Avrupa Ortadoğu’dan ne kadar uzak?

Avrupa Ortadoğu’dan ne kadar uzak?

26 Ocak 2016

Batı medeniyetinin yüzyıllardır “oyun alanı” olarak gördüğü Ortadoğu, bugün bir bumerang etkisiyle Batı’nın kendisine dönüyor ve bir numaralı tehdit haline geliyor. Okyanus ötesindeki Kuzey Amerika nispeten bu tehlikeden vareste olsa da, Avrasya’nın bir parçası olan ve Ortadoğu ile sınır komşusu olan Avrupa’nın Ortadoğu’nun meydan okumalarından etkilenmemesi mümkün değil.

Avrupa’nın geçmiş yüzyıllarda fiilen, bugün ise örtük bir şekilde sömürdüğü bu coğrafya, bugün Avrupa’nın kendisinden ne kadar ayrı tutulabilir? Avrupa tarafından sorulması ve cevap aranması gereken can alıcı soru bu olmalı. Bir zamanlar kendilerine göre kurguladıkları ve bilimsellikten alabildiğine uzak ve son derece subjektif “Ortadoğu” tanımlamasıyla ifade ettikleri bölgenin, geçmişte olduğu gibi rahatlıkla “uzakta” kabul edilmesi ve haritaya çıplak gözle bakıldığında görülebileceği şekilde aslında bu iki bölgenin aynı coğrafyada olduğu gerçeğinin daha fazla gizlenmesi mümkün değil. Gelinen noktada Avrupa bu gerçeği kabullenmek ve bu gerçeğe göre siyaset geliştirmek zorundadır.

Avrupa Birliği üyesi olan “Kıbrıs”ın ve yakın havzasındaki doğalgaz varlığının uluslararası ilişkiler bağlamını Avrupa olarak mı sınırlayacağız? Oysa bu, düpedüz bir Ortadoğu meselesi bugün. Ya da neredeyse altmış yıldır Avrupa kapılarını eskiten, ama aynı zamanda her şeyiyle bir Ortadoğu ülkesi de olan Türkiye’nin Kapıkule’den sonrasının AB toprağı olması Avrupa’yı Ortadoğu’dan uzak kılmaya yeterli midir?

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra parçaladıkları Osmanlı Devleti’nin eski topraklarında istedikleri gibi bir siyasi tasarım yapan İngiltere ve Fransa, bugün muhtemel üçüncü dünya savaşının soğuk ve ürkütücü nefesini bu topraklardan hissetmekte. Savaş yorgunu Avrupa, kendisine bir “huzur adası” kurarken Ortadoğu’nun günden güne kaosa sürüklenmesine göz yummakla kalmamış, bu kaosu eski emperyal güdüleriyle bilfiil beslemenin de gayretkeşliğinde olmuştu. Belki de hiçbir zaman ateşine yangın taşımayı maharet bildiği Ortadoğu’nun gün gelip kendisini çatırdatacağını hesaplamamıştı.

Yalnızca Suriye krizinin ortaya çıkardığı mülteci krizi bile Avrupa’nın medeniyet birikiminin simgesi olan AB projesini ve Şengen sistemini çökertmeye başladı. AB projesi ciddi ciddi sallanıyor. Her geçen gün bir başka ülke Şengen sistemini askıya aldığını duyuruyor. Almanya ve Fransa gibi büyük ülkeler “belayı” savuşturma telaşına düşmüşlerken; Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya gibi ikincil AB ülkeleri kafayı kuma gömmenin ve “huzur adacıklarını” sonsuza kadar muhafaza etmenin endişesi içindeler.1 AB’nin ilan ettiği mültecilere yönelik önlem paketinin ve sorunu bölüşmenin diğerkâmlığından uzaklar. Sarkozy’ye göre Şengen ölmüş olabilir, ama Şengen toprağa verilirken Batı medeniyetinin ve Avrupa’nın “huzur adacıklarının” sağlığı da pek iyiye gitmiyor.2

Paris saldırısındaki patlayıcıların Brüksel’de üretilmiş olduğu gerçeğini ıskalayan bir Avrupa’nın bu krizden yara almadan çıkabilmesini öngörmek mümkün değil. Brüksel’de üretilen o patlayıcıların Irak, Suriye ve Afganistan’da patlamasını rutin haberler kategorisinde değerlendiren Batı medeniyetinin çıkış yolu arayışı, artık yalnızca kendi sorunlarına değil tüm coğrafyalara duyarlı olmasını zorunlu hale getiriyor. Bugün Avrupa’da tartışılan şey, Şengen’i öldüren Avrupa’nın ortak pazarı da mezara taşıyacağı gerçeği.3 Yani daha açık bir ifadeyle temelde bir ekonomi ve çıkar birlikteliği olan Avrupa projesinin mazinin parlak sayfalarına kaydedilmesi.

Postmodern dünyanın beslediği bir olgu olan IŞİD, Ortadoğu’dan olduğu kadar Avrupa’dan, ABD’den de doğuyor. Batı’da yeni Müslüman olanların ciddi bir kesiminin bu yeni örgüte meyilli olması, bu sorunun yalnızca İslam dünyasının ya da Ortadoğu’nun bir iç sorunu olmadığını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Ortadoğu’da IŞİD benzeri yapıların antidotu olan İhvan-ı Müslimîn gibi teşkilatları tırpanlayan Batı medeniyeti, aslına bakılırsa devlet adamları bazında da bu postmodern çılgınlığa düçâr olmuşa benziyor.

Türkiye’yi oyalama siyasetini neredeyse stratejik politika haline getiren AB’nin, sırf Suriyeli mülteciler dolayısıyla bu eski dostunu hatırlaması sadece üstü kapalı değil aynı zamanda basın önünde bir samimiyetsizliğin ifadesi. Üstelik mültecilere karşılık Türklere Şengen vizesi sözü, uzun soluklu bir pazarlık unsuru olabileceği noktasında da güven vermiyor.4 Ama açıkçası Türkiye için çok da değişen bir şeyin olmayacağı aşikâr. Türkiye bu bölgenin aşılı ülkesi ve bölgenin gerçeklerini ve krizlerini bizatihi yaşayan bir aktör. Ama Avrupa’nın mevcut bakış açısı ve stratejik zihniyetiyle yol alması hayli zorlaşmış görünüyor.


1 “AB’ye karşı Polonya’ya Macaristan’dan destek”, Dünya Bülteni Haber Sitesi, 08.01.2016, http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/351292/abye-karsi-polonyaya-macaristandan-destek (E.T.: 18.01.2016); “Slovakya Müslüman sığınmacı kabul etmeyecek”, Dünya Bülteni Haber Sitesi, 07.01.2016, http://www.dunyabulteni.net/manset/351240/slovakya-musluman-siginmaci-kabul-etmeyecek (E.T.: 18.01.2016).

2 “Sarkozy’e göre ‘Schengen öldü’”, Dünya Bülteni Haber Sitesi, 07.01.2016, http://www.dunyabulteni.net/manset/351232/sarkozye-gore-schengen-oldu (E.T.: 18.01.2016).

3 “Avrupa ‘Şengensiz Avro’nun anlamını tartışıyor”, Dünya Bülteni Haber Sitesi, 16.01.2016, http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/352097/ab-komisyon-baskani-sengensiz-avro-anlamsiz (E.T.: 18.01.2016).

4 Murat Yetkin, “Türkiye’ye verilen AB vizesi sözü hayal mi oluyor?”, Radikal, 08.01.2016.