Güney Afrika Cumhuriyeti ve Müslümanlar

Güney Afrika Cumhuriyeti ve Müslümanlar

25 Şubat 2017

Yüz ölçümü: 1.219.090 km2

Nüfus: 48.375.645

Müslüman nüfus: %2

Başkent: Pretoria (idari başkent), Cape Town (yasal başkent), Bloemfontein (yargısal başkent)

Resmî dil: Afrikanca, Güney Ndebele, Güney Sotho, İngilizce

Afrika kıtasının en güneyinde bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti, kıtanın yaşadığı acı sömürge geçmişinin ilk başladığı yerlerden biridir. Avrupalıların bugün ülkenin sınırları içindeki Ümit Burnu’na daha 16. yüzyılda ulaşmaları ve ilk defa burada bir üs kurmaları, sadece bu ülkenin değil bütün Afrika’nın kaderini değiştirecek bir dönemi başlatmıştır.

Sömürge geçmişine bağlı olarak demografik çeşitlilik konusunda Güney Afrika Cumhuriyeti, tüm kıtanın belki de en karmaşık nüfus yapısına sahip ülkesidir. Bugün ülkede 11 tane resmî dil kullanılmaktadır. Nüfusunun %80’den fazlası yerli siyahi topluluklardan oluşmakla birlikte, beyazlar ve coloured (melez) denilen kendine özgü bir etnik grup ve çoğunluğu Müslüman olan Malay ve Hindistan asıllı topluluklar da bulunmaktadır.

Bu etnik ve dinî çeşitlilik içinde Müslümanların oranı %2’den biraz fazla olmakla birlikte, temsil oranları ve ekonomik durumları itibarıyla oldukça iyi durumdadırlar. Ülke nüfusunun büyük bölümü Hristiyanlaştırılmış olduğu için, burada bütün Hristiyan mezheplerini bulmak mümkündür.

Neredeyse son 500 yıl boyunca Avrupalı sömürgecilerin işgalinde kalan ülke, Hollanda, İngiltere ve Almanya’nın nüfuz çekişmelerine sahne olmuştur. Güney Afrika’da azınlık konumundaki Avrupalıların çoğunlukta olan yerlilere karşı uyguladıkları ırk ayrımcılığı, 20. yüzyıl boyunca gündemde kalmıştır. “Apartheid” adı verilen bu dönem, beyaz ırk dışındaki bütün toplum kesimlerini ve dolayısıyla çoğunluğu Hint ve Malay asıllı olan Müslümanları da ikinci sınıf kabul etmiş ve onların belirli bölgeler dışında yaşamalarını yasaklamıştır. Bu uygulamalar süresince her türlü insan hakkı acımasız bir şekilde ihlal edildiği gibi, beyazlar dışındaki grupların ekonomik imkânları da neredeyse tamamen yok edilmiştir.

Doğrudan İngiliz sömürgesinin sona erdiği 1961 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti ilan edilmiş ve ülke idaresi tümüyle yerel beyazların eline geçmiştir. Bu dönemle birlikte ülkede ırk ayrımcılığı daha da acımasız bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bu yıllarda Müslümanlar da çok şiddetli baskılara maruz kalmış, birçok Müslüman önder öldürülmüş veya hapse atılmıştır. Bunlar arasında 1969 yılında hapiste işkence ile şehit edilen Abdullah Harun, sadece Güney Afrika’da değil, bütün İslam dünyasında efsane isimlerden biri olmuştur.

Soğuk Savaş’ın bittiği 1990’lar, Güney Afrika’da da bir dönemin sonunu getirmiştir. Uzun yıllar hapiste tutulan Nelson Mandela, 2 Kasım 1990’da serbest bırakılmış ve 27 Nisan 1994 tarihinde yapılan seçimler sonucunda ilk defa Afrika yerlisi bir lider Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başına geçmiştir. İktidar ancak bu dönemde 16. yüzyılda buraya yerleşen Avrupalıların elinden bu toprakların asıl sahiplerinin eline geçebilmiştir.

Müslümanların Güney Afrika’ya gelişi -12. yüzyılda birkaç Müslüman tüccarın doğu kıyılarına geçici sürelerle gelişleri sayılmazsa- kitlesel olarak dört farklı dönemde gerçekleşmiştir. İlk göç dalgası 1693 yılında Hollanda sömürgesi olan Endonezya bölgesinden köle olarak getirilen Müslümanlarla başlamıştır. Uzakdoğu’daki Hollanda sömürgelerine karşı direnen Müslümanları sürgüne gönderen işgalciler, direnişçilerin geri dönemeyeceği en uygun yer olarak Güney Afrika’yı seçmiştir. Bu tarihlerde sadece sıradan Müslümanlar değil, birçok yönetici ve ulema da sürgün olarak Afrika’ya getirilmiştir. Roben Island denilen adada hapse atılan âlimler, Güney Afrika’daki ilk Kur’an-ı Kerim’i de hapiste ezberden yazmıştır.

Ülkeye ikinci Müslüman göçü ise 1807’de gerçekleşmiştir. Afrika’nın değişik bölgelerinden köle olarak toplanan yüzlerce Müslüman, bugün Durban kentinin de içinde bulunduğu bölgeye çalıştırılmak üzere getirilmiştir. Bu insanlar bir süre sonra burada özgürlüklerini elde ederek bölgenin ilk yerli Müslüman topluluğunu oluşturmuştur. Yine, tarım alanında büyük imkânlar sunması sebebiyle Osmanlı devleti de 1840’lı yıllarda bölgeye besiciler göndermiştir. Bu ziyaretler bölgedeki Müslüman varlığını pekiştiren bir rol oynamıştır.

Üçüncü büyük Müslüman göçü 1850’lerden sonra Hindistan’dan gerçekleşmiştir. O dönem hem Hindistan hem de Güney Afrika bölgeleri İngiliz işgalinde olduğu için, İngiliz sömürge idaresi, Güney Afrika’da çalıştırılmak üzere gerek sözleşmeli işçi gerekse sürgün olarak binlerce Hintli Müslüman’ı buraya getirmiştir. Özellikle ulaşım imkânlarının artmasından sonra kendi özgür iradeleriyle ticaret yapmak üzere bölgeye gelen binlerce yeni göçmenle birlikte Güney Afrika’daki Müslüman Hintli sayısı artmıştır. İlk cami de bu sıralarda, 1794 yılında yapılmıştır. O tarihe kadar ülkede İslami yaşamın görünür bir şekilde uygulanması yasaklı iken, Müslüman sayısındaki artışa paralel olarak 1804 yılında dinî konularda bazı serbestlikler tanınmıştır.

19. yüzyıl aynı zamanda Güney Afrika’daki Müslümanlara Osmanlı ilgisinin arttığı bir dönem olmuştur. 1863 yılında Osmanlı Sarayı’nın Şeyh Ebubekir Efendi’yi bölgeye göndermesi bu ilginin en somut göstergesidir. Bölgedeki Müslümanların eğitimi için gönderilen şeyhin yaptığı çalışmalar sayesinde sadece İslami anlamda ıslah yürütülmemiş, payitaht İstanbul ile siyasi bağlar da güçlendirilmiştir. Nitekim, 1876 yılında Osmanlı tarafından birçok İslami kitap bastırılarak bölgede dağıtılmış ve Zulu askerlerine hem eğitim verilmiş hem de maddi yardımlarda bulunulmuştur. Artan bu ilişkiler neticesinde, bölgeden yüzlerce gönüllü Müslüman da Osmanlı saflarında savaşmak üzere Trablus’a gitmiştir. Türkiye ile ilişkiler Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar uzanmış ve Güney Afrika Müslümanları tarafından toplanan maddi yardımlar, bu dönemde Anadolu’ya gönderilmiştir.

Ülkeye dördüncü büyük Müslüman göç dalgası ise 1994 yılında ırk ayrımcısı yönetimin yıkılmasının ardından başlayan demokrasi döneminde olmuştur. Hem yatırım hem de iş bulmak amacı ile gelen on binlerce Müslüman, Güney Afrika’ya yerleşmiş ve burada kendilerine yeni bir hayat kurmuştur. Bunlar arasında özellikle Mısır, Somali, Malavi olmak üzere Afrika ülkelerinden gelen göçmenler başı çekmektedir.

Bölgede her ne kadar tarihsel olarak yerel Afrika dinlerinin hâkim olması beklense de uzun sömürge dönemi sebebiyle halkın büyük bölümü Hristiyanlaştırılmıştır. Hatta, Hristiyanlığın kabulünü kolaylaştırmak için bölgede siyah İsa ve Meryem figürleri dahi kullanılmıştır.

Ülkedeki Müslüman nüfusun ağırlıklı kesimini Asya kökenliler, özellikle de Hintli ve Malaylar oluşturmaktadır. Yürütülen bireysel ve kurumsal tebliğ faaliyetleri sayesinde bölgede İslam yerli siyahiler arasında da büyük bir hızla yayılmaktadır. Son 15 yılda siyahi Afrikalılar arasında İslamiyet’i benimseyenlerin oranı neredeyse altı kat artmıştır.

Güney Afrika her yönüyle tam bir tezatlar ülkesidir. 1994 yılından bu yana yaşanan demokrasiye rağmen, ekonomi halen beyaz azınlığın elinde olduğu için, siyahi halkın büyük bölümü fakirlik içindedir. Müslümanların ekonomik durumu da Asyalı, Afrikalı, Arap veya yerli siyahi olmalarına göre değişiklik göstermektedir. Hemen her Afrika ülkesinde olduğu gibi, burada da siyahi Müslümanların sosyoekonomik durumları içler acısı denecek bir haldedir. Yaşadıkları yerler büyük şehirlerin kenar mahalleleri veya geçmişten kalan toplama kampı benzeri gettolardır. Her türlü kanunsuzluğun ve suçun işlendiği bu bölgelerde tamamen bakımsız ve perişan durumdaki küçük camiler, çevrelerinde bulunan halk için hiç de çekici yerler değildir.

Bu yerleşim birimlerindeki nüfusun azımsanmayacak bir bölümünü Müslümanlar oluşturduğundan yasa dışı faaliyetlerin kurbanları arasında onlar da yer almaktadır. Özellikle uyuşturucu, cinayet ve tecavüz olaylarının dünya sıralamasının en üstünde olduğu bu bölgeler, siyahi Müslümanlar için tam bir ölüm bataklığıdır. Bu bölgelerde yaşayan Müslümanlar arasında eğitim imkânı çok kısıtlı olduğu gibi, dinî kurallara uygun bir yaşam şansı da çok azdır.

Buna karşın şehir merkezlerindeki diğer Müslümanlar ekonomik anlamda oldukça iyi durumdadır. Onların yaptığı ekonomik destek ve tebliğ çalışmaları siyahi Müslümanlar için önemli bir iyileşme şansı olsa da yeterli seviyede değildir. Bölgedeki asayiş sorunu, İslami tebliğ faaliyetlerini de olumsuz etkilemektedir.

Güney Afrika, günümüzde her türlü özgürlüğün serbestçe yaşandığı bir ülke olduğundan, sadece bu ülkenin yerlisi olan Müslümanlar değil, dünyanın her yerinden gelen Müslüman gruplar burada özgürce faaliyet yürütebilmektedir. Nitekim, farklı ülkelerden gelen Müslümanlara ait çok sayıda okul, kültür merkezi, Kur’an kursu Güney Afrika Cumhuriyeti’nde serbestçe faaliyet göstermektedir.

Müslümanlar, 1994 yılı öncesi ırk ayrımcısı rejime karşı siyahilerle birlikte mücadele verdikleri için yeni dönemin siyasi kazanımlarına da ortak olmuştur. Bu nedenle devletin en stratejik kurumlarına dahi yükselmelerinde herhangi bir sıkıntı yoktur. Devlet başkanının başdanışmanı Müslüman olabildiği gibi, dışişleri bakanlığı veya ekonomi bakanlığında da çok önemli mevkilerde Müslümanlar bulunmaktadır. Ancak son yıllarda Amerika ve Avrupa merkezli baskılar, Müslümanlar üzerinde şüphe oluşturmaya ve onları dışlamaya yönelik argümanları taşımaktadır.

Ülkede Müslümanların en ciddi sorunu bütünlüklü bir görüntü sergilememeleridir. Dünyaya tamamen açık bir toplum olduğu için, İslam dünyasındaki bütün fikir akımlarının yerel uzantılarını burada bulmak mümkündür. Yerel sorun ve bölünmelerden kaynaklı ihtilaflara ilave olarak İslam dünyasından ithal edilen bu ayrılıklar, Güney Afrika Müslümanlarının en ciddi açmazıdır. Her bir grubun diğerine yönelik mesafeli duruşu, sadece kendi azınlık toplumunu azaltmakla kalmamakta, siyasi temsil olarak onların farklı partilere bölünmesine de sebep olmaktadır.

Devlet dine müdahil olmadığı için, Müslümanların bütün dinî ve sosyal işleri kendi seçtikleri temsilcileri tarafından yürütülmektedir. Müslümanların yaşadıkları büyük kentlerde müftülük benzeri İslami kurumlar bulunmaktadır. Bunlara bağlı onlarca cami ve imam da ülkedeki dinî hayatı canlı tutmak için çalışmaktadır.

Diğerleri