İnsani Diplomasi Kavramına Genel Bir Giriş Denemesi (I)

İnsani Diplomasi Kavramına Genel Bir Giriş Denemesi (I)

18 Şubat 2014

21. yüzyılın başlangıcından itibaren küresel diplomasi faaliyetleri, konvansiyonel (geleneksel) diplomasi faaliyetlerini aşarak genişlemiş ve çeşitlenmiş; iklim değişimi, çevre, su, kültür, sağlık ve bilgiye ulaşım gibi yeni diplomasi alanları ortaya çıkmış; "insani diplomasi" kavramı da uluslararası arenada özellikle iç savaşların sayıca artmasıyla varlık alanı bularak gündeme gelmiştir. İnsani diplomasi kavramını detaylı olarak incelemeden önce, modern diplomasinin nasıl bir tarihî gelişim süreci gösterdiğine bakmak yerinde olacaktır.

Uluslararası ilişkilerin şekillenmeye başladığı 15. yüzyılda ortaya çıkan modern diplomasi kavramı “bir hükümetin veya grubun belli konulardaki kanı ve görüşlerini doğrudan doğruya öteki devletlerin karar vericilerine iletmesi süreci” olarak tanımlanır. Modern diplomasi, Orta Çağ düzeninin yerini giderek egemen devletlere bırakmasına yol açan siyasi ve sosyal değişikliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Dış güçlerden bağımsız egemen devlet düzeni 17. yüzyılda, Avrupa’da gerçekleşen Otuz Yıl Savaşları sonrası 1648’de varılan Vestfalya Barışı’yla gün yüzüne çıkmış, 1713 Utrecht Anlaşması’yla da bu düzen belirginleşmiştir. Vestfalya düzeni, ulus devletlerin kendi çıkarları için ellerindeki bütün araçları kullanarak çıkarlarını maksimize etmesi ve mümkün olan en fazla güce ulaşması anlayışına dayalıydı. Bu güç arayışı Fransız İhtilali ve Napolyon savaşlarıyla sonuçlanmış, Avrupa’daki sınırları ve güçler dengesini yeniden belirlemek amacıyla 1815’te Viyana Kongresi toplanmıştır.

Viyana Kongresi, Avrupalı güçler arasındaki dengeyi ancak 1. Dünya Savaşı’na kadar koruyabilmiştir. Gizli diplomasi ağırlıklı bu düzen, 1. Dünya Savaşı’na neden olmuş, bu savaşın getirdiği zarar da idealist bir bakış açısıyla dünya barışını ve güvenliğini korumak amacıyla Milletler Cemiyeti gibi bir yapının kurulmasına yol açmıştır. 1. Dünya Savaşı sonrası açık diplomasiye geçilmiş ancak Milletler Cemiyeti bu diplomatik platformu sağlayamamış, 2. Dünya Savaşı’nı engelleyememiş, 1946 yılında da dağılmıştır. Onun yerine 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler ise 2. Dünya Savaşı sonrasındaki güçler dengesini aynen yansıtan bir kurum olarak ortaya çıkmıştır.

193 ülkenin üye olduğu BM'nin karar mekanizması olan güvenlik konseyinin beş daimi üyesinin (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) konseyde alınacak herhangi bir kararı veto kullanarak engelleme haklarının olması adaletsiz bir düzenin yansımasıdır. Bu düzenin baş aktörleri ABD ve Sovyet Rusya arasındaki siyasi ve askerî güç rekabetinin ortaya çıkardığı Soğuk Savaş’ın da sona ermesinin ardından süper güçlerin gerilemesiyle 1990'lardan itibaren dünya üzerinde ortaya çıkan çatışmalar büyük ölçekte uluslararası olmayan, etnik çatışmalar ve iç savaş niteliğindeki savaşlar olmuştur.

BM ve AB gibi birçok uluslararası kurumun ortaya çıktığı 20. yüzyılın ikinci yarısında “kurumsal diplomasi” geleneksel diplomasinin önüne geçmiş, bununla birlikte yüzyılın sonlarında iç savaş ve etnik çatışmaların artmasıyla iç sorun sayılan konular uluslararası düzeye intikal etmiş, uluslararası hukukun gelişmesiyle uluslararası yargı kurumları da gelişmiştir. Toplu iletişim araçları da bu küreselleşmeye önemli katkıda bulunmuş, dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan felaket, katliam, insan hakları ihlallerinden uluslararası toplumun da kısa sürede haberdar olmasını sağlamıştır. Yaşanan felaketlere, katliamlara uluslararası toplumun tepkisiz kalmaması iç sorunların uluslararası düzeyde ele alınmasına sebep olmuştur. Bu çerçevede; insan hakları, enerji ve çevre politikaları, iç güvenlik, kıtlık, etnik çatışmalar, deprem, sel, tsunami, kuraklık gibi doğal felaketler tüm dünyayı ilgilendiren sorunlar olarak diplomatik faaliyetlerin önemli başlıkları haline gelmiştir.

İnsani diplomasi de ülkelerin, insani krizlerin veya felaketlerin kurbanlarının acil gereksinmelerini karşılamak ve de acılarını hafifletmek amacıyla bir araya gelmesiyle son on yılda ortaya çıkan; devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının ciddiyetle üzerinde durduğu ve gün geçtikçe önemi daha iyi anlaşılan bir kavram olmuştur. Bu yazının devamında, bu kavramın detaylı bir analizi yapılacaktır.