Birleşik Arap Emirlikleri

Temel Göstergeler
Resmi Adı Birleşik Arap Emirlikleri
Yönetim Biçimi Monarşi (7 Emirlikten Oluşan Federasyon)
Bağımsızlık Tarihi 2 Aralık 1971 (İngiltere’den)
Başkent Abu Dabi
Yüzölçümü 83.600 km2
Nüfusu 9.5 milyon (2017)
Nüfusun Etnik Dağılımı %15 BAE vatandaşı, %25 Hindistanlılar, %13 Pakistanlılar, %12 Mısırlılar ve diğer Araplar, %7 Bangladeşliler, %6 Filipinliler, %4 İranlılar, %3 Sri Lankalılar,%15 diğerleri (Avrupalılar, ABD’liler, Kanadalılar, İngiltereliler, Afganistanlılar, Nepalliler vd.)
İklimi Çöl iklimine yakın tropik iklim hakimdir. Yazları ortalama sıcaklık 40-45 dereceye ulaşır, kışları nispeten serindir. Ani hava değişiklikleri ve kum fırtınaları sık yaşanır. Yağış miktarı kıyılarda az olup, iç bölgelere doğru artış gösterir. Ülkenin %97’si çöldür.
Coğrafi Konumu Umman ve Suudî Arabistan arasında, Basra Körfezi ve Umman Körfezi’nin kıyısında bulunur.
Komşuları Suudî Arabistan (457 km), Umman (609 km), Basra Körfezi ve Umman Körfezi (1.318 km)
Dil Arapça, İngilizce
Din %76 İslamiyet, %9 Hristiyan, %6 Hindu, %9 diğer
Ortalama Yaşam Süresi 77.7 yıl
Okuma-Yazma Oranı %93.8 (2015)
Millî Gelir 377 milyar dolar (2017 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 37.226 (2017 IMF)
Para Birimi BAE dirhemi
İşsizlik Oranı %3.6 (2016)
Enflasyon Oranı %2.1 (2017)
Reel Büyüme Hızı 2.6 (2017)
Başlıca Ticaret Ortakları Çin, Hindistan, ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, İsviçre
İhracat Ürünleri Ham petrol, işlenmemiş altın, mineral yakıtlar, petrol gazı, elmas, işlenmemiş alüminyum
İthalat Ürünleri Mücevherat, altın, elmas, binek otomobil, telefon cihazları, hava taşıtları, mineral yakıtlar, turbojetler, otomatik bilgi işlem makinaları, tıbbî ilaçlar, motorlu taşıt aksamı

Ülke Tarihi

Bugün Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) devletinin bulunduğu bölgenin tarihi M.Ö. 3. bin yıla kadar gitmektedir. Bölge ticaret yolları üzerinde yer alan stratejik öneme sahip olduğundan tarih boyunca önemini muhafaza etmiştir. Büyük Umman olarak anılan bölgede M.S. ilk yüzyıllarda Hristiyanlık izlerine de rastlanmakla birlikte, bölgenin henüz Hz. Ebubekir’in hilafeti döneminde İslam topraklarına dahil edildiği bilinmektedir.

16. yüzyılda bölgede baş gösteren Portekiz tehlikesi karşısında harekete geçen Osmanlı Devleti burayı kendi topraklarına dahil etmişse de, ilerleyen dönemlerde Avrupa devletlerinin buraya olan ilgisi giderek artmıştır. İngiltere 19. yüzyılda bölgeye Doğu Hindistan Şirketi’nin Basra Körfezi’nde faaliyet göstermesi ile başlamıştır. Bu süreçte yerel yapılanmalarla İngilizler arasında yaşanan çatışmalar 1853’te imzalanan barış antlaşması ile son bulmuştur. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti ve İran, İngiltere’nin etkinliğini kırmak için girişimlerde bulunmuşsa da başarılı olamamışlardır. Benzer şekilde bölge üzerinde söz sahibi olmak isteyen Fransa, Almanya ve Rusya da İngiltere karşısında başarılı olamamıştır.

İngiltere 1892 yılında emirliklerle yaptığı antlaşmalar neticesinde bölgeyi tamamen kontrolü altına almış, böylece emirlikler iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde İngiltere’ye bağlı hale gelmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bölgedeki yerel emirliklerin devlet olması gündeme gelmiş ve 1960’lı yıllardan sonra İngiltere’nin bölgeden resmî olarak çekilme süreci başlamıştır. Bahreyn, Katar, Abu Dabi ve Dubai temsilcileri arasında devam eden müzakerelerde, Mart 1968’de alınan kararla “Arap Emirlikleri Birliği”nin kurulması kararlaştırılmışsa da, bu çabalar emirliklerin talepler noktasında anlaşamaması sebebiyle bir neticeye varamadı. Nihayet 1971 yılının Mart ayında İngiltere’nin bölgeden tamamen çekilmesi üzerine, Ağustos ayında Bahreyn, Eylül ayında da Katar bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine Abu Dabi ve Dubai’nin de içinde bulunduğu altı emirlik bir araya gelerek Aralık 1971’de Birleşik Arap Emirlikleri’ni kurmuş, Şubat 1972’de birliğe dahil olan Resü’l-Hayme ile birlikte devletin bugün de mevcudiyetini sürdüren son şekline kavuşmuştur.

Bağımsızlığın kazanılması ile birlikte ilk devlet başkanı olarak göreve Abu Dabi Emiri Zayid Bin Sultan ElNehyan gelmiş ve 2004 yılındaki ölümüne kadar iktidarda kalmıştır. Onun ölümü üzerine göreve gelen oğlu Halife Bin Zayid El Nehyan ise halen devlet başkanlığı görevini sürdürmektedir. Ülke yönetiminde başbakanlık görevini ise Dubai Emirliği üstlenmekte ve bu emirlikte yönetimi Mahtum ailesi elinde bulundurmaktadır.

Siyasî Yapı

1971 yılında altı emirliğin bir araya gelmesiyle oluşan BAE, birliğe 1972 yılında dahil olan Resü’l-Haymeile birlikte son halini almıştır. Devletin kurucu emirlikleri ise Abu Dabi, Dubai, Acman, Füceyre, Eş-Şarika ve Ummü’l-Kayveyn’dir.

BAE, ülke olarak bağımsızlığını kazanması ve petrol üretiminin başlaması ile birlikte nüfusu hızla artan ve yakaladığı refah seviyesi ile çok yüksek oranda dış göç alan bir ülke konumundadır. Devletin bağımsızlığını ila ettiği tarihlerde 200 bin civarında olan nüfus, 1980’de 1 milyona, 2000’lerin başlarında ise 3 milyona ulaşmış, nüfus artışı bu tarihten sonra daha da yüksek oranlara ulaşarak 2010’ların başlarında 8 milyonu aşmıştır. Bugün 10 milyon sınırına dayanan ülke nüfusunun %90’a yakını göçmenlerden oluşmaktadır.

Monarşi ile yönetilen ülkede, Abu Dabi emirinin devlet başkanı, Dubai emirinin başbakan olması yönünde bir teamül bulunmaktadır. Öte yandan dış politika, güvenlik ve askeriye ile ilgili hususlar da Abu Dabi emirliğinin uhdesindedir. Ülke topraklarının %90’ını Abu Dabi emirliği teşkil etmekte, ikinci büyük emirlik olan Dubai ise ülkenin ticaret merkezi konumundadır.

Ülkede herhangi bir siyasî parti bulunmazken, devlet başkanı yasama ve yürütme erklerini elinde bulundurmaktadır. Yedi emirin oluşturduğu “Yüksek Konsey” ülkedeki en üst düzey karar mercii olup ona da devlet başkanı başkanlık etmektedir. Hükümet üyeleri Yüksek Konsey tarafından belirlenmekte olup başında ise Dubai Emiri bulunmaktadır. Öte yandan 40 üyeden oluşan “Federal Ulusal Konsey” ise bir çeşit danışma meclisi hüviyetindedir.

BAE Ortadoğu coğrafyasında Batı çıkarları ekseninde sürdürdüğü dış politika anlayışını, özellikle Donald Trump’ın ABD Başkanı seçildiği 2017 yılından bu yana daha keskin biçimde uygulamaktadır. Bu anlamda ABD’nin bölgede İsrail, Mısır ve Suudî Arabistan ekseninde oluşturduğu hatta dahil olan BAE, son dönemde bölgede bu hattın karşısında duran Türkiye’ye yönelik de katı bir tutum sergilemektedir.

Ekonomik Durum

Diğer Ortadoğu ülkeleri gibi ekonomisi büyük oranda petrol ve doğalgaza dayalı olan BAE, bölgenin en zengin ülkelerinden biri konumundadır. Öyle ki 400 milyar dolara yaklaşan millî geliri ile Suudî Arabistan ve İran’dan sonra Ortadoğu ve Afrika’nın üçüncü, kişi başı gelir düzeyinde de Katar’dan sonra ikinci sıradadır. Ancak son yıllarda petrol fiyatlarında yaşanan büyük düşüş, ihracat gelirlerini ve dolayısıyla ekonomiyi belirgin biçimde etkilemiştir. Buna karşın ülke sahip olduğu zengin petrol yatakları, uluslararası ticaretteki konumun ve son yıllarda turizm merkezi haline gelen Dubai ile hala dünya ekonomisinin önemli aktörlerinden biri konumundadır.

Petrol ve doğalgaz ihracatından elde edilen yüksek gelir millî gelirin üçte birinden fazlasını oluşturmaktadır. Buna karşın ekonomideki sektörel çeşitliliği arttırmak adına çeşitli planlamalar yapılmaktadır. Bu kapsamda turizm başta olmak üzere, sağlık, finans ve emlak alanlarında yurtiçi ve yurtdışı yatırımlar yapılmaktadır. Ayrıca son yıllarda yurtdışında gayrimenkul, banka, telekomünikasyon, sanayi şirketleri vb. alımlara yönelik yüksek yatırımlar yapılmaktadır.

Singapur ve Hong Kong modellerinin örnek alındığı bir yapılanma ile Dubai’yi son yıllarda uluslararası ticarette önemli bir konuma getiren BAE, dış ticarette re-export sektörünün de önde gelen ülkelerinden biridir. Ülkenin dış ticareti petrol ve doğalgaz ihracatı dışında re-exporta dayanmakta, farklı ülkelerden gelen ürünler BAE üzerinden dünyaya dağıtılmaktadır.  Yıllık re-export işlemleri tutarı 100 milyar doları bulmaktadır. Limanlarında ve serbest ticaret bölgelerinde altyapı ve hizmetler son derece gelişmiş olup, Kuzey Afrika’dan Uzak Doğu’ya kadar çok geniş bir coğrafyaya hitap eder niteliktedir.

Dış ticaret rakamlarına bakıldığında, 2017 yılı ihracat gelirlerinin 314 milyar dolar, ithalat giderlerinin 241 milyar dolar olduğu görülmektedir. Bu da yıllık 550 milyar doları aşan bir ticaret hacmine işaret etmektedir. Bu rakam petrol fiyatlarının çok daha yüksek olduğu 2010’lu yılların ilk yarısında 700 milyar dolar sınırına kadar yaklaşmış, 2013’te 673, 2014’te 678 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ülkenin başlıca ticaret ortakları Çin, Hindistan, Japonya, ABD, Almanya, İsviçre ve İngiltere’dir.

Ülkede işsizlik düşük seviyelerde olup %2-3 civarında seyretmektedir. Ülkede istihdamın %80’den fazlası yabancılarca karşılanmaktadır. Bunun büyük bir kısmını emek yoğun işlerde düşük ücretle çalışan Asya kökenliler oluştururken, ticaret hayatı dışındaki yerli halk kamu kuruluşlarında memur olarak istihdam edilmekte, Lübnanlılar ve çoğu İngiliz olan Avrupalılar ise özel sektörde yönetici ve danışman pozisyonunda görev almaktadırlar.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki siyasî ilişkiler, dengeli genel görüntüsünün aksine, son yıllarda olumsuz bir havada seyretmektedir. Nitekim son yıllarda Ortadoğu coğrafyasında ABD öncülüğünde Suudî Arabistan, Mısır ve İsrail ile birlikte oluşturulan yeni hatta BAE de aktif olarak yer almaktadır. Bu da bölgede ABD çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen Türkiye ile BAE arasındaki ilişkilerin seyrine etki etmektedir. Özellikle BAE’nin 2017 Haziran’ında ABD’nin öncülüğünde Suudî Arabistan, Mısır, Bahreyn gibi ülkelerle birlikte teröre destek verdiği gerekçesiyle Katar’a ambargo uygulayan devletler arasında yer alması, Türkiye’ninse bu süreçte Katar’a destek vermesi ilişkilerdeki gerginliği daha da arttırmıştır. Son olarak Aralık 2017’de BAE Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayed’in sosyal medya sitesi Twitter’deIraklı bir kullanıcının, “Medine Kahramanı” olarak bilinen Fahreddin Paşa’yı hırsızlıkla suçlayan bir paylaşımı retweetlemesi, gelinen noktanın açık bir ifadesi olmuştur. Paylaşımda “"1916 yılında Türk Fahri Paşa'nın Medinetü'l Münevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını, Şam'dan İstanbul'a ‘Seferberlik’ ilan ederek Medine'deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz? İşte Erdoğan'ın dedelerinin Müslüman Araplarla ilişkisi buydu" ifadeleri yer alırken, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan olayla ilgili konuşmasında “Medine korumasını yaparken Fahreddin Paşa, ey bize bühtanda bulunan zavallı, senin ceddin neredeydi?” şeklinde yanıt vermiştir. İki ülke arasında son dönemde yaşanan bu gerginliğin devam etmesi sürpriz olmayacaktır.

Buna karşın Türkiye ile BAE arasındaki ticarî ilişkiler son derece yoğun biçimde devam etmektedir. Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından biri konumunda olan BAE, 2017 yılında gerçekleştirilen 9.1 milyar dolarlık ihracatla, Türkiye’nin Almanya ve İngiltere’den sonra en çok ihracat yaptığı üçüncü ülke konumuna yükselmiştir. Bu rakam Türkiye’nin 2017 yılı ihracatının %5.82ine denk gelmektedir. İthalat rakamlarında da benzer bir tablo görülmekte olup, 2017 yılında Türkiye’nin BAE’den gerçekleştirdiği ithalat rakamı 5.5 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’nin BAE’den petrol almıyor olmasına karşın ulaşılan bu yüksek rakam, BAE’yi Türkiye’nin ithalattaki en büyük 13. ortağı konumuna yükseltmiştir.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin yıllar içerisindeki seyrine bakıldığında da belirgin bir artış göze çarpmaktadır. 2007 yılında 3.2 milyar olan ticaret hacmi, 2011 yılında 11.7 milyar dolara, son olarak 2017 yılında ise 14.8 milyar dolara ulaşmıştır. İki ülke arasındaki temel ticaret malzemesi ise altındır.

Müslümanların Durumu

Ülke nüfusunun büyük kısmı Müslüman olmakla birlikte, yoğun göçmen varlığı sebebiyle ülkede Hinduizm, Hristiyanlık, Yahudilik ve Budizm gibi farklı dinlere mensup olanlar bulunmaktadır. Müslüman nüfusun büyük bir bölümü Hanefî mezhebine mensuptur ve Hanbelîlik de ülkede görülen bir mezheptir.

Müslüman nüfus ükede dinî yaşam ve özgürlükler bakımından herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmamakla birlikte, devlet yönetiminin ülkede uyguladığı genel politikaların İslamî yaşam tarzına zarar verdiği açıktır. Ülkede petrol üretiminin başlaması ile birlikte artan refah seviyesi ve zenginlik, İslamiyet’in toplumsal yaşam için öngördüğü sınırların aşılmasına, aşırı tüketim, gösteriş ve israfın alabildiğine arttığı yaşam tarzının yerleşmesine yol açmıştır. Son yıllarda özellikle Dubai’de sürdürülen projelerle bölge ultralüks yaşam tarzının dünyadaki sayılı noktalarından biri haline getirilmiştir.

Buna paralel olarak BAE son dönemde “ılımlı İslam” söylemi üzerinden yürütülen politikalara da destek vermekte, bu kapsamda başta Müslüman Kardeşler olmak üzere pek çok İslamî oluşumu terör örgütü olarak kabul etmektedir.

Diğerleri