Dünyanın Gazze Sınavı

Dünyanın Gazze Sınavı

08 Ağustos 2014

Vicdan sahibi halklar ve Gazze: Gazze’ye insani yardım götüren Özgürlük Filosu’na 2010 yılı Mayıs ayındaki saldırısının akabinde İsrail, muhtemelen tarihinde ilk defa, tüm dünyada kayda değer bir halk tepkisi ile karşılaşmıştı. Dünyanın kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına her noktasında milyonlarca kişi sokaklara dökülmüş, İsrail’in göz göre göre dokuz sivili katletmesine karşı seslerini yükseltmişti. Konuya dair dezenformasyon çalışmaları fayda vermemiş ve İsrail dünya halkları nezdinde mahkûm edilerek yalnızlaşmıştı. İsrail’in 8 Temmuz 2014’te Gazze’ye başlattığı hava saldırıları, akabinde gerçekleşen kara harekâtı ve bu saldırıların Gazze halkına maliyeti bu sefer dünya çapında çok daha geniş bir şekilde protesto edildi. Nitekim 5 Ağustos’taki ateşkese kadar süren saldırıların her dakikasında can veren çaresiz çocukların, kadınların, yaşlıların, hastane koridorlarındaki yaralıların, yıkılan cami ve evlerin, bombalanan okulların fotoğrafları ekranlara düşüyordu.

İsrail’in 29 gün boyunca Gazze halkına fütursuzca saldırması, dış dünya ile bağlantısını tamamen kestiği bu necip halkı ölüme mahkûm etmesi tahammül sınırlarını fazlasıyla aşmıştı. Avrupa’da Paris (Fransa), Viyana (Avusturya), Amsterdam (Hollanda), Frankfurt (Almanya), Valletta (Malta), Berlin (Almanya), Barselona (İspanya), Brüksel (Belçika), Dublin (İrlanda), Varşova (Polonya), Sofya (Bulgaristan), Bilbao (İspanya), Edinburg (İskoçya), Lüksemburg (Lüksemburg), Cenevre (İsviçre), Manchester (İngiltere), Rotterdam (Hollanda), Atina (Yunanistan), Saraybosna (Bosna-Hersek), Oslo (Norveç), Malaga (İspanya) ve Londra (İngiltere); ABD’de Chicago, San Francisco, Houston, New York, Washington, Texas; Latin Amerika’da Buenos Aires (Arjantin), Panama City (Panama), Karakas (Venezuela), Montevideo (Uruguay), Arequipa (Peru), Guadalajara (Meksika), Sao Paulo (Brezilya), Quito (Ekvador); Ortadoğu’da Beyrut (Lübnan), Rabat (Fas), Sanaa (Yemen), Amman (Ürdün), Lefkoşe (Kıbrıs), Kahire (Mısır), Sitra (Bahreyn), Tunus (Tunus), Cezayir (Cezayir); Afrika’da Limpopo (Güney Afrika C.), Harare (Zimbabve), Kano (Nijerya); Asya ve Uzakdoğu’da Mumbai (Hindistan), Karaçi (Pakistan), Dakka (Bangladeş), Male (Maldivler), Sidney (Avustralya), Auckland (Yeni Zelanda), Kuala Lumpur (Malezya), Moro (Filipinler), Tokyo (Japonya), Taipei (Tayvan), Seul (Güney Kore); ve ayrıca Toronto (Kanada) ve Reykjavik (İzlanda) halkların sokaklara döküldüğü şehirlerdendi.


LEBANON-PALESTINIAN-GAZA-ISRAEL-CONFLICT-DEMOSokak gösterilerinde “Özgür Filistin”, “Özgür Gazze”, “Çocuk Katili İsrail”, “Hepimiz Gazze’yiz”, “İsrail İşgaline Son”, “İsrail Apartheidi Bitsin” gibi dövizler taşındı. Halkların büyük çoğunluğu süregelen saldırıların durdurulması için tüm güçleri ile tek yürek olup seslerini yükselttiler. Gazze’de hayatını kaybedenlerin anısına sembolik siyah tabutlar hazırlandı, bu tabutlar omuzlarda taşındı. Meydanlarda cemaatle namaz kılındı, Gazze halkı için dualar edildi. Amerika’da CNN, İngiltere’de BBC gibi sembolik kurumlar önünde toplanan insanlar bu medya devlerinin taraflı yayınlarını protesto etti. Son yıllarda Dökme Kurşun Operasyonu, Özgürlük Filosu saldırısı gibi katliamlarla dünyadaki “terörist devlet” imajını pekiştiren İsrail, bu son saldırılarıyla bu sıfatı fazlasıyla hak ettiğini kanıtladı.

Siyasilerin tutumu: Caracas’tan Hong Kong’a dünya halklarını sokağa döken İsrail saldırıları ne yazık ki dünya liderlerini harekete geçiremedi. 29 gün süren saldırıların ilk günlerinde İsrail’i kınayıp Gazze’de hayatını kaybedenler için üzüldüklerini açıklamakla yetinen siyasiler, saldırıların bitirilmesi ve İsrail’in engellenmesi noktasında kayda değer hiçbir adım atmadı. Batı’daki genel tutum, sivillerin sığındığı BM okullarını bile hedef alan saldırıları kınamak yerine İsrail savunma sistemine takılan roketleri kınamak şeklindeydi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un da dâhil olduğu bir güruh -kurum olarak AB, münferit ülkeler olarak ABD, İrlanda, İngiltere, Almanya, İskoçya dışişleri bakanlıkları- ikircikli bir tutum takınarak Gazze’de hayatını kaybedenler için üzüldüklerini ancak İsrail’e atılan roketlerin “kabul edilemez” olduğunu belirttiler.

Kayda değer resmî tepkiler arasında beş Latin Amerika ülkesi Ekvador, Brezilya, Peru, Şili ve El Salvador’un İsrail’deki elçilerini geri çağırması; Bolivya’nın resmî olarak İsrail’i “terörist devlet” ilan etmesi ve İsrail’e serbest vize uygulamasını kaldırması, Şili’nin İsrail’le serbest ticaret anlaşmalarını askıya alması yer aldı.

Ayrıca İngiltere’de görev yapan ilk Müslüman kadın bakan Sayeeda Warsi’nin İngiliz hükümetinin uyguladığı Gazze politikasını daha fazla destekleyemeyeceğini açıklayarak istifasını vermesi ve İspanya hükümetinin İsrail’e yapacağı silah satışlarını dondurması da İsrail’e gösterilen tepkiler arasındaydı.

İslam dünyasında Batı’dan farklı olarak “Hamas roketleri”ni saldırılar için haklı sebep olarak takdim etme gibi bir yaklaşım görülmemekle birlikte, İsrail’i engelleyici bir irade de sergilenmedi. Arap Birliği’nin ilk tavrı BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırmak oldu. Bazı İslam ülkelerinin de münferit olarak yapabildikleri İsrail’i kınama, Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırma ve Gazze için yardım toplamadan öteye gidemedi.

Diğer yandan saldırıların devam ettiği günlerde Benyamin Netanyahu “hiçbir uluslararası baskının Gazze’ye yönelik operasyonu durduramayacağını, zira tüm olanlardan Gazze halkının arkasına sığınan Hamas’ın sorumlu olduğunu” söylemekten imtina etmedi. Velhasıl 5 Ağustos’ta ateşkes ile bölgeden çekilen İsrail, aynı fütursuzlukla “bölgede daha yapılacak çok işleri olduğunu” ilan ederken dünya liderleri bütün bu yaşananlara seyirci kaldı. İsrail yarım kalan işlerini tamamlamak için (!) tekrar bölgeye girdiğinde siyasilerin gösterecekleri tavır maalesef bundan pek farklı olmayacak… Nitekim İsrail 8 Ağustos itibari ile tekrar Gazze’de cirit atmaya başlamış durumda…

Sonuç: Gazze’de 2007’den bu yana uygulanan ambargo ve mütemadiyen gerçekleşen İsrail saldırıları nedeniyle hayat zaten durma noktasına gelmişti. İsrail’in 8 Temmuz’da “Koruyucu Hat” adı ile başlattığı ve 29 gün süren saldırılar tabiri caizse Gazze’de taş üstünde taş bırakmadı. İsrail, 400’den fazlası çocuk olan 2.000’e yakın sivili dünyanın gözleri önünde katletti. Ateşkes ilan edildiği 5 Ağustos itibarıyla İsrail saldırılarında yaralananların sayısı 10 bin. Gazze’de 30 binden fazla ev yıkıldı; 13 hastane, 175 okul, 162 cami hedef alındı; vurulan camilerden 72’si tamamen yıkıldı.

Bu saldırıların İsrail’e faturası -herhangi bir hafifletici sebep olmaksızın- dünya halkları tarafından artık tamamen “terörist devlet” olarak algılanması oldu. Bu imaj İsrail’in meşhur dezenformasyon ve PR çalışmaları tarafından da değiştirilebilecek gibi değil. Saldırıların ilk günlerinde 30’dan fazla havayolu şirketinin Tel Aviv uçuşlarını iptal etmesi, bazı ülkelerdeki İsrailli turistlerin toplumsal baskı nedeniyle ülkelerine geri dönmek zorunda kalması gibi gelişmeler ise İsrail’in başucu kitabındaki “güvenlik” bahanesinin kendi kendini yalnızlaştıracağının işareti.

İsrail’in Gazze saldırıları süresince dünya halkları Gazze halkına tam destek verirken İsrail’i engelleme yönünde irade göstermesi beklenen siyasiler bu sınavı geçemedi. İsrail sivillere yönelik saldırıları nedeniyle dünya halkları nezdinde itibarını kaybetmiştir. Bu ise dünyada İsrail’i meşruiyeti sorgulanacak bir devlet haline getirecektir. Bu da çekilen tüm acılara rağmen galibin mazlum Filistin halkı olduğunu ortaya çıkartacaktır.