Yükleniyor...

Arap Dünyasında Köktencilik (Devrimci İslam)

27 Şubat 2014

Kitap adı: Arap Dünyasında Köktencilik (Devrimci İslam)
Yazar: R. Hrair Dökmeciyan
Yayın evi: İlke Yayınları
Yayın yeri ve yılı: İstanbul, 2003

Kitap, siyasi İslam ve siyasi İslam’ın Arap dünyasındaki devrimci yansımalarını inceleyen bir araştırma çalışması niteliğindedir. Yazar çalışmasının pek çok yeraltı yayınını, broşürü ve risaleyi barındıran orijinal Arap kaynaklarına dayandığını iddia ediyor. Kitap ayrıca saha çalışmaları neticesinde elde edilen bilgilere dayalı 91 İslami topluluk ve grubun analizinden oluşan bazı deneysel kayıtları da ihtiva ediyor.
Siyasi bilimler profesörü olan ve ABD’de çeşitli eğitim kurumlarında Orta Doğu üzerine okutmanlık yapan yazar, özellikle kimliğinden kaynaklanan yabancılığı çalışmasına yansıtmamaya özen gösterdiğini ve mümkün olduğu ölçüde içeriden bir bakış sağlamaya ve İslami bir bakış açısı yakalamaya gayret ettiğini dile getiriyor. (s. 12) Bu açıklamalara rağmen yine de yola çıkış itibarıyla sorunlu bir noktadan hareket edildiğini söylemenin mümkün olduğu çalışma, bu özelliğiyle oryantalist tutumunun âdeta tescillendiği, eleştirisine açık hale geliyor. Kitabın dikkate alınması gereken bir yönü de yazılmasının üzerinden hayli zaman geçmiş olması ve en son 80’lerin ortalarına kadar olan bir dönemi kapsaması. Günümüzden bakınca çok yetersiz bir bakış açısı sağlasa da dönem çalışması olarak yaklaşıldığında istifade edilebilecek bir eser.
Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm teorik bir çerçevede, İslami köktenciliğin olgusal özelliklerini, geliştirdiği bir diyalektik yaklaşımla izah etmeye çalışıyor. Ufuk açıcı olduğu söylenebilecek bu yaklaşımla İslami köktenciliğin bir tekerrür tarihi olduğu tezini ortaya koyuyor.
Alan araştırmalarına ayrılan ikinci bölümde Mısır, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki İslami hareketlerin bir resmi çıkarılmaya çalışılıyor. Fakat birinci bölümde görülen ufuk açıcı okumayı burada pek göremiyoruz. Her ne kadar başlangıçta ısrarla içeriden bir bakış sunma vaadinde bulunulmuşsa da ikinci bölüm olan alan araştırmalarında bunun çok fazla sağlanamadığını görülüyor.
“Sonuçlar ve Gelecek” başlığını taşıyan üçüncü bölümde ise, kriz ortamlarının habercileri olan etkenler, Arap rejimlerinin bazı kıstaslara göre performans ve yetenekleri, ABD çıkarları bağlamında İslami köktenciliğin değerlendirilmesi yapılıyor. Son olarak da Arap ülkelerinde tespit edilen doksan bir “köktenci” örgütün temel bilgileri paylaşılıyor.
“Modern Toplumda İslami Diriliş” başlıklı kısımda, İslam dünyasının son üç yüzyıl boyunca büyük dahili ve harici krizlerle darbe yediği, Avrupalı emperyalist güçler karşısında Osmanlı ve Fars güçlerinin tedricen çöküşü ve bu yenilgiler karşısında başlayan sorgulamalarla İslam’a ve asli ilkelerine geri dönüş hareketi olarak İslamcılığın ve militan şekliyle İslami köktenciliğin yükselişi anlatılıyor.
Özellikle 80’li yıllarla birlikte militan köktenciliğin kendisini şu olaylarla gösterdiği ileri sürülüyor:
- İran’da İslam Devrimi
- Mekke’de Kabe’nin işgali
- Suudi Arabistan’ın doğu bölgesindeki karışıklıklar
- Suriye Baas rejimine karşı isyan
- Irak Baas rejimine karşı silahlı muhalefet
- Mısır’da Başkan Enver Sedat’ın öldürülmesi
- Lübnan’da İsrail, Amerikan ve Fransız güçlerine karşı intihar saldırıları ve silahlı mücadele
- Bahreyn’de karışıklıklar ve Kuveyt’te bombalamalar
- Cezayir, Tunus ve Fas’ta ayaklanmalar ve gösteriler (s. 15-16).

Daha sonra İslami bilincin yükselişinin nitelendirildiği kelimeler ve tanımlar veriliyor. El-Baas’ül-İslami (İslami diriliş), es-Sahvet’ül-İslamiyye (İslami uyanış), ihya’üd-din (dinî yenilenme), el-Usuliyyet’ül-İslamiyye (İslami köktencilik), İslamiyyûn (İslamcılar), mutatarrif (radikal) gibi isimlendirmeler arasından en uygununun “İslamcı” ve “Köktenci” terimleri olduğu ileri sürülüyor. (s. 18) Araştırmanın hedefinin İslami köktencilik üzerine İslami, Batılı ve diğer perspektifleri sentezleyerek bu akımın Arap dünyasındaki belirtilerine dair dengeli bir anlayışa ulaşmak olduğu ifade ediliyor. (s. 18)
Kavramsal çatı şeklinde formüle edilen köktenci İslam’ın tekerrür süreci, kriz ortamının öğeleri olan kimlik krizi, meşruiyet krizi, hatalı idare/baskı, sınıf çatışması, askerî güçsüzlük, kültür krizi faktörlerinin köktenci tepkiyi doğurduğu ve kurtuluşçu ideoloji, karizmatik liderlik, köktenci kişilik üçgeniyle formüle edilen çıktıyı meydana getirdiği bir tür diyalektik nedensellik teziyle açıklanıyor. (s. 19)
Kriz devirleri ve köktenci tepkiler başlığı altında, İslam tarihinde meydana gelen büyük çöküş ve dejenerasyon devirleri ve bunlara tepki olarak doğan “diriliş” hareketleri sıralanıyor. Emevi çöküşünden başlanarak çağdaşİslami kriz ortamına kadar sekiz ana başlık altına incelenen bu evreler, iyi bir projeksiyon sağlıyor. (s. 24-25)
Emevilerle başlayan ilk saltanat evresi ve bu dönemde yaşanan ahlaki çöküşe ilk tepkinin yine bir Emevi halifesi olan Ömer bin Abdülaziz’den (II. Ömer) gelmesini önemseyen yazar, bu anlamda II. Ömer’i İslam’ın ilk müceddidi olarak görüyor. Bu yenilenmeci akımı, Ebu Hanife ve İmam Malik’in gördükleri ağır baskıya rağmen sürdürdükleri ifade ediliyor. (s. 30) Abbasilerin Emevi hilafetine son vermelerinin kökeninde, İslami köklere dönüşü sağlayan Şii destekli bir hareketin bulunduğunu ifade eden yazar, burada yüz küsur yıldır devam eden kabile çekişmesinin başat faktör olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor. (s. 30) Daha sonra Abbasi döneminde de Halife Memun öncülüğünde geliştirilen Mutezilî resmî dogmaya karşılık, İbn Hanbel liderliğinde bir halk muhalefetinin baş gösterdiği ve Sünnî köktenciliğin ilk önderi olarak ortaya çıktığı ifade ediliyor. Hanbeli fıkıh ekolünün günümüz Vahhabi köktenciliğinin temelini teşkil ettiği bilgisi veriliyor. (s 30) Buna mukabil Abbasilerin bir zamanlar müttefikleri olan Şiilere karşı uyguladıkları acımasız işkencelerin, Şii-Fars direnişi neticesinde Tunus ve Mısır’da Karamite ve takiben Fatımî iktidarının yükselişini doğurduğu belirtiliyor. (s. 31)
Eşari tarafından geliştirilen anti-Mutezile ortodoksluğunun evrensel bir Sünni İslam mezhebi olarak kurumsallaşması için mücadele veren Gazzali’nin yirminci yüzyıldaki temsilcisi olarak Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan el-Benna’yı gösteriyor.
Moğol fethinin travmasıyla başa çıkmaya çalışan İslam dünyasının, oluşan ruhi krize cevap olarak İbn Teymiyye önderliğinde radikal militan İslami tepkiyi doğurduğu ileri sürülüyor. Daha sonra bu ekolün İbn Kayyım el-Cevziyye ve İbn Kesir tarafından ölümsüzleştirildiği ifade ediliyor. (s. 33)
Diğer yandan İmamiye Şii köktenciliğinin yükselen akımı olarak Şah İsmail’in Safevi Devleti gösteriliyor. Ardından Osmanlı’nın yükselişi, İslam iktidarının Araplardan Türklere geçmesi konu ediliyor. Osmanlı’nın son döneminde imparatorluğun “çevre”sinde boy gösteren üç dirilişçi hareket olarak Vahhabiler, Senusiler ve Mehdiciler sıralanıyor. Özellikle Vahhabiliğin İbn Hanbel ve İbn Teymiyye ekolünün modern bir yansıması olduğu vurgulanıyor. Pan-İslamist çabalar bağlamında Selefilik temelinde bir İslami reformu savunan Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’nın çabalarından bahsediliyor.
Yazar çalışma boyunca kullandığı kategorize edici yöntemini “Çağdaşİslam Toplumu Üzerine Diyalektik Bir Yaklaşım” bölümüyle sürdürüyor ve kriz dönemi/olgusu ve buna tepki olarak doğan unsurları dokuz başlıkta inceliyor. Bu başlıklar altında sosyolojik, iktisadi, teolojik ve psikolojik anlamda özgün tahlillerde bulunulduğunu görüyoruz. (ss. 39-42)
Tarihin tekerrür edici özelliğinin ve sebep sonuç özelliğinin diyalektik önermeleri üzerine inşa edilen çalışmada, kuluçka ortamı görevi yapan çevrenin incelenmesinin bir zorunluluk olduğu ileri sürülüyor. Osmanlı’nın çöküş sürecinde Jön Türklerin öncülüğünde geliştirilen Pan-Türkizm hareketleri kapsamında, yeni bir ulus devlet inşasına soyunulmasının Arapları aforoz etmekle eşdeğer olduğu tespitinde bulunuluyor.
Kriz özellikleri altı kümede sınıflandırılıyor. Bunlardan bilhassa kimlik krizi olarak tanımlanan ve belki meselenin özünü de teşkil eden konu; İslam’ın din, devlet ve şeriattan oluşan, hayatın tüm yönlerini kapsayıcı bir sistem ortaya çıkardığı için, reel düzlemde buna denk bir kimlik çatısı bulma probleminin oluşturduğu kimlik bunalımının yattığı tespitinde bulunuluyor. (s. 45) Buna ilaveten meşruiyet krizi, elit sınıfın kötü yönetimi ve baskısı, sınıf çatışması, askerî güçsüzlük ve modernizasyon ve kültür krizi üzerinde duruluyor.
İyi bir tespit olarak köktenci ideolojinin bir anlamda geleceğe şekil vermek için bugünün kriz ortamında, geçmişi yeniden kurma çabası olduğu ifade ediliyor. (s. 57) Bir başka yerde de İslam’ın daha çok “geleceğin dini” olarak düşünüldüğü söyleniyor. Yine günümüz köktenciliğinin anlaşılması yolunda iyi bir çıkarım olarak, Haricilerin katı doktrinlerini kabul ettirmek için, hem Müslümanlara hem de gayrımüslimlere karşı cihat ilan edebildiklerine ve bu yapılarının günümüz militan cihatçıları üzerindeki tesirine vurgu yapılıyor.
İslam ümmetinin yerine aday üç yerli milliyetçilik akımının türemesinden bahsediliyor. Bunlar Türk, Pars ve Arap milliyetçilikleri olarak sıralanıyor. (s. 46, 47) Nasır’ın İsrail tehdidi dolayısıyla Pan-Arabizm’e taraftar toplaması ve Arap kimlik krizini laik bir bağlamda çözmesinin geçici bir rahatlama getirdiği ifade ediliyor. Bu şekilde 67’ye kadar kısmen çözülen kimlik krizinin, 67 yenilgisiyle yeniden hortladığı ve alternatif arayışlarının sonunun İslami köktenciliğe çıkmasından bahsediliyor. (s. 48)
Askerî güçsüzlük ve İsrail karşısında alınan yenilginin büyük bir hayal kırıklığı ve aşağılanma duygusu oluşturduğu üzerinde duruluyor. Mutaassıpların ruh yapısı 11 madde halinde özetleniyor. Bunlardan özellikle “yabancılaşma” ve “erken yaşta gelen vakitsiz mükemmellik” önemli tespitler arasında yer alıyor. Arap rejimlerinin sınıflandırıldığı bölümde, dört kategorizasyon görülüyor: Radikal İslami, muhafazakâr İslami, laik tavizkâr ve laik muhafazakâr. (s. 97)
İslami köktenciliğin beşiği olarak görülen Mısır’da İhvan-ı Müslimin hareketinin doğuşu detaylı olarak anlatılıyor. Nasır, Sedat ve Mübarek dönemlerinde cemaatin geçirdiği evreler ve siyasi tutumlarında değişen eğilimler üzerinde duruluyor. Suriye’de Baas rejimine karşı mücadele veren İhvan’ın gelişim süreci, mezhebî dengelerin hassas zemini üzerinde sürdürülen iktidar kavgaları ve nihayetinde Hafız Esed’in tek otorite olarak yönetimi ele geçirmesiyle başlayan kıyım dönemi anlatılıyor. Irak’ta yine Baas adı altındaki rejimin bu kez Suriye’dekinin tam tersine Şiilere karşı giriştiği sindirme politikaları ve buna karşı gelişen köktenci Şii muhalefetin mücadelesinden bahsediliyor. Çok farklı dinamiklere sahip Suudi Arabistan’da ise daha çok kabilevi dengeler üzerine kurulu olan düzen içinde, köktenci İslami direnişin unsurları üzerinde duruluyor. Doğu bölgesindeki Şii nüfusun İran’ın da tahrikleriyle giriştiği ayaklanma deneyimi anlatılıyor. Körfez ülkelerindeki İslami hareketlerin ise bölgede bulunan ekonomik refahın etkisiyle militan bir görünümden ziyade, daha barışçı bir niteliğe sahip olduğu vurgulanıyor. Farklı ülkelerdeki Şii-Sünni dengelerine dayalı muhalif unsurlar üzerinde duruluyor.
Son bölümde ise kriz ortamının haberci unsurları üzerinde durularak, bu etmenlerin nedensel etkileşimleri ve geri dönüşüm süreci izah edilmeye çalışılıyor. Çalışmanın ilk ortaya konma amacı olan İslami köktencilik ve ABD çıkarları başlığı altında ise Arap dünyasıyla Amerikan zihniyet kodlarının çatışma nedenleri analiz edilmeye çalışılarak bir yol haritası çıkarılma girişiminde bulunuluyor.
Çalışmanın bir artısı olarak daha önce üzerinde düşünülmüş bir paradigma üzerine kurgulanması gösterilebilir. Bu anlamda özelikle son derece basit bir genelleme olduğu söylenebilirse de nedensellik ve etki-tepki meselesinin açıklayıcı özelliğinden yararlanıldığını görülmektedir. Kitap, akademik bir çalışma olmasının yanı sıra, uygulamacı bir yöntemi de benimsemiştir. Fakat bu yöntemin çok sağlıklı bir bakış açısıyla izlendiği söylenemez. Zira bir dereceye kadar objektif olan “köktenci” nitelemesinin, bir noktadan sonra genellemeci, damgalayıcı ve toptancı bir yaklaşım haline dönüştüğünü görmemek mümkün değildir. Kaynak kullanımı açısından yeterli sayılabilecek çalışmada üslup ve kullanılan dilin hedef alınan kitleye uygun olduğu görülmektedir. Metin içinde kullanılan tablo ve çizelgeler de anlatımı güçlendirmektedir. Kitabın Arap dünyasındaki İslamcı oluşumların ortaya çıkma amillerinin tarihî kökenlerine ve bağlamına olan referansları gözlemlemede iyi bir başlangıç çalışması olduğu, fakat alanında tartışmasız bir kaynak eser niteliğinde görülmemesi gerektiği söylenebilir. Bunda, ortaya konulma sebebinin bağlayıcılığının, mutlak bir objektiviteyi imkânsız kılmasının payı büyüktür. Ama yine de bu alanla ilgili çalışmalarda en çok referans verilen kitaplardan biri olduğu gerçeği, çalışmanın akademik değerinin küçümsenemeyecek boyutta olduğunu göstermektedir.