Yükleniyor...
Bir Ön Yargı Problemi: Yabancı Düşmanlığı

Bir Ön Yargı Problemi: Yabancı Düşmanlığı

14 Mayıs 2014

Dünya tarihine baktığımızda ırkçılık, dışlayıcılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı gibi kavramların belli dönemlerde oldukça fazla taraftar kazandığını görüyoruz. Bu dönemlerin özellikleri incelendiğinde ise bilhassa iki etkenin bu kavramlarla arasında ciddi bir ilişki olduğu ortaya çıkıyor: ön yargı ve para.

Afrika’dan getirilen kölelerin ucuz iş gücü olarak çalıştırıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde siyah-beyaz ayrımı had safhadayken, yeni seçilen Abraham Lincoln’un köleliği kaldırma hedefi, dört yıl süren iç savaşa mal olmuştur. İnsanların sadece derilerinin renklerinden dolayı birbirlerinden nefret ettiği bu süreçte, asıl etken elbette ki paranın insan onurundan daha önemli sayılmasıdır. 1914’te dünyanın savaşa girmesinin sebebi, sömürülecek “ötekiler”in kimin kontrolünde kalacağıdır. 2. Dünya Savaşı’na sebep olacak olay ise, Hitler öncülüğündeki Nasyonal Sosyalistleri iktidara taşıyan 1929 yılında global çapta yaşanan Büyük Buhran’dır. İnsanların el arabasına yükledikleri paralarla sadece bir ekmek alabildikleri ve herkesin ciddi anlamda etkilendiği bu dönem, 10 yıl sonra 50 milyon insanın öleceği felaketi hazırlamıştır. Almanya’da küçük bir bakkalı olan yabancı kökenli bir kişi bile, Alman ekonomisinin kötü durumda olmasının sebebi sayılmış ve ırksal ayrım kapsamlı çeşitli katliamlar yaşanmıştır. Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franco kendi ötekisini icat emiş ve bu sayede iktidar sağlamlaştırma yoluna gitmişlerdir. İşin ilginç yanı bu taktiğin tarihin her döneminde işe yarıyor oluşudur. Balkanlar’da savaş patladığında insanların katliama önce komşularından başlamaları hangi ideoloji ile açıklanabilir? 2001’deki İkiz Kuleler saldırısından sonra her Müslüman’ın olası terör şüphelisi yaftası alarak izlenmesi, olayın boyutlarının nereye vardığının açık bir kanıtı olmaya devam ediyor. Avrupa özelinde bakmak gerekirse, Avrupa kendini tanımlamak için tarihin her döneminde “öteki”ne ihtiyaç duymuştur. Savaşlarla yoğrulan geçmişinde, içeride bir bütünlük sağlama ihtiyacının çıktısı her zaman ırkçı söylemler olmuştur.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığının kurumsal boyutunu oluşturan aşırı sağ hareketlerin göçmen nüfusun entegrasyonu yerine izolasyonundan yana uyguladıkları dışlayıcı politikanın varlığı, başlı başına bir sorun olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra ekonomik krizlerin yaşanmasında görülen sıklık ile birlikte işsizlik sorununun büyümesinden kaygı duyan Avrupa toplumunun azımsanmayacak bir bölümü, yabancıların varlığını ekonomik ve mali sorunları derinleştiren bir unsur olarak görmekte ve sosyoekonomik dışlayıcılığın bahanesi yapmaktadır.[1]

yabanci dusmanligi 2Yeni dönemde artan düşmanlığın arka planında yine bir ekonomik kriz var. 2008 yılında ABD kaynaklı olarak Avrupa’ya sıçrayan kriz, işsizlik boyutunu yüksek oranlara çıkarmış ve bundan dolayı siyasetçiler koltuklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştı. Bu durumda suçun birilerine yıkılması gerekiyordu ve tahmin edilmesi zor olmayacağı gibi “suçlu” yine göçmenler oldu. Aşırı sağ partiler bugün de ırkçı ve dışlayıcı söylemlerle önemli sayıda kitleye öncülük ediyor. Birbiri ardına harekete geçen “Defence League”ler çeşitli bahanelerle göçmenleri hedef göstermeye devam ediyor. Norveç’te 77 kişiyi öldüren Breivik, savunmasında çok-kültürlülükten şikâyet etmiş ve yaptığı şeyin meşru olduğunu iddia etmiştir. Avrupa’nın İslam tarafından ele geçirilmekte olduğunu söyleyen bu katilin İslam veya Müslümanlar hakkında neler bildiği sorusuna verebileceği mantıklı bir cevabının olduğunu düşünmek ise sadece iyimserlik olur.

Avrupalı ülkeler ekonomik sorunların çözümü adına devasa kamu harcamaları yapmaktadır. Kamu harcamaları Hollanda’da ulusal gelirin %60’ını, Belçika’da %50’sini tüketmektedir ancak bunun karşılığında beklenen fayda sağlanamamakta ve kamu borçları artmaktadır. Sosyal refah devleti kapsamında belirgin bir yaşam standardı olan Avrupa vatandaşı, aynı yaşamı bugün bulamamakta ve bunun sorumlusu olarak -siyasetçilerin de hedef göstermesiyle- ötekileri görmektedir. Ülkelerine yerleşen, çalışan -“işlerini elinden alan”- her öteki, geldiği yere dönmelidir onlara göre.

Almanya’da yabancı karşıtlığı ciddi anlamda oy getiren bir durum haline geldi. İngiltere’de İngiliz Savunma Ligi, İtalya’da Kuzey Ligi, Fransa’da Ulusal Cephe gibi kurumlar hızla ayrımcılığı körüklemeye devam ediyor. ABD’de Çay Partisi “ülkeyi geri almak” gibi bir kavramın içini doldurmaya çalışıyor. Hollanda’da Özgürlük Partisi’nin başörtülü vatandaşlardan özel vergi alınması gibi saçma tekliflerinin Avrupa’nın önemsediği öz bütünleşmesine de zarar verdiği bir gerçek. Ancak yabancı düşmanlarının yeni ön yargılar bulmaya ihtiyacı var. “İşsizliğimizin sebebi göçmenler” ön yargısının son kullanım tarihinin geçeceğinin onlar da farkında. Bunun için de ara vermeden çalışıyorlar. Çünkü yeni ön yargılar, verilebilecek yeni zararların yolunu açabilecek birer anahtar.

Avrupa’nın tarihinde genel bir siyasi eğilim olan ötekileştirme, kriz dönemlerinde gündeme getirilen, refah dönemlerinde ise paspasın altında bekletilen bir çıkış yolu olarak görülüyor. Bu tehlikeli görüş, kimi zaman paraya kimi zaman oya endekslenerek yaşatılmaya devam ediyor. Sonuç olarak Avrupa’da aşırı sağ güçleniyor. Ancak asıl sorun, aşırı sağın yükselişinin güncelliğinden ziyade, aşırı sağcı eğilimin genele yayılarak yapısal bir fenomene dönüşmesidir. Dolayısıyla Avrupa genelinde siyasi söylemin parçası haline gelen ucuz popülizmin önünün alınması gerekmektedir.[2] Çünkü Avrupa’da her zaman olduğu gibi birileri yine başarısızlıklarını gizlemek adına yabancı düşmanlığına sarılacak ve koltuğunu sağlama almak için kitleler halinde hareket eden dışlayıcı robotlar yetiştirmeye devam edecek.

[1] Z. İnanç, S. Çetin, “Avrupa’nın Kendine Dönen Silahı: Dışlayıcılık ve Ayrımcılık”, SDE Analiz, Aralık 2011.

[2] F. Elmas, M. Kutlay, “Avrupa’yı Bekleyen Tehlike: Aşırı Sağın Yükselişi”, USAK Analiz, No. 11, Temmuz 2011.