İnsan Kaçakçılığı: Yeni Dönem Köle Ticareti  (I)

İnsan Kaçakçılığı: Yeni Dönem Köle Ticareti (I)

27 Şubat 2014

Günümüzde insan kaçakçılığı yasa dışı ticaret konularının başında geliyor. Öyle ki bu durum dünyanın demografik değişiminde rol oynayan, uluslararası arenada problemler oluşturan bir olgu. İnsan kaçakçılığı, bireyin haklarının gasp edilmesi ve çıkar amaçlı olarak beden bütünlüğünün bozulması da dahil her türlü haksız ve hukuksuz uygulamayı içerdiği için kaçırılan kurbanlar “modern köleler” olarak da adlandırılıyor. Kanun dışı ve ticari amaçla insanların pazarlanması anlamına gelen insan kaçakçılığı; insanların dilencilik, cinsel istismar, fuhuş, zorla evlilik, organ ticareti, uygun olmayan sağlıksız koşullarda az ücretle zorla çalıştırılma gibi muamelelere tabi tutulmaları şeklinde gerçekleşiyor. Fiziksel baskı, hile, dolandırıcılık, sahtekârlık ve diğer zorlama tekniklerle ele geçirilen insanlar önce toplanıyor, sonrasında ise yasa dışı yollarla başka bölgelere taşınıp satılıyor.

19. yüzyılda Batı’nın sömürge faaliyetleri zamanında oldukça yaygın olan insan ticareti, büyük bir ticari alan olarak görülüyordu. Emperyalist güçlerin sermayesi haline gelen bu uygulamanın uluslararası hukukta yasaklanmasının ardından değişen tek şey, insanı bir mal gibi alıp satmanın yasal olarak engellenmesi; değişmeyen gerçek ise bu ticaretin gözlerden uzak bir şekilde aynı hızla devam ediyor olmasıdır. Yeraltı çeteleri ve organize suç örgütleri tarafından devam ettirilen insan kaçakçılığı, işin içine askerin, iş adamlarının ve bürokratların da girmesiyle, çözüme ulaştırılamayan ve kaosa dönüşen büyük bir sorun haline geldi.

Dünyada işlenen en büyük kanun dışı suçlar arasında yer alan insan kaçakçılığı, modern dünyanın modern ayıplarından biri. İnsan ticaretinin yaygınlaşma sebepleri arasında dünya nüfusunun 19. yüzyıla oranla üç kat artması ve bu artışın çoğunlukla gelişmekte olan üçüncü dünya ülkeleri arasında yaşanmasıdır. İstihdam fırsatının bulunmadığı; ekonomik eşitsizliğin, sosyal ayrımcılığın, politik istikrarsızlığın, hak ihlallerinin görüldüğü üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan fakir insanların bu durumlarını fırsat bilen insan tacirleri daha iyi bir hayat ve umut vaat ederek kurbanları ağlarına düşürüyor. Başka ülkelerde daha iyi bir yaşam fırsatı olduğuna inandırılan kurbanlar, çoğunlukla onlara süslü gösterilen ülkelere hukuki olmayan yollarla; sahte pasaportlar veya taşıt içinde saklanarak kaçırılıyor. Genellikle ABD’ye ve Batı Avrupa ülkelerine götürülen kurbanlar yakalandıklarında çoğunlukla hangi ülkede olduklarını bile bilmediklerini söylüyorlar. Kaçırılan kurbanların götürüldükleri yerlerde köle gibi çalıştırılmaları, alıkonulmaları ve kullanılmaları kaçınılmaz bir son olarak karşılarına çıkıyor. Kurbanlar kendi ülkelerinde bulunduklarından çok daha kötü durumlarda hayat mücadelesi veriyorlar.

Fuhuş sektörü, organ ticareti, ucuz işçilik vb. insan kaçakçılığının başlıca sebepleri arasında. İnsan kaçakçılarının eline düşenler için cinsel istismar, zorla çalıştırılma, kölelik, organ ticaretine malzeme olma kaçınılmaz sonlardan biri. Neredeyse dünyanın her bölgesinde görülen ve yasa dışı büyük suç örgütlerinin müdahil olduğu bu sorunun çözümü, bu örgütlerin etki alanlarının genişliği dolayısıyla mümkün olamıyor. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2012 raporuna göre, çoğu Asya ve Doğu Avrupa’da olmak üzere en az 136 farklı milletten insan 118 ülkede insan kaçakçılığı sonucu mağdur. Dünyada milyonlarca insan bugün köle olarak çalıştırılıyor. Kayıtlara geçmeyenlerin sayısı ise oldukça fazla. İnsan tacirliğinde kaçırılan ve satılan kurbanların çoğu kız çocuklarından ve kadınlardan oluşuyor. Kadınlar ya zorla fuhşa zorlanıyor ya da cinsel istismara maruz kalıyor. Fuhşa zorlanan birçok kadın ve küçük yaştaki kız çocuğu ise zorlandıkları fuhuş pazarında HIV virüsü kaparak AIDS oluyor ve ölümle omuz omuza yaşıyor. Ayrıca bu durum bulaşıcı bir hastalık olan ve çağımızın vebası olarak tanımlanan AIDS’in yayılmasına da yol açıyor.

Erkekler ise maden ocaklarında, tarlalarda ve tehlikeli işlerde, sağlıksız koşullar altında hiçbir sosyal güvenceleri olmadan ağır işçi olarak çalıştırılıyor. Yaşına bakılmaksızın insanın kullanılmasını ve ondan haksız kazanç sağlanmasını hedefleyen istismarcılar, ellerindeki işçilerin kaçmasını ve haklarını aramasını önlemek için çoğunlukla şiddete başvuruyor. Fiziki ve psikolojik şiddete maruz kalan kurbanlar zorla alıkonuyor. Kaçak olarak veya kaçırılarak gittikleri ülkelerde kendi başlarına hareket edecek özgürlükleri bulunmayan bu insanların ne gidecek bir yerleri ne paraları ne de kimlikleri var. Polisin kendilerini yakalamasından korkanlar ise sığındıkları ev veya barakalardan bazen aylarca çıkmadan yaşamlarını sürdürüyor.