İnsani Diplomasi Kavramına Genel Bir Giriş Denemesi (II)

İnsani Diplomasi Kavramına Genel Bir Giriş Denemesi (II)

25 Şubat 2014

İnsani Diplomasi Kavramının Farklı Tanımları

Ülkelerin, insani krizlerin veya felaketlerin kurbanlarının acil gereksinmelerini karşılamak ve acılarını hafifletmek amacıyla bir araya gelmesiyle son on yılda ortaya çıkan insani diplomasi kavramını konu edinen ilk eser 2006 yılında yayımlanmıştır. (Larry Minear and Hazel Smith, Humanitarian Diplomacy: Practitioners and Their Craft, UN University Press) Bu eser, insani diplomasi kavramını daha somut bir şekilde birçok insani yardım kuruluşu ve uluslararası kuruluşun gündemine taşımıştır.
Bununla birlikte, “insani diplomasi” kavramının uluslararası kabul gören ortak bir tanımı yapılmamıştır. Örneğin; insani yardım çalışmalarında bulunan üç aktör, devletler, uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşlarının her biri insani diplomasiyi kendi rol ve amaçları doğrultusunda diğer aktörlerden farklı olarak tanımlamıştır. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Federasyonu’nun (IFRC) 2011 yılında yaptığı tespite göre ilgili kuruluşlarca ve literatürde, insani diplomasinin seksen dokuz farklı tanımı yapılmıştır.
İnsani diplomasi ilk olarak 1912’de Amerika Uluslararası Hukuk Cemiyeti’nin 1912’de yapılan yıllık toplantısında “Amerika’nın İnsani Diplomasisi” olarak gündeme gelmiştir, bu toplantıda üzerinde durulan insani diplomasi kavramı, devletler düzeyinde tartışılmış ve “insancıl amaçlar nedeniyle bir devletin diğer bir devletin iç işlerine müdahalesinin gerekçelendirilmesi” anlamında kullanılmıştır. Toplantıda yapılan konuşmalarda “Bir yandan Osmanlı egemenliğinden kurtulan Yunanistan’a yardım yapılırken bir yandan da ABD’nin çıkarlarına ters olduğu gerekçesiyle Meksika’da yaşanan krize müdahaleden kesinlikle kaçınılması gerektiği” belirtilir. Burada öne çıkan “insani diplomasi” tasavvuru devletlerin çıkarlarıyla birebir örtüşmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti 61. hükümeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 2013’te düzenlenen “insani diplomasi” temalı V. Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada insani diplomasiyi, devletlerin geleneksel diplomasi araçlarına (müzakereler, anlaşmalar, büyük elçilikler) ek olarak kamu kuruluşları, yarı-resmî kuruluşlar, sivil toplum kuruluşlarını da kullanarak “insanı merkez alan, insan odaklı ancak insani yardımdan daha fazlasını ifade eden, insanlık vicdanına sahip ve o vicdana hitap eden, insanlığın ortak geleceğine dair endişelerle hareket eden bir diplomasi şekli” olarak anlatır. Davutoğlu’nun tanımladığı “insani diplomasi” kavramı da devletin politikalarından, ilişkilerinden bağımsız değildir ve devletlerin nüfuz alanları içinde daha yoğun olarak etkindir. Ayrıca, kriz durumlarında devlet bürokrasisinin insani yardım ve diplomasi faaliyetlerini yavaşlattığı, bu nedenle kriz bölgelerinde öncelikle aktif olan kuruluşların sivil insani yardım kuruluşları olduğu Haiti örneğinde açıkça görülmüştür.
Batı kökenli ve yarı-resmî bir yardım kuruluşu olan Kızılhaç (ICRC), insani diplomasiyi “silahlı çatışmaların tarafları olan devlet veya devlet dışı aktörlerle çatışmanın mağduru olan sivillerin durumlarına dikkat çekmek, masum sivillere insani yardım götürebilmek ve uluslararası insani hukuka riayet edilmesini sağlamak amacıyla ikili veya çoklu, resmî veya gayriresmî yakın ilişkilerde bulunmak” olarak belirtir. Bu tür bir insani diplomasi şekli, uluslararası ve ulusal aktörler arasında insani hukuk müzakereleri yapmayı, “tarafsız bir aracı” olmayı, çatışmanın kurbanlarının sesini duyurmayı ve insani hukuk içerisinde davranılmasını sağlamayı amaçlar. Kızılhaç’ın tanımladığı insani diplomasinin dört önemli özelliği vardır ve bu özellikler onu devletlerin izlediği insani diplomasiden ayırır: “devlet dışı aktörler de dâhil geniş bir irtibat ağıyla ilişki kurması, sadece “insani” alanda etkin olması ve barışın temel amaç olmaması ve devletin resmî insani diplomasisinden bağımsız olması. Devlet dışı aktörlerle irtibat kurulması, devletin resmî insani diplomasisinden bağımsız olması insani diplomasiyi bürokrasinin hantallığından kurtarır ve felaketlere daha hızlı müdahale edilmesine büyük katkı sağlar. Sadece “insani” alanda etkin olunması ve siyasi bir barışın hedeflenmemesi de insani diplomasiyi taraf olmaktan kurtararak çatışma gibi krizlerde sivil mağdurlara ulaşılmasını kolaylaştırır.
İnsani diplomasinin en aktif uygulayıcılarından İHH İnsani Yardım Vakfı’nın bu kavramı nasıl ele aldığı ve tanımladığı ise bir sonraki yazıda ele alınacaktır.