı edilmesi, öncelikle diasporadaki Rohingyaların, sonrasında da bütün Müslümanların omuzlarında ağır bir yük ve sorumluluktur."

1931’de sömürge yönetimi tarafından oluşturulan Simon Komisyonu, Burmalıların anayasal reformlar ve Hindistan’dan ayrılma ile ilgili görüşlerini almak üzere kurulmuştur. Bu komisyon, Muslim League temsilcisi Müslümanların idari görevlerde ve hükümette adil bir düzenlemeyle görev almaları gerektiğini belirterek özellikle Arakan eyaletinde diğerleriyle eşit haklara sahip olmalarının garanti altına alınmasının zaruretini vurgulamıştır. Fakat bilhassa Maungdaw ve Buthidaung bölgelerindeki Müslümanların İngiliz eğitim sistemindeki okullara çocuklarını göndermemeleri ve sadece tarımsal faaliyetlerle uğraşmaları, yeni süreçte devlet kadrolarında görevlendirilecek yetişmiş insan sorununu ortaya çıkarmıştır.[45] 1932’de Moulana Abdus Subhan Mazaheri liderliğinde kurulan ilk siyasi yapı ise Jamiatul Ulama of North Arakan (Kuzey Arakan Âlimler Cemiyeti) olmuştur.[46] 1936’da kurulan The Rohingya Jam’iyyat al Ulama ise Arakan’da adında “Rohingya” kelimesi geçen ilk Müslüman dernek/parti olarak dikkat çekmektedir.[47] Bu partinin kuruluş süreci yahut aktiviteleri ile ilgili yeterli bilgiye ve aynı yıllarda kurulan Jamiatul Ulama of North Arakan ile aynı oluşum olup olmadığına dair net bir veriye ise ulaşılamamıştır.

1937’de kurulan Jamiatul Khuddamul Islam ise Jamiatul Ulama of North Arakan’ın öğrenci teşkilatlanması olarak faaliyet göstermiştir.[48]

1942 yılında İngiliz sömürge yönetiminin Arakan’dan çekilmesiyle birlikte, bölgenin güneyinde yaşayan Müslümanlara karşı İngiliz sömürge dönemi yönetimlerinin yarattığı ve Japonya işgali sırasında da devam eden problemli süreçlerin hafızalarda canlanması, bölgedeki Rohingya ve Rakhineler arasındaki çatışmaları başlatmıştır. Bu dönemde özellikle Arakan’ın güneyinden birçok Müslüman kuzeye kaçmıştır. Bu yıllarda meydana gelen olaylarda 22.000’e yakın Rohingya’nın Chittagong’a göç etmek zorunda kaldığı belirtilmektedir.[49] Bu süreçte üst düzey ulemalar, kanaat önderleri ve siyasi kadroların birçoğu öldürülmüş; Rohingyaların direnişini devam ettirecek kadrolar bağlamında büyük bir boşluk oluşmuştur.[50] Burma’nın şiddet içerikli baskınlarına karşı direnmek amacıyla kurulan “barış komiteleri” 10 Haziran 1942’de Kuzey Arakan İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğunu açıklamıştır. 31 Aralık 1945 tarihinde de İngilizler ilk olarak Naf ve Mayu nehirleri arasında kalan bölgeyi Müslüman bölgesi olarak ilan etmiştir.[51]

1946’da Jamiatul Ulama of North Arakan, Muslim League liderleri ile kendilerinin yaşadığı Buthidaung ve Maungdaw bölgelerinin o zamanlar Doğu Pakistan olarak anılan Bangladeş tarafına ilhakı konusunda görüşmek üzere Karaçi’ye bir heyet göndermiştir. Fakat o dönem halen bölgede hâkim olan İngiliz sömürge yönetimi bu teklifi kabul etmemiştir.

1947’de Aung San ve arkadaşlarının Delhi’ye gideceğini ve Muhammed Ali Cinnah ile görüşeceğini haber alan cemiyet üyelerinden altısı, bölgeye giderek Aung San ve arkadaşları ile görüşmüştür.[52] Heyet görüşmede, 1942 yılında yaşanan çatışmalar sırasında Rangpur ve Dinajpur’a sığınan Müslüman mültecilerin durumlarının iyileştirilmesi, Burma’da dinî özgürlüklerin garanti altına alınması, 2. Dünya Savaşı sebebiyle durdurulan hac ibadetine yeniden izin verilmesi, azınlıkların rızası alınmadan Burma anayasasında herhangi bir değişiklik yapılmaması, parlamentoda kendi bölgelerinden Müslüman temsilcilerin olması ve azınlıkların da devlet kadrolarında görev alabilmesi gibi hususları içeren bir metni iletmiştir.[53] Bu dönemde Hindistan-Pakistan ayrışması henüz vuku bulmamışken Aung San ile görüşen Muahmmed Ali Cinnah da yeni Burma’da bu halkın güvencede olacağı sözünü almıştır.[54]

12 Şubat 1947’de, Myanmar’daki diğer etnik unsurlarla federal bir devlet yapılanması çerçevesinde düzenlenen Panglong Konferansı’na o dönemde Kuzey Arakan Müslümanları olarak anılan Rohingya temsilcileri davet edilmemiştir. Bu toplantıda Burma Muslim Congress/BMC başkanı U Razak, bütün Müslümanların temsilcisi olarak dikkate alınmıştır. Rohingyaların bu noktada itiraz ettiği husus ise, toplantıya katılan Arakanlı Budist temsilcinin Arakan’da Müslümanlar da dâhil bütün vatandaşları temsil etmesi konusudur. Buna rağmen Jamiatul Ulama of North Arakan konferansa iki üyesini göndermiş fakat ya yanlış anlaşma ya da bilgilendirmedeki hata sonucu üyeler konferansa yetişememiştir.[55]

7 Mart 1947’de Jamiatul Ulama of North Arakan, Avukat Maulna Sana Ullah liderliğinde İngiliz parlamento üyesi Ross William ile görüşmüş ve Naf ve Mayu nehirleri arasındaki alana kıyasla daha büyük bir alanı kapsayan Kaladan ve Naf nehirleri arasındaki bölgenin Rohingya Müslümanlarının yönetimi altında olmasını talep etmiştir.[56]

Bu süreçte gerilla savaşları metoduna başvuran başka hareketler de ortaya çıkmıştır. Kendilerini savunma amacıyla Kasım 1947’de başlayan gerilla savaşları Nisan 1948’de Jafar Kawal[57] liderliğinde Mujahideen adı altında düzenli isyan hareketlerine dönüşmüştür.[58] Bunun öncesinde Mart 1946’da Zaffar Kawal, Muslim Liberation Organization/MLO’ı kurmuştur. Maungdaw’ın kuzeyindeki bir köyde Mayıs 1948’de yapılan toplantı sonrasında yapının adı Mujahid Party olarak değiştirilmiştir. Zaffar Kawal bu yapının komutanı ilan edilirken Sittwe polis gücünde onbaşı olarak görevli olan Abdul Husein de yardımcısı olmuştur. 1942’deki olaylar ve ardından meydana gelen büyük göçün etkisiyle kurulan bu hareketin[59] şekillenişinde Rohingyaları koruma güdüsü yanında Pakistan’ın bağımsızlık sürecinin de etkisi olduğu belirtilmektedir.[60]

İngilizler, Müslümanların kendileriyle ittifakları karşılığında Arakan’ın kuzeyinde Müslümanların yaşadığı bölgelere otonomi verecekleri sözünü tutmamıştır. Burma’nın Ocak 1948’de bağımsızlığını kazanmasıyla da devlet ve Rohingyalar arasındaki gerginlik iyice artmıştır.[61]

Burma Birliği’nin oluşumu sırasında, eyaletlerin birliğe katılması sürecinde, Arakan eyaletinin birliğin bir parçası olması kararına itiraz eden Rohingya Jamiyat al Ulama ve The Rohingya Youth and Student’s Association (Rohingya Gençlik ve Öğrenci Derneği) gibi önde gelen Müslüman kuruluşların birçoğu, doğrudan Rakhine etnik kökenli memurlar tarafından yönetilmek yerine Rangoon’daki merkezî hükümet tarafından yönetilmek isteğiyle kendi bölgeleri için otonomi talebinde bulunmuşlardır.

Mujahideen ya da farklı kaynaklarda geçtiği şekliyle Mujahid Party, 9 Haziran 1948’de Burma Birliği’ne Urdu dilinde hazırlanmış bir dizi talepler içeren bir mektup göndermiştir. Bu talepler özetle; Kaladan ve Naf nehirleri arasının Müslümanlara ait özerk bir bölge olması, Arakan’daki Müslümanların Burma vatandaşı olarak kabul edilmesi, partinin yasal siyasi bir parti olarak dikkate alınması, olağanüstü güvenlik yasası çerçevesinde gözaltına alınan Müslümanların serbest bırakılması, Mrauk-U yani Kyauktaw ve Myohaung bölgelerinden göç etmek zorunda kalan Müslümanların devlet desteğiyle topraklarına geri dönmesi, Mujahid Party üyelerine genel af uygulanması şeklindeydi. Kendilerini “Arakan Müslümanları”, millî dillerini de “Urduca” olarak belirtmiş olmaları, daha Hindistan-Pakistan ayrışması gerçekleşmeden önce bile Hindistan Müslümanları ile birlikte olma eğilimlerini göstermektedir. Bu taleplerin karşılanmaması üzerine parti silahlı mücadeleye başlamıştır.[62] 1950’lerin başlarında silahlı kalkışmalarda bulunan, farklı kaynaklarda da Mujahideen Fighters adıyla anılan bu hareket, kısa sürede kuzeyin büyük bir kısmını ele geçirmiştir.[63] Bunun yanında Burma’da 1950’lerde parlamenter süreçle birlikte Rohingyaların tanınmaları ve bu ortamda oluşan gençlik hareketleri ile diğer bazı oluşumları sebebiyle Mujahideen’e itibar artmıştır.

16 Haziran 1951’de All Arakan Muslim Conference (Tüm Arakan Müslüman Birliği Konferansı) Alethangyaw köyünde gerçekleştirilmiştir. Bu toplantı sonunda The Charter of the Constitutional Demands of the Arakani Muslims (Arakan Müslümanlarının Anayasal Talepleri Sözleşmesi) başlıklı bir bildiri yayımlanmıştır. Arakan Müslümanları ile Magh yani Rakhinelerin eşit haklara sahip olması gerektiğini ifade eden bu bildiride Arakan’ın kuzeyine Karen, Kachin ve Shan eyaletlerine verildiği gibi özerklik verilmesi ve bölgenin kendi askerî ve polis gücü olması talep edilmiştir.[64]

1954’te Jamiatul Ulama of North Arakan ve Jamiat-ul Khuddamul Islam, Moulana Abdul Quddus isimli üyenin liderliğinde bir yenilenme ve yeniden yapılanmayla Rohingya Jamiat-ul Ulama ismini almış, 1956’da bütün diğer yapıları da bir araya getirerek United Rohingya Organization adıyla faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu süreçte, radyolarda Rohingya dilinde yayınlar başlamış ve bölge, Arakan eyalet yönetiminden ayrı bir yönetime tabi tutulmuştur.[65] Buthidaung ve Maungdaw bölgelerinde gerçekleşen serbest seçimlerde dört Müslüman aday parlamentoya girmeye hak kazanmıştır. Ancak bu dönemde Mujahideen grubunun isyanları da devam etmiş ve Aung San’ın öldürülmesi sonrası göreve gelen U Nu, Arakan ve Mon’a eyalet olma sözü vermiştir.[66] Seçim kampanyası boyunca diğer etnik grupların bulunduğu bölgelere olduğu gibi Arakan’a da eyalet sözü vermesinden dolayı bu durum, dönemin Burma devlet başkanını bir hayli zora sokmuştur. Ancak Müslüman vekiller bu karara itiraz etmiş ve Rohingya eyaletinin kurulması talebinde bulunmuşlardır.[67] Artan itirazlar sonunda, Mayıs 1961’de, Mayu Sınır İdaresi kurulmuştur. Mayu; Maungdaw, Buthidaung ve Rathedaung’un batısını içine alan ve Rohingyaların yoğunlaştığı bir bölgedir. Bu idareyle Müslümanların yaşadığı bölgelerin Arakan eyaleti sınırları dışında tutularak doğrudan Yangon’daki merkezî yönetime bağlanması planlanmıştır.[68] Mayu Sınır İdaresi’nin oluşumu, aslında Rohingyalara 1948’de tanınmış olan self-determinasyonun pratiğe geçmesi olmuştur.[69] Fakat 1962’deki askerî darbeden sonra bu plan feshedilmiştir. Darbe yönetiminin bölgede artan baskıları ve 1964’te Mayu Sınır İdaresi’nin de feshiyle bölge, Arakan eyaletine ilhak edilmiştir.[70]

"1950, 1951, 1956, 1960 yılları Myanmar’da parlamenter sistemin uygulanmasında önemli dönüm noktaları olsa da “Burmalaştırma” siyaseti ülkedeki farklı etnik unsurları bu dönemlerde yeniden harekete geçirmiş ve sonunda yoğun bir kargaşanın hâkim olduğu ülkede, ülke bütünlüğünü korumada yegâne unsur olan Myanmar ordusu Tatmadaw, tekrar öne çıkmıştır."

1962 darbesiyle yönetime gelen Ne Win’in ilk icraatı Burmese Way to Socialism (Burma Tipi Sosyalizm) çerçevesinde 1964’te özel girişimlerin millileştirilmesi olmuştur.[71] Aslında 1950, 1951, 1956, 1960 yılları Myanmar’da parlamenter sistemin uygulanmasında önemli dönüm noktaları olsa da “Burmalaştırma” siyaseti ülkedeki farklı etnik unsurları bu dönemlerde yeniden harekete geçirmiş ve sonunda yoğun bir kargaşanın hâkim olduğu ülkede, ülke bütünlüğünü korumada yegâne unsur olan Myanmar ordusu Tatmadaw, tekrar öne çıkmıştır.[72]

Bu süreçte Çin, Hint ve Pakistanlı yatırımcılar ülkeden ayrılmıştır. Verilen rakamlara göre 100.000 Hindistanlı ve 12.000 Pakistanlı, bu yıllarda ülkeyi terk etmiştir. Bu dönemde kimlik kartına sahip Kuzey Arakan’daki Müslümanlar ise 1982’de çıkan ve 1987’de yürürlüğe giren Vatandaşlık Hukuku Yasası’na kadar bölgede ikametlerine devam etmiştir.[73]

1962 askerî darbesi ve 1964’teki gelişmelere paralel, yeni direniş grupları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunların en önemlisi Rohingya Independent Force/RIF’tir (Rohingya Özgürlük Gücü). Cafar Habib ya da yerel dilde bilindiği şekliyle Aka Muhammad Jafar tarafından kurulan RIF, 1969 yılında Rohingya Independent Army/ RIA (Rohingya Özgürlük Ordusu) ile birleşmiş ve bu yapının liderliğini de yine Cafar Habib üstlenmiştir.[74]

Bazı kaynaklarda Rohingya National Liberation/RNL (Rohingya Ulusal Kurtuluşu) bazılarında ise Rohingya Liberation Party/RLP (Rohingya Özgürlük Partisi) olarak geçen parti ise Mujahideen’in lideri Zaffar Kawal tarafından 15 Temmuz 1972’de kurulmuştur. Muhammed Jafar Habib partinin genel sekreteri olarak tayin edilmiştir.[75]

1973’te The Union Revolutionary Council/URC (Burma Birliği Devrimci Konseyi) yeni bir anayasa için kamuoyuna başvurmuştur. Mayu sınır bölgesindeki Müslümanlar da anayasa komisyonuna kendi tekliflerini sunmuştur. Bu teklifte Müslümanlar yine ayrı bir otonom eyalet yahut en azından bir idari bölge talebinde bulunmuştur. Ancak bu talepleri yine reddedilmiş ve 1974 Anayasası çerçevesinde gerçekleşen seçimlerde Mayu bölgesindeki Müslümanlar, kongreye göndermek üzere kendi temsilcilerini seçme hakkından da men edilmiştir.[76]

1974’te, bu sürecin devamı olarak RLP’nin üye sayısı 200’den 2.500’e çıkmıştır. Buthidaung ormanlarında konuşlanan üyeler, 1974’te Myanmar ordusunun baskınlarıyla Bangladeş’e kaçmak zorunda kalmıştır.[77]

1974 yılında Cafar Habib’in başkanlığında faaliyet yürüten RIA, aynı ismin liderliğinde adını Rohingya Patriotic Front/RPF (Rohingya Vatanperver Cephesi) olarak değiştirmiş[78] ve önceki direniş sürecinin bir devamı olarak kurulmuştur.[79] Cafar Habib, yaklaşık 70 savaşçısı olan RPF’nin başına geçmiş, genç bir avukat olan Nurul İslam ise başkan yardımcısı olarak tayin edilmiştir. Tıp doktoru olan Muhammed Yunus da bu oluşumun genel sekreterliğine getirilmiştir.[80] Myanmar ordusu 1977 ve 1978 yılları arasında bu gruba karşı Nagamin ya da uluslararası literatürde bilindiği şekliyle King Dragon adını verdiği çok büyük bir operasyon başlatmıştır.[81] Bazı çevreler bu operasyonun Bangladeş Bağımsızlık Savaşı’ndan dolayı bölgeye dönen Rohingyaları geri göndermek için yapıldığına dair iddialar da ileri sürmüştür. Operasyonlar sırasında yapılan toplu tutuklamalar, işkence ve benzeri uygulamalar sonucu 200.000 ila 250.000 kişi Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştır.[82]

1970’lerde, küresel düzeyde İslami direniş hareketlerinin canlanmasına paralel olarak Rohingyalar arasında da hareketlilik artmış, fakat Burma ordusunun ağır karşılığı ve Rohingyaların kendi aralarındaki bölünmeler sebebiyle burada diğer azınlık bölgelerindeki gibi bir direniş geliştirilememiştir.

1988 yılında Burma genelinde alevlenen demokrasi ayaklanmaları Rohingyaları da harekete geçirmiştir. Bu dönemde ortaya çıkan en önemli yapı ise 1982’de kurulan Rohingya Solidarity Organisation/ RSO’dur (Rohingya Dayanışma Örgütü).[83] RSO, RPF’deki bölünmelerden sonra ortaya çıkan en önemli gruptur. RSO içinde 1986’da yaşanan başka bir bölünmenin ardından 1987 yılında Arakan Rohingya Islamic Front/ARIF (Arakan Rohingya İslami Cephesi) kurulmuştur.[84] Bu grup RPF’nin başkan yardımcısı Nurul İslam’ın önderlik ettiği savaşçılar tarafından kurulmuştur.[85] RSO, 2000’lerin başına kadar güvenlik güçlerine yönelik ufak çaplı saldırılar gerçekleştirmiş ancak bu tarihten sonra faaliyetlerini sonlandırmıştır.[86]

ARIF ise RSO’dan ayrılanlar da dâhil olmak üzere diğer grupların toplandığı merkezî bir oluşumdur. Bu süreçte silahlı mücadele tekrar gündeme gelmiş fakat bu hareketlilik askerî bir etki yaratamamıştır. ARIF, Bangladeş’teki kamplardaki mültecilerin iadesine (repatriation), Cemaat-i İslami’nin de desteğiyle engel olmaya çalışmıştır.[87]

Burma’da demokrasi taleplerinin zirve yaptığı 1988 ortamıyla birlikte askerî cuntanın siyasi partilerin kayıt olmasına izin vermesi üzerine Rohingyalar da partilerinin tanınmasını istemiş, fakat onların bu talepleri kabul görmemiştir. Böylece taktik değiştirerek National Democratic Party for Human Rights/ NDPHR (Ulusal İnsan Hakları Demokratik Partisi) adında bir parti kurulmuş ve 1990 yılındaki seçimlere bu parti ile katılım sağlanmıştır. NDPHR bu seçimlerden dört vekil çıkarırken, seçimlere Arakan’dan katılan Arakan League for Democracy/ ALD (Arakan Demokrasi Birliği) ise 11 vekil çıkarmıştır.[88] Fakat 1990 seçimlerinde oyların %80’nini alan National League for Democracy/ NLD (Demokrasi İçin Ulusal Birlik Partisi) cuntanın müdahalesiyle göreve gelememiştir. Bu dönemde Myanmar genelinde yükselen tansiyon, Arakan ve burada yaşayan Rohingyaların siyasi girişimlerini de etkilemiştir. NDPHR ve ALD’nin çıkardığı vekillikler seçim komisyonunca iptal edilmiş ve bu iki parti 1991’de kapatılmıştır. Parti üyelerinin bazıları yeraltına inmiş, bazıları ise sürgüne gönderilmiştir.[89] Bütün bu süreçler sonucunda 1990’larla daha çok Bangladeş- Myanmar sınırında aktif olan birtakım silahlı yapılanmalara gidilmiş fakat bu sürecin mülteci problemini çözmede bir etkisi olamamıştır. Bu yapılar genel olarak RSO, ARIF, RPF ve Ittihad-ul Mujahideen of Arakan/IMA (Arakan Mücahitleri Birliği) olarak sıralanabilir.[90]

28 Ekim 1998’de ARIF ve RSO’da kalan çok az sayıdaki üyenin bir araya gelmesiyle Londra merkezli Arakan Rohingya National Organization/ ARNO (Arakan Rohingya Ulusal Örgütü) kurulmuştur.[91] ARNO’nun askerî kanadı ise Rohingya National Army/ RNA (Rohingya Millî Ordusu) adıyla faaliyet göstermeye başlamıştır. Fakat bu yapı zayıf bir ittifak olarak kalmıştır.[92] 11 Eylül 2001’den sonra Müslüman siyasi ya da silahlı yapıların küresel boyutta hedef haline gelmesiyle belli başlı Rohingya mücadele grupları da ılımlı siyasi söylemlerle kendilerini ifade etmeye, diğer radikal gruplardan uzak durmaya çalışmıştır.[93]

Örneğin bu önemli yapılardan ARNO, terörist gruplarla irtibatı olduğu iddialarına karşı 23 Ekim 2001’de yaptığı açıklamada, masum insanların evlerine, ırzlarına yönelik tacize karşı kendilerini savunmalarının terörizmden ayrı düşünülmesi gerektiğini ifade ederek hiçbir terörist organizasyonla bağlantısı olmadığını ilan etmiştir.[94] Özellikle 11 Eylül olayları sonrasında ortaya atılan bu iddialar, Myanmar tarafından diğer bütün bölgelerde olduğu gibi “terörizmle savaş” adı altında belli başlı oluşumlara saldırı olarak yorumlanmıştır.[95]

ARNO, 2008’de Nurul İslam tarafından yeniden yapılandırılmıştır.[96] Hâlihazırda İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Burma Parlamento Komitesi ve Avrupa Birliği ile çalışmakta olan kurumun Amnesty International, Burma Campaign U.K. (İngiltere Burma Seferberliği) ve diğer insan hakları örgütleriyle de ortak faaliyetleri bulunmaktadır. Burma Democracy Movement (Burma Demokrasi Hareketi) ile de ortak etkinlikleri olan ARNO, farklı etnik forumlarla da aktif ilişki içerisindedir. Grubun 2008’de yaptığı dördüncü kongresinde Rohingya ve Rakhinelerin Arakan’ın yerel insanları olduğu ve bundan dolayı günümüzde de bu şekilde değerlendirilmeleri gerektiği belirtilerek buradaki insanların yüzyıllardır birlikte yaşadıkları ifade edilmiştir. ARNO, Myanmar’ın demokratik hareketlere karşı geliştirdiği dışlama siyasetini kınarken kendilerinin barışçıl mücadelelerle davalarına sahip çıktıklarını, Burma dışındaki herhangi bir mücadelenin parçası olmadıklarını ve Arakan içerisinden bir topluluk olarak bu eyaletin yeniden inşasına kendilerini adadıklarını ifade etmektedir.[97]

Bu kurumlarda genel olarak başkan ya da başkan yardımcılığı yapmış olan Nurul İslam 1973’te Yangon Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Hâlihazırda Londra’da yaşayan Nurul İslam, ARNO’nun genel başkanlığı görevini devam ettirmektedir. Kendisi bölgede bulunduğu dönemlerde Arakan eyaletindeki bir Rakhine milliyetçi partisi olan The National United Party of Arakan (Arakan Millî Birleşik Partisi) gibi diğer siyasi oluşumlarla da irtibatlı olarak çalışmıştır. New South Wales Üniversitesi’nde Diplomasi Akademisi’ni bitiren Nurul İslam, East London Üniversitesi’nde de insan hakları konusunda yüksek lisansını tamamlamıştır. Kurucu üyeleri arasında ARNO’nun da bulunduğu Arakan Rohingya Union/ARU (Arakan Rohingya Birliği), İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Euro-Burma Office’in girişimiyle kurulmuş bir yapıdır. İİT liderliğinde Suudi Arabistan’da 30-31 Mayıs 2011’de yapılan anlaşma çerçevesinde ARU’nun kuruluş amacı Rohingyaların yaşadığı problemlere siyasi çözümler bulmak olarak belirlenmiştir. Üzerinde ittifak edilen Arakan eyaletinin bölünmezliği, barış içinde bir arada yaşama, demokrasi ve insan hakları ve federalizm prensipleri bu anlaşma ile formülize edilmiştir. Ayrıca 25 kuruluşun katılımıyla gerçekleşecek ARU’nun düzenleyeceği bir kongrenin tesisine karar verilmiştir. Bu kongre bütün Rohingya kuruluşlarının temsilcilerini sürece dâhil etmeyi hedeflemiştir. Bangladeş’ten Abul Faiz Jilani, Ko Ko Lin (Muhammad Kalim), Dr. Muhammed Yunus, Suudi Arabistan’dan İmam Ahmad ve Salim Ullah, İngiltere’den Nurul İslam, Amerika’dan Reza Uddin ve kurumun genel sekreteri Prof. Wakar Uddin, Norveç’ten Sayed Hussein, Japonya’dan Zaw Min Htut, Türkiye’den Muhammed Eyüp Han ARU kurucu konsey üyeleri arasındadır.[98]

2010 yılında kurulan Burmese Rohingya Association of North America/BRANA (Kuzey Amerika Burma Rohingyaları Birliği) ABD Senatosu, ABD Temsilciler Meclisi ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile dünya çapında Rohingya mültecilerinin, Myanmar’daki Rohingyaların ve Rohingyalardan Kanada dâhil Kuzey Amerika’da ikamet edenlerin kanuni ve diğer süreçleri ile ilgili kolaylaştırıcı yöntemler geliştirmek, siyasi haklarla ilgili mevzuat ve politikalar oluşturmak üzere kurulmuş bir yapıdır. Başkanlığını Pensilvanya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Wakar Uddin yapmaktadır.[99]

Belli Başlı Rohingya Oluşumları

Arakan Rohingya National Organisation (ARNO)

Arakan Rohingya Refugee Committee, Malaysia

Arakan Rohingya Union (İİT tarafından kurdurulmuştur.)

Arakan Rohingya Youth Association (ARYA)

Bradford Rohingya Community in UK

Burmese Rohingya Association of North America (BRANA)

Burmese Rohingya Association in United Arab Emirates (BRA-UAE)

Burmese Rohingya Community in Australia (BRCA)

British Rohingya Community in UK

Burmese Rohingya Association in Japan (BRJA)

Burmese Advocacy Network in Japan

Burmese Rohingya Association in Queensland-Australia (BRAQA)

Burmese Rohingya Association in Thailand (BRAT)

Burmese Rohingya Association Japan

Burmese Rohingya Community Australia

Burmese Rohingya Community in Denmark

Burmese Rohingya Organisation UK

Burmese Rohingya Organisation UK (BROUK)[100]

Canadian Burmese Rohingya Organisation

Myanmar Ethnic Rohingya Human Rights Organisation in Malaysia (MERHROM)

Rohingya American Society

Rohingya Arakanese Refugee Committee

Rohingya Community in Finland

Rohingya Community in Germany

Rohingya Community in Italy

Rohingya Community in Netherlands

Rohingya Community in Sweden

Rohingya Community in Switzerland

Rohingya Human Rights Council, Norway

Rohingya Müslümanları Dayanışma Derneği-Türkiye

Rohingya Organisation Norway

Rohingya Society Malaysia

The European Rohingya Council (ERC)[101]

The United Rohingya National League (U.R.N.L), Myitkyina

Union of Rohingya Communities in Europe, Denmark-Norway

Arakan Institute for Peace and Development (AIPAD)

Ekim 2016 Saldırıları, Annan Raporu ve Ağustos 2017 Olayları

Myanmar ve Bangladeş arasında sıkışan “vatansız” Rohingyaların okyanusta, insan kaçakçıları ve organ tacirleri gibi şer odaklarının elinde kaybolan hayatları, onların uluslararası terör örgütlerinin eline düşme ihtimalleri oluşana kadar kimsenin dikkatini çekmemiştir.

Yaşadıkları her türlü zulüm ve haksızlık üzerine bazı Rohingyaların rotalarını Afganistan’a çevirdiği ve burada Afganistan Taliban’ına katıldıkları yönünde bilgiler bulunmaktadır. Bu bilgilerin de 11 Eylül’de ABD’nin bölgeye girmesiyle ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Öte yandan Rohingyaların bu kadar mesafeyi kimliksiz aşabilmiş olmaları konusu, güzergâhtaki ülkelerle ilgili soru işaretlerine sebep olmaktadır. Rohingyaların bu mesafeyi ve aradaki ülkeleri nasıl aştıkları; Hindistan, Pakistan gibi ülkelerden nasıl geçebildikleri bilinmemektedir. Ayrıca Ortadoğu üzerinden bölgeye gelen küresel insan kaçakçıları ve onların buralarda sahip olduğu ağlara dair de pek çok soru işareti bulunmaktadır.[102] Bu “vatansızlık” durumunun bir sonucu olarak başta Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan, Afganistan ve ABD olmak üzere çeşitli ülkelere dağılan Rohingyaların Taliban yahut farklı merkezlere ulaşmalarını kolaylaştıran iletişim ağını nasıl kurdukları da merak konusudur.

2012’de MAZLUMDER tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen “Arafta Bir Toplum Arakan” sempozyumunda da Çin, Avrupa ülkeleri, Güney Kore ve başka diğer kaynaklardan silah edinen bu “vatansız” Rohingyaların sadece ulusal boyutta değil küresel boyutta da bir problem yaratmalarının mümkün olduğu uyarılarında bulunulmuştur. Aslında bu türden belirtiler çok önceden görülmesine ve birçok bölge uzmanının, akademisyenin uyarılarına rağmen bu konuda kayda değer bir adım atılmamış, Ekim 2016 ve Ağustos 2017’deki olaylar bu öngörülerin bir tezahürü olarak patlak vermiştir.[103] Bununla birlikte Myanmar tarafında probleme dair çözümle ilgili en önemli adım, 5 Eylül 2016’da Myanmar Devlet Danışmanı Aung San Suu Ky’nin girişimi ve ısrarlarıyla Kofi Annan Vakfı ve Devlet Danışmanlık Ofisi ile ortak bir komisyon kurulması olmuştur. Tüm Arakan’daki problemleri; şiddete, yerinden edilmelere ve az gelişmişliğe yol açan faktörleri tespit ederek bu çerçevede insani durum, yaşam koşulları, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim, çalışma hakkı, vatandaşlık, hareket özgürlüğü konuları ile ilgili problemlere çözüm önerileri sunmakla görevlendirilen bu komisyonun ulusal bir oluşum olduğu, üyelerinin büyük çoğunluğunun Myanmar siyasilerinden oluştuğu da ilan edilmiştir. Raporda devlet danışmanı Aung San Su Kyi’nin talebi doğrultusunda “Bengali” ve “Rohingya” ifadeleri kullanılmamış, bunun yerine “Rakhine Müslümanları” ya da “Müslümanlar” ifadeleri tercih edilmiştir.[104]

Bu komisyonun çalışmalarına Arakan eyaletindeki bazı birimler tarafından şiddetle karşı çıkılmış, Arakan Ulusal Parlamentosu’nda komisyon çalışmalarının engellenmesine dair teşebbüsler olmuş ve bu teşebbüslere Arakan National Party/ANP, The Union Solidarity and Development Party/USDP ve ordu da katkıda bulunmuştur. Bütün bu engelleme girişimleri komisyonun çalışmalarını olumsuz etkilemiştir. Rapor, komisyonun Myanmar hükümetinin iç ve uluslararası aktörler tarafından farklı yönlere çekiştirilmesiyle oluşan kutuplaşmaların, problemlerin kökenlerinin iyi tetkik edilmesi ve etkin çözüm bulma misyonunu zora soktuğunu ifade etmektedir.[105]

Komisyonun bütün bu olumsuzluklara rağmen göreve başlamasından kısa bir süre sonra, 9 Ekim 2016 günü, -iddialara göre- sabah saatlerinde birkaç yüz Rohingya, ellerinde bıçak, sapan ve 30 civarında tüfekle Maungdaw ve Rathedaung’daki üç sınır karakoluna saldırı düzenlemiştir. Myanmar yönetimi saldırıyı gerçekleştirenlerin kimliğine dair hiçbir bilgilendirmede bulunmamış, sadece saldırganların sayısını 400 olarak açıklamıştır. Saldırıda dokuz polis ölürken saldırıyı düzenledikleri iddia edilen gruptaki sekiz kişi öldürülmüş, iki kişi ise ellerindeki mühimmatla yakalanmıştır.[106] Saldırıları Rohingyaların düzenlendiğine dair iddia ise, bir grup Rohingya’nın sosyal medyada saldırı planları ve hedefleri ile ilgili açıklamalar yaptığı görüntülerin yayılmasıyla pekişmiştir. Bu görüntülerde “Dünya çapındaki bütün Rohingyaların cihat için hazırlık yapmaları ve kendilerine katılmaları” çağrısında bulunulmaktadır.[107] Nitekim bir süre sonra saldırıları, kendilerini Hareke el-Yakin, Aq Mul Mujahedeen ya da İngilizce adıyla Freedom of Faith Movement olarak tanımlayan bir grup üstlenmiştir.

"Myanmar ve Bangladeş arasında sıkışan “vatansız” Rohingyaların okyanusta, insan kaçakçıları ve organ tacirleri gibi şer odaklarının elinde kaybolan hayatları, onların uluslararası terör örgütlerinin eline düşme ihtimalleri oluşana kadar kimsenin dikkatini çekmemiştir."

Saldırılar ardından Rohingyaların yaşadığı bölgede derhal başlatılan operasyonlar üzerine, Annan heyeti çalışmalarını ertelememiş, bu süreçte -Kasım 2016’da- ordu tarafından da bir araştırma komisyonu kurulmuştur. Annan raporuna göre askerî komisyonun bulguları ile Annan raporu bulguları çelişirken Annan heyetine karşı oldukça negatif olan Arakan kamuoyunda da bu durum karışıklık ve güvensizlik yaratmıştır.[108]

16 Mart 2017’de yayımlanan ara rapor üzerine tamamlanan Annan komisyonun hazırladığı son rapor, 23 Ağustos 2017’de Myanmar otoritelerine Kofi Annan tarafından teslim edilmiştir. Rapor acil çözüm eylemlerinin süreklilik arz eden bir içerikle bölgede şiddeti engelleyecek, toplumlar arası uzlaşıyı tesis edip yayacak, ülkede baskı altında olan Rohingya toplumuna umut verecek şekilde başlatılmasını tavsiye etmektedir.

Kamuoyunda büyük yankı yaratan raporun tesliminden iki gün sonra, 25 Ağustos 2017’de, Ekim 2016 saldırılarına benzer polis merkezlerine yönelik saldırılar gerçekleşmiştir. Saldırılar adını Arakan Rohingya Salvation Army/ARSA (Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu) olarak değiştiren Hareke el-Yakin tarafından gerçekleştirilirken, grubun lideri Ataullah önceki saldırıdakine benzer bir şekilde sosyal medya hesaplarından açıklamalar yapmıştır.[109] ARSA, 28 Ağustos 2017’de yaptığı açıklamada Rohingyaların içerisinde bulunduğu durumu sağlık, eğitim, vatandaşlık konularında özetleyerek uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunmuştur. Myanmar ordusunun masum çocuk ve kadınları hedef almayı bırakıp ARSA ile yüzleşmesi gerektiğini; Rakhinlere yaptıkları çağrıda ise kendilerinin Myanmar ordusuyla mücadele ettiklerini, Rakhineleri hedef almadıklarını, ordunun Rakhineleri Rohingyalara karşı kışkırttığını, kimsenin bu oyuna gelmemesi gerektiğini ifade etmektedir.[110] Kendilerinin ısrarla küresel cihat örgütleriyle bağlantıları olmadığını, “cihadi” bir yapılanmadan ziyade Rohingya kimliğinin tanınması için savaştıklarını belirtmektedirler.

Grup liderinin yardımcısıyla yapılan röportajda ARSA’nın Myanmar’daki diğer gruplar gibi etnik-milliyetçi bir düşünceye sahip olduğu belirtilirken, grubun küresel cihat örgütleriyle bağlantılı gösterilme çabalarının Myanmar yönetiminin bir tuzağı olduğu ifade edilmektedir. Ekim 2016’da üç polis merkezine düzenlenen saldırılar sonrası, Myanmarlı yetkililer neredeyse benzer türde bir cephaneyle 25 polis merkezine daha saldırıldığını açıklamıştır. Ancak bu saldırılarla ilgili iddialar akıllarda bazı soru işaretlerine sebep olmaktadır. Zira bu kaos ve çatışma durumu hem Budist Rakhinlere hem de hükümet yetkililerine bölgedeki planları açısından avantaj sağlarken Rohingyalar sadece canlarından ve yurtlarından olmaktadır. Aynı röportajda Annan raporunun açıklanması arifesinde Myanmar ordusunun bölgede operasyonlara başladığı ve mevcut durumda kendilerini savunmaktan başka çarelerinin kalmadığı bilgisi de verilmektedir.[111]

ARSA, 14 Eylül 2017’de örgütün tweeter hesabından İngilizce yayımladığı bir demeçte Arakan’daki operasyonlardan dolayı oluşan insani kriz sonucu yaklaşık 400.000 Rohingya’nın yerinden olduğunu, bu yüzden kendilerinin 10 Eylül itibarıyla operasyonları durduğunu, bunu insan hakları örgütlerinin ve yardım kuruluşlarının bölgeye gelebilmesi için yaptığını belirtmektedir. Metinde ayrıca, kendilerinin DAEŞ, el-Kaide ya da Laşkar Taybe ile bir irtibatlarının olmadığını yineleyerek bölgeye terör unsurlarının sızmasına engel olma ve terörizmle mücadelede güvenlik birimleriyle çalışmaya hazır olduklarını da duyurmuştur.[112]

Grubun lideri olarak öne çıkan Ataullah, 17 Ekim 2016’da “Arakan vatandaşları, Myanmar vatandaşları ve dünya vatandaşları” diye başlayan açıklamasında, Rohingyaların dünyanın en çok zulme uğrayan halkı olarak son 60 yıldır soykırıma maruz kaldığını, dünyanın kendilerini yok saymayı seçtiğini ve Arakan toprağının çocukları olarak bundan böyle kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeyi tercih ettiklerini ifade etmiştir. Bu açıklamada da kendilerini bütün terör unsurlarından bağımsız bir yapı olarak tanımlayan Ataullah, Rohingyalar ve askerî saldırıların kurbanları olan bütün masumlar için, tüm Arakan için, adalet ve yasal hakların verilmesinden başka bir isteklerinin olmadığını söylemiştir. Ataullah konuşmasının devamında; “İnsanlarımız baskıcıların zulmünden kaçarken Bengal Körfezi’nde, Tayland ormanlarında, insan kaçakçılarının elinde trajik şekilde ölmek yerine, artık özgürce yaşamayı tercih etti. Bizler annelerimizi, kız kardeşlerimizi, yaşlılarımızı, çocuklarımızı ve kendimizi bu zulümden kurtarmak için yemin ettik. Bu taleplerimiz, çağdaş dünyanın yardımıyla gerçekleşmedikçe durmayacağız.” demiştir.[113]

Kimi kaynakların verdiği bilgiye göre, 2012’deki şiddet olaylarının korkunç boyutlara ulaşması, ARSA grubunun kurulmasına sebep olmuştur. Bu gruba ve üyelerine nasıl ulaştıkları ayrı bir soru işareti olarak kalan bazı uluslararası yapıların, grup üyeleriyle yaptıkları röportajlarda, Pakistan ve Afganistan’da bulunmuş bazı Rohingyaların, yaşanan şiddet olaylarından sonra Arakan’ın kuzeyindeki köylerde halka eğitim verdikleri ifade edilmektedir. Videolarda öne çıkan ve örgütün lideri olduğu belirtilen Ataullah ise Pakistan Karaçi doğumlu, Suudi Arabistan’a göç etmiş bir Rohingya’dır. Ataullah’ın Arakan’da 2012’de patlak veren şiddet olaylarından sonra ikamet ettiği Suudi Arabistan’da ortadan kaybolduğu belirtilmektedir. Hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte, Ataullah’ın Pakistan’a gidip burada eğitim aldığı yönünde tahminler bulunmaktadır.[114]

ARSA grubunun silah kullanımından gerilla taktiklerine kadar çok geniş bir eylem kabiliyeti olduğu ve Suudi Arabistan’daki 20 Rohingya’nın bu grubun lider kadrosunda bulunduğu da iddialar arasındadır.

"Uzmanlar, yerinden etmelerin ve masum halka yönelik şiddet ve işkencelerin devam etmesi halinde, şimdiye kadar radikalize olmamış Rohingyalar arasından küresel şiddet örgütlerine katılımın artabileceği yahut kimi örgütlerin bu alanı kendi emelleri için kullanabileceği yönünde değerlendirmelerde bulunmaktadır."

Röportajlarda karargâhının Mekke’de olduğu ifade edilen ARSA’nın, sivil Budist halka yönelik bir saldırıda bulunmadığı, amacının Myanmar’daki Rohingyaların maruz kaldığı zulme son vermek ve vatandaşlık haklarının verilmesini sağlamak olduğu dile getirilmektedir. Grup üyelerinin ısrarla kendilerinin küresel örgütlerle irtibatlandırılmalarına itiraz etmeleri yanında bölge uzmanları, yerinden etmelerin ve masum halka yönelik şiddet ve işkencelerin devam etmesi halinde, şimdiye kadar radikalize olmamış Rohingyalar arasından küresel şiddet örgütlerine katılımın artabileceği yahut kimi örgütlerin bu alanı kendi emelleri için kullanabileceği yönünde değerlendirmelerde bulunmaktadır.[115]

Myanmar yönetimi 27 Ağustos’ta ARSA’yı “Bengali terör örgütü” olarak ilan etmiştir. Akabinde 15 Eylül 2017’de Myanmar hükümet sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, bölgede başlatılan “temizlik” operasyonu çerçevesinde hedeflenen 471 köyden 176’sının tamamen temizlendiği, 34’ünün ise kısmen boşaltıldığı ilan edilmiştir. 24 Eylül 2017 itibarıyla 436.000 civarında Rohingya’nın Bangladeş sınırını geçmeye çalıştığı, yaklaşık 4.000 kişinin bu operasyonlarda hayatını kaybetmiş olabileceği bölgenin yerel kaynaklarından gelen bilgilerdir.

Arakan’daki halklar arası tansiyonunun maalesef Myanmar ordusu tarafından yükseltilmesi ve Rohingyaların sistematik olarak ayrımcılığa maruz kalması, “vatansız”lıklarının giderek kronikleştirildiği gibi haklı yorumlara sebep olmaktadır. Böylesi bir ortamda hâlihazırda belli şüpheleri barındıran ve diğer Rohingya siyasi oluşumları veya geçmişteki direniş gruplarıyla herhangi bir irtibatı bulunmayan ARSA, birkaç noktayı kendisi için odak haline getirmektedir. Örgüt, amacını çaresiz Rohingya halkının sesini duyurmak olarak açıklamakla birlikte, son dönemde başvurduğu yöntem, yüzbinlerce insanın yerinden olmasına, binlercesinin ölümüne ve daha birçok tarifi mümkün olmayan acıya sebep olmuştur. Zira, Myanmar ordusunun böyle bir eyleme en şiddetli şekilde karşılık vereceği herkes tarafından kesinlikle biliniyorken, birdenbire ortaya çıkan bu grubun asıl amacı ciddi bir soru işareti olarak zihinleri meşgul etmektedir.

Ayrıca örgütün kurucu üyesinin Pakistan’la kurulan irtibatı da başta Hindistan olmak üzere bölgede Pakistan’la anlaşmazlığı bulunan diğer ülkeler tarafından da merkezileştirilmekte ve Pakistan hedef haline getirilmektedir. Örgütün ilkeleri, beslendiği kaynaklar ve oluşum sürecine dair hiçbir somut veri bulunmazken, belli odaklara birden fazla hedefi bir taşla vurma kullanışlılığı sağlaması ise, dikkate alınması gereken bir durumdur.

Olayların patlak verdiği Ekim 2016’da -eş zamanlı olarak Türkiye’de de- bölgede “cihat” edildiğine ve “Rohingya kardeşlerimiz”in desteklenmesi gerektiğine dair özellikle sosyal medyada -olayın boyutları resmedilmeden bir furya başlatılmıştır. Kısa sürede ortadan kaybolan bu söylem ve haberlerle bir kamuoyu yaratılmaya çalışılmış fakat devamı gelmeyen bu hareketlenmenin Arakan tarafında yansıması binlerce insanın ölümü ve yerinden edilmesi şeklinde olmuştur.

23 Ağustos 2017’de teslim edilen Annan raporu çerçevesinde Sittwe, Mrauk U, Myebon, Kyawktaw, Thandwe, Kyawkpyuh, Ramree, Maungdaw, Buthidaung, Yangon, Naypyitaw, Bangkok, Dhaka, Cox’s Bazar ve Cenevre’de 2016 yılından itibaren 155 istişare toplantısı yapılmış, bu toplantılarda yaklaşık 1.100 temsilci ile görüşülmüştür. Son raporun giriş kısmında Myanmar devleti tarafından ve devletin bütün kademeleriyle birlikte güçlü bir inanç ve kararlılıkla eyleme geçilmedikten sonra, bölgede şiddetin tekrar doğacağı ve bu şiddet eylemleri sonucu Arakan’ı git gide sarsan kronik fakirliğin derinleşerek radikalleşmeyi arttıracağı uyarısı yapılmıştır.

"2012’deki şiddet olaylarının korkunç boyutlara ulaşması, ARSA grubunun kurulmasına sebep olmuştur. Bu gruba ve üyelerine nasıl ulaştıkları ayrı bir soru işareti olarak kalan bazı uluslararası yapıların, grup üyeleriyle yaptıkları röportajlarda, Pakistan ve Afganistan’da bulunmuş bazı Rohingyaların, yaşanan şiddet olaylarından sonra Arakan’ın kuzeyindeki köylerde halka eğitim verdikleri ifade edilmektedir."

Raporda sıklıkla komisyon kararlarının Myanmar’da tartışmalar yaratacağının farkında olunduğu, ancak komisyonun bu tavsiyeleri ortaya koymada kararlı olduğu, zira bunların dürüst ve yapıcı tavsiyeler olduğu kuvvetle vurgulanmaktadır. Bu tavsiye kararlarının samimiyetinin Myanmar otoritelerince kavranması ve uygulamaya konması durumunda, tavsiyelerin uzun süreli barış, kalkınma ve hukukun egemenliğine saygı duyulan bir ortamın temellerini oluşturacağı da belirtilmektedir.[116]

Raporda devlet organlarının politikaları yanında tavsiye edilen entegrasyon sürecinin halka da yansıtılması, halkın bu sürece ikna edilmesi ve uygulamaların toplumda bir karşılığının oluşturulması vurgulanarak, ancak bu durumda tüm Arakan halklarının devlet politikalarına güvenlerinin artacağı belirtilmektedir.[117]

Raporda devlet organlarının politikaları yanında tavsiye edilen entegrasyon sürecinin halka da yansıtılması, halkın buna ikna edilmesi, toplumda bir karşılığının yaratılması, ancak bu durumda tüm Arakan’ın devlet politikalarına güvenlerinin artacağı vurgulanmaktadır. Rapor ayrıca Arakan eyaletinin oldukça karmaşık ve uzun zamana yayılmış problemlerinin giderek daha da kronikleşeceğine ve bölgenin tüm unsurlarının gitgide radikal gruplara malzeme olacağına yönelik endişeleri de sıklıkla vurgulamaktadır. Arakan’da Myanmar geneline göre ekonomik durumun oldukça zayıf olması, Rohingyalar kadar olmasa da Rakhinelerin de devlet tarafından dışlanması, toplumdaki kutuplaşmaların şiddetini derinleştirmektedir. Özellikle Rohingyaların yoğun yaşadığı Kuzey Arakan’daki saldırıları gerçekleştirenlerin bölgedeki belli başlı Müslüman liderleri hükümetle iş birliği yaptıkları gerekçesiyle öldürmeleri ve Budist Rakhine bir grup olan Arakan Army (Arakan Ordusu) eylemleri, bölgedeki şiddetin hangi boyutlara ulaşabileceğine örnek gösterilmektedir.[118]

İnsani Durum ve Rohingya Mültecilerine Genel Bakış

Ekim 2016’da meydana gelen olaylarda 80.000 Rohingya’nın Bangladeş’e kaçtığı belirtilmektedir. Bu saldırılar, önceki olaylarda yerinden edilmiş Rohingyaların sığındığı bölge ve kampların insani yardım girişine kapanmasına, bu kamplarda hâlihazırda kalan 80.000 civarındaki mağdura yapılan gıda yardımlarının durdurulmasına ve bölgeyle temasın tamamen kopmasına sebep olmuştur.[119]

9 Ekim 2016 ve 16 Şubat 2017 arasında süren operasyonlar sonucunda en az 1.000 Rohingya’nın öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Myanmar Genelkurmay Başkanı, 27 Mart tarihinde Myanmar Silahlı Kuvvetler Günü’nde yaptığı konuşmada Rohingyaların “vatandaş” olma durumunun kabul edilemeyeceğini ve tüm dünyaya onların Myanmar’a ait olmadıklarını çoktan ilan ettiklerini söylemiştir. Bu açıklamaya neden olan gelişme ise, BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 24 Mart tarihinde Myanmar güvenlik güçlerinin Rohingyalara yönelik ihlallerini araştırmak üzere bölgeye bir bilirkişi heyeti gönderme kararı almış olmasıdır.

Bangladeş tarafına kaçan 80.000 civarındaki mülteci ise Bangladeş’i farklı stratejiler belirlemeye yöneltmiş, meselenin boyutları Rohingya mültecilerini yerleşimin olmadığı Thengar Char Adası’na transfer etme planına kadar ilerlemiştir. Ağustos 2017 saldırıları sonrası Arakan’dan Bangladeş’e yine çok büyük rakamlara ulaşan mülteci akını olması üzerine tekrar gündeme gelen bu ada, Muson yağmurlarının oldukça yoğun olduğu ve yılın belli aylarında sürekli sellerin yaşandığı bir yerdir. Şimdilik Rohingyaların bu adaya gönderilmesi ile ilgili karar bir netlik kazanmamıştır.

25 Ağustos 2017 olaylarından sonra başlayan operasyonlar, Ekim 2016 sonrasında yaşanan ölüm, kayıp ve mülteci akınından çok daha büyük bir trajediye yol açmaktadır.

İngiliz sömürge dönemindeki göçlerle bölgeye gelen bir topluluk oldukları iddia edildiğinden vatandaşlığa kabul edilmeyen binlerce Rohingya, aslında tam tersine bir hareketle 18. yüzyıldan itibaren dört ana süreçte Bangladeş’e göç ettirilerek burada yerleşmek durumunda kalırken 2012 ile bu göçlere yenileri eklenmiştir.

1970’lerle birlikte ciddi boyutlara ulaşan ihlaller sonucu 1992’ye kadar üç büyük göç yaşayan Rohingyaların bu ızdırabı 1800’lü yıllarda başlamış, 1940’lı yıllarda, 1978’de ve 1991-1992 yıllarında kargaşa ve baskılardan dolayı yüzbinlerce Rohingya yer değiştirmek zorunda kalmıştır.[120]

1977’de RPF üyelerini yakalamak amaçlı başlatıldığı açıklanan King Dragon operasyonun aslında Burma göç idaresi ve askerî otoritelerince nüfus sayımı öncesinde vatandaşlık kayıtlarını düzenleme ve yabancı unsurları temizleme hedefiyle yapıldığı iddia edilmektedir. Bu iddia, operasyon sürecince Arakan’ın kuzey bölgelerinden 200.000-250.000 arasında Rohingya’nın Bangladeş’e sığınmış olmasıyla güçlenmektedir. Bu büyük göç akını üzerine Bangladeş uluslararası camiaya yardım çağrısında bulunmuştur. Sınır bölgesinde BM yardımlarıyla 13 kamp kurulmuş fakat durumun kronikleşmesi üzerine BM ve Bangladeş hükümetinin çağrıları ile Myanmar, mültecilerin geri dönüşüne izin vermek durumunda kalmıştır. Ancak operasyonların yol açtığı ağır travma yüzünden ilk anda çok az sayıda Rohingya geri dönmüştür. Bunun üzerine Bangladeş geri dönüşleri hızlandırmak için kamplara yardım girişini kısıtlamış, bu uygulamadan sonra geri dönenlerin sayısı artmıştır.

Öte yandan bu süreçten önce, 1970’lerde, Bangladeş hükümeti o güne kadar kendi sınırlarını geçen mültecileri bir an önce geri göndermek için Yangon’daki State Law and Order Restoration Council/SLORC (Kanun ve Düzenin Yeniden Tesisi Devlet Komisyonu) ile uzlaşma yolları arayışı içerisinde olmuştur.[121]

Yine 1991 ve 1992’de Myanmar ordusunun bölgeye yönelik ağır baskı ve operasyonları sonucu 250.000 Rohingya Bangladeş’e kaçmıştır. Bu göçlerden sonra Rohingyalar Bangladeş’te 19 kampa yerleştirilmiştir. Bir yandan Rohingyaların bölgeye göçü devam ederken bir yandan da Bangladeş geri gönderme konusundaki ısrarını sürdürmüş ve Eylül 1992’de başlayan “geri gönderme” süreci, uluslararası gözlemcilerin katılımıyla yürütülmeye çalışılmış, ancak zorla göndermelere olan tepkiler sebebiyle süreç çıkmaza girmiştir. BMMYK da zorla gönderme sırasında yaşanan hukuksuzluklar sebebiyle süreçten çekildiğini açıklamıştır. Bangladeş hükümeti ile anlaşarak resmî bir mutabakat imzalayan BMMYK, Mayıs 1993’te mültecilerle geri dönmek isteyip istemediklerine dair görüşmelere başlamıştır. Rohingyaların sadece %30 kadarı geri dönmek istediğini belirtirken Bangladeş bütün Rohingyaların 1994 sonuna kadar geri dönmesi gerektiği konusunda ısrar etmiş, BMMYK ile imzaladığı mutabakat anlaşmasının Temmuz 1994’te sonlandırılması yönünde bir karar almıştır. Aynı yıl BMMYK Buthidaung, Rathedaung ve Maungdaw’daki geri dönüş mevkilerine dönüşlerin güvenliğini sağlamak için Myanmar’dan giriş izni almıştır. BMMYK bundan sonra Rohingyaların kitleler halinde haftalık olarak Myanmar’a dönüşleri ile ilgili programın onaylanması dolayısıyla bireysel görüşme sistemini bırakmıştır. Ancak ne var ki BMMYK üyelerinin mültecilerle birlikte seyahat etmesine izin verilmemiş ve Rohingyalara vatandaşlık verileceği sözü de tutulmamıştır. Fakat buna rağmen 230.000 civarında mülteci Arakan’a geri dönmüştür.[122] Zira 1991 ve 1994 yılları arasında 2.000’den fazla Rohingya, Bangladeş’teki kampların sağlıksız koşulları ve gıda yetersizliği sebebiyle hayatını kaybetmiştir.[123]

28 Mayıs 2012’de Budist Rakhine bir kadının üç Rohingya tarafından tecavüze uğradığı haberinin yayılması ile adli bir vaka olan olay, Rohingya karşıtı gösterilere dönüşmüştür. Bu süreçte meydana gelen saldırılardan Arakan’da Rohingya dışındaki Müslümanlar olan Kameinler de etkilenmiş, bu olaylar sonucu Müslümanlar ve Budist Rakhineler olmak üzere toplam 140.000 kişi yerinden olmuştur. 2013 yılında ise Rohingyaları hedef alan “dini ve ırkı koruma” programı ile ilgili geniş çaplı lobi faaliyetleri düzenlenmiş,[124] bu çerçevede yürütülen kampanyalar sonucunda Rohingyalarla ilgili çok sayıda olumsuz uygulama yürürlüğe konmuştur. Kötü çalışma koşulları, köyler ya da ilçeler arası yolculuk etmelerinin sınırlanması, devlet hizmetlerinden faydalanamama ve sınırlı çalışma imkânları gibi uygulamaların yanı sıra yerel otoritelerin izni olmaksızın evlenmeleri dahi mümkün olmayan Rohingyalar, bu ağır ve gayriinsani koşullarda hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Myanmar hükümeti 30 Mart 2014’teki nüfus sayımından bir gün önce, Rohingya kullanımını yasaklamış ve nüfus sayımında Rohingyaları ülkede yasa dışı ikamet eden Bengaliler olarak tanımlamıştır. Ayrıca milliyetçi Budistler de Rohingyaların Bengali olduklarını, onların Myanmar’a değil Bangladeş’e ait olduğunu söyleyerek kamuoyunu yönlendirmektedir. Aung San Suu Kyi, Rohingyaları “Rakhine eyaletindeki Müslüman topluluk” olarak isimlendirirken, Myanmar hükümeti de Avrupa Birliği, BM ve ABD’den aynı ifadenin kullanılmasını istemiştir.

Bununla birlikte 2015 seçimleri yaklaşırken Rakhine’deki Kamein/Kaman dışındaki Müslüman topluluğun kimlik kartı alması engellenmiş, böylece bütün hakları ellerinden alınan Rohingyaların siyaset ve toplumsal hayata katılıma dair bütün ümitleri bitirilmiştir. Oysaki Rohingyalar bir önceki seçimde kimlikleri olmasa dahi oy kullanabilmiştir. Öte yandan getirilen yasaklamalardan sonra Uluslararası Kriz Grubu yaptığı açıklamada gidişatın ülkede organize bir şiddet ortamı doğurabileceği uyarısında bulunmuştur.[125]

Mayıs 2015’te Tayland Sahil Güvenlik birimlerinin Andaman Denizi açıklarında mahsur kalan mültecileri bulmasıyla Rohingya krizi bir anda dünya gündemine oturmuştur. İnsan kaçakçıları tarafından denizin ortasında bırakılan çoğunluğu Rohingya olan mültecilerin hali, meselenin insani boyutlarını gözler önüne sermiştir. Fakat deniz ortasındaki bu gayriinsani bekleyiş, çevre ülkelerin bu insanları mülteci olarak kabul etmemelerinden dolayı uzun süre devam etmiştir. Öte yandan kaçakçıların güzergâhını ortaya çıkaran bu olay sonrasında özellikle Malezya’ya doğru uzanan kaçakçılık rotaları kapatılmış, böylece bilhassa genç erkek Rohingyaların daha iyi bir gelecek için Arakan’dan Muson yağmurları öncesi kaçışları da engellenmiştir.[126]

Aslında 2015’teki bot hadise ilk değildir; 2008 Aralık ayı, 2009 ve 2012’nin Şubat aylarında da okyanusa açılan ve Endonezya Açe’ye sığınan Rohingyalar olduğu bilinmektedir. Bunların 2015’teki kadar ses getirmemesi, Rohingya mevzuuna manipulatif yaklaşıldığı iddialarını da ayrıca sorgulatmaktadır.[127]

Rohingya mültecilerinin en yoğun yaşadığı ülke olması açısından sadece Bangladeş’teki koşullar özetlendiğinde bile, çoğunlukla mülteci kayıtları dahi olmayan bu insanların hikâyelerinin ve akıbetlerinin hiçbir mekanizma tarafından tam olarak bilinmediği görülmektedir. Bangladeş’teki net sayıları bilinmeyen Rohingya mültecilerinden sadece 32.894’ü kayıt altındadır. Ülkede Nayapara, Jaliapara, Nationgpara, Kutaplaong, Mitha Panir Chora gibi BM kamplarındaki koşullar ise son derece kötüdür. Sivil toplum kurumlarının kamplara yardımı Bangladeş’in geri gönderme politikaları çerçevesinde zaman zaman engellenmekte, can güvenliği sebebiyle sınırlara dayanan mülteciler acımasızca geri gönderilmektedir. Ayrıca bazı çıkar odaklarının bu kamplar üzerinden kendilerine fayda sağladıkları da maalesef herkesin malumu olan ancak göz yumulan acı bir gerçektir.

İç Dinamikler ve Uluslararası Aktörler

Myanmar, siyasi yapısı ve oldukça girift dengeleri ve hiyerarşisi ile hem azınlıkların hem de çoğunluk Burmalının oldukça sıkıntılı süreçler yaşadığı yaklaşık 70 yıl boyunca birçok krize sahne olmuştur. Bu kompleks siyasi yapıya hâkim ve en önemli unsur ise Myanmar ordusu Tatmadaw’dır. Ülke siyasetini neredeyse tamamen elinde tutan Tatmadaw dışında, parlamento ve ondan ayrı olarak yönetimdeki parti de Myanmar’daki diğer iki önemli unsurdur.[128]

Myanmar sınırları içerisinde yaşayan Rohingyaların bölgeyle olan tarihî bağları ve Myanmar’ın bağımsızlığından itibaren edinmiş oldukları hukuki hakları, özellikle 1980’ler sonrasında böyle bir halk olmadığına kadar giden söylemlerle keyfî olarak ihlal edilmiştir. Bölgede yaşanan soruna çözüm arama niyetinden uzak pek çok tartışmanın gölgesinde kalan hukuki haklar mevzuu tartışma konusu bile olamamaktadır. Rohingyalara yönelik dışlama, somut bir gerçek olarak dururken, burada yapılan en büyük hatalardan biri, süreçten bütün Myanmar’ı ve tarihini sorumlu tutmaktır. Bu durum hem halk nezdinde hem de Myanmar yönetiminde bir refleks olarak savunma pozisyonu alınmasına ve Rohingyalara olan düşmanlığın artmasına sebep olmaktadır.

Bu topraklarla ilgili, henüz ne Burma Krallığı ne de İngiliz sömürgesi altına girmeden önce, buradaki halkların bir arada yaşadıklarına ve birbirleriyle oldukça üst düzey bir etkileşimde bulunduklarına dair tarihî kayıtlar mevcuttur. 1430-1645 arası Arakanlı Budist kralların Müslüman unvanlarla anılması, dönemin paralarında İslam dinine ait lafızların kullanılması bir yana, bazı dönemlerde krallığın Müslüman yöneticilerce idare edildiğine dair tarihî kanıtlar da bulunmaktadır. 1942 yılında İngiliz sömürge yönetiminin bu bölgeyi “Ulusal Müslüman Bölgesi” olarak ilan etmesi, 1946 yılında Aung San’ın Rohingyalara haklarını vermeyi taahhüt etmesi ve Myanmar’ın bağımsızlığı için buradan destek istemesi, 27 Ocak 1947 tarihli Aung San-Attlee ve 17 Ekim 1947 tarihli U Nu-Attlee anlaşmaları çerçevesinde Rohingyaların Myanmar Birliği’nin vatandaşları olduklarının kabul edilmesi, yine 1947 Anayasası’nın 11. bölümündeki II ve III. maddelerde bu halkın ülkedeki yerli ırklardan biri olduğunun kabul edilmesi, mesele gündeme getirilirken göz ardı edilen önemli tarihî gerçeklerdir. 1954 yılında devlet başkanı U Nu döneminde Myanmar parlamentosu Rohingya’yı etnik unsurlardan biri olarak tanırken, U Nu 25 Eylül 1954’te devlet radyosunda yaptığı bir konuşmada şu ifadelere yer vermiştir: “Maungdaw ve Buthidaung bölgelerinde yaşayanlar bizim millî kardeşlerimizdir. Onlara Rohingya denir. Kachin, Kayah, Karen, Mon, Rakin ve Shan kadar ulus hüviyetine sahiptirler. Myanmar’daki etnik ırklardan biridirler.” Myanmar’ın ilk devlet başkanlarından Sao Shwe Thaik de, “Arakan Müslümanları elbette ki Myanmar’ın yerli halklarındandır. Eğer onlar yerli bir ırk değilse bize de yerli bir ırk denilemez.” demiştir. Bu süreçte Rohingyalar seçme ve seçilme haklarını da kullanabilmiş, bu çerçevede 1946’dan 2008 referandumuna, 2012 seçimlerine kadar parlamento seçimleri ve farklı seviyelerdeki idari birimler için oy kullanabilmişlerdir.[129]

"Myanmar sınırları içerisinde yaşayan Rohingyaların bölgeyle olan tarihî bağları ve Myanmar’ın bağımsızlığından itibaren edinmiş oldukları hukuki hakları, özellikle 1980’ler sonrasında böyle bir halk olmadığına kadar giden söylemlerle keyfî olarak ihlal edilmiştir." 

Bu tür birbirinin tam zıddı uygulamaların nasıl bir arada vuku bulduğu ve tarihî süreç içerisindeki keyfî yaklaşımların dayandırıldığı temellerin ciddi bir şekilde araştırılması gerekmektedir. Uluslararası kurumlar belli periyotlarla tekrarlanan insani krizlere dikkatleri çekerek -ya da içerideki birtakım yapılanmalar bu ciddi krizleri kullanıp dikkatleri dağıtarak- Myanmar’a uyarılarda bulunmanın ötesine gidememektedir. Bu uyarılar da Myanmar tarafından bir müdahale aracı olarak algılanmakta ve halka da bu algı aktarılmaktadır.

Myanmar’daki soruna tarihî arka plan göz ardı edilerek hatta görmezden gelinerek yaklaşılması sonucu, bölgede uluslararası gruplar, kampanyalar ve medya söylemlerinin sebep olduğu yeni bir karmaşa yaşanmaktadır. Sorunun yerel ve uluslararası aktörleri arasındaki ittifakların hızlı değişimi, yeni kronik problemler ortaya çıkarmaktadır. Myanmar’da 2012’de Aung San Suu Kyi’nin siyasi tutukluluğunun sona ermesi ve meclisin seçilmiş bir üyesi haline gelmesi akabinde, Arakan’ın kuzeyinde patlak veren olaylar bütün dikkati buraya yöneltmiştir. Bölgedeki şiddet olaylarının Myanmar’ın diğer yerlerine yayılmasıyla da sorun Myanmar genelinde Müslüman karşıtı bir ortam oluşmasına yol açmıştır.

Bu ortamda, Nobel Barış Ödülü sahibi Aung San Suu Kyi’nin insan hakları ve demokratik taleplere dair öncesindeki duruşuyla partisinin görevde olduğu süreçte bütün dünyanın tepkisini üzerine toplayan uygulamalara karşı herhangi bir yorumda bulunmayışı ve Rohingya karşıtlığı üzerinden ordu ve kamuoyu desteği kazanma konusundaki pragmatik tavırları dikkat çekmektedir. Fanatik milliyetçilik ve İslamofobinin yükselişte olduğu son yıllarda benzer fobik söylemlere konuşmalarında yer vermesi ise, kimilerince bu konjonktürün bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Myanmar’ın “küresel Müslüman gücü” ile tehdit altında olduğuna dair söylemleri, ülkede azınlık olan bütün Müslümanları ve daha varlıkları bile kabul edilmeyen Rohingyaları tehlikeye atmaktadır. Uluslararası camianın çözüm bulamadığı sorunla ilgili Aung San Suu Kyi’nin bu yaklaşımı ciddi bir hayal kırıklığı yaratmış, kendisi Rohingyaların yaşadığı bölgelere dair ne bir iyileştirme ne de bir ziyaret programı gerçekleştirmiştir. Ortaya koyduğu tavır ve söylemlerden cesaret alanlar ise, nefret içerikli eylemleri olan diğer etnik ve dinî gruplardır.[130] Bu ortamda ülkenin önde gelen Müslüman avukatlarından U Ko Ni, 29 Ocak 2017’de Myanmar’ın başkenti Yangon’da, Myanmar hükümet yetkilileri ve bazı bakanların da bulunduğu ekiple Arakan’daki son gelişmeler hakkında görüşmeler için bulundukları Endonezya dönüşünde, havaalanında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Büyük yankı uyandıran bu suikast sırasında saldırganı durdurmak için müdahale eden Budist Burmalı bir taksi şoförü de hayatını kaybetmiştir. Aung San Suu Kyi’nin NLD üyesi olup partinin hukuk danışmanlığını yürüten Burma asıllı U Ko Ni, hem partinin yasal süreçlerini takip etmesi açısından parti için hem de Myanmar’daki Müslümanların haklarını takip etmesi açısından Müslümanlar için oldukça önemli bir isimdi. U Ko Ni, farklı kimlik ve dinlere müsamaha gösterilmesi ve Myanmar’ın bu farklılıkları bir uyum içerisinde sürdürmesi gerektiğini güçlü bir şekilde dillendirmekteydi. Eski devlet başkanı Thein Sein hükümetinin “Irk ve Din Yasaları” adı altında hazırlanan ve ülkedeki Müslümanları büyük ölçüde mağdur eden uygulamalarını sert bir şekilde eleştirmişti. 2008’de büyük oranda ordunun müdahale ettiği anayasa değişikliklerine yönelik de eleştirilerini dile getiren U Ko Ni, ordunun müdahalesiyle düzenlenen anayasayı “sahte federal anayasa” olarak tanımlamıştı. Bir taraftan Aung San Suu Kyi üzerindeki baskıyı da gösteren bu suikast ile problemin din eksenine taşınması, Rohingyalar dışında ülkedeki diğer Müslümanların da hedef haline geldiğini gösteren en dramatik örnektir.

"Myanmar’daki soruna tarihî arka plan göz ardı edilerek hatta görmezden gelinerek yaklaşılması sonucu, bölgede uluslararası gruplar, kampanyalar ve medya söylemlerinin sebep olduğu yeni bir karmaşa yaşanmaktadır. Sorunun yerel ve uluslararası aktörleri arasındaki ittifakların hızlı değişimi, yeni kronik problemler ortaya çıkarmaktadır."

Ağustos olayları sonrası uluslararası kamuoyunun kınamalarının hedefine iyice yerleşen Aung San Suu Kyi, 19 Eylül 2017 sabahı Naypyitaw’da yabancı diplomatların, bölgedeki BM çalışanlarının, Myanmar bakanlıklarından temsilcilerin, yerel ve uluslararası gazetecilerin katıldığı bir basın toplantısı yapmıştır. 25 Ağustos tarihindeki saldırılardan sonra ilk kez konuyla ilgili açıklamada bulunan Suu Kyi’nin İngilizce olarak yaptığı konuşma dev ekranlarla kamuoyuna da eş zamanlı ulaştırılmış ve bu yolla bir nevi insanların desteğine yönelik bir çağrıda da bulunulmuştur. Bu konuşmada Rakhine’deki (Arakan) olaylar ve Bangladeş’e kaçan insanlarla ilgili endişelerini ifade eden Suu Kyi, burada vuku bulan hak ihlallerini kınadığını belirtmiş; barışın, istikrarın ve hukukun üstünlüğünün bölgede yeniden tesisinde kararlı olduklarını söylemiştir. Uluslararası kamuoyundan son krizleri araştırma ve bölgeden kaçanların neden kaçtığını, bölgede kalan %50’inin neden kaldığını anlamada kendilerine yardımcı olmaları çağrısında bulunmuştur. Ülkedeki insanların acılarına artık bir son vermek istediklerini ve insan haklarını ihlal edenlerin cezalandırılmasında hiçbir ırk, dil, din ayrımı yapmayacaklarını belirtmiştir. Bangladeş’teki mültecilerin geri dönüşleri ile ilgili olarak da Bangladeş ve Myanmar arasındaki 1993 anlaşması hükümlerince hareket edeceklerini, bu çerçevede Myanmarlı oldukları belirlenen mültecilerin ülkeye geri dönebileceklerini ifade etmiştir. Myanmar’ın demokratikleşme sürecinde daha yolun çok başında olduğunu, yıllardır devam eden problemlerin bir anda çözüme ulaştırılmasının beklenemeyeceğini de söyleyen Suu Kyi’nin konuşmasının en ilginç ve İslam ülkeleri açısından en çarpıcı bölümü ise Müslüman ülkelerin zaten kaybedecek bir şeyleri olmayan Arakan eyaletindeki Müslümanları Myanmar’ın çok tartışmalı olan “kimlik tespiti ve doğrulama” (national verification) sürecine ikna etmeleri çağrısı olmuştur.[131] Rohingyalar, 2014’te verilmesi gündeme gelen bu kimlik kartlarına etnik ve din bilgilerinin yazılmamasının kimliklerini yok saymak anlamına geldiği için itiraz etmektedir. Ancak Suu Kyi’nin bu yapıcı sözleri yanında bazı çelişki ifadeleri de dikkat çekicidir. Rohingya kelimesini ısrarla kullanmayan Suu Kyi, bölgeden ayrılmadığını söylediği %50’lik Müslüman kesimin hangi etniklere mensup olduğunu belirtmemiştir. Zira bölgedeki sorun Rohingyaların köylerinin basılması ve boşaltılması meselesidir. Yine Suu Kyi, bölgede temizlik operasyonu olmadığını ifade ederken, bu konuşmadan sadece birkaç gün önce kendi hükümet sözcüleri bölgede 471 köyün 176’sının temizlendiğini açıklamıştır.

Bütün bu olumsuzluklara karşın ülkede olumlu sayılabilecek bazı küçük adımlar da atılmıştır. Örneğin Ekim 2016 olaylarından sonra 10 Mart 2017’de Sangha Maha Nayaka Devlet Komitesi[132] tarafından özellikle Müslüman karşıtı söylemleri ve vaazlarıyla meşhur Wirathu’nun bir yıl boyunca ülke çapında herhangi bir yerde vaaz vermesi yasaklanmıştır. Wirathu ve ona tabi olan Budist rahiplerin konuşmalarının ve nefret içerikli söylemlerinin ülkede sağlanmaya çalışılan düzeni sarstığı, bu durumun da toplumsal bir çatışma ortamı oluşturmasından endişe edildiği gerekçesiyle bu kararın alındığı belirtilmiştir.[133] Yine Myanmar Now isimli gazetenin yazarlarından Ko Swe Win, Wirathu’nun Budizm’in lekelenmesine sebep olan kanunsuz eylemlerinin durdurulması için Myanmar yönetiminin bir an önce çözüm üretmesi çağrısında bulunmuştur. Sangha Maha Nayaka Devlet Komitesi, Myanmar Ulusal İnsan Hakları Komisyonu ve Myanmar Din İşleri Bakanlığı’na dilekçeler göndererek 2008 Anayasası’nın dinî ve etnik nefreti uyandıracak eylemleri engelleyen 364. Maddesi’nin ve yine benzer içerikli 29. Madde’nin ihlal edildiğini belirtmiştir.[134]

Halkın gergin ve tansiyonun yüksek olduğu Myanmar’da tüm ülkenin hedef haline getirilmesi sorunun çözümüne katkı sağlamayacaktır. Bu yönde tırmandırılan algının dışına çıkılıp bölge insanının, kuruluşlarının ve resmî makamların yapıcı yaklaşım ve icraatlarda bulunmaları, yaşanan hak ihlallerine muhalif içeriden seslerin öne çıkarılması, sorunun ancak bir uzlaşı sağlandığı takdirde çözüleceği gerçeğine ve sürekli manipüle edilen bu acıların bitmesine olumlu katkı sağlayacaktır.

Arakan’da meydana gelen şiddet olaylarında Rohingyaların Müslüman oluşu önemli bir faktörken bazı değerlendirmelerde Rohingya karşıtı şiddetin sadece etnik ve dinî bir ırkçılık olmadığına da dikkat çekilmektedir. Burada en önemli etkenin Arakan’ın çoğunluk etnisitesi olan Budist Rakhinelerin diğer azınlık grupları gibi, çoğunluktaki Burmalar tarafından ayrımcılığa maruz bırakılmaları olduğu savunulmaktadır. Burmaların Rakhinelere olumsuz yaklaşımının yarattığı güvensiz ortam, Rakhine-Rohingya şiddetini de beslemektedir.

Problemin özellikle İslam ülkelerinde daha çok din karşıtlığı üzerinden yansıyan görüntüsüne karşın, Arakan’daki Rakhinelerin “Müslüman” isminden ziyade “Rohingya” isminin kullanımına, ileride meydana gelmesi muhtemel bir özerkliğe kapı açma ihtimali dolayısıyla karşı oldukları belirtilmektedir.[135] Örneğin Şubat 2017’de Rakhine’de 53 Rohingya’ya resmî kimlik kartı verilmesi, Sittwe ve Maungdaw’da büyük tepki almış ve protesto edilmiştir.[136]

Myanmar, Rakhine, Rohingya arasındaki bu bölünme ve düşmanlık, etnik gruplar arasındaki ayrımcılıktan beslenirken uluslararası kamuoyunun meseleye bakışı ve olayları yansıtma şekli de dış bir tehdit olarak algılanıp sorunu sosyal boyutta daha da kızıştırmaktadır.

"Uluslararası gruplar veya kurumların, bu etnik grupların ve Myanmar’ın genelinin problemlerine odaklanmak yerine kendi öncelik verdikleri konulara yönelmeleri, buradaki sorunu daha da çıkmaza sokmaktadır."

Uluslararası gruplar veya kurumların, bu etnik grupların ve Myanmar’ın genelinin problemlerine odaklanmak yerine kendi öncelik verdikleri konulara yönelmeleri, buradaki sorunu daha da çıkmaza sokmaktadır. Bu durumun getirdiği kutuplaşma sebebiyle normalde adli bir vaka olan Budist bir kadının bir Rohingya tarafından tecavüz ve katli ile başlayan olaylar, bütün Arakan’ı kasıp kavurmuştur. 2013’le birlikte Myanmar’ın belli bölgelerinde Müslüman karşıtı olaylar meydana gelmiş, 969 Hareketi[137] ile Burma Budist Sangha (Burma Budist Din Adamları Komitesi) içerisindeki kişiler ve önde gelen bazı Budist rahipler, olayları alevlendiren eylemlerde yer almıştır. Yine bu istikrarsızlıktan birtakım çıkarları olan siyasiler de bu dönemde gerilimi tırmandırmaktan kaçınmamıştır. Hatta bu süreçte öne çıkarılan ve sadece Budist rahiplerin kışkırtması gibi görünen durum, güçlü siyasi aktörler tarafından manipüle edilmiş ve olaylardaki rolleri gölgelenmiştir.[138]

2015 seçimlerinden önce meydana gelen olaylar ve Müslüman karşıtı şiddet, aslında Myanmar açısından hayati olan anayasal reform sürecine olan ilgiyi de dağıtmıştır. Bu anayasal reform sürecinin önemli maddeleri arasında yer alan nefret konuşmalarının yasalarla engellenmesi, azınlık haklarının korunması ve vatandaşlık haklarının revizyonu konuları, ülkede, mevcut topluluklar arası şiddeti azaltabilecek bir dönemi başlatabilecekken, bu reformlarla yetkileri yahut müdahale alanları zayıflayacak olan odaklar, çatışma ve gerginliğin tırmanmasına bir şekilde destek olmuştur.

"İngiliz sömürgesinden bağımsızlığın kazanılması sürecinde, bu geniş ve büyük çeşitliliği barındıran toprakları kontrol altında tutabilmek için gücü merkezileştirmeye çalışan Burma kralları, azınlıkları marjinalleştirmiştir. Bu ise etnik azınlıkların merkezî Burma otoritesine karşı İngilizler tarafından baskılama aracı olarak kullanılmasını kolaylaştırmıştır."

Bütün bunların yanında, Budist rahiplerin Rohingyaların Batılı ülkeler ve diğer Müslümanlarla bağlantılı oldukları yönündeki söylemleri pompalaması ve siyasilerin de buna destek olmasıyla dış güçlerin maşası olarak algılanan Rohingyalara karşı oluşan güvensizlik iyice artmış ve bu durum sıkı güvenlik tedbirleri uygulanmasına yol açmıştır. İşte bu sebeplerden ötürü, çözüm bulma amacıyla Myanmar’daki soruna müdahil olanların ülkede Rohingya karşıtlığı ile Müslüman karşıtlığının farklı kökenleri olduğunu bilmesi gerekmektedir; çünkü bu iki problemin çözümü için farklı stratejilere ihtiyaç vardır. Bunun yanında, siyasi hesaplarla tırmandırılan iç çatışmaların ülke için sonunda üstesinden gelinemeyecek boyutlara ulaşma ihtimali de ne yazık ki göz ardı edilmektedir. Elbette Myanmar’da meydana gelen bu acı olaylara yönelik tepkiler hiç de haksız değildir; ancak sorunun çözümü için hem Arakan eyaletinde son yıllarda vuku bulan olaylara odaklanmak hem de tarihî bir geçmişi olan gerilim konularının sömürge döneminden kalma köklerini incelenmek gerekmektedir.[139] Zira İngiliz sömürgesinden bağımsızlığın kazanılması sürecinde, bu geniş ve büyük çeşitliliği barındıran toprakları kontrol altında tutabilmek için gücü merkezileştirmeye çalışan Burma kralları, azınlıkları marjinalleştirmiştir. Bu ise etnik azınlıkların merkezî Burma otoritesine karşı İngilizler tarafından baskılama aracı olarak kullanılmasını kolaylaştırmıştır. Myanmar’ın azınlıklara ve dış aktörlere karşı olumsuz bakışı, orduya büyük önem ve ayrıcalıklar yüklenmesine sebep olmuştur. Ülkedeki askerî darbeleri gerekçelendirip besleyen bu süreç dikkate alınmaksızın Myanmar’a yönelik yapılan çağrılar, içerideki halkı birbirine karşı daha da kışkırtmıştır.

Uluslararası güç dengelerinin değişimi, uzun yıllar kendini dışarıya kapatmış olan ancak 2012’den sonra kısmi bir açılım yaşayan Myanmar’ı ve iç dengelerini büyük ölçüde etkilemektedir. Son dönemlerde yaşanan bu açılımın sebebini ise, dış güçlerin ülkeye yönelik ekonomik planlarının uygulamaya geçirilmesi şeklinde yorumlayan görüşler de mevcuttur. Özellikle Çin ve ABD arasındaki rekabetin yansımaları yanı sıra bölgedeki diğer uluslararası aktörelerin de ülke siyasetine ve gündemine önemli etkileri olmaktadır.

Son olayların ardından eylülün ikinci haftası New York’ta yapılan BM Genel Kurulu toplantısında bölgede Myanmar ordusunun yaptığı operasyonlar, ABD, İngiltere, Avustralya ve Fransa tarafından kınanırken Çin Myanmar’ın olaylar karşısındaki tavrını savunmuştur.

Çin sınırında yer alan etnik gruplar ve bunların silahlı oluşumlarından dolayı Çin ve Myanmar genellikle yakın ilişki içerisinde olmak zorunda kalmıştır. Son yıllarda ekonomik yatırımların artmasıyla bu ilişki daha da gelişmiştir. Çin ile Myanmar arasında hidroelektrik barajlar ve altyapı projeleri, doğal gaz boru hatları, madenlerin işletilmesi gibi önemli iş birlikleri söz konusudur. Fakat sınır boyunca meydana gelen çatışmalar Çin’i de etkilediğinden bazı projeler durma noktasına gelmiştir. Ancak bütün sorunlara rağmen Myanmar Çin’i halen stratejik partner olarak görmekte ve ABD ile gelişmekte olan ilişkileri dengelemede Çin’e dayanabilmektedir. Myanmar’ın Çin ile inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilişkileri, ABD-Myanmar yakınlaşmasına da zemin sağlamaktadır.

"Uluslararası güç dengelerinin değişimi, uzun yıllar kendini dışarıya kapatmış olan ancak 2012’den sonra kısmi bir açılım yaşayan Myanmar’ı ve iç dengelerini büyük ölçüde etkilemektedir."

Bölge uzmanları Çin’in Myanmar’daki iç çatışmaları ödül ve ceza prensibiyle kullanabilen tek yabancı güç olduğunu ve 2011’den bu yana ülkeye akın eden Batılı barış aktivistlerini de saf dışı bırakabildiğini belirtmektedir.[140] Diğer azınlıklarla son barış sürecinin gündem olduğu bu dönemde Çin, yine aracı olarak sürece müdahil olmuştur. Bu müdahalenin amacı ise, bölgeyle olan ticaretini ve enerji yolları ile ilgili projelerini koruma isteğidir. Zira bu projelerin önemli güzergâhlarından biri Arakan eyaletidir. Burayla ilgili, petrol tankerlerinin yanaşabileceği derin su limanı kurulması, böylece petrolün çok daha kestirme bir güzergâh üzerinden Çin’e ulaştırılması gibi projeler bulunmaktadır.

Myanmar’ın siyasi tarihinde etkisi olan ülkelerin başında gelen Çin ile paylaşılan uzun sınır, Myanmar içerisinde etnik Çin nüfusun bulunması, ülkede yaşanan sivil ve siyasi çatışmalar, Çin ile ikili ilişkilerde temel gündem maddelerinin konusunu oluşturmaktadır. Fakat Çin’in ülkeye olan ödül ve ceza eksenindeki müdahaleleri bazı analizciler tarafından “zücaciye dükkânındaki fil” örneğiyle tasvir edilmektedir.

ABD ile özellikle Obama döneminde Ortadoğu ve Avrupa’dan Doğu ve Güney Asya’ya doğru olan eksen kayması çerçevesinde gelişen ilişkiler, daha çok Çin’in ekonomik büyümesini dengeleme üzerine şekillenmiştir. Orduya önemli derecede yetki veren 2008 Anayasası gölgesinde bölgede seçimlere gitmek istemeyen ve buna direnen Aung San Suu Kyi, 2011 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un baskılarıyla seçime girmiş, böylece bu durum, şimdi bütün eleştirilerin hedefi olan Suu Kyi’nin 2008 Anayasası’nı meşrulaştıran bir pozisyona düşmesine neden olmuştur.[141] Obama’nın 2012’de ikinci kez başkanlığa seçilmesinin hemen ardından ilk ziyaretlerini yaptığı Asya ülkeleri arasında Myanmar da bulunmaktadır. Bu ziyaretten sonra ülkeye yeni bir elçi atanması, diplomatik ilişkilerin yeniden yapılandırılması, bölgeye yönelik insani yardımın arttırılması, etnik silahlı gruplar ve Myanmar hükümeti arasındaki barış görüşmelerine müdahil olunması gibi süreçler gerçekleşmiştir. Hâlihazırda bölgede artan ABD-Çin rekabetinin gerilimiyle karşı karşıya olan Myanmar’daki güç merkezleri, bu rekabeti kendi çıkarları doğrultusunda kullanırken, ülkedeki etnik silahlı gruplar da Myanmar yönetimine karşı aynı yola başvurabilmektedir.[142]

Çin’in ödül ve ceza eksenli yaklaşımına benzer bir siyasetle anılan ve aşırı sağcı bir Hindu milliyetçiliğinin yükselişte olduğu Hindistan da Myanmar açısından bölgedeki bir diğer önemli aktördür. Hindistan’da özellikle Müslüman kesime yönelik son dönemlerde artan dışlayıcı söylemler, endişe verici birtakım İslamofobik gelişmeler ve Keşmir’de oldukça ciddi boyutlara ulaşan gerginlik, Myanmar’ın Rohingyalara yönelik politikalarında daha cesur davranmasına sebep olmaktadır. Ayrıca geçmişte Myanmar’ın askerî cunta yönetimine eleştirilerde bulunan Hindistan, bugün konuya pragmatik bir şekilde yaklaşarak Myanmar’a silah satan ülkelerin başında gelmektedir. Hindistan, ilgisini bir yandan Myanmar’ın petrol ve doğal gaz rezervlerine yoğunlaştırırken bir yandan da ülkedeki ticari varlığını arttırmaktadır; ayrıca Çin’in bölgede artan nüfusunun tedirginliğiyle de Myanmar’da yaşananlara dair herhangi bir çıkışta bulunmamaktadır. Hindistan şimdilik konunun Myanmar’ın iç işleri olduğu kabulüyle hareket ederken 8 Eylül 2017’de Endonezya’nın Nusa Dua bölgesinde düzenlenen uluslararası konferanstan çıkan Arakan’daki şiddeti kınayan deklarasyona imza atmayacağını belirtmiş ve aynı gün Myanmar’da bulunan Narendare Modi de Myanmar’a desteğini dile getirmiştir. Bu tutumun altındaki en önemli sebeplerden biri ise Keşmir’de kendi benzer uygulamalarına ses çıkarılmasına kapı aralamak istemeyişidir. Bununla birlikte Rohingyaların İngiliz sömürge döneminden kalan bir hafızayla Hintli nesiller olarak dışlanması karşısında sessiz kalması ise ülkedeki bazı muhalifler tarafından eleştirilmektedir. Pakistan yahut Bangladeş’teki Müslüman olmayan Hint azınlıklarla ilgili problemlerde sesini yükselten Hindistan’ın kendisiyle kan bağı kurularak dışlanan bu insanları din farklılığından dolayı görmezden gelmesi, çoğulcu ve demokratik söylemlerinin samimiyetini sorgulatmaktadır.[143]

Pakistan da bu meselenin tarihî sürecinde önemli bir aktör olarak yer alırken pratikte buradaki Rohingyaların durumuyla ilgili siyasi boyutta en sessiz ülkelerden biridir. Rohingyaları bu aşamaya getiren süreçte, kendilerini güvenceye almak için başvurdukları ilk merci olan ve Hint alt kıtasının Müslümanlarını bir araya toplamaya yönelik bir düşüncenin ürünü olarak Pakistan’la kurdukları bağ, bugün Pakistan siyaseti tarafından unutulmuştur. Halkın desteği ve duyarlılığına rağmen ne yazık ki Güney Asya’nın bu en kalabalık Müslüman ülkesinin siyasileri, Keşmir’e gösterdikleri ilgiyi Rohingya konusuna göstermemektedir. Bangladeş Bağımsızlık Savaşı’nda Pakistan’ı destekleyen Chittagong halkı ise, o dönem verdiği bu desteğinin bedelini Bangladeş tarafından dışlanmakla ödemiştir.[144] Bununla birlikte Şeyh Hasina, New York’ta yapılan BM Genel Kurulu’na katılmasının ardından 18 Eylül 2017 tarihinde verdiği bir röportajda zengin bir ülke olmayan Bangladeş’in 160 milyonluk nüfusu doyurabildiğine göre 500.000-700.000 insanı da doyurabileceğini söylemiştir. Hasina’nın bu sözleri, yaşanan sorunla ilgili Bangladeş’in tavır değişikliğini yansıtırken bu değişikliğe neyin sebep olduğu ise şimdilik bilinmemektedir.

Myanmar’ın dışa açılmasıyla birlikte ülkede uluslararası sivil toplum kuruluşları üzerinden birçok ülkenin de varlığı hızlı bir şekilde artmıştır. Avustralya, Finlandiya, Japonya, Norveç, İsviçre ve İngiltere özellikle Myanmar’ın belli başlı etnik gruplarla devam ettirdiği barış sürecine odaklanırken bu ülkelerden Japonya, Norveç, İsviçre ve Avustralya bu sürece ayrıca büyük oranda mali destek sağlamaktadır. Bununla birlikte sürece yönelik bağış akını, içeride bu bağışların nerelerde harcanacağına ya da nerelere aktarılacağına dair sorulara da sebep olmaktadır. Bağışçı ülkelerin, geniş bir çerçevesi olan reformlarla ilgili oluşturduğu baskı ise, herhangi belli bir konuya odaklanmayı engellemektedir.

Ortadoğu petrollerinin ülkeye ulaşmasıyla birçok iş imkânının oluşacağı Myanmar’da ayrıca karada ve denizde petrol arama çalışmaları da gündemdedir. Hasılı bugün Myanmar’ın yer altı kaynaklarının keşfi ve işletilmesiyle ilgili ABD, Avrupa ülkeleri ve Çin gibi birçok dış aktör bölgede pay kapmak istemektedir. Sayılan bu sebeplerden ötürü de buradaki olayların ne topluluklar ne de dinler arası bir çatışmadan kaynaklandığı, aslında her zamanki gibi esasen devletler arası çıkar kaynaklı çatışmalar olduğu belirtilmektedir.[145]

Myanmar yönetimi ve toplumunun Batı kökenli kurumları tehdit olarak algıladığı bu süreçte, bölgesel bir örgüt olan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin (ASEAN) Ekim 2016 saldırıları sonrası devreye girmesi ise -henüz sahaya yansıyan olumlu sonuçları olmamakla birlikte- önceki girişimlere nazaran önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Dönem başkanlığını Malezya’nın yaptığı ASEAN’da 2015 yılında “insan odaklı ASEAN” ilkesi benimsenmiş, ancak bu karara rağmen hâlihazırda ASEAN içerisinde mülteci krizlerine yönelik bir strateji geliştirilmemiştir.[146] ASEAN ülkelerinin önemli çoğunluğu BM Mülteciler Sözleşmesi’nin imzacı ülkelerinden değildir. Ancak 2015 yılında denizde yaşanan mülteci krizi sonrası başta Malezya ve Endonezya olmak üzere ASEAN ülkelerinde durumla ilgili kısmi de olsa bir hareketlilik gözlenmiştir. Bununla birlikte bölge ülkelerinin yoğunlukla insan kaçakçılığının geçiş güzergâhı üzerinde olmaları, bu ülkelerin mülteci krizine etkin bir tepki vermemesinin de gerekçesini oluşturmaktadır.[147]

Kasım 2016’da BM’nin Myanmar’a yönelik etnik temizlik suçlaması sonrası, Endonezya’nın ASEAN elçisi bu yorumun gerçeği tam olarak yansıtmadığını ve Myanmar hükümetinin karşılaştığı problemleri BM’nin göz ardı ettiğini ifade etmiştir. Bu vesileyle de Endonezya’nın ASEAN ülkelerini konuyla ilgili herhangi bir toplantı için çağırma planının olmadığı belirtilmiş, üstelik ASEAN Hükümetler Arası İnsan Hakları Komisyonu’nun Endonezya temsilcisi de BM raporunun sorgulanması gerektiğini söylemiştir. ASEAN’ın insan hakları bağlamında ülkelerin iç siyasetine karışmama ilkesi uyarınca, insan hakkı ihlalleri yeterli karşılık görmezken, başta BM gibi Batı kökenli kurumların ülkelere yönelik yorumları, bölgenin sömürge geçmişinden dolayı Anglo Sakson yaklaşımlar olarak değerlendirilmektedir.[148]

Bu süreç ve açıklamalar ardından Rohingyalarla ilgili durumun kritik boyutlara ulaşması üzerine ASEAN, tarihinde ilk defa “diğer ASEAN ülkelerinin iç işlerine karışmama” prensibi dışında bir yönelimle hareket ederek Rohingyaların yaşadığı insani trajedi karşısında duyduğu endişeyi dile getirmiştir. Akabinde, 19 Aralık 2016’da Aung San Suu Kyi’nin davetiyle ASEAN Dışişleri Bakanları Yangon’da konuyla ilgili resmî olmayan bir toplantı düzenlemiş, bu toplantı kararı da ASEAN üst düzey yetkililerinin Bali’deki resmî olmayan toplantısında alınmıştır.[149] Toplantıda Myanmar hükümeti insani yardım hususunda ASEAN üyelerini bilgilendireceğini ve bu konudaki çalışmalara yardımcı olacağını belirtmiştir. Arakan’daki son durumla ilgili bilgi verilen toplantı sonrası, Tayland Dışişleri Bakanı tüm tarafların görüşmelerden memnuniyet duyduğunu ifade etmiştir. Endonezya Dışişleri Bakanı ise Myanmar’ın ASEAN’a gelişmeleri düzenli olarak ileteceğini ve kendilerinin de bölgeye yardım ulaştırmak için imkân tanınması talebinde bulunduklarını söylemiştir. Suu Kyi de bu karmaşık problemin çözülmesi için hükümetlerinin kararlı olduğunu fakat bu konuda zamana ihtiyaç duyulduğunu belirtmiştir.[150]

"Myanmar yönetimi ve toplumunun Batı kökenli kurumları tehdit olarak algıladığı bu süreçte, bölgesel bir örgüt olan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin (ASEAN) Ekim 2016 saldırıları sonrası devreye girmesi ise -henüz sahaya yansıyan olumlu sonuçları olmamakla birlikte- önceki girişimlere nazaran önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Dönem başkanlığını Malezya’nın yaptığı ASEAN’da 2015 yılında “insan odaklı ASEAN” ilkesi benimsenmiş, ancak bu karara rağmen hâlihazırda ASEAN içerisinde mülteci krizlerine yönelik bir strateji geliştirilmemiştir."

Bu noktada, ASEAN’ın sıkı sıkıya bağlı olduğu, üye ülkelerin iç işlerine karışmama prensibini göz ardı etmesinin sadece uluslararası tepkiler sebebiyle mi yahut başka bir nüfuzun etkisiyle mi olduğu konusu ise ayrı bir soru işaretidir. Benzer olaylar geçmişte de yaşanmış olmasına rağmen ASEAN’ın ilk defa bu boyutta bir tepki vermesi, akıllara birtakım sorular getirmektedir. Myanmar’ın iç işlerine, özellikle azınlıklar üzerinden Batılı ülkelerin müdahalesi yanı sıra, yaşanan insani sorunla ilgili bölge ülkelerinden de böyle bir tepki gelmesi, beklenmedik bir durum olarak değerlendirilmiş ancak Ağustos 2017 olayları sonrası tekrarlanan ve hiçbir müdahalede bulunulmayan insani kriz, ASEAN’ın bu konudaki işlevsizliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Arakan’daki şiddet olaylarından en fazla etkilenen ülke şüphesiz Bangladeş’tir. ASEAN üyesi olmayan Bangladeş, 2014 yılında yaşanan benzer trajediler sonrasında, bu konuya yönelik ilk kez resmî bir strateji oluşturacağını açıklamıştır. Ancak Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin 1951 Tarihli Sözleşme’ye ya da 1967 Protokolü’ne imzacı taraflardan olmayan ve en fazla sayıda Rohingya mülteciyi barındıran Bangladeş, 2015’teki bot hadisesi üzerine 2014’teki kararının aksine bir açıklama yaparak bu durumun kendi sorunu olmadığını ve bu problemi Myanmar’ın çözmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bangladeş, Ekim 2016 olaylarından sonra topraklarına sığınan yaklaşık 80.000 Rohingya’yı -ki hâlihazırda devam eden operasyonlardan sonra 24 Eylül 2017 itibarıyla bu sayı 436.000’i bulmuştur- yerleştirmek üzere ıssız bir adaya gönderme kararı almış, ancak yılın büyük bir bölümünde sellerin meydana geldiği ve bu yüzden de yaşam için uygun olmayan bir yer olan bu ada fikrini şimdilik uygulamaya koymamıştır.

Endonezya’da da konunun Müslümanların maruz kaldığı baskılar çerçevesinde ele alınması ve Rohingyalara yönelik saldırıların devam etmesi, kamuoyunda ciddi bir tepkiye sebep olmuştur. Bu durum, Endonezya’yı ASEAN’ı sorunla ilgili bir toplantı girişiminde bulunmak için harekete geçmek zorunda bırakmıştır. Endonezya’nın bu girişimi üzerine 2-3 Aralık’ta Endonezya’yı ziyaret edecek olan Aung San Su Kyi’nin ziyareti, ülkedeki iç meseleler gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir. Sonrasında, 6 Aralık 2016’da, Endonezya Dışişleri Bakanı önce Bangladeş Cox’s Bazar’daki mülteci kamplarını ziyaret etmiş, akabinde de Myanmar Dışişleri Bakanı Aung San Suu Kyi’nin davetlisi olarak Myanmar’a gitmiştir. Endonezya, bu konuyla ilgili olarak Bangladeş’i ilk ziyaret eden Asya ülkesi olmuş ve bu görüşmelerde Rohingyalara yapılacak insani yardımlar konusunda Endonezya’nın hazır olduğu belirtilmiştir.[151] Ağustos 2017 olaylarından sonra da Myanmar’ı ziyaret eden Endonezya Dışişleri Bakanı, Cox Bazaar’daki kamplara bir kere daha gitmiştir. Bu diplomatik görüşmelerden ise şimdiye kadar askerî operasyonları ve göçleri durduracak bir sonuç alınamamıştır.

Ekim 2016 saldırıları ardından kayıtlı 56.000 Rohingya mültecinin bulunduğu Malezya ise 2015’teki tavrından daha olumlu bir yaklaşım sergilemiştir. Zira 2015’teki bot hadisesinden sonra Malezya, Rohingyaların ülkeye girmeleri halinde derhal geri gönderilecekleri ilan etmişti. Malezyalı yetkililer botların batması durumunda mültecilerin kurtarılacağını, ancak mültecileri ülkeye kabul etmek istemediklerini açıklamıştı. O dönemde benzer bir tepki de o güne kadar sığınmacıların kurtarılmasına dair yoğun çaba sarf eden Endonezya’dan gelmişti. Fakat Arakan’da yaşanan Ekim 2016 olayları akabinde Malezya parlamentosu, Myanmar hükümetine, etnik temizlik boyutuna varan süreçle ilgili gerekli bütün önlemleri alması yönünde çağrıda bulunmuştur. 4 Aralık 2016’da da Kuala Lumpur’da oldukça büyük çaplı protesto gösterileri düzenlenmiştir. Bu protestolara hükümet partisi UMNO ile ana muhalefet patisi de katılmış, Malezya başbakanı tepkilerin Myanmar’ın iç işlerine karışmak olarak algılanmaması gerektiğini, Arakan’da Rohingyalara karşı yürütülen operasyonların hem evrensel insan haklarının hem de ASEAN sözleşmesindeki insan hakları kararlarının ihlali olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, bu şiddet sürecinin durdurulmaması halinde Myanmar’ın ASEAN üyeliğinin sorgulanması gerektiği de gösteriler esnasında dile getirilen taleplerden olmuştur.[152]

Bununla birlikte Malezya ordu komutanının Myanmar’ı ziyareti esnasında, Rohingyaların bu şekilde dışlanmasının Myanmar dâhil bütün bölge ülkelerini tehdit eden bir hal alabileceği ifade edilerek DAEŞ gibi küresel terör örgütlerine gönderme yapılıp uyarıda bulunulmuştur.[153] Malezya, Ağustos 2017 saldırıları üzerine olabilecek mülteci akınının geri döndürülmeyeceğini ilan etmek dışında farklı bir tavır sergilememiştir.

İİT ise Malezya’nın çağrısı üzerine Ekim 2016 saldırıları ve sonraki süreç dolayısıyla 19 Ocak 2017’de Kuala Lumpur’da üyelerinden Malezya, Endonezya, Afganistan, Pakistan, Azerbaycan, Filistin, İran ve Maldivler ile bakanlar düzeyinde bir araya gelmiştir. Toplantının sonuç bildirgesinde problemin insani yardımlarla aşılamayacak kronik bir boyuta geldiği, bölge ülkelerini toptan etkilediği/etkileyeceği hususu vurgulanmış, sürekli dışlanan ve baskı gören bu insanlara çıkış yolu bırakılmaması halinde bu durumun küresel terör gruplarına kaynak teşkil etme ihtimaline işaret edilmiştir.[154] Fakat İİT’nin bu toplantı sonrası etkili çalışmalara başlayıp başlamadığı ile ilgili somut yahut kamuoyuna yansımış bir girişim bulunmamaktadır.[155] İİT ayrıca, Ağustos 2017 saldırıları sonrasında da sürece hiçbir müdahalede veya herhangi bir diplomatik girişimde bulunmamıştır.

"ASEAN, İİT, Çin ve Hindistan gibi bölgesel güçlerle ABD gibi uluslararası aktörler ve yabancı yatırımcıların mevcut Myanmar siyaseti üzerinde etkileri olduğu ifade edilirken, bütün bu unsurların hedeflerinin ve önceliklerinin farklı olması, bazı krizleri yahut anlaşmazlıkları çok daha başka noktalara çekebilmekte ve tehlikeli kutuplaşmalara sebep olabilmektedir. Arakan eyaletindeki şiddet olayları ve Myanmar’daki barış süreci devam ederken olayların merkezindeki aktörler, bu aktörlerle irtibat gibi daha hayati konular göz ardı edilmektedir."

Hasılı ASEAN, İİT, Çin ve Hindistan gibi bölgesel güçlerle ABD gibi uluslararası aktörler ve yabancı yatırımcıların mevcut Myanmar siyaseti üzerinde etkileri olduğu ifade edilirken, bütün bu unsurların hedeflerinin ve önceliklerinin farklı olması, bazı krizleri yahut anlaşmazlıkları çok daha başka noktalara çekebilmekte ve tehlikeli kutuplaşmalara sebep olabilmektedir. Arakan eyaletindeki şiddet olayları ve Myanmar’daki barış süreci devam ederken olayların merkezindeki aktörler, bu aktörlerle irtibat gibi daha hayati konular göz ardı edilmektedir.[156]

Arakanlı Müslümanlar yahut Rohingyalar, Türkiye’de de yıllardır gündem olmuş ve kamuoyu bu uzak coğrafyadaki insanların dertleriyle her zaman ilgilenmiştir. Türkiye’nin bu konudaki hassasiyeti 2012’de meydana gelen olaylar sonrasında, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Emine Erdoğan’ın bölgeyi ziyaretleri ile dünya kamuoyunda yankı bulmuş ve Türkiye’nin konuya ilgisi diasporada yaşayan binlerce Rohingya için bir umut olmuştur.[157]

Bu ziyaret esnasında dönemin Myanmar Devlet Başkanı Thein Sein ile de görüşen Davutoğlu, Myanmar’ın imajının Arakan problemiyle sarsılmaması gerektiğinin altını çizerek İİT ülkelerinin Myanmar ile ilgili herhangi olumsuz bir kanaate sahip olmalarının insani yardımların bölgeye ulaştırılmasıyla engellenebileceğini belirtmiştir. Arakan’ın bir bütün olarak bu durumdan etkilendiğinden bahseden Thein Sein ise, insani yardımların Müslümanlar kadar Budistlere de yapılması talebinde bulunmuştur. Görüşmede, Arakan’da yaşanan olayların din yahut ırkla bir ilgisinin olmadığı fakat olayın bölgedeki gruplar arası nefreti tetiklediği ifade edilmiştir. Davutoğlu, dinler arası çatışmayı arttıracak propaganda ve söylemlerden kaçınılmasını ve bağımsız kurumların bölgeye gelip bizzat yerinde incelemeler yapması gerektiğini vurgulamış ve Myanmar devlet başkanını Türkiye’ye davet etmiştir. Bu ziyaretten bir hafta sonra Suudi Arabistan’da gerçekleşen İİT toplantısında konuyla ilgili gözlemlerini aktaran Davutoğlu, teşkilatın bölgeyi ziyaretini de teşvik etmiştir. Bu ziyaret sonrası Türkiye Myanmar’a 50 milyon dolar bağışta bulunmuştur.[158]

Ağustos 2017 saldırıları sonrası ise konu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ulusal ve uluslararası arenada ivedilikle gündeme getirilmiş, Emine Erdoğan ve Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından 7 Eylül 2017’de Bangladeş’teki mülteci kamplarına bir ziyaret gerçekleştirilmiştir. 1997’den itibaren Bangladeş mülteci kamplarında yardım faaliyetlerini yürüten İHH İnsani Yardım Vakfı, bölgede yeni mültecilere yönelik yardım çalışmalarını Ağustos 2017 olaylarının ilk gününden itibaren sürdürmektedir. TİKA, Diyanet Vakfı ve diğer belli başlı Türk yardım kuruluşlarının bölgeye yönelik çalışmaları da hâlihazırda devam etmektedir.

Sonuç ve Tespitler

Myanmar’da hükümet güçleri ve Budist çetelerin saldırılarına maruz kalan Rohingya Müslümanlarının yaşadığı sorunların çözümü için tüm tarafların üzerine düşen bazı sorumluluklar vardır. Ancak öncelikli olarak bu sorunların doğru bir şekilde tespiti ve yapılabileceklerin açık olarak ortaya konması gerekmektedir. Bu gerçekten hareketle sürece dair öne çıkan noktalar ve tarafların öncelikli olarak dikkate alabileceği bazı hususlar aşağıda belirtilmiştir.

Myanmar Hükümeti

  • “Vatansız” bir topluluk olmaya zorlanan bu insanlar için çözümün adresi, ne umutsuzca sürüklendikleri denizler ne de Bangladeş hükümetidir. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Rohingyaların mağduriyetini giderecek olan yine Myanmar hükümetidir.
  • Sivil yöneticilerin soruna çözüm bulamaması halinde, şiddet mağduru insanların istenmeyen yöntemlere kayması daha da kolaylaşmaktadır.
  • Rohingyalar, hiçbir sınır tanımayan şiddet grupları, insan kaçakçıları ve organ mafyalarının birinci adresi haline gelmektedir.
  • Ekim 2016’da ve son dönemde yaşanan olaylar bu öngörüleri maalesef doğrulamıştır. Bu uyarılara kulak verilmemesinin bedelini ise her zaman olduğu gibi yine masum insanlar ödemektedir.
  • Sorunun çözümü konusunda hükümetin atacağı ilk adım, Rohingyalara vatandaşlık haklarını vermektir.
  • Rohingyaların yaşadıkları bölgelere düzenlenen askerî operasyonlarda insanların vahşice katledilmesi ve yüzbinlerce sivilin ülkeden gönderilmesi, etnik temizliktir ve BM Güvenlik Konseyi’nin de kabul ettiği üzere bütün bu uygulamalar suçtur.
  •  Myanmar hükümeti, askerî yöntemler ve tek taraflı dayatmalar yerine sorunun tarafı olan tüm aktörlerle görüşmeye açık olmalıdır.


Rohingya Oluşum ve Siyasi Yapılanmaları

  • Rohingya oluşumlarının bir bütün halinde hareket edememeleri, problemlerini uluslararası arenada dile getirecek bütüncül bir yapıya sahip olmamaları ve gruplar arası anlaşmazlıklar, halkın temsil probleminin başlıca sebebidir. Rohingyaların temsil problemini çözmek üzere acil adımlar atılmalıdır.
  • Şiddet olaylarının bedelini masum halk ödemektedir. Bu nedenle Rohingyalar adına yapıldığı söylenen eylemlerin bizzat Rohingya STK’ları tarafından tespit edilerek bu saldırganların gerçek hedeflerinin açığa çıkarılması ve bu konuda Myanmar yönetimiyle irtibata geçilip şaibeli bilgilerin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
  • Rohingya siyasi oluşumlarının diasporada bulundukları ülkelerden Myanmar’a yaptırım çağrısında bulunmak yerine Myanmar devleti ile görüşme taleplerinde bulunmaları, sorunun çözümü adına daha yapıcı sonuçlar getirecektir.


STK'lar ve Akademisyenler

  • Arakanlı sivillerin insani sorunlarının çözümü için öncelikle sivil kuruluşlar siyasilere yol gösterecek çalışmalar başlatmalıdır.
  • Myanmar’da toplum, yaşanan çatışmalar üzerinden gitgide birbirine daha çok düşmanlaşırken bu süreçte mağdur olanlar, hayatlarını kaybedenler yine masum ve suçsuz insanlardır. Gerek yerel gerekse uluslararası STK’lar, halkları birbirine yakınlaştıracak inisiyatifler geliştirmelidir.
  • Birçok insani krizde etkili çözüm süreçleri başlatılmadığı için sadece günü kurtarmakla sınırlı kalınmakta ve kökleri çok derinlerde yatan problemlere uzun vadeli kalıcı çözümler bulanamamaktadır. Akademisyenler ve STK’lar bu döngüyü aşacak girişimlerde bulunmalıdır.
  • Uluslararası kamuoyunun sorunun çözümüne dair artan ilgisizliğini tersine çevirmek için sadece Arakan konusu ile ilgili uluslararası STK’ların ortaklığında inisiyatifler geliştirilmelidir.
  • Günümüz itibarıyla uluslararası kurumların raporları, gözlem ve incelemeleri, kurulan araştırma komisyonlarının değerlendirmeleri halen tam bir karşılık bulamamış ve ne yazık ki sorunun çözümü noktasında bir ilerleme kaydedilememiştir. Bu nedenle artık sonuç alıcı girişimlere yoğunlaşılması teşvik edilmelidir.
  • Myanmar’da diğer etnik gruplarla devam eden barış süreçlerine müdahil olmak isteyen Batı dünyası, soruna çıkarcı ve daha da parçalayıcı bir anlayışla yaklaşmaktadır. Bu nedenle Batılı siyasi girişimler yerine bölgesel STK’lar sorunun çözümü konusunda öne çıkmalıdır.
  • Bölgedeki sorunun tam anlamıyla anlaşılması için hamasi yaklaşımlar yerine, sivil girişimlerin öncülüğünde sonuç alıcı rapor ve eylemler üretilmelidir.
  • Myanmar’da yaşayan farklı dinî ve etnik yapıların birbirlerini tanıma ve anlamasına yönelik destekleyici çalışmalar yapılması, kapalı bir toplum yapısı olan ülke için zorunlu bir adımdır.
  • Arakan tarafında yerlerinden edilen, iç göçe zorlanan ve Arakan içerisinde sıkışmış Rohingyaların köylerine, yaşadıkları yerlere dönebilmeleri konusu “kamplara sıkışmış insanlara yardım” telaşıyla gölgelenmektedir. Burada da tıpkı İsrail’in Filistinlileri kamplara sürmesi ve uluslararası toplumun kampları beslemesiyle İsrail’e zaman kazandırması bağlamında bir durum söz konusudur. Bu konu çerçevesinde ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin (Internally Displaced Persons/IDPs) asıl topraklarına yahut buralardaki durum iyileşene kadar geçici yerleşim bölgelerine yerleşerek sosyal hayata katılımları sağlanmalıdır. Bu konuda gerektiğinde ulusal ve uluslararası STK’lardan da yardım alınabilmelidir.


Çevre Ülkeler

  • Rohingyalar genel olarak başta Bangladeş olmak üzere Endonezya, Malezya, Tayland, Pakistan, Hindistan, Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan ve Batı ülkelerinde yaşamaktadır. Bu gruplar arasında en dezavantajlı topluluk ise Bangladeş sınırlarında ölüme terk edilen mültecilerdir. Bangladeş’teki Rohingya mültecilerinin durumunun iyileştirilmesine yönelik yardımların artırılması elzemdir.
  • Yardım çalışmalarında çocukların ve gençlerin eğitimleri başta olmak üzere sürdürülebilir yardımlar öncelenmelidir.
  • Arakan eyaleti genelinde sağlık, eğitim ve birlikte yaşama konuları bağlamında projeler geliştirilerek Myanmar yönetimine sunulması ve bu çerçevede bölgedeki sosyal kalkınmaya destek çalışmaları başlatılması gerekmektedir.
  • Diğer ülkeler, sorunu Myanmar’ın millî bütünlüğü ve sınırları içerisinde yaşayan her insanın eşit haklara sahip olduğu bir gelecek inşa edilmesi ilkesiyle ele almalıdır.
  • Uluslararası ve bölgesel aktörlerin sorunun iki önemli tarafı olan Bangladeş ve Myanmar ile birlikte çözüm için yapıcı bir ilişki geliştirmesi önem arz etmektedir.
  • Myanmar’ın da üyesi olduğu bölgesel bir kuruluş olan ASEAN’ın, mevzuyu ele alırken yoğun bir Rohingya nüfusu barındıran ve Arakan’da meydana gelen her olaydan büyük ölçüde etkilenen Bangladeş’i sürece dâhil etmesi gerekmektedir.
  • Bangladeş’in bu süreçte yalnız kalmasından dolayı mültecileri geri göndermesine yahut kapıları kapatmasına meydan vermemek için ASEAN üyelerinin Bangladeş’e yardımcı olması önem arz etmektedir.
  • İİT, gerek Myanmar hükümeti ile gerekse Bangladeş ile Arakanlıların insani durumuna yönelik ortak çalışmalar yürütmelidir.


Türkiye ve Türkiyeli STK’lar

  • Myanmar, hem Türkiye’ye coğrafi olarak uzak olması hem de coğrafyamızdaki savaş ve krizler sebebiyle hakkında fazla bilgi sahibi olamadığımız bir bölgedir. Bu sebeple sorunla ilgili öncelikle doğru bilgilenme kanalları oluşturulması önem arz etmektedir.
  • Sosyal medya aracılığı ile yayılan bilgilerin doğruluğu güvenilir kaynaklar tarafından teyit edilmelidir. Bu kaynakların başında 1997 yılından bu yana bölgede çalışmalar yürüten İHH İnsani Yardım Vakfı gelmektedir.
  • Türkiye’nin insani yardımların yanı sıra sorunun çözümü konusunda siyasi destek vermesi, sürecin olumlu bir çizgiye taşınmasında çok daha büyük önem arz etmektedir.
  • Türkiye’nin hem Myanmar’ın bütünlüğüne hem de burada yaşayan Müslümanların geleceğine dair ortaya koyacağı yapıcı yaklaşımlar sorunun çözümü için önemlidir. Önümüzdeki süreçte ülke yönetimini muhatap alan ziyaretler ve bütüncüllüğü dikkate alan yaklaşımlarıyla Türkiye’nin Myanmar ile olan ilişkilerini arttırması, Rohingyalara yönelik yardımları Myanmar yönetimiyle koordineli şekilde ihtiyaç sahiplerine iletmesi, çözüme katkı sağlayacaktır.
  • Türkiye, gerek hükümet olarak gerekse STK’lar olarak duygusal tepkiler yerine Myanmar hükümetini barışa yaklaştıracak bir anlayışla hareket etmelidir.

 


[1] Human Rights Watch. “II. Historical Background”, https://www.hrw.org/reports/2000/burma/burm005-01.htm (17 Şubat 2017).
[2] Haziran 1989’da adı Rakhine olarak değiştirilen bu bölge, bu çalışmada Türkiye’de yaygın bilinen adı ile Arakan olarak zikredilecektir.
[3] 1948’de İngiliz sömürgesinden bağımsızlığını ilan eden ülke, “Burma Birliği” ismini almıştır. Burma, ülkenin çoğunluğunu oluşturan “Bamar” ırkına izafe bir isimdir. Bu isim 1989’da “Myanmar Birliği Cumhuriyeti” olarak değiştirilmiştir. 1989’da askerî hükümetin değiştirmiş olması dolayısıyla ülkedeki askerî rejim karşıtları bu ismi kullanmamaktadır. Bu değişikliğe dair farklı yorumlar bulunmakla birlikte, bu ismin İngiliz sömürge döneminin adlandırması olması dolayısıyla tepki olarak değiştirildiği de ifade edilmektedir. Bununla birlikte isimle ilgili 1989’da kurulan komisyon, “Burma” isminin Burma/Barma etnik nüfusu dışındakileri dışladığını, “Myanmar” kullanımının daha kapsayıcı olduğunu belirterek bu ismi İngilizce söylenişiyle zikretmekten ziyade konuşma diline ait kullanımın yazı dilindeki “Myanmar” ile değiştirilmesine karar vermiştir. Myanmar kullanımı BM, Fransa, Japonya gibi ülkeler tarafından benimsenirken ABD ve İngiltere Myanmar ismini kabul etmeyerek halen Burma/Birmany ismini kullanmaktadır. Bu çalışmada ise kronolojik sürece paralel olarak tarihî isimlendirme, anlaşma yahut daha çok 1989 öncesi belli adlandırmalarda “Burma” kullanımı tercih edilmiş, 1989 sonrası sürece yönelik açıklamalarda ise ülkenin adı “Myanmar” olarak zikredilmiştir.
[4] Sittwe’de 2012’de vuku bulan olaylara kadar Rohingyalar Aung Mingala bölgesinde yaşamıştır. Ayrıca Sittwe, Budist rahiplerin siyasi alanda güçlü ve etkin olduğu bir merkezdir. Bölgede İngiliz sömürgesine karşı ilk kalkışmayı başlatan U Ottama isimli rahip de Sittwelidir. 2007’de Saffron Devrimi olarak bilinen ordu karşıtı gösterilere önemli ölçüde katkıda bulunan All Burma Monks’ Alliance (Tüm Burma Rahipler Birliği) de bu bölgede bulunmaktadır. Daha fazla bilgi için bk. https://en.wikipedia.org/wiki/Sittwe, https://en.wikipedia.org/wiki/Saffron_Revolution, https://en.wikipedia.org/wiki/U_Ottama
[5] https://en.wikipedia.org/wiki/Sittwe (10 Şubat 2017).
[6] Kamein ya da Kaman olarak bilinen bu grup Hint-Aryan bir etnik topluluk olup çoğunluğu Müslüman’dır. Genel olarak Arakan’da ikamet etmektedirler. Kaman Farsça asıllı bir kelime olup yay manasına gelmektedir. Burma devleti tarafından tanınan bir etnik grup olan Kamanlar, Burma vatandaşlılarını gösteren kimlik kartlarına sahiptir. Ancak Arakan’da Rohingyalara yönelik saldırılardan Müslüman olmaları dolayısıyla onlar da etkilenmektedir.
[7] Aye Chan, “The Development of a Muslim Enclave in Arakan (Rakhine) State in Burma (Myanmar)”, SOAS Bulletin of Burma Research, Vol. 3, No. 2, Sonbahar 2005, https://www.soas.ac.uk/sbbr/editions/file64388.pdf (13 Mart 2017) s. 397.
[8] Imtiyaz Yusuf, “Tracing the Exclusion of the Rohingya Research Notes”, 7 Eylül 2017, https://www.academia.edu/34521361/Tracing_the_Exclusion_of_the_Rohingya_in_Myanmar_Research_Notes (8 Eylül 2017).
[9] Yusuf, “Tracing the Exclusion...”.
[10] Mehmet Özay, “Myanmar’da Rohingya Konusu: Çözümler”, Arafta Bir Toplum, Arakan Sempozyumu, İstanbul, http://istanbul.mazlumder.org/webimage/arafta-bir-toplum-arakan-kitabi.pdf (13 Mart 2017), s. 69.
[11] Önceki adı Palongkee olan Cox’s Bazar, ismini Doğu Hindistan Şirketi’nde görevli İngiliz bir memur olan Hiram Cox’tan almıştır. Kaptan Cox, Palongkee’de Arakan mültecileri ile yerel Rakhineler arasındaki yüzyıllık çatışmayı ele almak için özel olarak görevlendirilmiştir. Ölümünden sonra anısına Cox’s Bazar (“Cox’s Market”) adlı bir pazar kurulmuş ve sonrasında bu isim, yerleşim yerinin adı haline gelmiştir.
[12] Human Rights Watch. “II. Historical Background”.
[13] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, ss. 69-71.
[14] Chan, “The Development of...”, s. 403.
[18] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, ss. 73-75.
[19] Human Rights Watch, Ocak 2017, “Country Summary: Burma”, https://www.hrw.org/sites/default/files/burma_1.pdf (12 Şubat 2017).
[20] Kristina Kironska, Migration in East and Southeast Asia,The Rohingya Oxymoron: Stateless People Leaving Their Home Country, Ed. Samuel C Y.Ku. Kristina Kironska, National Sun Yat-sen University Taiwan, World Scientific, 2017, s. 222.
[21] Bahsedilen yazıya ulaşılamamış olmakla birlikte “Sudeten”den kastın 1938 yılında Çek devleti topraklarında bulunan Sudeten bölgesindeki Almanların durumuyla Rohingyaların durumuna dair bir benzetme yahut bu bölge sorunundan dolayı Çek devletinin başına gelenlere dair Burma yönetimine bir gönderme olduğu tahmin edilmektedir. Çoğunluğu Almanca konuşan Sudeten bölgesine yönelik Çek devletinin belli birtakım talepleri yerine getirmemesi, 1938’de Çek devletinin parçalanmasıyla sonuçlanmıştır. Yine bu tahmine Hindistan ve Pakistan’ın ayrışma sürecindeki tartışmalarda Muhammed Ali Cinnah’ın “haklarından vaz geçmeyen Sudeten Almanlarının korumasız olmayıp baskılara direndikleri gibi Müslümanlar da kimliklerinden vazgeçmeyecekler” ifadeleri destek olmaktadır. İfadeler Road to Pakistan: The Life and Times of Mohammad Ali Jinnah adlı kitapta yer almaktadır.
[22] Chan, “The Development of...”, s. 403.
[23] Bertil Linter, “Myanmar Enemy Within, Budist Vioelnce Making Muslim Other”, 4 Eylül 2017, https://www.irrawaddy.com/culture/books/myanmars-enemy-within-buddhist-violence-making-muslim.html (6 Eylül 2017).
[24] İmtiaz Ahmed, “Vatansız Rohingyaların Vahim Durumu ve Ne Yapılmalı?”, Arafta Bir Toplum, Arakan Sempozyumu, s. 17.
[25] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, s. 69.
[26] Ahmed, “Vatansız Rohingyaların...”, ss. 17-18.
[27] Ahmed, “Vatansız Rohingyaların...”, s. 19.
[28] Yusuf, “Tracing the Exclusion...”.
[29] http://www.ibiblio.org/obl/docs/Citizenship%20Law.htm
[30] Linter, “Myanmar Enemy Within...”.
[31] Donald M. Seekins, “Historical Dictionary of Burma (Myanmar)”, https://books.google.com.tr/books?id=Nmc2DgAAQBAJ&pg=PA153&lpg=PA153&dq=1185+B.E.++1823+A.D&source=bl&ots=2VDCh9aB1_&sig=Z4ZltGI0eXvtvvAzLEpkj64eTu8&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwithoD-066bWAhUCRhQKHV5zAAIQ6AEINzAC#v=onepage&q=1185%20B.E.%20%201823%20A.D&f=false
[32] Linter, “Myanmar Enemy Within...”.
[33] Chan, “The Development of...”, s. 414.
[34] Linter, “Myanmar Enemy Within...”.
[35] Linter, “Myanmar Enemy Within...”.
[36] Linter, “Myanmar Enemy Within...”.
[37] Ahmed, “Vatansız Rohingyaların...”, s. 19.
[38] Amine Tuna, “Myanmar Nüfus Sayımında Rohingyalar ‘Yok’ Sayıldı”, 30 Nisan 2014, http://insamer.com/tr/myanmar-nufus-sayiminda rohingyalar-yok-sayildi_83.html (15 Şubat 2017).
[39] Linter, “Myanmar Enemy Within...”.
[40] Ahmed, “Vatansız Rohingyaların...”, s. 19.
[41] Ahmed, “Vatansız Rohingyaların...”, s. 20.
[42] Chan, “The Development of...”, s. 404.
[43] Chan, “The Development of...”, s. 404.
[44] Chan, “The Development of...”, s. 404.
[45] Chan, “The Development of...”, s. 404.
[46] Aman Ullah, “The Emergence of Jamiatul Ulama and it’s Activities”, 15 Eylül 2016, http://www.rvisiontv.com/emergence-jamiatul-ulama-activities/ (14 Mart 2017).
[47] Kristina Kironska, Migration in East and Southeast Asia, The Rohingya Oxymoron: Stateless People Leaving Their Home Country, s. 222.
[48] Ullah, “The Emergence of...”.
[49] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, s. 71.
[50] Ullah, “The Emergence of...”.
[51] Ullah, “The Emergence of...”.
[52] Ullah, “The Emergence of...”.
[53] Ullah, “The Emergence of...”.
[54] Yusuf, “Tracing the Exclusion...”.
[55] Ullah, “The Emergence of...”.
[56] Ullah, “The Emergence of...”.
[57] Farklı kaynaklarda Mohammad Jafar ya da Jafar Hussain olarak da geçmektedir.
[58] Kironska, s. 222.
[59] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, ss. 71-72.
[60] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, ss. 71-72.
[61] Human Rights Watch, Country Summary, Burma.
[62] Chan, “The Development of...” s. 411.
[63] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim Insurgency in Rakhine State”, 15 Aralık 2016, https://www.crisisgroup.org/asia/south-east-asia/myanmar/283-myanmar-new-muslim-insurgency-rakhine-state (14 Şubat 2017).
[64] Berdal Aral, “Self-Determinasyon Hakkı Ekseninde Burma’daki Rohingya Azınlığı”, Arafta Bir Toplum, Arakan Sempozyumu, Kasım 2013, İstanbul, http://istanbul.mazlumder.org/webimage/arafta-bir-toplum-arakan-kitabi.pdf (13 Mart 2017), s. 31.
[65] Ullah, “The Emergence of...”.
[66] Chan, “The Development of...”, s. 413.
[67] Chan, “The Development of...”, s. 413.
[68] The Voice of Rohingyas, https://thevoiceofrohingyas.wordpress.com/2012/09/19/mayu-frontier-administration/ (17 Şubat 2017).
[69] Aral, “Self-Determinasyon Hakkı...”.
[70] The Voice of Rohingyas.
[71] Chan, “The Development of...”, s. 413.
[72] Özay, “Myanmar’da Rohingya...”, s. 72.
[73] Chan, “The Development of...”, s. 413.
[74] Jacques P. Leider, “The Muslims in Rakhine and the Politica Project of the Rohingyas”, 18 Ekim 2012, http://www.burmalibrary.org/docs21/Jacques-P-Leider-2012-The_Muslims_in_Rakhine_and_the_political_project_of_the_Rohingyas-en.pdf (8 Mart 2017).
[75] https://en.wikipedia.org/wiki/Rohingya_Liberation_Party.
[76] Chan, “The Development of...”, s. 413.
[77] https://en.wikipedia.org/wiki/Rohingya_Liberation_Party
[78] Leider, “The Muslims in Rakhine...”.
[79] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[80] https://en.wikipedia.org/wiki/Rohingya_Patriotic_Front (20 Şubat 2017).
[81] https://en.wikipedia.org/wiki/Rohingya_insurgency_in_Western_Myanmar (10 Şubat 2017).
[82] https://history/?q=https%253A%252F%252Fen.wikipedia.org%252Fwiki%252FOperation_King_Dragon (10 Şubat 2017).
[83] Leider, “The Muslims in Rakhine...”.
[84] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[85] https://en.wikipedia.org/wiki/Arakan_Rohingya_Islamic_Front (20 Şubat 2017).
[86] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[87] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[88] Chan, “The Development of a...”, s. 414.
[89] Chan, “The Development of a...”, s. 414.
[90] Chan, “The Development of a...”, s. 414.
[91] Leider, “The Muslims in Rakhine...”.
[92] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[93] Leider, “The Muslims in Rakhine...”.
[94] “Concerning implication Rohingya groups to have connection with terrorist organisation”, 6 Ekim 2006, http://www.rohingya.org/portal/index.php/arno/arno-press-release/44-press-releaseconcerning-implicating-rohingya-groups-to-have-connection-with-terrorist-organisation.html
[95] “Concerning implication Rohingya...”.
[96] Arakan Rohingya National Organisation (ARNO) Arakan Burma, http://www.rohingya.org/~rohingya/portal/index.php/who-we-are.html (8 Mart 2017).
[97] http://www.rohingya.org/~rohingya/portal/index.php/who-we-are.html (8 Mart 2017).
[98] Leider, “The Muslims in Rakhine...”.
[99] BRANA Press Reliese, file:///C:/Users/user/Downloads/BRANA+Press+Release+1.pdf (8 Mart 2017).
[100] Burmese Rohingya Organisation UK, http://brouk.org.uk/?cat=5
[101] Danimarka’da kurulan ve başkanlığını Dr. Anita Schug ve Dr. Hla Kyaw’nın yaptığı bu kuruluşun Riyad ve Chittagong’da şubeleri bulunmaktadır.
[102] Ahmed, “Vatansız Rohingyaların...”, ss. 17-18.
[103] 14 Ekim 2012’de MAZLUMDER tarafından organize edilen panelde konuşan İmtiaz Ahmed bu soruna yönelik öngörülerini ve kaygılarını ifade etmiştir, bk. Arafta Bir Toplum Arakan, s. 21.
[104] Final Report of the Advisory Comission on Rakhine State, Ağustos 2017, “Towards a Peaceful, Fair and Prosperous Future for the People of Rakhine”, s. 16.
[105] “Towards a Peaceful, Fair...”, s. 16.
[106] International Crisis Group, “Myanmar: A New...”.
[107] Söz konusu görüntülerden bazılarına şu linklerden ulaşılabilir; H. Edrogan, YouTube Channel, https://www.youtube.com/watch?v=Oa8RdJv4gxc, https://www.youtube.com/watch?v=M-0mc-0jdMIg
[108] “Towards a Peaceful, Fair...”, s. 17.
[109] https://twitter.com/ARSA_Official
[110] http://faithmovementarakan.blogspot.com.tr/2017/08/arsa-commander-addresses-international.html?m=1
[111] http://www.atimes.com/article/birth-ethnic-insurgency-myanmar/ (15 Eylül 2017).
[112] https://twitter.com/ARSA_Official/status/908218055125172224
[113] A. Times, 17 Ekim 2016, Faith Movement Arakan Press Statement, video: https://www.youtube.com/watch?v=zNrVlHPcEIk (10 Şubat 2017).
[114] P. Millar, “Sizing up the shadowy leader of the Rakhine State”, http://sea-globe.com: http://sea-globe.com/rakhine-state-insurgency-ata-ullah/ (14 Şubat 2017).
[115] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[116] “Towards a Peaceful, Fair...”.
[117] “Towards a Peaceful, Fair...”.
[118] “Towards a Peaceful, Fair...”, s. 15.
[119] Al-Jazeera, 19 Ekim 2016, http://www.aljazeera.com/news/2016/10/food-aid-80000-rohingya-blocked-myanmar-161019135600701.html (13 Şubat 2017).
[120] Human Rights Watch. “II. Historical Background”.
[121] Human Rights Watch. “II. Historical Background”.
[122] Human Rights Watch. “II. Historical Background”.
[123] Aral, “Self-Determinasyon Hakkı...”, s. 35.
[124] “Burma’nın Bengaller Yoluyla İslamlaştırılması” başlığındaki rapor bu kampanyalara örnek olarak verilebilir. http://www.burmalibrary.org/docs21/Khin-Maung-Saw-NM-2011-09 Islamanisation_of_Burma_through_Chittagonian_Bengalis-en.pdf
[125] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[126] International Crisis Group, “Myanmar: A New Muslim...”.
[127] Özay, “Myanmar’da Rohingya Konusu: Çözümler”, s. 76.
[128] S. L Clarke, “Working inside the triangles”, http://www.centrepeaceconflictstudies.org/wp-content/uploads/Myanmar-publication.pdf (17 Şubat 2017).
[129] Nurul İslam, “Rohingya Sorunu ve Çözümü”, Arafta Bir Toplum, Arakan Sempozyumu, Kasım 2013, İstanbul, http://istanbul.mazlumder.org/webimage/arafta-bir-toplum-arakan-kitabi.pdf (13 Mart 2017), ss. 53-54.
[130] http://www.burmapartnership.org/2013/10/joint-statement-on-aung-san-suu-kyis-outrageous-remarks-on-muslims/ (8 Mart 2017).
[131] https://www.irrawaddy.com/news/burma/state-counselor-condemns-rights-violations-violence-rakhine.html
[132] Sangha Maha Nayaka Devlet Komitesi, devlet tarafından 1980’de kurulmuş, Myanmar’da Budist din adamı “Sangha”yı denetleyen üst düzey bir Budist keşişler komitesidir.
[133] “Wirathu silenced by Myanmar’s top Buddhist body”, 12 Mart 2017, http://www.aljazeera.com/news/2017/03/wirathu-silenced-myanmar-top-buddhist-body-170311141258664.html
[134] The Irrawady, “Myanmar Now Journalist Demands Authorities Take Action Against U Wirathu”, 29 Mart 2017, https://www.irrawaddy.com/news/burma/myanmar-now-journalist-demands-authorities-take-action-against-u-wirathu.html (31 Mart 2017).
[135] International Crisis Group, 22 Ekim 2014, “Myanmar: The Politics of Rakhine State”, https://www.crisisgroup.org/asia/south-east-asia/myanmar/myanmar-politics-rakhine-state (17Şubat 2017).
[136] Radio Free Asia, “Myanmar’s Decision to Give Some Muslims Official IDs Stirs Protest” http://www.rfa.org/english/news/myanmar/myanmars-decision-to-give-02272017143837.html?-searchterm:utf8:ustring=rohingya (27 Şubat 2017).
[137] 969 Hareketi kendini Budist ülkelerde bu kültürü ve geleneklerini korumak üzere kurulmuş bir hareket olarak tanımlamaktadır. Buda’nın öğretilerini canlı tutma ve yaşatma yanında bir diğer önemli gündemlerini de Budist ülkelerin dinî yapısını bozan yabancı yıkıcı unsurların yayılmasını engellemek olarak açıklamaktadırlar. Ayrıntılı bilgi için bk. http:// 969movement.org/what-is-969-movement/. Buda’nın erdemlerini simgeleyen rakamlarla kendini ifade eden bu hareketin faaliyet ve eylemleri özellikle Müslüman karşıtı gösterilere bürünmüş ve Sri Lanka gibi Burma dışındaki Budist çoğunluklu ülkelere de sıçramıştır. İslamofobik ve Müslüman karşıtı eylemler ve söylemleriyle tanımlanan 969 Hareketi, Arakan’daki Bengaliler tarafından “tehdit altında olan” Rakhineleri korumak amacıyla faaliyet yürüttüğünü belirtmektedir.
[138] Joseph Schatz, “In Myanmar, attacking the Rohingya is good politics”, http://america.aljazeera.com/articles/2015/5/29/in-myanmar-attacking-the-rohingya-is-good-politics.html (8 Mart 2017).
[139] Clarke, “Working inside...”.
[140] Clarke, “Working inside...”.
[141] Peter Popham, 8 Eylül 2017, “As Aung San Suu Kyi’s biographer, I have to say that the only good thing she can do now is resign”, http://www.independent.co.uk/voices/aung-san-suu-kyi-burma-myanmar-rohingya-muslims-a7936566.html
[142] Clarke, “Working inside...”.
[143] P. Gopal, “Regional actors should take a stand against Myanmar”, http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2017/02/regional-actors-stand-myanmar-170213140632476.html (15 Şubat
2017).
[144] Chan, “The Development of a Muslim Enclave in Arakan (Rakhine) State in Burma (Myanmar)”, s. 403.
[145] J. Webb, “Solving the Rohingya Crisis”, http://thediplomat.com/2015/05/solving-the-rohingya-crisis/ (17 Şubat 2017).
[146] Mehmet Özay, “Güneydoğu Asya Çalışmaları (Southeast Asian Studies)”, http://guneydoguasyacalismalari.blogspot.com.tr/search/label/Arakanl%C4%B1%20M%C3%BCsl%C3%BCmanlar (27 Şubat 2017).
[147] Webb, “Solving the Rohingya...”.
[148] Endonezya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Evi Fitriani, bu Anlgo Sakson tavra başka ülkelerin de aynı tepkiyi vermemesinin problemi kronikleştirdiği görüşünde. Fitriani, bölgesel bir yapı olan ASEAN’a daha çok iş düştüğünü de ifade etmekte. Daha fazla bilgi için bk. http://www.thejakartapost.com/news/2016/11/26/no-asean-meeting-to-discuss-
rohingya.html
[149] S. Yogendran, “Turning to ASEAN: Response to the Rakhine Crisis”, http://reliefweb.int/report/myanmar/turning-asean-response-rakhine-crisis (21 Şubat 2017).
[150] http://www.reuters.com/article/us-myanmar-rohingya-asean-malaysia-idUSKBN1480E1 (17 Şubat 2017).
[151] Özay, “Güneydoğu Asya Çalışmaları”.
[152] Özay, “Güneydoğu Asya Çalışmaları”.
[153] Özay, “Güneydoğu Asya Çalışmaları”.
[154] Özay, “Güneydoğu Asya Çalışmaları”.
[155] A. A. Ahsan, “The Rohingya crisis and the role of the OIC”, http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2017/02/rohingya-crisis-role-oic-170217102801957.html (24 Şubat 2017).
[156] Clarke, “Working inside...”.
[157] Clarke, “Working inside...”.
[158] S. Y. Naing, “Turkey Foreign Minister Tours Arakan State”, 10 Ağustos 2012, https://www.irrawaddy.com/news/burma/turkey-foreign-minister-tours-arakan-state.html (21 Şubat 2017).