Yükleniyor...
Bilge Kral Aliya

Bilge Kral Aliya

11 Temmuz 2014

1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman Erkek Lisesi’ni bitiren Aliya, 2. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan ve Bosnalı Müslümanları 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan biyolojik soykırımdan; savaş sonrasında ise manevi soykırımdan kurtarmak amacını güden bir organizasyonun kurucusu oldu.

Mücadele içinde geçen hayatında çeşitli zorluklar yaşayan Aliya İzzetbegoviç ilk kez 1946 yılında tutuklandı ve 1949 yılına kadar hapiste kaldı. O dönemde komünist rejim, Mladi Müslümani örgütüne mensup arkadaşlarından çoğunu öldürdü, binlercesini de senelerce hapsetti. Bu, Güneydoğu Avrupa’da ortaya çıkan en büyük anti-komünist hareketin yok ediliş biçimiydi. Entelektüel çalışmalarından dolayı komünist hükümet Aliya’yı ve 12 Bosnalı aydını, 1983 yılında yargılayarak 14 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Aliya İzzetbegoviç, öncelikli olarak özgürlük, İslami düşüncenin çağımızda yeniden canlandırılması ve yaygınlaştırılması, günümüz Müslümanlarının vahim durumunun iyileştirilmesi, Batı ile İslam dünyası arasında ilişki kurulması, İslam ile diğer dünya dinleri arasında bağlantı kurulması gibi konuları ele aldı.

Tutuklanmadan evvel yayımlanan üç kitabı; İslam Rönesansı’nın Problemleri, Doğu-Batı Arasında İslam ve İslam Deklarasyonu idi. Bu kitaplar, Batılı gibi düşünen fakat Doğulu gibi hisseden bir Müslüman tarafından yazılmış ve en acımasız asırlardan birinin damgasını, “büyük ülke”nin planlarını, bonkör ve barbarca fikirlerin geçiş noktası olan, farklı kültür ve medeniyetlerin birlikte yaşadığı ve karıştığı “büyük bir sınır”daki talihsiz bir halkın kaderini yansıtmaktaydı.

Aliya İzzetbegoviç, İslam Deklarasyonu isimli kitabından dolayı 1983 yılında Saraybosna’da komünist mahkeme tarafından 14 yıl hapis istemiyle yargılandı. Ömrünün son 10 yılında, bu eserine yönelik devam eden saldırılar, fikirleri hakkında yapılan birçok tahrifat ve manipülasyon sebebiyle -ki bazı çevreler onun bu fikirleri dolayısıyla Bosnalılara yapılan vahşeti haklı göstermek istemiştir­­-­ bu kitabı hakkında yorum yapmak istememiş ve bu konuyu tarihe bırakmayı tercih etmiştir.

Siyasi bir örgüt oluşturmak: Aliya İzzetbegoviç, 1988 yılının sonunda Yugoslavya hükümetinin “sözlü muhalefet sebebiyle cezalandırılan bütün mahkûmların serbest bırakılması” kararıyla hapisten çıktı ama Yugoslavya’daki siyasi durum gün geçtikçe daha zor ve sıkıntılı bir hal alıyordu.

Siyasi bir örgütü bulunmayan Bosnalı Müslümanların, silahsız bir şekilde savaşla yüzleştikleri 2. Dünya Savaşı’nda tecrübe edilen durumun tekrarını önlemek için Aliya, 27 Mart 1990’da Demokratik Hareket Partisi (Stranka Demokratske Akcije-SDA) isimli bir parti kurdu. Böylece Bosna-Hersek’te sosyal demokratikleşme süreci başlamış ve çok partili sistemle tanışılmış oldu.

Yugoslavya’nın gerçekleştirilemeyen kurtuluşu: 18 Kasım 1990 tarihinde yapılan ilk çok partili seçimlerde SDA, parlamentodaki toplam 240 milletvekilliğinden 86’sını, Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin başkanlığını ve yedi üyeliğin üçünü kazanmıştı. Anayasal Bosna-Hersek Cumhuriyeti Başkanlığı toplantısında Aliya İzzetbegoviç başkan seçildi. Seçim sonuçlarına göre SDA ve Hırvat Demokratik Birlik Partisi (Hrvatska Demokratska Zajednica-HDZ) ve Sırp Demokratik Partisi (Srpska Demokratska Stranka-SDS)’nin koalisyonundan oluşan bir hükümet kuruldu. Fakat bu hükümet, Bosna-Hersek Cumhuriyeti ve onun iç anayasası hakkında tamamen birbirinden farklı olan görüşlerinden dolayı hiçbir zaman görev yapamadı.

Sırp rejiminin “Büyük Sırbistan”ı kurma kararından ve Miloşeviç ile Hırvat Cumhuriyeti Başkanı Franjo Tudjman arasında Bosna-Hersek’i bölmek için yapılan gizli mutabakattan dolayı, Yugoslavya dağılmaya başladı.

29 Şubat ve 1 Mart 1992 tarihlerinde ülkede referandum yapıldı. Vatandaşların %63’ü referanduma katıldı ve Bosna-Hersek’in özerkliği ve bağımsızlığı lehine oy kullandı. Referandumu baz alan Avrupa Birliği, Bosna-Hersek’i 6 Nisan 1992 yılında tanıdı. Bir gün sonra ABD de aynı kararı aldı. Aynı gün Radovan Karadziç ve Slobodan Miloşeviç, uluslararası platformda tanınan Bosna-Hersek’i, ülkenin Müslüman halkıyla birlikte diğer tüm vatansever yurttaşları yok etmek amacıyla, tamamen suç teşkil eden bir askerî saldırı başlattılar.

Bosnalı Sırpların liderleri, Bosna-Hersek referandumundan çıkan sonucu kabul etmemişler ve Sırp halkının bu konuda bağımsız bir şekilde tepki vermesinin önüne geçmişlerdi. SDS’nin lideri ve geleceğin savaş suçlusu Radovan Karadziç, parlamentonun açılış konuşmasında açık bir şekilde Müslümanları ve Bosna-Hersek barışını tehdit ediyordu.

Hızla gelişen savaş sürecinde, Bosna-Hersek Başkanlığı, Bosna-Hersek Cumhuriyeti ordusunu ve savaş hükümetini kurma kararı aldı.

Saraybosna cehenneminde: 2 Mayıs 1992 günü Aliya İzzetbegoviç, Başbakan Yardımcısı Zlatko Lagumdzija ve kendisinin resmî tercümanı olan kızı Sabina ile Lizbon’da yapılan barış görüşmelerinden dönerken Saraybosna Havaalanı’nda Yugoslav Halk Ordusu (JNA) tarafından gözaltına alındı. O gün, savunma kuvvetlerinin Saraybosna’yı kurtarmak için en önemli çatışmayı yaptıkları, en dramatik savaş günlerinden biri yaşandı.

Bu günlerde, hastanelerde ve morglarda hiç boş yer kalmamıştı; mezarlıklarda da yer kalmamıştı, ölü bedenler sokaklara dizilmişti. Cenaze törenleri keskin nişancıların en sevdiği yerler haline geldiğinden, defin işlemleri ya en az tehlikeli yerlerde (Kovaçi Parkı gibi) yapılıyor ya da şehitlerin toprağa verilmesi için gecenin karanlığı bekleniyordu.

En korkunç savaş günlerinde ülkesi her gün çocuklarını kaybediyorken, ülkesi kanlar içindeyken, Bilge Kral Aliya dininden, ailesinden ve milletinden aldığı ahlaki prensipleri kaybetmemişti. Herhangi bir ulusa karşı kötü veya zarar verici bir ifadeyi asla kullanmamış, asla intikam çağrısı yapmamış, iyiliğin kötülüğe galip geleceği gerçeğine inanmaktan vazgeçmemiş, küstah ve kibirli davranmamıştı. Bu tutumu ile o, İslam dünyasında yazar ve bilim insanlarına verilen en büyük ödül niteliğinde olan “Kral Faysal” ödülünü almaya layık görülmüştü.

srebrenitsaBM huzurunda soykırım: Saldırıların başından sonuna değin Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek ordusunu gizli bir şekilde silahlandırdı. Bu çalışmalar, savaş hattında bazı durum değişimlerine ve böylece müzakerelerin konumunun da değişmesine sebep oldu. Fakat 1995 yılının yazında, BM tarafından korunduğu söylenen Srebrenitsa ve Zepa’nın kuşatılmış bölgelerinde, Bosnalı Sırplardan oluşan siyasi ve askerî yapılar, Slobodan Miloşeviç rejiminin yardımıyla, bu bölgeyi ele geçirmek için silahsız erkek, kadın, çocuk ve gençlerden oluşan yaklaşık 13 bin kişiyi katlederek bir soykırım gerçekleştirdi. Bu soykırım dünya televizyonlarının, BM ve uluslararası toplumun bilgisi dâhilinde ve gözleri önünde gerçekleştirildi.

Savaşın son aşamasına ise Amerikan Askerî Üssü’nde, 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile ulaşılmış olundu. Bosna-Hersek devletinden üç temsilcinin yanı sıra, Sırbistan ve Hırvatistan siyasi temsilcileri ve dünya güçleri tarafından imzalanan bu anlaşma ile bir kez daha Bosna-Hersek’in özerkliği ve tarihî sınırları teyit edildi. Bosna grubu, ülkenin iki çok uluslu idari bölge şeklinde ayrılmasını kabul etmek zorunda kalmıştı. Anlaşmanın 7. ek maddesiyle bütün mültecilerin ve yerlerinden sürülen insanların özgürce evlerine geri dönmeleri teyit edildi.

Aliya İzzetbegoviç, hayatının sonuna kadar ülkeyi ve ülkenin kurumlarını güçlendirmek, mültecilerin dönüşünü ve işlenen savaş suçlarının mahkemeye taşınmasını sağlamak ve daha iyi uluslararası ilişkiler kurmak için mücadele etti.

Sağlık durumu kötü olmasına rağmen, savaştan sonraki dört yıl boyunca da ülkenin kalkınmasına önemli katkılarda bulundu. Birçok uluslararası konferansta, “Bosna Gayesi”ni, vurgulamaya devam etti. O, Doğu ile Batı’yı birleştirmek istiyordu. Sağlık durumu el vermediği için Ekim 2000’de Bosna-Hersek başkanlığı görevinden çekildi. Bir yıl sonra, SDA’nın ömür boyu onursal başkanı seçildi ve 9 Ekim 2003’te ebedi hayata göçtü. Onun düşüncelerine ve siyasi hedeflerine saygı duyan 150 binden fazla kişi, cenazesinde hazır bulundu. Naaşı, Kovaçi Şehitler Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Diğerleri