Birlik ve Bölünme Arasında Referandum ve Kerkük

Birlik ve Bölünme Arasında Referandum ve Kerkük

21 Eylül 2017

25 Temmuz 2017 tarihinde Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi dahilinde yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde yaşanan tartışmalarda özellikle bir iki konu ön plana çıkmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni, 2005 yılında hazırlanan Anayasa’nın 140. Maddesi’ndeki Kerkük başta olmak üzere “tartışmalı bölgeler” ve bu bölgelerin referandumdan sonra bağımsızlık ilan edilmesi halinde yasal olarak idari statüsünün ne olacağı meselesidir.

Bu yazıda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Saddam döneminden itibaren elde ettiği de facto otonomiden bahisle ABD işgali ve DAEŞ ile mücadele kapsamında genişlettiği topraklar üzerindeki fiili kontrolü ve tüm bunlarla bağlantılı olarak Kerkük üzerindeki demografik rekabet ele alınacaktır.

Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Hukuki Olarak Tanınması ve Hakları

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Saddam rejimi 1990 yılının Ağustos ayında Kuveyt’i işgal etmiş ve bu işgal BM Güvenlik Konseyi’nin kararı ile 29 Kasım 1990 tarihinde sonlandırılmıştır.

İşgalin ardından rejimin kuvvetinin azaldığını düşünen güneyde Şii ve kuzeyde Kürt gruplar, ABD’den destek alacakları umuduyla ayaklanmışlardır. Ancak ABD, Saddam’ın devrilmesinin ardından bölgede İran’ın gücünü dengeleyecek bir gücün kalmamasından endişe ederek ve Kuzey Irak’ta bir Kürt oluşumunun müttefikleri Türkiye ve Suudi Arabistan’ı rahatsız edeceğini düşünerek ayaklanan gruplara destek vermemiştir.

1991 yılının Nisan ayında Saddam’ın karşı saldırılarından kaçan 2 milyondan fazla Kürt, Türkiye ve İran sınırlarına göç etmek zorunda kalmıştır. Türkiye sınırına gelen bu sığınmacılardan ancak 250 binini kabul edebilmiş ve geri kalan kısmı hakkında BM’nin yardımına başvurmuştur. 

BM Güvenlik Konseyi, Türkiye ve İran sınırlarındaki göçmen sorununu çözmek üzere Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde bir güvenli bölge alma kararı vermiştir. 5 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe konulan 688 sayılı karar ile oluşturulacak güvenli bölgede yaşayan insanlarının Irak yönetiminin saldırılarından korunması, insani yardımların kendilerine ulaştırılması ve göç edenlerin eski yerlerine dönmelerinin sağlanmasına karar verilmiştir.

688 sayılı BM kararı ile Irak güçlerinin 36. paralel’in kuzeyine geçişleri yasaklanarak, bu bölgede uçuşa yasak bir alan oluşturulmuştur. Bu karar ile BM, 1925 yılında Milletler Cemiyeti’nin Musul meselesi ile aldığı karardan bu yana ilk kez Kürtleri tanıma ve koruma yoluna gitmiştir.

Oluşturulan uçuşa yasak bölge, ilerleyen yıllarda yaşanan gelişmelerin göstereceği gibi bir nevi Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin de facto olarak kurulmasını sağlamıştır.

“Uçuşa Yasak Bölge”den Bölgesel Kürt Yönetimi’ne

1991 yılının Aralık ayında Irak Kürt bölgesinin önemli siyasal partilerinden KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) öncülüğündeki Irak Kürdistan Cephesi, Kürt bölgesinde bir parlamento seçimi yapılmasına karar verdi. Seçim neticesinde 105 üyeli parlamentoda iki büyük parti 50’şer sandalye ile temsil hakkı kazandı.

7 Temmuz 1992’de bakanlar kurulunun oluşturulmasının ardından parlamento 4 Ekim 1992’de Kürdistan’ı Irak’ın içinde federal bir yönetim olarak ilan etti. İlan edilen bu federal yönetim 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesine kadar uzanan yaklaşık 10 yıl boyunca Saddam’ın ekonomik ve siyasi baskılarına direnerek işleyişini devam ettirdi.[1]

140. Madde ve Tartışmalı Bölgeler

25 Eylül 2017 tarihinde Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde en çok tartışılan konulardan biri 2005 tarihli daimi Irak anayasasının 140. maddesi ve bu maddenin hayata geçiril(e)memesi sorunu olmuştur.

Üzerinde yoğun tartışmaların yaşandığı 140. maddenin temeli 8 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe giren Irak Geçici Anayasası’nın 53 ve 58 sayılı maddelerine dayanmaktadır.

53. maddenin A bendi Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni “Kürdistan Bölgesel Yönetimi; Dohuk, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Diyala ve Ninova vilayetlerinin yönetimini 19 Mart 2003 tarihi itibarıyla elinde bulunduran resmi yönetim olarak tanınmıştır” ifadesi ile tanımış ve tanımlamıştır.

Aynı maddenin C bendinde Irak’ın 18 vilayetten oluşan idari yapısının geçici yönetim boyunca da geçerli olacağı belirtilirken D bendinde Bağdat ve Kerkük uygulama dışında kalacak biçimde IKBY dışındaki vilayetlerin en çok üçünün birleşerek federal bir yönetim oluşturabilecekleri ifade edilmiştir.

Daimi Anayasa’nın 140. maddesinde düzenlenecek olan bir diğer önemli husus da Kerkük’ün idari ve sosyal yapısı ile ilgiliydi. Bu mesele, Geçici Anayasa’nın 58. Maddesi’nde ele alınmış ve Kerkük de dâhil olmak üzere demografik yapısı eski rejimler tarafından değiştirilmiş bölgelerde adaletin yeniden ikamesi adına birtakım düzenlemelere gidilmesine karar verilmiştir. Bu madde uyarınca Irak Mülkiyet Hakları Komisyonu’nun kurulmasına ve bu Komisyon’un zorla yerinden edilmiş insanlara eski haklarının iadesi konusunda rehberlik etmesine karar verilmiştir. Kerkük de dâhil olmak üzere tümtartışmalı bölgeler meselesinin daimi olarak çözümü ise hakların iadesinin ardından yapılacak bir nüfus sayımına ve daimi anayasanın hazırlanmasına bırakılmıştır.[2]

Hali hazırda geçerli olan Irak Daimi Anayasası 15 Aralık 2005 tarihinde yapılan bir referandum ile onaylanmıştır. Geçici Anayasa’nın 58. maddesinde kalıcı çözüme varmak için yeni anayasanın ilanını gerektiren Kerkük ve tartışmalı bölgeler meselesi Daimi Anayasa’nın 140. maddesinde ele alınmıştır.

140. maddede meselenin çözümü için üç adım ön görülmüştür. Adımlardan biri normalleşme, diğeri nüfus sayımı yapılması ve son adım olarak tartışmalı bölgelerde yaşayan halkların kendi haklarını kendilerinin tayin etmesi için bir referandum düzenlenmesiydi.

Normalleşme, Saddam döneminde uygulanan “Araplaştırma” siyaseti kapsamında Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgelerden zorla sürülen Kürt, Türkmen ve diğer etnik unsurların eskiden yaşadıkları yerlere yeniden yerleştirilmesini ön görüyordu. Bu kapsamda Saddam rejimi tarafından sürülmüş insanlara tazminat verilmesi, iş sahibi olmayanların işe yerleştirilmesi ve en önemlisi de eski rejimde etnik kimliklerini değiştirmek zorunda kalmış insanların kendi rızaları ile hangi etnik gruptan olduklarını kendilerinin belirlemesine karar verilmişti.

Normalleşme sürecinin tamamlanmasının ardından ise tartışmalı bölgelerde nüfus sayımı yapılması ve sonrasında halkın Kürt Bölgesel Yönetimi’ne mi yoksa merkezi hükümete mi bağlı kalmak istediklerini tespit etmek üzere bir referandum yapılması planlanmıştı.

140. madde’de Geçici Anayasa’daki hükümlerden farklı olan bir nokta vardı ki o da normalleşme, nüfus sayımı ve referandum sürecinin tamamlanması için 31 Aralık 2007 tarihinin belirlenmiş olmasıydı[3].

Kerkük: Birlik ve Bölünme Arasındaki İnce Çizgi

Bugünkü tartışmaların odaklandığı noktalardan biri de Kürt Yönetimi’nin de facto (fiilen) ve de jure (yasal) olarak Irak’ın hangi bölgelerini kontrol altında tuttuğu konusudur.

IKBY’nin yasal olarak belirlenmiş idari sınırları Dohuk, Erbil ve Süleymaniye vilayetlerini kapsamaktadır. Ancak IKBY, fiili olarak Ninova, Salahaddin, Kerkük ve Diyala vilayetleri dahilindeki birçok bölgede kontrolü elinde bulundurmaktadır.

Bölgesel Yönetim’in büyük kısmını kontrolü altında bulundurduğu Kerkük, tartışmalarda diğer bölgelerin önüne geçmiş ve partiler arasında pazarlık konusu olmuştur. 2005 yılının Ocak ayında Irak’ta genel seçimler yapılmış ve Nisan ayında Şii blok hükümette üçte ikilik üstünlük elde etmiştir. Hükümetin kurulması sırasında Şii blok, Kürtlerin koalisyondan ayrılmasını engellemek için Saddam’ın sürdüğü Kürtlerin Kerkük’e geri dönmesi başta olmak üzere 140.maddenin hayata geçirilmesi için müzakerelere başlanacağı sözünü vermiştir.

2006 yılının Ağustos ayında dönemin başbakanı Nuri Maliki, 140. maddenin hayata geçirilmesi için bir komisyon kurdu. Ancak bu komisyon, gerek siyasi sebeplerden gerekse 140. maddedeki belirsizlik ve boşluklardan dolayı referandumla sonuçlanacak süreci hayata geçir(e)medi. Zira bahsi geçen maddede Kerkük dışındaki “tartışmalı bölgeler”in tanımı yapılmadığı gibi Kerkük’te yapılacak referandumun muhtemel sonuçları da düşünülmemişti. Zira IKBY bünyesinde mi yoksa Bağdat idaresinde mi kalmanın oylanacağı referandumda başka seçeneklere yer verilmemişti. Ayrıca referandumun Kerkük vilayeti genelinde mi yoksa bölge bölge mi yapılacağı da belli değildi.[4]

Kerkük sorununun çözümü ve 140. maddenin hayata geçirilmesi meselesi, 2005 yılındaki hükümet kurma çalışmalarının ardından 2007 yılı sonuna kadar çözülememekle beraber daha birçok kez Irak seçimlerinde ve koalisyon görüşmelerinde pazarlık aracı olarak kullanılacaktır.

2010 yılındaki Irak genel seçimlerinin hemen öncesinde gerçekleşen parlamenter kriz sonucunda IKBY ile Bağdat yönetimi arasında “Erbil Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmaya göre Kürt yetkililer Başbakan Nuri Maliki’nin kabinesini oluşturmasına destek verecek karşılığında Maliki de 140. madde’nin hayata geçirilmesini sağlayacaktı.

Bağdat yönetimi sürecin hayata geçirilmesi sürecinde sürekli ayak diremişti ve diremeye de devam edecekti. Zira Kerkük, Bağdat yönetimi için Irak’ın ulusal birliğinin temeli; ülkenin kuzey, güney ve merkez olarak üçe bölünmesini engelleyen ve ülkeyi bir arada tutan önemli bir bağ olarak değerlendirmektedir. Bu sebeple Maliki yönetimi gerek iç siyasi dengeler gerekse de uluslararası güçlerin etkisi altında bu süreci işletmemiş ya da işletmemeyi seçmiştir.

2014 yılında Irak’ta patlak veren ve giderek yayılan DAEŞ işgali karşısında yeni yönetime gelen başbakan Haydar Abadi etkin bir irade gösterememiştir. DAEŞ ile mücadelede Bağdat yönetiminin gösterdiği zayıflık, görece istikrarlı bir konumda bulunan IKBY yönetiminin hâkimiyet alanını genişletmesi ile sonuçlanmıştır. Neticede Kürt Bölgesel Yönetimi, 25 Eylül’de gerçekleştirilmesi planlanan referandum ile gerek DAEŞ sonrası dönemde fiili olarak kontrolü altına aldığı bölgelerde ve elbette Kerkük’teki varlığına yasal bir konum kazandırmayı amaçlamaktadır.

Demografik Rekabet

Kerkük vilayeti ve şehri içinde barındırdığı Türkmen, Kürt ve Arap nüfus itibarıyla uzun zamandır demografik rekabetin yoğun olduğu bir bölge olmuştur. Bu üç etnik unsurdan özellikle Kürtler ve Türkmenlerin Kerkük’ün kontrol ve idaresini ele geçirmek ya da elde tutmak üzere şehir üzerinde demografik iddiaları bulunmaktadır.

Irak’ta en güvenilir nüfus sayımının 1957 yılında yapıldığı konunun uzmanları tarafından kabul edilmektedir. Bu nüfus sayımına göre Kerkük vilayeti ve şehrindeki nüfus dağılımı şöyledir:

Kaynak: Veriler için O’Leary (2004)[5], Ahmed (2005)

Türkmen İddiaları

Türkmenler, uzak ve yakın geçmişleri bağlamındasiyasi, sosyal ve kültürel açıdan Kerkük ve bağlı birimlerinde temel bir unsur oluşturmuşlardır.

Kemal Mazhar Ahmed’in Iraklı Türkmen tarihçi Şakir SabirDabit’ten aktardığına göre Türkmenler, 674 tarihinden başlayarak bölgede hâkim olan hükümdarlar tarafından Irak’ın çeşitli bölgelerinde bulunan stratejik askeri alan ve mevkilere yerleştirilmişlerdir. Bu alanlar arasında Kerkük, Telafer, Musul, Tikrit, Samarra, Mendeli ve Erbil bulunmaktadır.

Kerkük’teki Türkmen varlığı Osmanlılar döneminde özellikle 1555 Amasya Anlaşması’ndan sonra güçlenmiştir. Osmanlılar Doğu/İran’a karşı Kerkük’ü bir hisar olarak telakki etmişler ve bu bölgede hâkimiyetlerini sağlamlaştırmaya önem vermişlerdir.

Zaman içerisinde Kerkük şehrinde büyük bir siyasi, ekonomik ve kültürel etkiye sahip bir “Türkmen aristokrasisi” oluşmuştur. 1908’de İttihat ve Terakki Partisi’nin yönetimi ele geçirmesinin ardından şehirdeki Türkmen varlığı çokça güçlenmiş ve Kerkük’te İttihat ve Terakki Cemiyeti büroları açılmıştır.[6]

                           

Kaynak:Nahid (1915)

Osmanlı aydınlarından Haşim Nahid’in 1915 yılında Türk Yurdu Mecmuası’nda yayımladığı “Irak Türkleri” yazı serisinin ikinci kısmında Irak’ta Türkmenlerin yaşadıkları bölgeler Mühendis Hasan Bey’in çizdiği bir harita ile verilmiştir. Haritalarda da görüleceği üzere Telafer, Musul, Erbil, Kerkük, Tuzhurmatu ve Mendeli gibi bölgeler Irak’ta Türkmen varlığının görüldüğü yerler olarak kaydedilmiştir.[7]

Kerkük’ün Türkmen nüfusu da Saddam’ın “Araplaştırma” politikasına maruz kalmış ve Irak’ın çeşitli bölgelerine göç ettirilmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen yukarıda bahsedildiği üzere 1957 yılında yapılan nüfus sayımına göre şehirdeki nüfus üstünlüğünü ellerinde bulundurmuşlardır. Ancak bu tarihten sonra gerek Saddam döneminde gerekse 2003 ABD işgalinin ardından güvenilir bir sayım gerçekleştirilmediği için şehrin değişen demografik çehresinde Türkmenlerin kesin varlığından bahsedebilmek zordur.

Kürt İddiaları

Kerkük’ün bir Kürt şehri olduğunu iddia edenler bu iddialarını genellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Şemseddin Sami tarafından kaleme alınan bir coğrafya ansiklopedisi olan Kâmus’ulAlâm’daki Kerkük maddesine dayandırmaktadır.

Şemseddin Sami ilgili maddede Kerkük’ü “Zor Sancağı’nın merkezi bir şehir olup 30.000 ahalisi vardır. Bir tepe üzerinde bulunan kale derini ile altındaki mahallelerden ve nehrin sağ tarafındaki kısmından mürekkep olduğu halde ahalisinin 4’te 3’ü Kürt ve geri kalanı Türk, Arap ve sairedir. 760 Yahudi ve 460 Keldani dahi vardır”[8] ifadeleri ile tanımlamaktadır.

IKBY yönetimi, 2003 yılında Saddam’ın devrilmesinin ardından, eski rejim tarafından izlenen “Araplaştırma” politikası neticesinde şehrin değişen nüfus çehresini tersine çevirmeyi amaçlayarak gerek geçici gerekse daimi anayasaya bu dönüşümü meşru zemine oturtmak üzere yukarıda da bahsedildiği üzere maddeler ekletmiştir.

Bölgesel Yönetim’in Anayasa’ya 140. Madde ile dâhil ettiği ve tersine çevirmek demografik denge durumunda dikkat çekici unsurlar bulunmaktadır. Zira eski rejim döneminde Kerkük’ten ayrılan Kürt nüfusun şehre geri dönmesi Irak’ta düzenlenecek genel ve yerel seçimlerden öncesine denk gelmektedir.

Şöyle ki: ABD işgalinin ardından 2004 yılına kadar Süleymaniye, Erbil ve Dohuk’tan sadece 5 bin 805 Kürt Kerkük’e dönerken 2005 yılı genel seçimlerinin öncesinde bu sayı 114 bin 649’a ulaşmıştır. Hiçbir seçimin olmadığı 2006 yılında Kerkük’e dönen Kürtlerin sayısı 3 bin 719 iken 2010 yılı seçimleri öncesinde şehre dönenlerin miktarı 89 bin 753’e yükselecektir.

Ancak seçim öncesinde nüfus değişimi sağlamaya ve Kürt seçmenin sayısını arttırmaya yönelik bu çabalar pek de verimli bir netice vermiş gibi görünmüyor. Zira 2005 seçimlerinde Kürtler 312 bin 750 oy alırken bu sayı 2010 seçimlerinde 274 bine[9] 2014 seçimlerinde ise 272’e düşmüştür.[10]

Bununla birlikte 25 Eylül’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde de Kerkük’ün demografik yapısı ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme gelmiştir. IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumunun tarihini açıkladığı 7 Haziran 2017 tarihinden yaklaşık bir ay sonra Kerkük yetkilileri, şehrin çevresinde bulunan ve DAEŞ’in kontrolü altına girmiş olan şehirlerden gelen Arap ağırlıklı iç göçlerin Kerkük’ün demografisini “olumsuz” yönde etkileyeceğini belirtmişlerdir. Kerkük Valisi Necmeddin Kerim 16 Temmuz’da yaptığı açıklamada birçok bölgenin DAEŞ’den temizlenmesine rağmen, Kerkük’e göç edenlerin büyük çoğunluğunun geri dönmek istemediğini bu kişilerin uzun süre şehirde kalmasının demografik yapıyı ciddi biçimde etkileyeceğini ve bunun olmasına izin vermeyeceklerini belirtmiştir.[11]  Kerkük valisinin yaptığı bu açıklamalar IKBY’nin 25 Eylül referandumuna Kerkük’te bir demografik planlama ile nasıl hazırlandığı açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

 


[1] Mehmet Dalar, Tarihsel Siyasal ve Hukuksal Perspektifiyle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bursa 2016.

[2]Law of Administration fortheState of IraqfotheTransitionalPeriod, (http://www.au.af.mil/au/awc/awcgate/iraq/tal.htm), (20.09.2017)

[3]Iraq’sConstitution of 2005, (https://www.constituteproject.org/constitution/Iraq_2005.pdf?lang=en), (20.09.2017)

[4] Elizabeth Ferris, TheFuture of Kirkuk: TheReferendumandItsPotentialImpact on Displacement, TheBrookingsInstitution, s.3, 3 Mart 2008.

[5]BrendanO’Leary, “Kirkuk in theBalance”, (http://www.upenn.edu/gazette/0704/0704gaz11.html), (21.09.2017)

[6] Kemal Mazhar Ahmed, Kerkük Tarih Politika ve Etnik Yapı, s.95-97, İstanbul 2005.

[7] Haşim Nahid, Irak Türkleri II, Türk Yurdu Mecmuası, Cild 9, Sayı 95, 22 Teşrin-i evvel 1331 (4 Kasım 1915).

[8] Şemseddin Sami, Kâmus’ulAlâm, c.5, s.3846, Mihran Matbaası, İstanbul 1896.

[9] “ As ArabBirths in HawijaChangeKirkukDemography, KurdsStandtoLoseOut”, (http://www.rudaw.net/english/kurdistan/13012014) , (21.09.2017)

[10]“Intikhabaat al barlaman al-iraaq2014” (http://www.alsumaria.tv/Iraq-Elections-2014/Province/4/kirkuk), “al-madudiya al-ulya al-mustakillahlil-intikhabat” (http://ihec.iq/ihecftp/ntaij2014/karkook.pdf)