Batı’nın adaleti var mı?

Batı’nın adaleti var mı?

21 Kasım 2014

2. Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanya’sında ve Japonya’da savaşta aktif rol alan şahısların yargılanması için Nuremberg ve Tokyo askerî ceza mahkemeleri kurulmuş ve bazı üst düzey subaylar ve komutanlar burada yargılanmıştır. Söz konusu mahkemelerin yanı sıra 1990’lı yıllarda Ruanda’da ve eski Yugoslavya’da yaşanan savaşlarda insanlık suçu işlemiş olan şahısları yargılamak üzere geçici olarak Ruanda ve Yugoslavya uluslararası ceza mahkemeleri kurulmuştur. Bahsi geçen mahkemeler, sadece belli bölge ve dönemler için oluşturulduğundan hem yer bakımından hem de zaman bakımından etkileri ve yaptırım güçleri sınırlı kalmıştır. Bu mahkemeler, caydırıcılık gücünün arttırılması için, insanlık suçu işleyen yönetimler ve kişiler için daha evrensel ve daimi bir hale getirilmelidir.

UCM-binaBu arka plan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluşuna giden süreci hazırlamıştır. 17 Temmuz 1998 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) tarafından İtalya’nın Roma kentinde düzenlenen konferansa 148 BM üyesi ülke katılmıştır. Konferansta, uluslararası hukuk kapsamında işlenebilecek en ağır suçlar olan soykırım ve diğer insanlığa karşı suçları soruşturma amacıyla uluslararası toplum tarafından oluşturulacak daimi, bağımsız bir yargı organı kurulması için çalışmalar yapılmıştır. Konferansa katılan 148 ülkenin 120’sinin müspet oyuyla soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlar konusunda dünya çapında yetkili, daimi ve bağımsız bir mahkemenin kurulması öngörülmüştür. Kabul edilen taslak, Roma Statüsü olarak tarihe geçmiştir. Taslağa göre 60 ülkenin Roma Statüsü’nü onaylamasından sonra Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulabilecektir. Nitekim 2002 yılında çoğunlukla Avrupa ve Afrika ülkeleri olmak üzere 60 ülke Roma Statüsü’nü onaylamış ve 1 Temmuz 2002 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi Hollanda’nın Lahey kentinde kurulmuştur. Halihazırda mahkemeye taraf 122 ülke bulunmaktadır.

UCM’nin yetki alanındaki suçlar ise şu şekilde tasnif edilmiştir: soykırım suçu; insanlığa karşı suç, savaş suçu ve saldırı suçu. Saldırı suçu dışındaki suçlar, mahkemenin kuruluşu esnasında tanımlanmıştır. Saldırı suçu ise ancak 2010 yılında tanımlanabilmiştir. Mahkemenin asıl amacı hem ülkeleri hem de söz konusu suçları işleyen şahısları yargılayarak mağdurlara adalet sağlamaktır. Mahkemede soruşturma açılırken ilgili ülkedeki mahkemelerde soruşturma açılıp açılmadığı veya adaletin sağlanıp sağlanamayacağı da göz önünde bulundurulmaktadır.

Mahkemeler kimler için kuruluyor?

Bugün UCM’nin önünde 21 dava bulunmaktadır. Mahkemede görülen davaların tamamı Afrika kıtasından gelmiştir. Halihazırda mahkemede sanık olup görevde olan iki cumhurbaşkanı ve bir cumhurbaşkanı yardımcısı bulunmaktadır. Söz konusu cumhurbaşkanları; Hassan al-Bashir (Sudan) ve Uhuru Kenyatta (Kenya) iken, başkan yardımcısı ise William Ruto (Kenya)’dur. Özellikle Sudan cumhurbaşkanı için mahkeme tarafından tutuklama emri çıkarılmıştır. Öte yandan davaların hepsinin Afrika’dan olması, hem Afrika Birliği hem de birçok Afrikalı liderin mahkemeye bakışının olumsuz olmasına yol açmaktadır.

Afrika Birliği dönem başkanı olan Etiyopya Başbakanı Desalegn, Ekim 2013 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni “Beyaz ırkın adaleti” şeklinde tanımlayarak “Batı çıkarlarına karşı çıkan, karşısında UCM’yi bulur.” demiştir. Desalegn, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin adil olmadığını ve insanlığa karşı işlenen suçlara karşı son derece taraflı ve seçici olduğunu belirtmiştir. UCM’nin Batı’nın Afrika üzerinde bir hâkimiyet mekanizması kurduğunu ifade eden Desalegn, Afrika ülkelerinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden çekilmelerini de istemiştir. Keza, 2011 yılında Gabon Dışişleri Bakanı olan ve 2008-2012 arasında Afrika Birliği Başkanlığı görevini yürüten Jean Ping: “Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin gerçekten de suçluları yargılama gibi bir derdi varsa yalan gerekçelerle Irak’a saldıran ve 1,5 milyon insanın ölümüne yol açan ABD eski Başkanı Bush ve İngiltere eski Başbakanı Blair’i yargılasınlar! Biz hukuksuzluğa karşıyız. Adaleti isteyen taraf biziz, adaleti herkesten çok istiyoruz! Fakat UCM neden diğer kıtalarda işlenen suçları görmezden geliyor? Afganistan, Sri Lanka, Irak, Suriye ve Gazze’de olanlara bakın! Başka kıtalarda suç işlenmiyor mu? ABD bile UCM’ye taraf değilken ülkemin UCM’ye taraf olması için bizim üzerimizde baskı kurmasına anlam veremiyorum. Eğer ABD vatandaşları kendi toprakları dışında başka yerde yargılanamıyorsa, Afrikalılar da Afrika kıtası dışında yargılanmasın dediğimizde neden kıyamet kopuyor? 34 Afrika ülkesi UCM’ye taraftır ve bunların hepsi çekilirse UCM düşecektir.” diyerek mahkeme ile ilgili eleştirilerini dile getirmiştir.

Nitekim son olarak Mavi Marmara davasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, İsrail’in filoya saldırısının bir “insanlığa karşı suç” olduğu tespitini yapan UCM, iş bunun gereğini yapmaya gelince kendi yetki alanına girmediği gibi bir garabete imza atmakla “Ben sadece Afrikalıları yargılayabilirim, İsrail’e gücüm yetmez.” gibi bir mesaj vermiştir.

Gerçekten de Afrika ülkelerini bu noktaya getiren nedir? Mahkemenin kurulduğu tarihten bu yana diğer kıtalarda işlenen ve mahkemenin yetki alanına giren birçok suç, ne araştırıldı ne de soruşturuldu. Örneğin Sri Lanka’da 2009 yılında BM’nin raporuna göre 40.000 kişi öldürülmüştür. Söz konusu katliamda hem devletin hem de Tamil gerillalarının insanlık suçu işledikleri insan hakları örgütleri tarafından kanıtlanmıştır. Yine, İsrail’in genel olarak uyguladığı apartheid politikaları ve Gazze katliamları (2008, 2012 ve 2014) da insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları kapsamına girdiği halde İsrail’e karşı hiçbir dava açılmamıştır.

UCM’nin çifte standartları sadece bununla sınırlı değildir. Arap Baharı ayaklanmalarında ölen/öldürülen siviller için Kaddafi ve oğlu Seyfulislam adına tutuklama kararı çıkarılırken, 300.000’e yakın insanı katleden Esed’e karşı halen açılmış bir soruşturma yoktur. Keza Mısır’da 13.000’den fazla insanın ölümüne sebep olan Sisi’ye karşı da açılan bir dava yoktur. Aynı şekilde Yemen’de ve Bahreyn’de öldürülen yüzlerce kişinin ailelerine adalet sağlamak için UCM hiçbir girişimde bulunmamıştır.

Mahkemeye yöneltilen bir diğer eleştiri ise; soruşturma açmada çok seçici davrandığı şeklindedir. Örneğin mahkemede yargılanmakta olan Fildişi Sahilleri eski Cumhurbaşkanı ve katı Fransa karşıtı olan Loren Gbagbo ile şimdiki Fildişi Sahilleri Cumhurbaşkanı ve Fransa yanlısı Alasane Ouattara’nın 2010 seçimleri sonrasında yaşanan iç savaşta savaş suçu işledikleri kanıtlanmasına karşın, sadece Gbagbo ve eşi Fransa’nın askerî müdahalesi sonrası mahkemeye getirilmiştir. Bir başka örnek ise, Uganda’da gerilla kanadı Lord Resistance Army (LRA) ve Uganda hükümetinin işlediği suçlardır. Mahkemede sadece gerilla lideri Joseph Kony’nin davası görülmektedir. Sayılan bu gerekçeler sebebiyle bugün Afrikalı liderler ve entelektüeller, UCM’nin neo-kolonyal bir yapı olduğuna inanmaktadırlar. Zira bütçesinin %70’ten fazlası AB ülkelerinden gelen bir mahkemenin tarafsız ve bağımsız olduğunu düşünmek safdillik olacaktır.

afrikabirligiPeki, Afrika ülkeleri için alternatif var mıdır? 13 Ekim 2013’te olağanüstü bir şekilde toplanan Afrika Birliği üye ülkeleri, UCM’de görülen Kenyatta davası düşürülmezse mahkemeye üyeliklerini sorgulayacaklarını beyan etmişlerdir. Bunun anlamı şudur; eğer mahkeme revize edilmezse mahkemeden çekileceğiz. Bu yaşananlar üzerine Afrika Birliği’nin kurum olarak Roma Statüsü’nden çekilmek istediğini tahmin etmek zor değildir. Çünkü UCM, Afrika Birliği’nin Afrika ülkelerinin meselelerine çözüm bulmasına engel olmaktadır ve söz konusu birliğin iradesinin üstünde bir konum almıştır. Bunun için Afrika ülkelerinin Roma Statüsü’nden çekilerek Afrika Birliği bünyesinde bir ceza mahkemesi kurmaları kaçınılmaz görülmektedir.

Gerçekten de Afrika Birliği bünyesinde kurulacak bir mahkeme daha rasyonel ve adaleti sağlama noktasında UCM’den daha hassas davranacaktır. Ayrıca adaletin suçun işlendiği yerde sağlanması gerektiğinden Afrika, en ağır insani suçları işleyen bir Afrikalının Afrika’da yargılanmasını sağlayacaktır. Davaların selameti için bu gereklidir.

Afrika ulusları tarafından oluşturulacak ceza mahkemesinin bir diğer getirisi ise, görevde bulunan meşru Afrikalı bir lider, Avrupa’da bulunan bir mahkemede sanık sandalyesinde oturtulamayacaktır. Zira bu, Afrikalı liderleri derinden üzen meselelerden biridir. Dolayısıyla ülkelerin ve Afrika Birliği’nin egemenliği ihlal edilmektedir.

Sonuç itibarıyla UCM Afrika ülkelerinin beklentilerinin çok altında bir performans göstererek pek çok Afrika ülkesinin güvenini yitirmiştir. Özellikle mahkeme kurulduğundan bu yana dünya genelinde işlenen onlarca suç, mahkemenin yetki alanına girdiği halde görmezden gelinmiştir. Ayrıca mahkemede görülen davaların tamamının Afrika’dan olması ve söz konusu davaların birçoğunda seçici davranılması, Afrika ülkelerinin kendi ceza mahkemelerini kurmaları gerektiğinin bir başka önemli kanıtıdır.