CIA İşkence Programı Raporu ve Geç Kalmış “Amerikan Değerleri”

CIA İşkence Programı Raporu ve Geç Kalmış “Amerikan Değerleri”

23 Aralık 2014

11 Eylül saldırıları akabinde girişilen terörle mücadele faaliyetleri, Uzak Doğu’dan Kafkaslara, Balkanlar’dan Afrika’ya kadar dünya genelinde Müslüman coğrafya üzerinde zararları telafi edilemeyen ve telafisine müsaade edilmeyen acı bir süreç başlattı. Dünya çapındaki sözde “terörle mücadele” eylemleri ve siyasetleri devam ettikçe, Müslümanlar da bu İslam karşıtı eylem ve siyasetlerle mücadeleye devam etmek zorunda. Zira kendilerini aklamaya çalışma yükü, halen daha tüm dünya Müslümanları üzerinde bir kâbus gibi duruyor. Geçtiğimiz hafta Avustralya’da yaşanan rehine krizi haberleri ülke çapında yayılınca başörtülü bir Müslüman kızın ilk tavrı yolculuk yaptığı otobüste saldırıya uğrama korkusuyla başörtüsünü çıkarmaktı. Bu olay akabinde Avustralya Müslümanları hızlı bir sosyal medya çalışmasına girerek kendilerine yönelik muhtemel saldırılara karşı önlem almaya çalıştı. Yine geçtiğimiz hafta Almanya’da İslam karşıtı büyük bir gösteri düzenlendi, Almanya’nın iki büyük camisine tehdit bildirileri bırakıldı. 11 Eylül sonrası bütün dünya Müslümanlarını töhmet altında bırakan sürece son dönemde bir de DAEŞ’le başlayan yeni bir karalama dalgası katıldı. Böylece her an herhangi bir yerde vuku bulan bir olay, gözlerin ilk anda Müslümanlara çevrilmesine neden oluyor.

almanyaBu atmosfer içerisinde, 11 Eylül’ün bitmeyen terörle mücadele retoriğini de dilinden düşürmeden Obama yönetiminin başa gelmesiyle tekniklerinde görece bir yumuşamaya giden Amerika, 2009 yılından itibaren üzerinde çalışılan “CIA İşkence Program Raporu”nu yayımladı. 9 Aralık 2014’te yayımlanan rapor, “İstihbarat Üzerine ABD Senatosu Seçilmiş Komitesi” (US Senato Select Committe on Intelligence) tarafından hazırlanmış. Kamuoyuna sunulan 500 sayfalık bu raporun aslı 6.700 sayfa civarında. 6 milyon CIA belgesi incelenerek hazırlanan raporun çıkış noktası ise 2007 yılında yayınlanan işkence videoları.[1] Aslında kamuoyu, Ebu Gureyb ve Afganistan’daki işkence süreçleriyle başlayan ve Guantanamo ile devam eden işkencelerden, Amerika’nın dünya çapındaki gizli hapishanelerinden hiç habersiz ol(a)madı. Ebu Gureyb Hapishanesi görüntü ve fotoğrafları neredeyse Amerika’nın Irak’a saldırılarının hemen akabinde medyada yayılmaya başlamış, işkence soruşturmaları ve raporları belli aralıklarla yayınlanmıştı. Peki Amerikan Senatosu Araştırma Komitesi tarafından hazırlanan raporun amacı ne? Raporun amacı, önsözde, Amerika’nın giderek zedelenen itibarının onarımı ve gelecekteki gözaltı ve sorgulama yöntemlerinde “Amerikan değerleri”nin gerektirdiği şekilde değişiklik yapılması olarak belirtilmiş. Raporun giriş kısmında bunun bir özür kontekstinde değil, bir ikaz olarak değerlendirilmesi gerektiğine dair uyarı da ihmal edilmemiş. Raporun bulgularını destekleyen demokratlar ve rapora muhalif cumhuriyetçiler, şiddetin Amerikan ulusu için yeni tehditler doğuracağından endişeli. Raporun en önemli teması ve vardığı sonuç ise, CIA’nin işkenceli sorgulamalarının yanlış bilgiler edinilmesine sebep olduğuna dair tespiti.

119 mahkûma uygulanan işkenceler ve sonucunda elde edilen bilgiler üzerinden hazırlanan raporda, “işkencelerin mahkûmlardan bilgi almada başarılı sonuç verdiğine ve böylece terörist operasyonlara engel olunduğuna” dair CIA tezinin gerçeği yansıtmadığı, CIA’nin bu konuda sürekli yanlış bilgi verdiği vurgulanmakta. Suda boğma, uykudan mahrum etme, algılarla oynama, cinsel işkence, mahkûmu duvara çarpma, sevdiklerine tecavüzle tehdit, yakınlarının boğazlarını keserek öldürme tehditleri, ölüm tehdidiyle gömme, elektrikle idam tehdidi, zorla rektal yolla besleme, küçük düşürme için bezleme, haşerelerle aynı hücrede tutma veya tehdit, kamuoyuyla paylaşılan işkence çeşitlerinden bazıları. Raporda ayrıca, mahkûmlardan 17’sinin CIA merkez karargâhlarının onayı dışında işkence gördüğü, 26’sının yanlışlıkla tutulduğu, 21 mahkûmun bilgilerinin ise CIA’nin geri bildirim raporlarında bulunmadığı bilgileri yer alıyor. Böylece CIA tarafından tam olarak kaç kişinin sorgulandığı ve tutuklandığı bilgisine de net olarak ulaşılamıyor.[2]

Rapordaki ilginç hususlardan biri de CIA’nin “birçok hayatı kurtarmak söz konusu ise işkence gereklidir” temelli işkenceye yasal zemin hazırlamada oluşturduğu memorandumda “İsrail örneği”ini baz aldığı bilgisi.[3] Buna göre CIA’nin hukuk danışmanlığı ofisindeki avukatlar işkenceye başvuran çalışanlarla ilgili gelecekte olası davalarda kullanılmak üzere başkalarının hayatını kurtarmada işkencenin başvurulabilecek bir yöntem olmasına yasal bir zemin oluşturmuş durumda. Bunu yasallaştırırken de 1999 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi’nin onadığı işkencenin sözde yasaklanması, bunun yanında mahkûmlardan bilgi alabilmek için “daha ölçülü bir fiziksel baskı”ya başvurulabileceğine dair kararı esas alınmış. 2014 başında İsrail hapishanelerinde açlık grevine başlayan Filistinlilerin rektal yolla beslenmesi eleştirilerine Netanyahu’nun Guantanamo uygulamalarını örnek vermesi, “sınırlı fiziksel baskı”nın her iki ülke tarafından manipüle edilmesine ve işkencenin işleyişte nasıl yasallaştığına örnek teşkil ediyor.[4]

Raporda insan haklarının ihlalinin kuralsızlığına dair başka dikkat çeken bir husus ise dönemin başkanı Bush’un Taliban ve el-Kaide tutuklularının Cenova Anlaşması çerçevesindeki savaş esirleri statüsüne girmediklerine ve anlaşmanın 13. maddesi gereğince “bir çatışmadaki şahıslara insani tutumun gerekliliği” bendi çerçevesinde değerlendirilmeyeceklerine dair bir memoranduma onayı.[5] Her iki ülkeyi diğerlerinden ayıran “büyük değerler manzumesi”nin sağladığı bir ayrıcalık olarak uluslararası hukukun ve insan haklarının manipüle edilmesinin işkencelerini gizleyen ülkeler aksine açık ve seçik kamuoyu huzurunda ve sözüm ona kitabına uygun yapılması da bir algı operasyonu olarak yorumlanabilir.

Raporun diğer önemli mevzusu, işkence programını hazırlayan iki psikolog ve bunlara ödenen yaklaşık 81 milyon dolarlık bütçe. Buna göre 2002 yılında, James Mitchell ve Bruce Jessen isimli klinik psikologlar işkence programını oluşturmada görevlendirilmişler. Bu psikologlar öncesinde SERE (Survival, Evasion, Resistance and Escape/Hayatta Kalma, Kurtulma, Direnme, Kaçma) adlı bir programda görev yapmışlar. Bu program Amerikan askerlerinin düşman eline geçmeleri halinde maruz kalabilecekleri işkence teknikleriyle ilgili kendi askerlerine uyguladığı bir eğitim programı. SERE’nin işkence tekniklerini CIA’nin tutuklulara uyguladığı, bununla birlikte raporda her iki psikoloğun gerçek bir işkence programı ile sorgulama süreçleri hakkında tecrübelerinin ve el-Kaide örgütü ile ilgili hiçbir altyapılarının veya herhangi bir araştırmalarının olmadığı belirtiliyor. İşkence programı çerçevesinde, sadece “öğrenilmiş çaresizlik” üzerine bir araştırmayla, tutuklunun belli işkencelere tabi tutulmasıyla işbirliğine girişeceğine dair bir yöntem teorize edilmiş.[6]
Raporu hazırlayan heyet başkanı Dianne Feinstein, Amerikan değerlerine ters düşen işkence programının Amerikan tarihinde bir leke olarak kalacağını ifade ederken, Barak Obama da benzer bir söylemle CIA’nin uyguladığı bazı tekniklerin Amerikan değerlerine ters düştüğünü, terörle mücadele çabalarına hizmet etmeyen bir yöntem olarak işkence ve tekniklerinin Amerika’nın duruşu ve partnerleriyle olan ilişkilerine büyük zarar verebileceğini, dolayısıyla bu metotlara kendi yönetimi sürecinde bir daha başvurulmayacağını belirtiyor. Sorgulama metotlarıyla ilgili işkencenin kullanımının sınırlanmasına dair 2009’da çıkarılan kararnamenin sadece Obama yönetimini bağlayan bir durum olması, eleştirilen bu işkence uygulamalarında geri dönüşü her an mümkün kılmakta. Herhangi bir yönetim değişikliği ile işkencenin yeniden gündeme gelebileceğini belirten heyet başkanı Feinstein, raporda işkenceye başvurmanın anayasal olarak sınırlandırılması gerektiğini savunuyor,[7]zira Feinstein’in tedirginliğini haksız çıkarmayacak açıklamada dönemin Başkan Yardımcısı Dick Cheney’den geldi. Cheney, rapora tepkisini, aynı şeyi bir daha yapmaktan bir an bile şüphe etmeyeceği şeklindeki açıklamasıyla dile getirdi.

CIA, 11 Eylül saldırısı akabinde -17 Eylül 2001 tarihinde- Bush yönetimi tarafından yetkilendirilmiş ve görevi 22 Ocak 2009’da son bulmuştu. CIA’nin bu raporla ilgili savunması ise zamanın tüm resmî organlarının, yetkililerin ve başkanının bu süreçten haberdar olduğu yönünde.[8] Aslında bu süreçte CIA’nin işkence tekniklerine başvurup başvuramayacağı ile ilgili yetkili mercilerle yapılan yazışmalar rapor içerisinde de mevcut. Fakat rapor bu sürecin baş sorumlusu olarak neredeyse sadece CIA’yi görmekte. Raporda FBI ajanlarının müdahil olduğu dönemlerde mahkûmların herhangi bir işkenceye maruz kalmadan işbirliğine girdikleri sıklıkla vurgulanarak uygulamaların CIA’nin suçu olduğu intibaı veriliyor. Bu noktadan hareketle Amerika’nın sarsılan itibarının sorumlusu olarak CIA’nin hedefe konması, bundan sonraki süreçte Amerikan siyasetini aklama olarak okunabilir.

Raporun amacı her ne ise, terörizmle mücadelenin yarattığı her türlü sürecin ilk hedefi hep masum Müslümanlar. Amerika için bir uyarı mahiyetindeki raporun yayımlanmasının ertesi haftasında Pakistan’daki saldırı bunun en taze ve açık göstergesi. 132 çocuğun hayatını kaybettiği okul saldırısını üstlenen Pakistan Taliban’ı bu eylemi, çocukların ailelerinin Amerikan destekçisi olması gibi bir gerekçeyle açıkladı. Bu gerekçenin arka planına bakıldığında ise Pakistan Devleti’nin Amerika ile ortaklaşa başlattığı operasyonlar ve Pakistan’da pek de gündemimizde olmayan Amerika’nın insansız hava araçlarının 2004’ten beri hedef aldığı yine kadın, çocuk, sivil neredeyse 2.400 insan var. Raporun hak ihlallerini önlemede bundan sonra bir işe yarayıp yaramayacağı bir meçhulken, şimdilik binlerce insanın canına mal olan Amerikan değerlerinin bedelini yine başka çocuklar, başka Müslümanlar ödedi.

 

 

[1] Senate Select Comittee on Intelligence, “Committee Study of the Central Intelligence Agency’s Detention and Interrogation Program”, 9.12.2014, s. 6, http://www.stripes.com/polopoly_fs/1.318219.1418145022!/menu/standard/file/sscistudy1.pdf 

[2] “Committee Study of the Central Intelligence Agency’s Detention and Interrogation Program”, s. 14.

[3] “Committee Study of the Central Intelligence Agency’s Detention and Interrogation Program”, s. 19.

[4] Rania Khalek, “CIA cites Israeli court ruling to ‘justify’ torture program”, 10.12.2014, http://electronicintifada.net/blogs/rania-khalek/cia-cites-israeli-court-ruling-justify-torture-program

[5] “Committee Study of the Central Intelligence Agency’s Detention and Interrogation Program”, s. 20.

[6] “Committee Study of the Central Intelligence Agency’s Detention and Interrogation Program”, s. 21.

[7] “Committee Study of the Central Intelligence Agency’s Detention and Interrogation Program”, s. 3.

[8] http://ciasavedlives.com/