Bangladeş

Bangladeş

Bangladeş

Temel Göstergeler
Resmi adı Bangladeş Halk Cumhuriyeti
Yönetim biçimi Parlamenter Cumhuriyet
Başkent Dakka
İdari bölgeler 6 bölge; Barisal, Chittagong, Dakka, Khulna, Rajshahi, Sylhet
Büyük kentler ve nüfusları Dakka; 17.598 milyon, Çittagong; 4.539.000, Khulna; 1.022.000, Rajshahi; 844.000 (2015 verileri)
Bağımsızlık tarihi 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan’dan ayrıldı.) 
Hukuk sistemi İngiliz hukuku temel alınmıştır
Nüfusu 163 Milyon (Temmuz 2016 tahmini)
Nüfusun etnik dağılımı Bengalli %98, diğer %2 (Kabile grupları, Bengalli olmayan Müslümanlar)
Ortalama yaşam süresi 73,2 yıl (2016 verileri)
Din Müslüman %89,1, Hindu %, diğer %0,9 (2013 tahminleri)
Dil  Bengalce (resmî), İngilizce
Yüzölçümü 148.460 km²
Coğrafi konumu Güney Asya’da, Bengal Koyu’nun kıyısında, Myanmar ve Hindistan arasında yer alır.
Sınır komşuları Myanmar, Hindistan
İklimi Tropikal iklim; ekim-mart ayları arasında süren kışlar hafif, mart-haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer, haziran-ekim ayları arasında sıcak muson yağışları ortaya çıkar. 
Doğal kaynakları Doğalgaz, işlenebilir toprak arazi, kereste, kömür
Okuryazarlık oranı 15 yaş ve üzeri için: %61,5 (2015 sayımı)
Doğal afetler Kuraklık, kasırgalar, su baskınları
Para Birimi Taka (BDT)
İşsizlik oranı  %4,9 (2016 tahminleri) (Bangladeşlilerin %40’ı düşük ücretlerle günde birkaç saat çalışan eksik istihdam kategorisindedir.)
Endüstri Pamuk tekstili, Hint keneviri, giysi, çay, çimento, kimyasal gübre, şeker
Tarım ürünleri Pirinç, Hint keneviri, çay, buğday, şekerkamışı, patates, tütün, bakliyat, tohumlar, baharatlar, meyveler, sığır, süt, kümes hayvanları
İhracat ürünleri Giyim, Hint keneviri, deri, dondurulmuş balık ve deniz mahsulleri

Bengal Coğrafyası Genel

Bengal coğrafyası’nda dinî hayat, tarihte olduğu gibi bugün de çok çeşitli ve karışıktır. Nüfus açısından çoğunluğu teşkil eden Müslümanlar (Bengladeş’te % 85-86, Batı Bengal’de % 21 civarında) ile Hindûlar’ın (Batı Bengal’de % 75, Bengladeş’te % 10 civarında) yanında küçük topluluklar halinde de Budistler, hıristiyanlar, Jainler, Sih’ler, Parsîler ve yahudiler mevcuttur. Bengladeş ile Batı Bengal’de Hindû ve müslüman nüfusun bu derece farklı oranlarda olması daha çok 1947’de başlayan bir gelişmenin sonucudur. 1947’de Pakistan ve Hindistan devletleri kurulurken Batı Bengal Hindistan’ın sınırları içinde kalmış, Doğu Bengal ise (bugünkü Bengladeş) Pakistan’ın bir parçası olmuştur. Bağımsızlık ve bölünmenin hemen arkasından iki taraflı büyük göçler başlayınca (batıdan doğuya müslümanlar ve doğudan batıya Hindûlar) bugünkü durum ortaya çıkmıştır.  (TDV İslam Ansiklopedisi, Azmi Özcan)

Tarihi

Öncelerinde Bengaldeş olarak anılan ülke zamanla dilimizde Bangladeş olarak ifade edilmektedir. Bengaldeş ise Bengallerin ülkesi manasında bir kullanımken Bengal aslında bugünkü Bangladeş sınırlarının neredeyse iki katı büyükle topraklara yayılmış bir halk ve kültürün adıdır.

Üzerinde Bangladeş’in kurulduğu toprakların tarihi İslâm öncesi, İslâmî, İngiliz, Pakistan ve bugünkü Bangladeş Devleti dönemleri olmak üzere beş devreye ayrılır. Tarih öncesi çağlara kadar uzanan, karışıklık ve düzensizliklerin belirgin olduğu İslâm öncesi dönem, XIII. Yüzyılın başında Türk kumandanı Muhammed Bahtiyâr Halacî’nin Bengal’i ele geçirdiği zamana kadar sürdü.  (TDV İslam Ansiklopedisi, Syed Sajjad Husaın)

Bengal adının tarihî Banga (Vanga) Krallığı’ndan geldiği kabul edilir. Eski Hint destanlarında adı geçmekte ise de tarihiyle ilgili bilgiler milâttan önce IV. yüzyılın başlarına kadar pek açık değildir. Kelimenin aslı Bang iken daha sonra Sanskritçe’de “yüksek arazi” mânasına gelen al kelimesi ilâve edilmiş ve burada yaşayan insanlar bölgelerini Bangala olarak adlandırmışlardır. Bengal’in Müslümanlar tarafından fethi, 1203-1204 yıllarında Türk kumandanı Muhammed Bahtiyar Halacî tarafından gerçekleştirilmiştir; ancak özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan yerli halkın Arap tüccarlar vasıtasıyla İslâm’la tanışması IX. yüzyıla kadar gitmektedir. Fakat bu tanışma mevziî (lokal-o bölgeyle sınırlı) olmuş, Bengalliler’in topluluklar halinde Müslümanlığı kabul etmeleri fetihten sonra gerçekleşmiştir. (TDV İslam Ansiklopedisi, Azmi Özcan)

İslâmî dönem 1203’ten başlayarak son bağımsız Bengal Sultanı Sirâcüddevle’nin İngilizler’e yenildiği 1757 yılına kadar sürdü. Bu dönem, kısa süre devam eden bir Afgan hânedanı (1540-1576) hariç, çoğunlukla Türk hânedanlarının hâkimiyetleri altında geçmiştir. (TDV İslam Ansiklopedisi, Syed Sajjad Husaın)

İngiliz yönetiminin başlamasıyla Müslümanların hâkimiyeti geriledi. Halk sistematik bir baskıya mâruz kaldı ve 1757’den itibaren yarım yüzyıla yakın bir süre içinde Müslümanlar toplumdaki ağırlıklarını kaybettiler. 1836’da resmî dil olarak Farsça’nın yerini İngilizce’nin alması durumlarını daha da zayıflattı. Müslümanların tepkisi zaman zaman İngiliz otoritesine karşı ayaklanma ve yeni eğitim sistemini boykot etme şeklinde gelişti. Bu tepki, 1857’de Hint askerlerinin İngiliz subaylarına karşı başkaldırdıkları ve Bâbürlü İmparatorluğu’nu tekrar canlandırmaya çalıştıkları bir ayaklanmayla sonuçlandı. Ancak bu ayaklanma koordinasyon eksikliği yüzünden başarısızlığa uğradı. Bunun üzerine Müslümanlara karşı yapılan baskılar arttı ve durum, Hindû uyanışının anti-İslâm bir hareket halini almasıyla daha da sertleşti. Hindû milliyetçileri, yarımadadaki hâkimiyetlerini yeniden sağlayabilmek için İngiliz dönemini işin başlangıcı olarak kabul ettiler. 1885’te İngilizler’in himayesinde kurulan Hindistan Millî Kongresi Hindû liderlerinin millî duygularını harekete geçirdi. Müslümanlar arasında ise İslâm din ve kültürünün Hindûlar’ın hâkimiyetindeki bir hükümette bütünüyle korunamayacağı korkusu kuvvet kazandı.

Hint alt kıtasında İslâm toplumu adına ayrı bir siyasî organizasyona duyulan ihtiyaç, 1906’da Muslim League’in (Müslüman Birliği) kurulmasına yol açmıştı. XX. yüzyılın ortalarına doğru İngilizler’in Hindûlar’a kendi kendilerini yönetme hakkını vermesi üzerine Müslümanlar arasındaki endişeler daha da arttı ve sonunda Muhammed Ali Cinnah’ın liderliğindeki Muslim League, yarımadada Müslümanların amaç ve istekleri doğrultusunda Pakistan adlı ayrı bir İslâm devleti kurduklarını ilân etti. Bu yoldaki en büyük gayret İngilizler’in baskısıyla Hindûlar’ın ekonomik sömürüsüne daha fazla mâruz kalan Bengal’den geliyordu. İngilizler Ağustos 1947’de yarımadadan çekildiklerinde, Müslümanların çoğunlukta bulunduğu Bengal’in doğu yarısı da Silhet ile birlikte Asam eyaletinden ayrılarak Hindistan’ın batısında kurulan Pakistan Devleti’ne “Doğu Pakistan” adı altında katıldı ve böylece aralarına Hindistan Devleti girmiş olmasına rağmen Pakistan’ın doğu eyaletini teşkil etti. İngiliz yönetiminin başlangıcından itibaren doğu Bengal’deki jüt endüstrisinin de merkezi durumunda olan Bengal’in merkezi Kalküta’nın Hindistan tarafında kalması Doğu Pakistan endüstrisi için zorluklar meydana getirdi. Bu kesimde endüstri ve büyük şehirler yoktu; her şey yeniden organize edilecekti. Daha gelişmiş olan Pakistan’ın batı kanadı ile Doğu Pakistan arasındaki eşitsizlik çok geçmeden birçok problemin ortaya çıkmasına sebep oldu. Anlaşmazlıklar iki kanat arasındaki ekonomik gelişmenin seyri ve devletin resmî dili konusu üzerinde de ortaya çıktı. Çünkü eskiden beri Hindistan İslâm toplumunun millî dili olan Urduca gelişmesini kuvvetlendirdikçe doğunun ana dili olan Bengalce’yi eziyordu. Anlaşmazlıklar, Doğu Pakistan’ı destekleyen Hindistan gazetecileri tarafından şiddetli bir münakaşa ortamına sokuldu. 1960’lı yılların sonlarında Doğu Pakistan’daki ayrılma duygusu politik bir hareketin kurulması önerilerini beraberinde getirdi. Bu durum 1971’de bir iç savaş haline dönüştü. Mart 1971’de Pakistan ordusu sıkıyönetim sırasında ayrılık taraftarlarına ağır baskı uygulayınca Doğu Pakistan’ın kaderi belli olmaya başladı. İç savaş esnasında çok sayıda Hindû’nun Hindistan’a geçmesi bu ülkenin askerî müdahalede bulunmasına bahane teşkil etti. Ayrılıkçı gerillalardan da yardım gören Hint askerlerinin üç haftalık kısa harekâtı zaferle sonuçlandı ve 16 Kasım 1971’de Pakistan kuvvetleri teslim oldu. Savaş sırasında Batı Bengal’e kaçmış olan Doğu Pakistan devlet görevlileri tarafından Bangladeş hükümeti adıyla yeni bir hükümet kuruldu ve böylece bağımsız bir Bangladeş Devleti ortaya çıkmış oldu. Hint kuvvetleri Mart 1973’te Mücîbürrahman’ın başa geçmesine kadar ülkeyi işgal altında tuttular. Yeni lider Hindistan ile Sovyet Rusya ve Doğu Avrupa devletleri arasındaki yirmi beş yıl süreli antlaşmalara benzer bir dostluk antlaşması imzaladı ve ayrıca Bengal milliyetçiliğinin, Pakistan’ın İslâm milliyetçiliğinin aksine laiklik, sosyalizm ve demokrasi ilkeleri üzerine kurulduğunu ilân etti.

Ülkede İslâmî geçmişin inkâr edilmesi ve endüstri kuruluşlarının derhal millîleştirilerek sosyalist bir ekonomiye geçmek için çok aceleci davranılması yönetimi karışıklığa sürükledi. Kuzey bölgelerinde baş gösteren şiddetli kıtlık, 1 milyonun üzerinde insan hayatının kaybına sebep oldu. 1975’te Mücîbürrahman kendi anayasasını bir kenara bırakarak ülkeyi diktatörlüğe götüren yetkiler aldı. Liderin güvendiği kişilerden meydana gelen yeni bir ordunun ortaya çıkacağı haberi karşısında silâhlı kuvvetlerde rahatsızlık baş gösterdi ve bunlar önceden mevcut olan siyasî ve ekonomik memnuniyetsizliklere eklendi. Yeni rejimle beraber huzursuzlukların artması, sonuçta bir grup asker tarafından yapılan darbeyle kendini gösterdi. Mücîbürrahman öldürüldü ve hükümet devrildi. Bu olayı bir belirsizlik dönemi takip etti. Daha sonra Mücîbürrahman taraftarlarının iktidarı tekrar ele geçirmek için giriştikleri bir teşebbüs silâhlı kuvvetlerle halkın ortaklaşa gerçekleştirdikleri benzeri görülmemiş bir hareketle engellendi. General Ziyâürrahman bu karışıklıktan yeni ve başarılı bir lider olarak ortaya çıktı. Ziyâürrahman’ın politik başarısı, devletin ana prensibi olarak Bengal milliyetçiliği yerine Bangladeş milliyetçiliğini benimsemesinden kaynaklanıyordu. Bu değişiklik Doğu Bengal’e Batı Bengal’den ayrı olarak kültürel ve siyasî bir kimlik kazandırdı. Ziyâürrahman’ın 30 Mayıs 1981 tarihinde bir subay tarafından öldürülmesi ülkeyi bir iç savaşın içine çekti. Altı ay sonra yapılan seçimde Ziyâürrahman’ın yardımcısı Abdüssettâr cumhurbaşkanı seçildi (15 Kasım 1981). Abdüssettâr’ın cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanı General Hüseyin Muhammed Erşad’ın 24 Mart 1982 tarihinde yönetime el koyması ve onu görevden uzaklaştırmasına kadar devam etti. Erşad iktidarı ele geçirir geçirmez meclisi dağıtarak sıkıyönetim ilân etti, siyasî ve sendikal faaliyetleri yasakladı. Bütün yetkileri tekeline aldı ve eski yönetimde görev yapmış bazı bakanları tutuklatarak yargılattı. Ekonomik bakımdan zor durumda olan Bengladeş’i kurtarmak için devlet kuruluşlarının özel sektöre devri, zarar eden müesseselerin kapatılması, yabancı yatırımların özendirilmesi, ithalâtın denetim altına alınması gibi bazı tedbirler aldı. Çin Halk Cumhuriyeti’yle ticarî ilişkileri geliştirdi. Eğitim sistemini İslâmlaştırmak istediyse de bunda başarılı olamadı ve ülkede karışıklıklara sebep oldu. Grev ve gösteriler üniversitelerin kapatılmasına, siyasî parti liderlerinin tutuklanmasına ve basına sansür konulmasına sebep oldu. Erşad 11 Aralık 1983 tarihinde devlet başkanlığını ilân etti. 15 Ekim 1986’da yapılan seçimde beş yıl için cumhurbaşkanı seçildi. Dış politika alanında Hindistan’la anlaşmazlık konusu olan Farikka Barajı suları meselesini Ekim 1985’te imzalanan bir antlaşmayla çözümleyip komşu ülkelerle iyi ilişkilerin kurulmasına çalıştıysa da içeride takip ettiği baskıcı politika halk arasında genel bir memnuniyetsizliğe yol açtı; ülkede grevler, gösteriler ve karışıklıklar hiç eksik olmadı. (TDV İslam Ansiklopedisi, Syed Sajjad Husaın)

1986’da parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri yapıldı ve Ershad beş yıllık görev için seçildi, sıkı yönetimi kaldırarak anayasayı yeniden düzenledi. 1987’de protesto ve grevlerin yeniden tırmanmasıyla olağanüstü hal ilan edildi. 1988’de İslam devletin dini olarak ilan edildi.

Ülkenin en büyük İslami yapılanması olan Cemaat-i İslami ise bu iki partinin dönem dönem ya müttefiki ya da birinci düşmanı olarak muamele gördü ve bu iktidar çekişmelerinde en zararlı çıkan taraf oldu. Siyasi baskılarla dönem dönem karşılaşmış olsalar da 2011’de açılan davalardaki mevcut suçlamalara muhatap olmamışlardı. 2011’den itibaren ülkede Awami League tarafından yürürlüğe konan sert seküler uygulamaların etkileri hissedilmeye başlandı. Bu süreçte Bangladeş’te uluslararası ceza mahkemesi olarak anılan fakat uluslararası bir özelliği bulunmayan özel mahkemeler kuruldu.

Cemaat-i İslami’nin Bangladeş’te eritilmesi projesi süresince İslamofobi’nin de devreye sokulması, bu tazyikin genel olarak tüm Müslüman kesimi hedef almasına neden oldu ve olmaya da devam ediyor. Ülkede büyük bir rahatsızlık yaratan idamlara paralel artış gösteren İslamofobik söylem ve yayınlar, masum halkın bu hesaplaşmanın içine çekilmesinin kötü bir sonucu olarak yansımakta. Özellikle kendilerini ateist olarak tanıtan akademisyen veya blog yazarları, İslamofobik söylemleri sebebiyle gerçekleştiği iddia edilen cinayetlere kurban gitti. Bu durum ülkede neredeyse kuruluşundan itibaren var olan ve giderek derinleşen toplumsal çatışma alanları yaratmaya başladı. Bu sürecin bir sonucu olarak yorumlanan cinayetlerde 2015 yılı boyunca bloglarında İslam karşıtı yazılar yazan beş blog yazarı öldürüldü. Öte yandan mevcut Bangladeş hükümetince bile toplumun huzurunu bozmada aşırı bulunan bazı bloggerlar, 2013’te dine hakaret etme suçundan cezalandırılmış ve dördü tutuklanmıştı. Bu tutuklamalar, seküler kesim tarafından ülkedeki ılımlı kesimin susturulmaya çalışılması olarak değerlendirildi ve bu durumun terörist örgütlerin daha kolay yayılmasına imkân sağlayacağı iddia edildi. Yine aynı seküler kesim bu uygulamaları hükümetin oy avcılığı yapması olarak yorumlamakla yetindi. Cinayetlerin aydınlatılmasıyla ilgili kayda değer bir gelişme olmamasına, olayın faillerine dair hâlâ şaibeler bulunmasına rağmen cinayetlerin ağırlığı Müslüman topluluğun omuzlarına yüklendi; ülkede İslami kesime yönelik nefret söylemleri günden güne arttı.

Siyasi ve Ekonomik Yapı 

Yirmi dört yıla yakın bir süre Pakistan Devleti’ne bağlı bir eyalet olarak kaldıktan sonra Kasım 1971’de bağımsızlığına kavuşan Bangladeş Halk Cumhuriyeti, Bangladeş yönetim bakımından dört bölgeye ve bunlara bağlı altmış dört idarî birime ayrılmıştır. Doğrudan halk tarafından beş yıllık bir süre için seçilen devlet başkanı yürütme gücüne sahip olduğu gibi silâhlı kuvvetlerin de başıdır. Başkan yardımcısını, başbakanı, bakanları, yüksek mahkeme başkanını ve diğer hâkimleri devlet başkanı tayin eder. Bakanlar 350 üyeli millet meclisi içinden seçilir. Dakka’da bulunan anayasa mahkemesi, bir temyiz mahkemesi ve yüksek mahkeme ile beraber adalet sisteminin en yüksek merciidir. (TDV İslam Ansiklopedisi, Syed Sajjad Husaın)

Bangladeş dünyadaki yüksek nüfuslu ülkelerden biri olup yüzölçümünün bu nüfusa göre küçük olmasıyla da nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ülkelerdendir. Ülkenin büyük bölümü muson sezonundaki sellerden büyük ölçüde etkilenmektedir. Küresel ısınma ile birlikte ülkenin sular altında kalacağı tahminleri Bangladeş’i bekleyen en önemli krizdir. Buna en önemli etken de ülkeyi nerede ise damar damar bölen büyük nehirlerdir. Ülkenin güneydoğusunda bulunan Cox Bazar’ın sahili 122 km ile dünyanın en uzun kumsalıdır.

Bangladeş ekonomisinin yıllık büyümesi, siyasi istikrarsızlık, yolsuzluk, yetersiz güç kaynakları, ekonomik reformların yavaş uygulaması, zayıf alt yapıya rağmen 1996’dan itibaren %6’dır.

Doğalgaz ülkedeki en önemli kaynaklardandır. Bunun yanında ülkenin ciddi enerji sorunu bulunmakta ve elektrik santralleri yetersizliği ile elektrik kesilmelerinin sık yaşandığı ülkelerdendir. Ülkenin en önemli sanayi kolu ucuz iş kolundan dolayı tekstil sektörüdür.

Bangladeş’in sanayi sektörünün omurgası olan konfeksiyon ihracatı, toplam ihracatın %80’inden fazlasını oluşturmakta olup, 2016’da 25 milyar doları aşmıştır. Ülkede işçi ölümleri ve 2015’te siyasi muhalefet tarafından düzenlenen grevlere rağmen bu büyüme devam etmiştir. Hazır giyim sektöründeki ihracat artışıyla Bangladeş’in ekonomisi büyürken ve döviz rezervleri de artmıştır. GSYH 2016 tahminlerine göre 628.4 milyar dolardır.

2013 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne göre tekstil üretimi ve ihracatında dünya genelinde 4. Sıraya, bazı kurumların verilerine göre 2 ve 3. sıraya bile yerleşmiştir. Fakat işçilerin can güvenliğinin oldukça sıkıntılı olduğu bir ülkedir. 24 Kasım 2012’de Tazreen Moda Fabrikası’nda çıkan yangında en az 117 kişi hayatını kaybederken, 10 Mayıs 2013’te birçok tekstil firmasının bulunduğu Rana Plaza’nın çökmesiyle tespit edilebilenlerle 1300 işçi hayatını kaybetmiştir.

Dünyanın futbol topu endüstrisinin de büyük bir kısmı buradadır. İsrail’i diplomatik olarak tanımayan bir ülkedir bu yüzden Bangladeşliler İsrail’e girememektedir.