Yükleniyor...
Dünden Bugüne Kıbrıs Sorunu

Dünden Bugüne Kıbrıs Sorunu

03 Nisan 2014

Kıbrıs’ın tarihî arka planına baktığımızda, asırlar boyu paylaşılamayan bir ada ve bu ada üzerinde egemenlik iddia eden tarafları görmekteyiz. Tarihi MÖ 3000 yılına uzanan Kıbrıs’ta 1571 yılına kadar birçok farklı millet hüküm sürmüştür.

Osmanlı Devleti’nin 1571 yılında Kıbrıs’ı almasıyla beraber yeni bir süreç başlamış, ilerleyen dönemde de sürgün kavramı kullanılarak adadaki Türk nüfusu artmıştır. Osmanlı’nın adaya gelmesi Ortodoks Hristiyanlar için de inançlarını garanti altına alma olanağı sağlamıştır. Öyle ki, Ortodoks Kilisesi zamanla çok büyük bir güç haline gelerek Türklere karşı başlayacak isyanın tasarlayıcılarından olacaktır. 1821 yılında Mora’daki isyan adaya da uğrayacak ve Megola İdea olarak bilinen İstanbul, Yunanistan, Kıbrıs, Anadolu gibi birçok merkezi kapsayan bir Helen Devleti kurma amacı kapsamında Rumlar ayaklanacaktır.

Osmanlı Devleti yaşadığı sıkıntılı süreç sonrasında gerileme dönemine girmiş, bu dönemde askerî kayıplara Kıbrıs’ı da eklemek istemeyen devlet, bir güvenlik önlemi olarak adanın idaresini Kıbrıs Antlaşması ile geçici süreliğine İngiltere’ye bırakmıştır. Daha sonra yapılan bir başka antlaşmayla da ada İngiltere’ye kiralanmıştır. Anlaşmaya göre o dönemde Osmanlı için büyük tehlike haline gelen Ruslar Ardahan, Batum ve Kars’tan çekilirse ada Osmanlı’ya geri verilecekti. Nitekim Ruslar 1. Dünya Savaşı sonunda bu illerden çekilmiş ancak İngiltere adayı geri vermemiştir. Bunun sebebi İngilizlerin kazanan tarafta yer alması ve Akdeniz’den Asya’daki sömürgelerine gidecek yolu güvence altında tutmak istemesidir. Türkiye Lozan’ı kabul ederek Kıbrıs’taki İngiliz işgalini de kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu noktadan sonra işler adadaki Türklerin aleyhine gitmeye devam etmiştir.

Daha sonraki yıllarda Kıbrıs’ın Yunanistan’ın bir parçası olduğunu savunan Rumlar 1954 yılında Birleşmiş Milletler’e konunun çözümü, daha doğrusu Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması için başvuru yapmıştır. Buradan istedikleri cevabı alamayan Rumların öfkesi daha da artmış ve EOKA örgütü eylemlere başlamıştır. Gerilimin karşılıklı artmasıyla beraber Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve ABD çözüm aramaya başlamıştır. 1960 yılında yapılan antlaşmalar bir süreliğine barış ortamını getirmiş ancak kısa sürede karışık ve Türk karşıtı ortama geri dönülmüştür. Sürekli Türklere karşı kışkırtılan Rumlar, saldırılarla adayı komşuları için yaşanmaz hale getirmeye başlamış, 1963 yılında yaşanan Kanlı Noel Katliamı insanlığa sürülen lekelerden biri olmuştur. 15 Temmuz 1974’te Yunanistan’ın Kıbrıs’ta darbe yaparak Makarios’u devirmesi üzerine EOKA-B lideri ırkçı Nikos Simpson başa geçmiş ve adada bir Yunan Cumhuriyeti ilan etmiştir. Türkiye’nin uluslararası arenada gösterdiği sonuçsuz çabaları, olayların silahsız çözülemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu durum 20 Temmuz 1974 yılında Türk Ordusu’nun Kıbrıs’a müdahalesiyle sonuçlanmıştır. BM Türk Ordusu’nu işgalci ilan etmiştir. Bu süreç 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasına kadar gitmiştir.

Bitmek bilmeyen sorunun çözümü için 2004 yılında özet anlamda federal bir sistem kurmayı vaat eden Annan Planı, Türk kesimi tarafından kabul edilmiş ancak Rumlar çözümsüzlüğe devam şıkkını seçmişlerdir.

kıbrısBu tarihten sonra da ilişkiler pek parlak gitmemiştir. Güney Kıbrıs ile İsrail arasında 17 Aralık 2010’da “Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması” imzalanmıştır.[1] Bu anlaşmaya göre, her iki ülkenin Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgelerinin sınırları belirlenmiştir. Ayrıca anlaşmayla birlikte, açık denizde yapılacak petrol ve doğalgaz araştırmalarının önü açılmıştır. Rumlar, İsrail ile Akdeniz’i paylaşma anlaşması imzalamakla yetinmemişler, Türkiye’nin savaş nedeni saymasına rağmen, İsrail ortaklı bir Amerikan şirketi olan Noble Enerji’yle, Güney Kıbrıs’ın münhasır alan ilan ettiği bölgede doğalgaz-petrol arama ve sondaj işlemlerine başlamıştır. Bu şirketin platformları da İsrail üzerinden bölgeye sevk edilmiştir. Daha sonra iki ülke arasında, Noble enerji platformunun İsrail tarafından korunacağı konusunda anlaşmalar yapılmıştır.[2] Sonuç olarak Rumlar Türkiye’nin en hassas olduğu konulardan biri olan İsrail ilişkilerine de el atmış görünmektedir.

Kıbrıs, Avrupa Birliği sürecini devam ettirmek isteyen Türkiye’nin önüne konulan klasik sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Özellikle limanların ve hava sahasının kullanımı konusunda AB ülkelerinin tutumu çok serttir. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY) 2004 yılından bu yana AB üyesidir. Rum kesiminin dönem başkanlığı sırasında Türkiye ile AB ilişkilerinin durma noktasına geldiği bilinmektedir. Burada Rumların Batı desteğini sürekli arkalarında hissettiğini de eklemek gerekir. 2013 yılında AB ve IMF Güney Kıbrıs’a 10 milyar avroluk mali destek vermiştir.

Bu noktada AB’nin yanlı tutumunun da eleştirilmesi gerekmektedir. Özellikle Yunanistan’ın yaptığı baskı ve yönlendirmeler sonucunda adada çözümsüzlüğü isteyen tarafın Türk tarafı olduğu imajı hâkim kılınmak istenmektedir. Yunanistan’ın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ileri sürdüğü politika çerçevesi ile AB’nin Kıbrıs sorunu karşısındaki politika stratejisi arasında aynı ifadelerin varlığı dikkat çekmektedir. Yunanistan “Kıbrıs sorununa işlevsel, adil ve kalıcı bir çözümün ancak BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde bulunulabileceğini, Kıbrıs’ın AB üyeliğinin sorunun çözümüne yardımcı olacağını” ve ayrıca Kıbrıs sorununun çözümünün “Türkiye’nin AB üyeliği perspektifini güçlendireceğini” ileri sürmektedir.[3] AB’nin sorunun çözümü konusunda Güney Kıbrıs Rum yönetimine karşı daha esnek ve yapıcı politika izlediği ortadadır. Örneğin, Komisyon tarafından Kıbrıs için hazırlanan Kasım 2002 tarihli İlerleme Raporu belgesinde Rum yönetimine, “BM gözetimindeki çözüm bulma çabalarına desteğini sürdürmesi” çağrısı yapılarak, özellikle Türk tarafının “daha yapıcı davranması” uyarısında bulunulmuştur.[4] AB’nin bu tip konularda Rum tarafını sürekli haklı bulması, Rumları daha katı şekilde çözümsüzlük dayatmasına itmektedir.

Bugün adayı birleştirme müzakereleri devam ediyor. Bu kapsamda Rum tarafının önemli isimleri Türk tarafındaki meslektaşlarını ziyaret ediyor. Bu ziyaretlere karşılık iade-i ziyaretler yapılıyor. KKTC Eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da bu kapsamda Rum tarafına geçti. Aşırı sağcı ELAM hareketinin saldırısına uğrayan Talat olayda yara almadı. Saldırganların üçü tutuklandı. Olayla ilgi Kıbrıs Rum Kesimi’nden kınama geldi. Hükümet sözcüsü Hristos Stilianidis, “Hepimizi utandıran benzer olayların tekrar yaşanmasına izin vermeyeceğiz. Demokrasiyi ve görüşlerin ifade edilmesini kimse terörize edemeyecek.” dedi.[5]

Çözüme yönelik atılan tüm adımlar desteklenmeli. Adaya kalıcı barış gelecekse bunun Türkiye ve Yunanistan’ın değil, aynı adada yaşayan Türk ve Rum halklarının ortak kararı olması gerekiyor. Elbette bu, Türkiye’nin Akdeniz’deki güvenliğini zedelemeyecek bir çözüm olmalı. Burada bulunacak çözüm; her fırsatta ısıtılıp ısıtılıp Türkiye’nin önüne konulan Kıbrıs sorununun sonu olacak ve AB karşısında Türk hükümetinin elini güçlendirecektir.

 


[1] http://www.haberturk.com/dunya/haber/671515-bes-soruda-akdeniz-krizi
[2] M. Vatansever, “Kıbrıs Sorununun Tarihsel Gelişimi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Özel S. 2010, s. 1487-1530.
[3] H. Arıkan, “AB’nin Kıbrıs Politikasına Eleştirel Bir Yaklaşım”, Yönetim Bilimleri Dergisi, (1: 3) 2004.
[4] European Commission, Regular Report on Cyprus’s Progress towards Accession,
http://europa.eu.int/comm/enlargement/report2002/cy_en.pdf
[5] http://www.euractiv.com.tr/ab-ve-turkiye/article/talata-irkci-saldiriya-kibris-rum-yonetiminden-kinama-029390