Halep Konvoyu ve İnsani Yardım

Halep Konvoyu ve İnsani Yardım

12 Ocak 2017

Dünyanın gündemine oturan Halep’i ve yaşanan drama daha fazla sessiz kalınamayarak Aralık 2016’da İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından düzenlenen ve 4000 bin aracın katıldığı “Halep’e Yol Açın” konvoyunu İHH Yönetim Kurulu Üyesi Osman Atalay ile konuştuk.

Halep konvoyunda ilham kaynağınız neydi?  Konvoy fikri nasıl doğdu?

Suriye’de 2011’de savaş başlamış ve 2012’den itibaren de sığınmacılar Türkiye’ye gelmeye başlamıştı. Bu süreçte tüm sivil toplum kuruluşları gibi bizler de sığınmacılar için bir şeyler yapıyor, gıda ilaç, barınma gibi ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorduk.

İHH olarak, Bosna, Kosova, Çeçenistan, Filistin ve Irak’taki yardım çalışmalarıyla edindiğimiz tecrübeleri hızlı bir şekilde burada da yansıtmaya çalıştık ve yardım kampanyaları başlattık. Bu arada Ankara’da AFAD’ın başkanlığını yaptığı ve Kızılay gibi birçok sivil toplum kuruluşunun da katıldığı istişare toplantıları gerçekleştirdik. “Suriye için bir ekmek bir battaniye” kampanyasına herkesi davet ettik. Baktığımızda üç milyon sığınmacı Türkiye’ye gelmişti ve durum daha da kötüye gidiyordu.

2016 yılının sonlarına doğru Halep’in doğusu yoğun bir kuşatmaya tabi tutuldu. Türkiye Batının hayal ettiği PKK-PYD tamponunun oluşmaması için Cerablus’a girmişti. Bu sıcak ortam sebebiyle Halep biraz göz ardı edildi. Kamuoyunun gözünden kaçtı. Oysa son birkaç aydır başta Rusya, İran ve rejim güçleri tarafından uçaklarla, tanklarla Halep gece gündüz yoğun bir şekilde bombalanıyordu. 2016 yılının Aralık ayına girdiğimizde onbinlerce insan beş mahalle büyüklüğünde bir yere sığınmak zorunda kalmıştı. Göç edebilenler İdlip, Azez ve civarına doğru gelmişti. Bu vahim tablo karşısında bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyorduk. Kış şartlarının giderek zorlaşmaya başladığı ve yağmurun ve dahi karın altında kalan binlerce insanın yardım bekleyişlerine toplumun dikkatini çekmek ve daha duyarlı hale getirmek istiyorduk. Artık ses getirecek bir kampanyaya ihtiyaç vardı; tıpkı Mavi Marmara, tıpkı Gazze kara konvoyu gibi…

İnsani krizlerin yaşandığı bölgelerde vakfın yürüttüğü insani yardım politikaları var. Bu politika çerçevesinde duyarlılık oluşturmak hedefimizdi. En öne çıkan kampanya ise “Halep’e Yol Açın” oldu. Kampanyaya yoğun katılım sağlandı.. Önce İstanbul’un tüm ilçelerinde gönüllüler tarafından destek gördü, ardından Türkiye’nin tüm illerinde karşılık buldu. Tabi yol açmak için yola çıkmak lazımdı, bizde onu yaptık. Bir anda Türkiye gündemi ve dünya gündemi Halep oldu. Şartlarımızı belirledik. Herkes kendi aracıyla katılacak ve tüm masraflarını cebinden karşılayacaktı. İstanbul’da Kazlıçeşme meydanından yüzlerce araçla yola çıktık. Amaç bir insani yardım koridoru oluşturmaktı. Ancak Rabbim farklı sonuçlarla oradaki kardeşlerimizin tahliyesine şahit olmayı bizlere nasip etti.

Halep konvoyu Dünya kamuoyunda nasıl yankı buldu?

Yaşadığımız yüzyıl, iletişimin çok yoğun olduğu bir çağ. İnsanların bire bir etkilendiği en önemli mecra iletişim ve medyadır. Medya ve iletişim doğru yerde doğru zamanda kullanıldığında siyasette ve sosyal olaylarda mutlaka karşılığını bulabiliyorsunuz. Ama artı, ama eksi. Medyayı ne kadar doğru kullanırsanız, istediğiniz algıyı o kadar oluşturabilirsiniz. Yani iletişime hakim olan algıya da hakim oluyor. Algıyı da yönlendirebiliyor. Bu kampanya hem Türkiye’de hem de dünyada yankı buldu, dolayısıyla bu kampanya amacına ulaşmıştır. Öncelikle medyada geniş yer buldu, halkımızda da karşılık buldu.

İHH, AFAD ve Kızılay iş birliğiyle Halepli kardeşlerimiz ateş çemberinden kurtularak tahliye oldular,tahliyeler hakkında bilgi alabilir miyiz?

İHH’nın iki ayağı var biri insani yardım, diğeri de insani diplomasi. İnsani yardım konusunda zaten sürekli bir hazırlığımız vardı. Reyhanlı ve Kilis’te beş yıldır koordinasyon merkezimiz var. Bu koordinasyon merkezilerinin depolarında insani yardım malzemeleri (çadır, battaniye vs.) hazır tutulmaktaydı.

Öte yandan, burada İHH’nın insani diplomasi tarafı da etkin rol aldı tabi. Suriye içindeki seksene yakın yerel sivil toplum kuruluşu ile sürekli koordinasyon halindeydik. Yılların edindirdiği sahada tecrübesi ve birikimiyle sürekli oradaydık. T.C. Dış İlişkiler Başkanlığı’nın yoğun çabaları da bu arada devam ediyordu. Rusya ve Türkiye’nin yürüttüğü diplomasi görüşmeleri sonucu tahliyeler başladı. Bizler de tahliyelerde insanların İdlib’e, Cerablus’a yönlendirilmesi ve acil ihtiyaçlarının karşılanmasında orada etkin bir rol oynadık.

Efendim Haleb’e yol açıldı. İnsanlar nihayetinde Halep’ten çıkarılıp farklı noktalara yerleştirildiler. Bundan sonra bizlerin üzerine düşen görev nedir?

Türkiye’miz adeta göçmen sığınağı veya göçmen limanı haline dönmüştür. Osmanlıdan günümüze kadar baktığımızda benzer şeyler görebiliriz. I. ve II. Dünya savaşı yıllarında, sonraki dönemlerde, Balkanlar’dan gelen göçler de oldu. Ondan önce Endülüs’teki katliam sırasında İspanya’dan kovulan Yahudiler de bize sığınmışlardı. Yine Kafkasya ve Orta Asya’dan gelip bize sığınanları da burada ifade edebiliriz. Çerkezler, Tatarlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Bulgar ve Yunanistan’da yaşayan muhacirler de gelmişti. Yine yakın dönemde Bosna ve Çeçenistan’dan da muhacirler ve yaralılar gelmişti. Soydaşlarımız 500 yıldır Anadolu coğrafyamız göçmenlimanı ve sığınağı haline gelmiştir. Elhamdulillah herkese kapımızı açmışız.

Suriye de ise 23 milyon nüfusa sahip ülkenin %80’i Sünni, %20’si ise Nusayri. Suriye’den 3 milyon insan Türkiye’ye gelmiş gelenlerin %70’ini çocuk ve kadınlar oluşturuyor. Suriye’nin dışına 5 milyon insan ise evini barkını bırakarak farklı ülkelere gitti. Buralarda yaşayan insanlar maalesef zor şartlarda bir evde 10-15 kişi yaşamak zorunda kalmış. Nihayetinde bizim görevimiz bu muhacirlere hakkıyla ensar olabilmektir. Bu ensar-muhacir ilişkisi kutsal bir ilişkidir. Kader Suriyelilere muhacir olma rolünü, bize de ensar olma rolünü biçmiştir. Herkes, buna körfez ve Arap ülkeleri de dahil bu rolü ile sınanıyor.

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak orada kurduğumuz fırınlara 5 yıldır un göndermeye çalışıyoruz. Zira 700.000 insan sınır hattı boyunca çadırlarda yaşıyor. En azından ekmek sağlamaya çalışıyoruz. Gıda, hijyen malzemeleri temin edip gönderiyoruz. Bunları elbette göndermek bizim boynumuzun borcu, ancak buna herkesi ortak etmek bizim sorumluluğumuz. Maddi destekte bulunacak imkanı olmayan kardeşlerimizi de dualarıyla katkıda bulunmaya çağırıyoruz. Suriye için yapılacak en iyi iki şey halis bir dua ve varsa maddi imkanları seferber etmek.

Türkiye’de bütün sivil toplum örgütleri, dernek, vakıf, cemaatler Suriye’ye yardım gönderiyor. Hangi görüşten olursa olsun bu insani trajedinin son bulması için herkes birşeyler yaptı, yapmaya devam ediyor. Zira bu durumun mezheple ideolojiyle alakası yoktur. Geçmişte hatırlayın, Kurtuluş Savaşı yıllarında Pakistanlı Müslüman hanımlar bizlerin kurtuluşu için ellerindeki bilezikleri, küpeleri Türkiye’ye göndermişlerdi. Bu hep böyledir. Yani bu sınavı inşallah hakkıyla yerine getiririz.