Beytülmakdis Vakfı ve İslam Dünyası

Beytülmakdis Vakfı ve İslam Dünyası

21 Mayıs 2016

Prof. Dr. Abd al-Fattah el-Awaisi, İsrail’in tehcirine, sürgününe, hapsine ve işkencelerine maruz kalan Filistinli bir ilim adamı. İşgal altındaki Filistin toprakları, İngiltere, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Suriye ve Malezya üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan Awaisi, Uluslararası İlişkiler Kuramı, Uluslararası İlişkilerde İslam Kudüs’ü Modeli ve Siyasi İslam alanlarındaki çalışmalara öncülük etmiştir. İngilizce ve Arapça olarak yayımladığı çalışmalarından bazıları Fransızcaya ve Malay diline çevrilmiştir. İngiltere’de de Islamicjerusalem (İslam Kudüs’ü) projesinin kurucusu olan Awaisi, çok kültürlülük ve kültürel katılım savunucusu olarak çeşitli ödüller almıştır. Halen İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının bünyesinde “Adım Adım Beytülmakdis” adlı bir eğitim programı düzenleyen Awaisi, Beytülmakdis’in (Kudüs’ün) tarihî ve coğrafi durumu, nüfusu, hikâyesi ve Kudüs ile ilgili yürüttüğü projeler hakkında katılımcılara önemli bilgiler vermektedir. Prof. Dr. Abd al-Fattah el-Awaisi ile Beytülmakdis (İsra) Vakfı’nı ve İslam dünyasını konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde Beytülmakdis Vakfı’nı kurdunuz ve İHH ile birlikte ortak çalışmalar yapmak üzere bir protokol imzaladınız. Bu çalışmalarınızın ümmete hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Bize vakfın kuruluş amacı ve faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Bu vakıf 25 yıldır yapmış olduğumuz çalışmaların bir sonucu olarak İstanbul’da kurulmuştur. Aslında bereketin merkezi olan Mescid-i Aksa’da bu çalışmalar zaten fiilî olarak vardı. Beytülmakdis akademisinin temelleri ilk olarak işgal devleti İsrail’i kuran İngiltere’nin bir şehrinde, Siyonizm’in merkezi sayılan yerde atıldı. Buradan anlaşılması gereken şey ise, bu vakfın bir ciddiyeti ve bir iddiası olduğudur. Biz bu çalışmaları aynı zamanda Hz. Ömer’in Mescid-i Aksa’yı fethinin 14. yüzyılında, bu fethin seneyi devriyesinde İngiltere’de başlattık. Beytülmakdis çalışmaları çerçevesinde 1994-2007 yılları arasında bu konuyla ilgili bir bölüm kuruldu ve İngiltere’de yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapıldı. Yayımlanan dergilerle ciddi aşamalar kaydedildi. İslam coğrafyasındaki çalışmalar genişletildi. Daha sonra Malezya’da Beytülmakdis İhtisas Enstitüsü kuruldu.

2012 yılından sonra İstanbul’da da bu çalışmalar adım adım başladı. İstanbul’un bu işin merkezi olmasını çok istiyorum. Bu sebeple Beytülmakdis Vakfı’nı da burada kurduk. İnşallah burada bu çalışmalar yayılır ve bütün İslam dünyasına örnek olur. Ayrıca burada bilgi ve marifeti üretecek çalışma ekibi ve uzmanlar yetiştirip geleceğimizin inşasına alan ve altyapı hazırlamak istiyoruz. Yine Beytülmakdis’le ilgili kültürel ve sosyal etkinlikler yapmak ve bunları yaymak; Mescid-i Aksa’da bulunan Osmanlı ve İslam mirasına sahip çıkarak korunmasını ve devamını sağlamak da vakfımızın hedefleri arasında. Özetle yapacaklarımızın şiarı ve felsefesi şu yönde: Geleceği, özgürlüğü ve değişimi yöneten marifettir yani bilgidir. Bütün çabamız Beytülmakdis’in üçüncü fethi için, buradaki Siyonistleri çıkarıp Müslümanları burada yeniden hâkim kılmak için gerekli altyapıyı kurmak, zihinleri ve insanları buna hazırlamaktır. Bu sebeple Türkiye’nin bütün şehirlerini dolaşıp bu meseleleri anlatmaya çalışıyoruz. Bizler öncelikle Allah’a şükrediyoruz, sonra da İHH’ya ve Genel Başkanı Bülent Yıldırım’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. İHH ile yaptığımız bu stratejik anlaşma, protokol, çok önemli. Zira biliyoruz ki İHH, insan hakları çalışmaları konusunda önde gelen kuruluşlardan biri. Bizler de Beytülmakdis Vakfı olarak akademik ve ilmî, elimizdeki bütün imkânları ortaya koyacağız. Bu iki çalışmanın bir araya gelmesi ile Mescid-i Aksa’nın kurtuluşunun mümkün olacağına inanıyoruz.

Hocam İslam dünyası karışıklık içinde. Bizi yönlendirecek tek bir ses veya üst bir akıl yok. Bu durumun temel sebepleri nelerdir?

Güzel bir soru. Bizler marifeti, bilgiyi gerektiği gibi önemsemiyoruz. Batı’da ise hem askerî hem de siyasi kuruluşlar çalışmalarını bilgiye ve bilimsel çalışmalar üzerine bina ediyor. Batılılar bu yolla bütün İslam ülkelerini köleleştirmeyi başardı. Allah resulünün de her şeyden önce bilgiye ve araştırmaya önem verdiğini görüyoruz. Haçlılar Mescid-i Aksa’yı işgal ettiklerinde Kudüs’e âlimler geldi; Bursuki geldi, İmadüddin, Nurettin ve sonra Selahaddin geldi. Oradan Haçlıları söküp atarak Müslümanların yeniden hâkim güç olmalarını sağladılar.

Tabii marifet derken kuru bilgi değil, idrak ve şuuru kastediyorum. Şuur bilgiden daha üst seviyededir. Rahmetli Seyyid Kutup bir yazısında marifetin idrak olduğunu söylemektedir. İdrakli olunca bir güce, bir potansiyele sahip olursunuz. Bu güç sizin hâkim ve yönetici güç olmanıza imkân verir. Bizim şiarımız özgürlük ve değişimi yöneten bilgidir, marifettir.

Üstadım, son günlerde ‟İslam ordusu tatbikat yapıyor” şeklinde bir haber gündeme geldi. Bu konuyla ilgili düşünceniz nedir?

Maalesef Arap ülkelerindeki bütün askerler oralardaki hâkim güce tabi olmuştur. Bu askerler hâkim gücün adeta korunması için çalışıyor. İslam ordusu maalesef Filistin için hareket etmiyor, hatta İslam dünyasındaki herhangi bir sorunun çözümü için de mücadele etmiyor. Bu ordular mevcut statükoyu korumak için çalışıyor. Ne yazı ki Arap dünyasındaki liderlerin kimisi fasık, kimisi kukla, kimisi ise zorbalıkla başta duruyor. Bu yüzden aslında Arap ülkeleri işgal altındadır diyebiliriz. Bu gerçekten dolayı, bu ülkelerin bir araya gelip tatbikat yapması da bir anlam ifade etmiyor. Zira önce kendilerini özgürleştirmeleri lazım. Ne zaman Osmanlı’dan kopmalar başladı, o zaman bütün İslam ülkeleri büyük bir kaybın içine girdi. Filistin işgalini bir düşünün. Mekke Emiri Şerif Hüseyin, İngilizlerle bir olup Osmanlı’ya ihanet etti ve Mescid-i Aksa’nın esir düşmesine sebep oldu.

Hocam, Beytülmakdis ve Bereket Daireleri Teorisi kitabınız İHH yayınlarından çıktı. Ben de kitabı bir nefeste okudum. Özellikle Kıbrıs konusuna değinmişsiniz. Kıbrıs’ın önemi nedir?

Öncelikle Kıbrıs, mübarek topraklar dediğimiz bir coğrafyada yer almaktadır. Mübarek toprakları sayarken Mısır, Şam ve Kıbrıs haritada bir arada görülmektedir. Resulullah (sav) da Kıbrıs’ın fethini müjdelemişti. Hz. Osman zamanında Muaviye Kıbrıs’ı fethetmiştir. Peygamberimizin halası Ümmü Haram da orada defnedilmiştir. Haçlılar, Filistin işgalinde Kıbrıs’ı karargâh olarak kullanmıştır. Yine tarihte Kıbrıs birçok defa karargâh ve geçiş güzergâhı olarak kullanılmıştır. Bu sebeple Mısır ve Şam bölgelerinin güvenliği için Kıbrıs mühim bir karargâhtır ve jeopolitik bir öneme sahiptir. Türkiye’de Kıbrıs’ın önemini ilk anlayan kişi, bana göre rahmetli Necmettin Erbakan hocamızdır.

Tabii Kıbrıs’ı ele geçirmek isteyen Siyonistleri de unutmamak lazım. Şu anda Kıbrıs’ın Rum kesimi Siyonizm’in adeta haber üssü gibi çalışmakta ve onlarla ortak hareket etmektedir. Eğer Filistin’in kurtulmasını istiyorsak Kıbrıs’a çok önem vermemiz gerekiyor.

İslam âlemi özellikle Filistin ve Aksa konusunda hassas. Yahudiler son zamanlarda sık sık kirli ayaklarıyla Mescid-i Aksa’yı taciz ediyor. Buna tepki gösteriliyor ama sizce bu bir fayda vermiyor mu?

Elbette faydası var ama Arap âleminde öyle ülkeler var ki, Yahudilere destek veriyor. Siyonist Yahudiler de bundan cesaret alarak hareket ediyor. Siyonist din adamları şimdilerde Mescid-i Aksa’da şu üç önemli şeyi yapmanın tam zamanı olduğunu söylüyor: Birincisi Mescid-i Aksa’yı vakitlere göre Yahudi ve Müslümanlar arasında bölmek, ikincisi Aksa’yı tamamen Yahudileştirmek, üçüncüsü Mescid-i Aksa’da Yahudi yapısını güçlendirmek.

Bizler Müslümanlar olarak tek güç ve tek ses olamadığımızdan Mescid-i Aksa maalesef çok kötü durumda ve tabii etrafında yaşayan Müslümanlar da çok zor durumdalar. Son dönemde burası için yapılan çalışmalarda Türkiye’nin gayretlerinin öne çıktığını görüyoruz. Şu anda bu zorlukları aşmak için yeni bir intifada hareketi ilan edildi.

Efendim son sorumuz güncel bir mesele ile ilgili. Malumunuz geçenlerde HAMAS’ın bir yetkilisi, İran tarafından destek gördükleri açıkladı. Bizler İran’ın gerçek yüzünü özellikle Şam’da üstlendiği rolden dolayı artık çok net biliyoruz. Siz bu açıklama hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şahsen ben HAMAS’ın bu tavrını hatalı buluyorum. Ancak HAMAS bölgedeki bütün güçlerle denge siyaseti izlemeye çalıştığından böyle bir açıklama yapılmış olabilir. HAMAS’ın İran’la ilişkileri Suriye’de savaş başlamadan önce değişmişti. HAMAS’ın temsilcileri Suriye’den çıktıktan sonra İran, HAMAS’a olan askerî yardımları kesmişti. Yani kısaca bunun dengeler düşünülerek yapılan bir açıklama olabileceğini düşünüyorum. Fakat inşallah, Mescid-i Aksa’yı kurtarma şerefi ve payı İranlılara ait olmayacaktır. Hatta, İran ve Siyonistler arasındaki düşmanlığın büyük bir aldatma ve yalan olduğunu hep birlikte göreceğiz.

İran’ın Fars yayılmacı politikası bölgede her zaman çok tehlikeli olmuştur. Daha önce tarihte Fatımiler yayılmacı politika izlemiş ancak bunu Selahaddin Eyyubi engellemiştir. Yine tarihte Safeviler bunu yapmış, onlar da Yavuz Sultam Selim tarafından engellenmişlerdir. Özellikle İran’ın Suriye’de üstlendiği konumdan sonra HAMAS’ın tekrar İran ile ilişkileri düzeltmeye çalışması kabul edilemez bir durumdur.

Bizler Mescid-i Aksa’nın kurtulmasını Suriye’deki kardeşlerimizin öldürülmesine tercih edemeyiz. Kardeşlerimiz ölürken Aksa nasıl kurtulabilir ki? Bu katillerin kalkıp Aksa’nın kurtarıcısı rolü üstlenmeleri asla kabul edilemez.