Yükleniyor...
Falk: “Uluslararası hukuk çifte standartlı”

Falk: “Uluslararası hukuk çifte standartlı”

13 Mayıs 2014

Bir dizi uluslararası toplantıya katılmak üzere İstanbul’a gelen dünyaca ünlü Amerikalı uluslararası hukuk profesörü ve Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Richard Falk, 6 Kasım 2012’de Çağlayan Adliyesi’nde görülmeye başlanan Mavi Marmara davasını değerlendirdi.
İHH İnsani Yardım Vakfı Medya Birimi’nden Zümrüt Sönmez’e konuşan Falk, uluslararası hukuka dair eleştirilerini dile getirdi. İsrail’in Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs 2010 tarihinde düzenlediği ve biri gazeteci dokuz insani yardım gönüllüsünün ölümü, 54’ünün yaralanması ve yüzlercesinin hukuksuz bir şekilde tutuklanmasıyla sonuçlanan saldırı sonrasındaki süreçte BM’nin uluslararası hukuk açısından sınıfta kaldığını belirten Falk, böyle bir davanın Türkiye’de açılmasını uluslararası hukukun değerlerinin korunması bakımından önemli bir çaba olarak yorumladı.

“Mavi Marmara davası ulusal mahkemelerin uluslararası hukuku harekete geçirmesinde öncü olacak”

 Mavi Marmara davasını Türkiye’nin uluslararası hukuk mücadelesi olarak yorumlayan Richard Falk, bu girişimin ulusal mahkemelerin uluslararası hukuku harekete geçirme noktasında rol oynayabileceğini gösterdiğini ifade etti. BM sistemini eleştiren Falk ayrıca, bu dava ile egemen devletlerin yanlış uygulamalarına karşın sıradan insanların uluslararası hukuku zorlama, en azından kamuoyunu hukuk ihlalleri ve bu ihlalleri ciddi bir şekilde ele almanın gerekliliği konusunda bilinçlendirme imkânı bulduklarını da söyledi.

“Uluslararası hukuk çifte standartlı”

 Türkiye’nin uluslararası hukuk açısından bu tür davalar konusunda takdire şayan bir gelişmeye sahip olduğunu ifade eden Richard Falk, “İsrail’in böyle bir yasal sorumluluğu üstlenmeye hazır olmaması üzücü, tabii böyle bir suçu işleyenler için bedelin çok daha ağır olması lazım.” dedi.

Türkiye’nin uluslararası alanda etkili bir ülke olduğunun altını çizen Falk, Mavi Marmara saldırısının yargı sürecine ilişkin ise şunları söyledi: 

“Uluslararası hukuk, kanunlara dayalı olmakla birlikte özellikle bu konuda politik iradeye çok fazla bağlı. Çok gelişmiş bir hukuk sistemine sahip olabilirsiniz, yüksek beklentileriniz olabilir; en azından politik iradenin kendi çıkarlarını empoze etmeden hukukun gereğini uygulamasını bekleyebilirsiniz. Ancak devletler, uluslararası ceza hukukunu kendi jeopolitik çıkarlarına hizmet ettiği zaman uygulamaya koyar, kendisi hesap vermek durumunda kaldığında ise ondan kaçınır. O yüzden uluslararası hukukta bazı çifte standartlar olduğunun farkında olmak zorundayız; bazıları cezalandırılırken bazılarına hesap bile sorulmuyor.”

Mavi Marmara olayının bu anlamda uluslararası kamuoyunda temel bir kırılmaya sebep olduğunu ifade eden Richard Falk, Türkiye hükümetinin de birçok açıdan bu çifte standartlı sistemin değişmesine destek olmaya çalıştığını kaydetti.

“Türkiye-İsrail ilişkileri Mavi Marmara’dan önce gerilmişti” Türkiye-İsrail ilişkilerini de değerlendiren Falk’a göre Mavi Marmara saldırısı ile birlikte iyice gerilen Türkiye-İsrail arasındaki sorunlar, aslında çok daha önce başlamıştı. İki ülke arasındaki soğukluğun temeli Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin Filistin mücadelesini desteklemesine, özellikle 2006’daki Lübnan ve 2008’deki Gazze saldırılarından dolayı İsrail’i açıkça kınamasına dayanıyor.
Falk’a göre Başbakan Erdoğan’ın 2009’da Davos’ta Şimon Perez’le karşı karşıya gelmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde Mavi Marmara’dan çok önce yükselmeye başlayan gerilimin sembolik bir ifadesiydi. İsrail’de Türkiye ile ilişkiler konusunda iki farklı yaklaşımın bulunduğunu ifade eden Falk bu konuda şunları söyledi: 

“Bazıları İran ve bölgedeki diğer gelişmelere karşı İsrail’in ulusal güvenliğini koruması açısından Türkiye ile ilişkilerin esas olduğunu düşünürken, bazıları gayet alaycı bir şekilde bölgede ABD’nin tam desteğini zaten arkasına almış olan İsrail’in, nükleer silahlara ve Türkiye’den daha güçlü bir orduya sahipken uzlaşmaya ihtiyacı olmadığını düşünüyor.”

“Arap Baharı Filistin meselesi açısından umut verici”

 Aynı zamanda BM Filistin İnsan Hakları Özel Raportörü olan Richard Falk, Arap Baharı adı ile anılan devrim hareketleri nedeniyle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri Filistin meselesi açısından da umut verici bulduğunu söyledi. Bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunu, medyayı ve BM ajandasını fazlasıyla meşgul etmesi bakımından Filistin meselesini gölgede bırakmış gibi görünse de bunların uzun vadede umut verici olduğunu belirtti. Falk sözlerini şöyle sürdürdü: 
“Arap baharı kendi halklarıyla aynı hisleri taşıyan ve Filistin mücadelesini destekleyen politik liderleri iktidara getirdi. Böylece Filistinliler de daha uzun vadede bu mücadeleyi daha geniş bir şekilde bölgesel ve uluslararası alana açma imkânına sahip olacaklar.”

Richard Falk kimdir?



Princeton Üniversitesi Uluslararası Hukuk Albert G. Milbank Fahri Profesörü ve Santa Barbara California Üniversitesi Küresel ve Uluslararası Çalışmalar Bölümü’nde konuk profesör olan Richard A. Falk aynı zamanda BM Filistin İnsan Hakları Özel Raportörü’dür. 40’ın üzerinde kitaba imza atmıştır. Yahudi asıllı bir Amerikan vatandaşı olan Falk, İsrail’in Filistin politikasını insanlık suçu olarak nitelemiştir. İsrail’in bölgedeki politikalarını her platformda eleştiren Falk, BM yetkilisi sıfatıyla 2009 yılında Gazze’ye gitmek üzereyken İsrail Ben Gurion Hava Limanı’nda tutuklanarak sınır dışı edilmiş ve BM adına Gazze’ye girmesi engellenmiştir. Yine Amerikalı insan hakları aktivisti Rachel Corrie’nin İsrail ordusuna ait bir buldozer tarafından ezilerek öldürülmesinin İsrail mahkemesi tarafından aklanmasını kınayan Falk, mahkemenin verdiği kararın Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan, “işgalci gücün sivil halkı korumak zorunda olması” maddesine karşı olduğunu söylemiştir.