Avrupa’nın İki Yüzü

Avrupa’nın İki Yüzü

23 Şubat 2016

1. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkan Almanya’da bir müddet sonra Germen milliyetçisi olan Adolf Hitler iktidara geldi. Ancak bu yıkıcı savaşın üzerinden daha yarım asır geçmemişken ülke kendisini 2. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyen taraf olarak buldu. Silah sanayinin hızlı gelişimi sebebiyle çok çetin geçen savaş, kısa sürede Avrupa’nın sınırlarını aşıp Asya, Afrika ve Amerika kıtasına kadar yayıldı. ABD’nin Hiroşima ve Nagasaki’ye attığı atom bombaları ile gerçekleştirdiği nükleer katliamla son bulan 2. Dünya Savaşı’nda 40 milyondan fazla insan öldü;1 kimi yazarlara göre savaş sonrası etki ile bu rakam 60 milyonun da üzerindedir.2

Savaş sebebiyle hayatını yetiren insanlar kadar göç eden insan sayısı da infiale sebep verecek kadar fazlaydı. 2. Dünya Savaşı ve onu takip eden yıllar, yakın tarihteki en büyük insan göçlerinden birine sahne oldu. Avrupa sınırları içerisinde, doğuda ilerleyen Sovyet ordularından kaçan Almanlar ve Almanya’da çalışmaya zorlanan savaş esirleri ve mahkûmlar dışında, 40 milyondan fazla insan 1945 Mayıs’ına kadar yerinden edildi veya yer değiştirdi. Bu arada Nazilerin geri çekilmesinden sonra Yunanistan’da ortaya çıkan gerilim bölgede bir iç savaş doğurdu. Buna Güneydoğu Avrupa’daki diğer çatışmalar da eklenince binlerce insan yine mülteci durumuna düştü. Japon kuvvetleri tarafından kontrol altında tutulan bölgelerden çıkarılan milyonlarca Çinli gibi, savaş süresince Avrupa dışında da kitlesel yerinden edilmeler yaşandı.3 Batı bu denli bir yer değişikliğinin Avrupa’da oluşturduğu sosyal kriz ortamını çözebilmek için şu aralar yine gündemde olan Cenevre’de bir sözleşme imzaladı. Buna göre, “ırkı, dini, belli bir sosyal gruba mensubiyeti gibi nedenlerle yaşadıkları yerleri terk edip farklı bir ülkeye sığınan kişiler” mülteci olarak tanımlandı.4 Bizim bildiğimiz haliyle Cenevre İnsan Hakları Sözleşmesi gereğince bazı haklara sahip olan bir mülteciye, ayrıma tabi tutulmaksızın vatandaşı olduğu ülkeye uygulanan istisnai tedbirlerden muaf olarak, din özgürlüğü, medeni haklardan yararlanma özgürlüğü, menkul ve gayrimenkul edinme hakkı, fikir ve sınai mülkiyet hakkı, dernek hakları, mahkemelerde taraf olma hakkı, çalışma hakkı, tarım, sanayi, sanat ve ticaret hakkı, ihtisas mesleğini icra etme hakkı, mesken edinme hakkı, eğitim hakkı, sosyal yardım hakkı, sosyal sigorta ve mevzuattan yararlanma hakları5 verildi.

Bugün Avrupa’da çeşitli zeminlerde yürütülen toplantı, görüşme ve konferanslardan mültecilere dair çıkacak kararlar, Batı’nın kendisine ilke edinmiş olduğu insani değerlerle yüzleşmesini sağlayacaktır. Zira geçen ay sonu başlayıp sonuçlanmadan biten Cenevre görüşmeleri, AB-Türkiye arasındaki mülteci anlaşması gibi çalışmalarda eleştirilecek birçok nokta bulunmaktadır.

Krizde Son Durum

Suriye krizinde bugüne kadar 400 bin insan hayatını kaybetti.6 13 milyon insan yardıma muhtaç durumda. 7 milyon insan yerinden edildi. Bölge ülkelerde 5 milyona yakın sığınmacı bulunmakta. Savaş öncesi 22 milyon olan Suriye nüfusunun 8 milyonu çocuk. Bugün bu çocukların 2 milyonu kamplarda yaşıyor.7

 

 

Avrupa’da yeni bir toplantı daha

Cenevre’de yapılan ve çözüme kavuşmadan 25 Şubat’a ertelenen görüşmelerin ardından geçen hafta Londra’da “Suriye ve Komşularına Yardım” başlıklı bir toplantı daha yapıldı. Temel amaç Suriye’deki savaş sebebiyle oluşan mülteci krizine ekonomik açıdan destek olmaktı. Bu toplantıya 70 ülkeden liderler, politikacılar, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası ölçekte birçok şirket katılım sağladı. Bu amaçla 2013, 2014 ve 2015’te Kuveyt’in başkanlığında düzenlenen ilk üç toplantıdan Suriye halkı için toplam 7,7 milyar dolar bağış kararı çıkmıştı. Ne var ki, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un yaptığı açıklamaya göre, mülteciler için sadece bu yıl ihtiyaç duyulan yardım miktarı 8 milyar doların üzerinde.

Londra’da İngiltere, Almanya, Norveç, Kuveyt ve BM liderliğinde organize edilen son toplantıdan çıkan yardım miktarı ise 9 milyar dolar. Toplanan yardımlar, çocuklar öncelikli tutularak insani yardım, eğitim ve iş imkânı sağlamak için kullanılacak. Yardımlar, krizde en çok göç alan Suriye’nin üç komşu ülkesine (2,7 milyon sığınmacı ile en çok yükü çeken ülkemize; barındırdığı 635 bin mülteciye yardım gelmezse artık yenilerinin alınmayacağını açıklayan Kral Abdullah’ın ülkesi Ürdün’e;8 ve 1,1 milyonu aşkın Suriyeli sığınmacının bulunduğu 4 milyon nüfuslu Lübnan’a9) verilecek.

AB’den Türkiye’ye 3 milyar avro

16 Aralık’ta AB’de yapılan bir anlaşma ile Türkiye’ye 3 milyar avro verilmesi kararlaştırıldı. Ne var ki İtalya itiraz edince bu anlaşma askıya alındı. İtalya itirazına gerekçe olarak AB fonundan verilen meblağın daha fazla olması gerektiği tezini ileri sürdü. Ancak bir süre sonra her ne olduysa İtalya inadından vazgeçti ve anlaşma kararı onaylandı. Anlaşma ile gündeme gelen bir diğer konu da Türkiye vatandaşlarına Schengen ülkelerine girişte uygulanan vizenin kaldırılması ile ilgiliydi. Söz konusu anlaşma ile AB kasasından Türkiye’ye mülteciler için kullanılmak üzere 1 milyar avro verilmesi öngörülüyor. Kalan kısım ise üye ülkeler arasında paylaşılacak. Burada en büyük yükü Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya üstlendi (1.288 milyon avro). Güney Kıbrıs ise payına düşen miktarın %25’ini Ürdün’deki mültecilere, kalanını ise Lübnan’dakilere verecek.

Madalyonun diğer yüzü

Cenevre Sözleşmesi’yle belirlenmiş olan insancıl maddelerle kendi insanına sahip çıkan AB, konu diğer halklara gelince sergilediği tavırla ciddi eleştirilere maruz kaldı. Kendi imkânları ile binbir zorlukla Avrupa’ya giden 1 milyondan fazla insana sahip çıkmak bir yana, mülteci statüsü vereceklerini vaat ettikleri 98 bin kişiden bu zamana kadar sadece 414 kişi kabul edildi. İnsan hakları savunuculuğunu kimseye bırakmayan AB’ye göç edenler birçok çifte standart ile karşılaştı. Danimarka, sığınmacıların 1450 dolar üzerindeki paralarına ve değerli eşyalarına el konulması kararı aldı. Almanya, Schengen bölgesi anlaşmasını askıya aldı. Almanya’nın Bavyera eyaleti, sığınmacıların para ve değerli eşyalarına el konulması kararı aldı. 7 Aralık’ta -gerçekleşmemesine rağmen- Suriyeli bir grubun yerleştirileceği duyurulan bina, aşırı sağ parti taraftarlarınca ateşe verildi. Slovakya ve Çek Cumhuriyeti Müslüman sığınmacı kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Mültecilere yönelik sert önemler alan ilk ülke olan Macaristan, Sırbistan ve Hırvatistan sınırına tel örgü ördü. Avusturya, sınırda kontroller başlattı. Slovenya sınırını 4 km boyunca tel örgülerle kapattı. Hollanda, sınır ve liman kontrollerini arttırdı. Galler, başkent Cardiff’te sığınmacılara renkli bileklik takma zorunluluğu getirdi.10 Bütün bu gayriinsani uygulamaları gündeme taşımaktan imtina eden uluslararası basın ise, bunlar yerine mülteci bir kız çocuğu ile oyun oynayan “bir tanecik” polisini gündemin en tepesine koymak için birbiriyle yarıştı.

Londra’daki toplantıda belirlenen toplam bağış 9 milyar doları geçmezken basındaki kirli bilgi akışı bazı şeylerin önünün kapatılmasına sebep oluyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un açıkladığı bağış miktarı yakalanmış gibi gözükse de aslında bu meblağın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması farklı uygulamaları barındırıyor. Bağışların tamamının mültecilere ulaştırılması 2020 yılını bulacak. Oysa sadece bu yılın ihtiyacı 8 milyar dolar. Söz konusu toplantıdan şimdiye kadar diğer ülkelere yapılan yardımların tamamına dair bir bilgi çıkmadı. Ancak ikinci bir ülkeye sığınan Suriyelilerin toplamından daha fazla sığınmacıyı barındıran ülkemize STK’lar ve bireysel dış yardımlarla beraber ulaşan toplam bağış miktarı 500 milyon doları geçmiyor.11 Ülkemizin sadece kamplarda yapmış olduğu harcamalar ise 10 milyar doları geçmiş durumda. Ek masraflar, sosyal ve ekonomik maliyetlerle beraber rakam 30 milyar dolara ulaşıyor. Bu miktarın Türkiye’nin 2015 yılı ihracatının %20’sini oluşturduğu dikkate alınırsa Türkiye’nin yaptığı harcamaların hiç de azımsanmayacak boyutlarda olduğu görülüyor.12

Bugüne kadar yapılan bağış vaatlerinin sonu hep hüsran olurken son bağış toplantısını umut verici olarak tanımlayan Batı’nın aslında bunu tamamen kendine doğru olan göçü durdurmak için yaptığı ise ortada. Kanıtı da AB’nin Türkiye’ye bağışlamış olduğu 3 milyar avro. Bu konuda varılan anlaşmanın adı Geri Kabul Anlaşması ki, bu amaç anlaşmanın adından dahi anlaşılıyor. Aralında anlaşmazlığa sebep olan bu anlaşmadan çıkan en temel sonuç ise Avrupa’ya kaçan Suriyelileri Türkiye’ye geri göndermek. Böylelikle Avrupa, Cenevre İnsan Hakları Sözleşmesi ile aldığı kararlarına ihanet ettiğini ve hukukun sadece onlara ait olduğu sürece hukuk olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş bulunuyor.

 

[1] Çağrı Erhan, Avrupa’nın İntiharı ve İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Temel Sorunlar, Ankara: A.Ü S.B.F Yayınları, 1996, s. 259.

[2] http://www.milliyet.com.tr/kim-kac-kisiyi-oldurdu-/ekonomi/ekonomiyazardetay/12.12.2011/1474177/default.htm

[3] http://multeci.net/index.php?option=com_content&view=article&id=58%3Agoc-ve-multecilik&catid=35%3Agoc-ve-multecilik&Itemid=14&lang=tr

[4] “Mültecilik Sorunlar, Tanıklıklar ve Çözüm Önerileri Sempozyum Bildirisi Açılış Metni”, İstanbul: İHH Yayınları, 2009, s. 9.

[5] Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair 1951 Cenevre Sözleşmesi: 3, 8, 4, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 21, 22, 23, 24. maddeleri.

[6] http://www.iha.com.tr/video-erdogan-suriyede-400-bin-insan-hayatini-kaybetti-79202/

[7] http://www.bugun.com.tr/son-dakika/suriye-donorler-konferansi-yarin-londrada-2042313.html

[8] http://www.ntv.com.tr/dunya/urdun-yardim-etmezseniz-siginmaci-kabul-etmeyecegiz,LnDfESr0NUq80Yy3JeKzNQ

[9] http://syrianrefugees.eu/?page_id=72

[10] http://www.haberler.com/grafikli-turkiye-ye-sinirlari-ac-diyen-ab-8141624-haberi/

[11] https://www.afad.gov.tr/tr/IcerikDetay1.aspx?ID=16&IcerikID=747

[12] http://www.hurriyet.com.tr/davutoglu-londradaki-suriye-konferansinda-konustu-40049381?_sgm_campaign=scn_a004850058058000&_sgm_source=40049381&_sgm_action=click-dynamic