Büyük Ortadoğu Projesi’ne ne oldu?

Büyük Ortadoğu Projesi’ne ne oldu?

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), 2000’li yıllarla birlikte Ortadoğu ile ilgili yapılan her analizin içinde görebileceğiniz, neredeyse tüm yorumcuların, yazarların amentüsü haline gelen bir proje idi. Yıllarca bölgedeki bütün dinamikler, savaşlar, isyanlar ve terör olayları tek bir meçhul proje üzerinden açıklanmaya çalışıldı. BOP bugün de, DAEŞ meselesinde görüldüğü gibi, bölgesel herhangi bir gelişmede tekrar dolaşıma hazır; hemen tüm kesimlerde kabul görmüş, özellikle AK Parti’nin iktidara gelmesini Amerikan oyunu ile açıklamaya çalışan çevrelerde popüler bir teori.

Kimileri daha eski tarihlere kadar götürse de orijinali “Greater Middle East Initiative” olan ve literatürümüze Büyük Ortadoğu Projesi ismiyle geçen bu teorinin ortaya çıkış zamanı olarak 2000’lerin başı gösterilebilir. Bu yıllarda Amerika’da bürokrasiye hâkim durumdaki dönemin Neo-Con’ları ve George W. Bush hükümeti, Irak işgali sırasında Ortadoğu’ya demokrasi, özgürlük ve kadın hakları gibi konularda “yardım yapmayı” amaçladıklarını açıklayıp bunun için çeşitli fonlar oluşturmuştur. Büyük Ortadoğu Projesi olarak isimlendirilen bu oluşumun aslında yayılmacı Amerikan dış politikasına meşruluk getirmekten başka bir amacının olmadığı ise aşikârdır. Ancak bu projeyi tümüyle bir Amerikan dış politikası şeklinde ifade etmek, bu projenin uzun süredir kusursuz bir şekilde devam ettiğini iddia etmek ve bölgedeki tüm çatışmaları buna bağlamak da vahim bir hata olur.

BOP, Kasım 2003’te Bush’un Ortadoğu’da demokrasiyi teşvik etmek için bir paket açıklayacağını duyurmasıyla dünya gündemine girdi. 24 Ocak 2004’te Dick Cheney yaptığı bir konuşmasında Ortadoğu’nun geleceği ile ilgili bu konuya değinip bölgede huzurunun ancak demokrasinin gelmesiyle mümkün olacağını söyledi. 2004 yılındaki G-8 zirvesinde konu gündeme alındı ve o zirveye çağrılan ülkelerden Türkiye, Ortadoğu bölgesinin en güçlü ülkesi olarak bu plana dâhil edildi.

Türkiye’nin iç politikada çalkantılı bir süreçten geçtiği böylesi bir dönemde, hükümet, kendisine direnç halindeki bürokrasiye rağmen ülke içinde istediği demokratik reformları hayata geçirebilmek ve bundan daha önemlisi muhtemel bir ulusalcı sivil/militarist darbeye karşı Batı desteğini yanında hissedebilmek için böylesi bir girişime sıcak bakmıştı. Yemen ve İtalya ile beraber Türkiye, bölgeye rol model olarak sunulup, bölgenin demokratikleşmesinde öncü rol almaları planlanmıştı. Bugün hükümetin o dönemde bu role talip olması, ulusalcı basın tarafından hâlâ ciddi bir manipülasyon aracı olarak kullanılmakta.

Bu plan ABD tarafından açıklandıktan sonra Fransa gibi Avrupa ülkeleri ve Arap devletleri tarafından farklı tepkiler aldı. Dünya kamuoyunda kötü bir imajı olan Bush’un tarih sahnesinden çekilmesiyle de aslında etkin biçimde yürürlüğe girmemiş olan bu plan tamamen rafa kalkmış oldu.

Ancak ilginç olan, BOP’un ya da daha sonra Afrika ülkelerinin de içine eklenmesiyle “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP)” olarak lanse edilen projenin en çok Türkiye’de gündeme gelmiş olmasıdır. Bunda temel olarak AK Parti iktidarıyla beraber yükselen ulusalcı ve etnik milliyetçi muhalefetin anti-Amerikancı angajmanlarla konuyu sürekli kamuoyunun gündemine getirmiş olması etkili olmuştur. BOP’la ilgili Türkçe olarak yapılan basit bir Google aramasında milyonlarca sonuç çıkarken, bu planın Amerikan literatüründe, dış politika kitaplarında ve akademik dünyasında hemen hemen hiç tartışılmadığı ortaya çıkacaktır. Şu an Türkiye dışında hiçbir ülkenin gündeminde olmayan bu konu, muhtemelen kimi çevrelerin komplo teorileriyle bölgeyi ve Türkiye’yi okumaya çalışmasından başka bir anlama gelmiyor.

Her ne kadar son dönemde biraz daha az duyulur olsa da en ufak bir bölgesel gelişme ile BOP tekrar kamuoyunun gündemine girmekte zorlanmıyor. Planın isminin yanına “Büyük İsrail” ve “Büyük Kürdistan” gibi ürkütücü birtakım kavramlar eklendiğinde çok daha etkili bir silaha dönüşüyor.

Bölgedeki tüm altüst oluşları böylesine bir proje ile açıklayacaksak elimizde daha fazla veri olması gerekiyor. Bir proje olarak BOP, bir dönem Bush’un gündeme getirdiği hayalden ibaret bir girişim olarak kalsa da, Türkiye’de ulusalcı ve solcu kesimin bunu sürekli sıcak tutma çabası bir taşla birçok kuş vurma stratejisinin bir gereği olarak görülebilir. Özellikle Arap Baharı sürecini bulandırmak isteyen kimi çevreler, bunu yeniden ısıtıp ortaya koydular.

Arap Baharı’ndan Çözüm Süreci’ne, Suriye’deki savaştan DAEŞ’e herhangi bir konuda analiz yapılırken BOP’a bolca atıflarda bulunuldu, üzerine kitaplar ve makaleler yazıldı, saatlerce süren açık oturumlar yayınlandı. Ama bugün Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan değişimin BOP veya benzeri planlarla açıklanamayacak kadar girift olduğu ortaya çıkmış durumda. Bölgede sadece bir ülkenin isteği ile tüm halkların, etnik grupların organize şekilde idare edilebileceğini düşünmek, öncelikle o bölge halklarına ve onların iradesine haksızlık. Bu demek değildir ki ABD Ortadoğu’da etkin değil veya kendi çıkarları için birilerini desteklemiyor. Ancak sadece Amerika’nın veya İsrail’in istekleri, arzuları açısından tek yanlı bir açıyla bölgeyi okumaya çalışmak ciddi okuma yanlışlarına sebep olur.

Arap devrimlerinden Suriye iç savaşına, DAEŞ meselesine kadar bölgede meydan gelen birçok hadise yakın zamana kadar kimsenin tahmin edemediği kırılmalardı. Hatta bu sebeple bugünkü ABD yönetimi de dış politikasında ciddi manada eleştiriliyor ve uygulanan Ortadoğu politikasının vahim yanlışlıklar içerdiği sıkça gündeme getiriliyor. BOP konusunda iş birliği içinde olduğu iddia edilen ABD ve Türkiye’nin ise bölge politikaları konusunda ne kadar ayrı düştükleri ortada. Zira Türk dış politikasının cumhuriyet tarihinde en çok tartışıldığı dönemdeyiz. Dolayısıyla bu dönemde özellikle Ortadoğu ile ilgili modası geçmiş komplolara değil daha serinkanlı ve ayağı yere basan analizlere ihtiyacımız var.