“İfade Özgürlüğü”nü Hak Etme Kriteri: Charlie Olmak ya da Olmamak

“İfade Özgürlüğü”nü Hak Etme Kriteri: Charlie Olmak ya da Olmamak

20 Ocak 2015

Geçtiğimiz hafta Paris’te Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’ya gerçekleştirilen ve saldırganların, derginin 2012 yılında yayımladığı Hz. Muhammed karikatürlerinin intikamı olduğunu ilan ettikleri, dördü Charlie Hebdo çizeri olmak üzere toplam on iki kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırı, Fransız basını ve kamuoyu tarafından demokrasiye, ifade özgürlüğüne, çoğulculuğa ve laikliğe; kısaca “cumhuriyetçi değerler”e karşı gerici ve barbar bir saldırı olarak nitelendirildi. Saldırı sonrasında neredeyse bütün gazete ve dergiler bu “cumhuriyetçi değerler”i bayraklaştıran manşetler, “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) sloganları ve Charlie Hebdo karikatürlerinin basılı olduğu özel sayılarla okuyucu karşısına çıktı. Saldırıyı lanetlemek üzere “Je suis Charlie” pankartları taşıyan farklı siyasi görüşlere mensup milyonlarca kişinin katılımıyla “Millî Birlik” yürüyüşleri düzenlendi, Notre-Dame Kilisesi’nin çanları Charlie Hebdo için çaldı. 1918’den bu yana ilk defa Fransız parlamentosunda Fransız millî marşı “la Marseillaise” hep bir ağızdan Charlie Hebdo ve ifade özgürlüğü için söylendi. Peki, Charlie Hebdo gerçekten de saldırı sonrasında medyada lanse edildiği gibi iflah olmaz bir “ifade özgürlüğü” savaşçısı mıydı? Şayet öyle idiyse, Charlie Hebdo’nun savunduğu “ifade özgürlüğü” hangi ifade özgürlüğü idi?

Saldırı anından itibaren Fransız basınının saldırganları “Müslüman” değil “Fransız” kimlikleriyle kamuoyuna tanıttığı ve Fransa’daki en büyük dinî azınlık olan Müslümanları zan altında bırakacak veya İslamafobiye yol açacak herhangi bir tutum takınmama hususunda azami özen gösterdiği yönünde yorumlar yapıldı. Her ne kadar eski cumhurbaşkanı ve muhafazakâr sağ parti lideri Sarkozy saldırıyı “Batı medeniyetine karşı açılmış bir savaş” olarak nitelendirdiyse de Fransız Başbakanı Manuel Valls, herhangi bir din veya medeniyetle savaşta olmadıklarını, ancak “evrensel” olan değerlerini korumak adına terörizm ve “radikal İslam” ile savaştıklarını açıkladı. Peki, Fransız Müslümanlar açısından bakıldığında durum gerçekten böyle miydi?

Evet, saldırı sonrasında medyada doğrudan ve açıkça Müslümanları hedef alan bir tavır takınılmadı fakat yapılan şey, Müslümanların üzerine titredikleri en kutsal değerlerinden biri olan Peygamber’in, ifade özgürlüğü ve laiklik gibi cumhuriyetçi değerlerin tam karşısında konumlandırılması ve bu cumhuriyetçi değerlerin ancak Müslümanların kutsalı olan Peygamber’in -sembolik düzlemde de olsa- çiğnenip aşağılanması pahasına yaşatılabileceğinin Müslüman Fransızlara bir daha asla unutmayacakları şekilde dikte edilmesiydi.

Charlie olmak ya da olmamak ya da Peygambere hakaret içerikli karikatürleri yayımlayıp yayımlamamak ifade özgürlüğünü savunmanın biricik geçerli kriteri haline getirildi. Öyle ki, Liberation gazetesine olayı yorumlayan Fransız görsel basın uzmanı Guillaume Doizy, dünya medyasının Charlie Hebdo’nun Hz. Muhammed’i karikatürize ettiği kapak sayfasını yayınlamak zorunda olduğunu, aksi yöndeki tutumun ancak “iki yüzlülük” olarak nitelendirilebileceğini ifade etti.[1] Yani Müslümanların kutsal değerlerine saygı göstermeyi tercih ederek karikatürleri basmayan basın-yayın organları demokrasi, ifade özgürlüğü gibi evrensel değerler karşısında “iki yüzlü” olarak nitelendirilmeyi peşinen kabul etmeliydi.

1parisMüslümanların ise vahşi saldırıyı kınaması asla yeterli değildi. Onların da “Je suis Charlie” demesi, hepsinin bizzat birer Charlie olması; yani Cumhuriyet’in kutsallarına bağlılık adına kendi kutsallarını çiğnemeleri, kendi değerlerine hakaret etmeleri bekleniyordu. Tıpkı Charlie Hebdo’nun saldırıdan sonraki ilk sayısının kapağında, elinde “Je suis Charlie” pankartı, gözünde bir damla yaşla -Fransız semiyolog Jean-Didier Urbain’ın Le Figaro gazetesinde yayımlanan analizine göre türbanıyla birlikte yüzü bir “fallus” formunda karikatürize edilmiş olan[2]- Hz. Muhammed gibi. İşte ancak o zaman “hepsi affedilebilecek”ti. Karikatürün çizeri Luz, Liberation gazetesine verdiği röportajda bu çizimle neyi ifade etmek istediklerini şöyle açıkladı: “Anlatmak istediğimiz şu ki, istediğimiz her şeyi yapma ve tekrar yapma hakkına sahibiz. Karakterlerimizi dilediğimiz şekilde kullanabiliriz. Muhammed artık bir karakter haline geldi.”

Luz’un da ifade ettiği gibi, hegamonik liberal-cumhuriyetçi söylem istediği her şeyi, başkalarını incitmek pahasına da olsa, tekrar ve tekrar yapma hakkını dilediğine veriyordu, zira ifade özgürlüğünün sınırlarını belirleyen de oydu. Bu sınırların herhangi bir somut ve rasyonel kritere dayanmadığı, 2010 yılında antisemitizm suçlamasıyla Charlie Hebdo’dan kovulan karikatürist Siné olayında açıkça görülmüştü. Siné’nin, Nicolas Sarkozy’nin oğlunu Darty şirketler grubunun varisi olan Yahudi nişanlısıyla evlenmek için Yahudi olmak istediğini söylerken karikatürize eden çizimi, dergi yönetimi tarafından “Yahudi olmakla sosyal başarı elde etmek arasında bağ kurulması şeklinde yorumlanabileceği ve bunun hiçbir mahkeme önünde savunulamayacağı” gerekçesiyle yayımlanmak istenmemiş ve daha sonra da Siné’nin işine son verilmiş ancak Fransız mahkemeleri -Charlie Hebdo yönetiminin tam aksine- karikatürde antisemitizm anlamına gelebilecek herhangi bir unsur bulunmadığına karar vermiş ve dergi yönetimini haksız olarak işine son verdikleri Siné’ye 40.000 avro tazminat ödemeye mahkûm etmişti.

İfade özgürlüğünün sınırları konusundaki aynı çifte standartçı tutum, 2012 yılında, birtakım ABD’li yapımcı tarafından Hz. Muhammed hakkında çekilen ve dünya Müslüman kamuoyunda büyük tepki uyandıran filmle eş zamanlı olarak Charlie Hebdo’da yayımlanan Hz. Muhammed’i tahkir eden karikatürleri protesto etmek amacıyla Fransa genelinde gerçekleştirilmesi planlanan tüm protesto gösterilerinin Fransız hükümeti tarafından “kamu düzeninin bozulması riski” taşıdığı gerekçesiyle yasaklanması sırasında da gözler önüne serilmişti. Aynı liberal-cumhuriyetçi hegemonik söylem, Müslümanların kutsal değerlerinin tekrar ve tekrar tahkir edilmesini ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirirken, kendi kutsalı olan -elbette sınırlarını keyfî olarak kendisinin belirlediği- “ifade özgürlüğü”nün protesto edilmesine dahi tahammül edememiş ve bu, aynı zamanda kendi kutsalını inkâr etmek anlamına da gelse, Müslümanların ifade özgürlüğünü ve protesto hakkını yasaklamıştı.

Charlie Hebdo’nun milyonlarca satan son sayısına bakılacak olursa, bu sefer Müslüman Fransızları “Je suis Charlie” demek bile kurtarmaya yetmeyecek gibi gözüküyor. Zira Charli Hebdo yazarı Gérard Biard son sayıdaki köşesinde “Je suis Charlie” diyen milyonlar arasında “Gerçekten bizim safımızda olanlar, içten bir şekilde Charlie olanlar” ve ötekiler şeklinde bir ayrım yapıyor ve “Ben Charlie’yim” sloganının aynı zamanda “Ben laikliğim” anlamına geldiğini herkesin bilmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Bizi destekleyenler arasındaki çoğunluğun böyle düşündüğünden eminiz, geri kalanları ise bırakalım bu belayla uğraşadursunlar.” Öte yandan, kapakta yüzü fallus biçiminde karikatürize edilerek tahkir edilen Hz. Muhammed ise çok büyük ihtimalle, “Je suis Charlie” diyenler arasındaki “samimiyetsizler”i temsil ediyor ve karikatürün üst kısmında yazan “Hepsi affedildi!” ibaresinin tatsız bir ironiden başka bir şey olmadığı ortaya çıkıyor.

Uzun lafın kısası, “Ben Charlie’yim” diyemeyen veya “Ben Charlie’yim” dediği halde gerçekten samimi bir şekilde Charlie olamayan Müslüman Fransızlar; yani kendi kutsal dinî değerleri ile vatandaşı oldukları cumhuriyetin kutsal laik değerleri arasında seçim yapmak zorunda bırakılan Müslüman Fransızlar, “bu belayla” uzun süre uğraşmak zorunda kalacaklar gibi görünüyor. Zira içeriği, sınırları ve onlardan kimlerin yararlanacağı hâkim liberal-cumhuriyetçi söylem tarafından belirlenen eşitlik, demokrasi, çoğulculuk, ifade özgürlüğü gibi mekanizmalar hiçbir zaman onların lehine işlemiyor.

------------------

[1] Philippe Brochen-Isabelle Hanne, “La une à laquelle vous n’avez pas échappé”, 13/01/2015, Liberation, http://ecrans.liberation.fr/ecrans/2015/01/13/la-une-a-laquelle-vous-n-avez-pas-echappe_1180080

[2] Claire Courbet, “Blasphème et sexe en une: l’esprit Charlie Hebdo est toujours là!”, 14/01/2015, Le Figaro,  http://www.lefigaro.fr/culture/2015/01/14/03004-20150114ARTFIG00432-blaspheme-et-sexe-en-une-l-esprit-charlie-hebdo-est-toujours-la.php

Diğerleri