İnsani Yardım Kavramının Tarihsel Arka Planı

İnsani Yardım Kavramının Tarihsel Arka Planı

24 Şubat 2014

Yardım kelimesi sözlük anlamı itibarıyla “kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri; bağış, iane, işlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı, destek” şeklinde tanımlanırken; insani yardım kavramı yine sözlük anlamı ile “doğal afet zamanlarında insanın temel gereksinimleri olan sağlık, barınma vb. konularda yapılan yardım, iyilik olsun diye yapılan herhangi bir yardım” şeklinde tanımlanmaktadır. İnsani yardım kavramı terim olarak ele alındığında “savaş, açlık, yoksulluk, doğal afet ve kriz bölgelerinde mağdur olan insanlara acil, sosyal, eğitim, sağlık, kültürel ve bilinçlendirme gibi alanlarda yapılan yardımlar” olarak tanımlanabilmektedir.

Yukarıdaki tanımlama, modern dönemde oluşan insani yardım kavramına işaret etmektedir. Yardım etmek, yardımlaşmak, bir başkasının sıkıntısını hafifletmek, kendi elindeki maddi manevi imkânları bir başkasıyla paylaşmak ise kuşkusuz insanlık tarihi kadar eskidir. Dünyanın dört bir tarafında yatay ve dikey olarak farklı zaman, zemin ve kültürlerde yardımlaşma hep var olagelmiştir. Üç büyük dinin -Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam’ın- öğretilerinde önemli bir yer tutan yardımlaşma, bu dinlerin hâkim olduğu toplumlarda kendilerine has bir şekilde hayat bulmuştur. Batı toplumlarında Hristiyanlığın “charity/hayırseverlik” kavramı çerçevesinde, İslam toplumlarında ise zekât ve sadaka kavramları etrafında ve vakıf müessesesi çerçevesinde yardımlaşma teşvik edilmiştir. Tarihte yardımlaşma dinî kurumlar, yöneticiler, hayırseverler aracılığıyla gerçekleşirken gerek toplum içinde gerekse toplumlar arasında çeşitli yardımlaşma modelleri görülmüştür.

İslam öncesi kadim medeniyetlerin düşünürleri, insanoğlunun bir yaşam kurmak ve sürdürmek bakımından tek başına yetersiz olduğu düşüncesini merkeze almış ve toplumların oluşmasındaki temel dinamiği insanların birbirlerine karşılıklı muhtaç olmalarına bağlamışlardır. Bu muhtaçlığın zorunlu sonucu “yardımlaşma” olarak zuhur etmiştir. İslam düşünürleri tarafından da büyük oranda tevarüs edilen bu yardımlaşma anlayışı, bir yandan insanoğlunun kibirli bir varlık olmasının önünde engel teşkil ederken öte yandan makamı ve mevkii ne olursa olsun her insanın bir başka hemcinsiyle yardımlaşma zorunluluğu içerisinde olduğunu somut bir gerçeklik olarak ortaya koymaktadır.

Hayatın her alanındaki bu yardımlaşma ihtiyacı fakirlik, kıtlık, açlık, yoksulluk vb. unsurların devreye girmesiyle insani boyutları da içeren daha kapsamlı bir hal alabilmektedir. Bu durumda zorda kalanın yardımına yetişmek ahlaki bir ilke olarak ortaya çıkmaktadır. Yardımlaşma olgusunun merkezinde de bu ahlaki ilke yer almaktadır. Yardım eden, hemcinsinin içinde bulunduğu şartlar sebebiyle zor durumda olduğunu bilerek ona yardım eli uzatırken aynı zamanda kendisi de “muhtaç” bir varlık olduğundan kendisine de yardım ettiğini fark etmektedir. Bütün büyük dinlerin ve kadim medeniyetlerin bu hususu öncelikli bir ilke olarak vurgulaması, insanın tabiatından gelen bu duyguya bir cevap teşkil etmektedir.

Günümüzde kullanılan “insani yardım” terimi ise yukarıda da işaret edildiği üzere modern bir kavramdır. Bu terim hâlihazırda hem Batı’da hem İslam dünyasında kullanılmakla birlikte İslam dünyasındaki insani yardım modeli Batı dünyasındaki modelden farklılaşmaktadır. Modern insani yardım anlayışının doğuşu 19. yüzyıl Avrupa’sına dayanmaktadır. Zira Batı’da gerçekleşen Sanayi Devrimi, önce Avrupa toplumlarını, akabinde de Avrupa ile ilişki halinde olan diğer toplumları etkileyecek bir süreci başlatmıştır. Sanayi Devrimi ve teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak savaşlardan daha geniş insan kitleleri etkilenmeye başlamıştır. Bir yandan yardıma muhtaç kesimin sayısı artarken diğer yandan teknoloji ve ulaşım imkânlarının gelişmesi gerek savaş gerek doğal afetler sebebiyle mağdur olan kitlelere ulaşacak uluslararası insani yardım modelinin doğuşuna da imkân sağlamıştır. Yine sanayileşmenin bir diğer sonucu olarak sivil toplum yapısı da yeni doğan işçi sınıfının haklarını koruma gayesi ile 19. yüzyılda oluşmaya başlamıştır.

Avrupa’da 19. yüzyılda ilk olarak askerî tıp alanında uygulamaya konulan insani yardım çalışmaları aynı yüzyılda sömürgelerde de görülmeye başlanmıştır. Aynı dönemde dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan krizlerde rol almak üzere çeşitli yardım kuruluşları ortaya çıkmıştır. Örneğin günümüzde Türk Kızılay’ı olarak faaliyet gösteren Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti 1868 yılında yaralı ve hasta askerlere yardım amacıyla kurulurken, yine günümüzde Japon Kızılay’ı olarak faaliyet gösteren Japanese National Society de 1877 yılında ülkede yaşanan güneybatı isyanları sonucunda mağdur olan halka destek olmak için kurulmuştur. 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı da başta Birleşmiş Milletler olmak üzere günümüzde faaliyet gösteren resmî ve sivil insani yardım aktörlerinin doğuşuna vesile olmuştur.

Geleneksel yardım modellerinden farklılaşan ve 19. yüzyılda ortaya çıkan insani yardım modeli çerçevesinde bazı tartışmalar cereyan etmektedir. Modern zamanın insani yardım modeline getirdiği “uluslararası” nitelik, uluslararası toplumun -devletler, uluslararası örgütler, bireysel bağışçılar, sivil toplum kuruluşları, şirketler gibi- muhtelif unsurlarını da insani yardımın aktörleri haline getirmiştir. İnsani yardım politikaları bu aktörlerin politikalarından etkilenebilmektedir. Batılı devletlerin ve yardım kuruluşlarının yardım politikaları, Batı’nın “üçüncü dünya” ile geliştirdiği ilişki biçimini yansıttığı, yardım alan tarafın bağımlılığını artırdığı, Batı’nın eski sömürgelerinde hâkimiyet kurmak için yeni bir araç olarak bu alanı kullandığı yönünde eleştirilmektedir. İnsani yardım denildiğinde zihinlerde “yardım kolileri” ve “yardım sırasında bekleyen muhtaçlar” imajının canlanması, insani yardımın sadece acil yardımlarla sınırlı olup olmadığı veya kalkınma merkezli çalışmaları içerip içermediği şeklinde başka bir tartışma konusunu gündeme getirmektedir. İnsani yardımın yumuşak güç aracı olarak kullanılması, yardım edilene saygı, insani yardım psikolojisi, insani yardım ilkeleri, insani yardım kavramının farklı zihin dünyaları ve toplumlardaki yansıması, insani yardım alanında verimlilik ve ideal insani yardım modeli gibi konular, bu alandaki tartışmalardan bazılarıdır.

Diğer yandan sağlıktan eğitime, rehabilitasyondan insani diplomasi çalışmasına kadar onlarca alanda ihtiyaç sahiplerine destek sunan, kimi durumlarda devletlerin ulaşamadığı yerlere ulaşan, bürokrasinin tıkandığı alanlarda daha rahat ve işlevsel hareket kabiliyeti bulan, acil ihtiyaçları karşılamanın ötesinde yaşam koşullarını normalleştirme adına uzun vadeli çözümler üreten, dolayısıyla faaliyet alanı yardım kolisi taşımanın çok ötesine ulaşan insani yardım modeli, insanlığın ihtiyaç duyduğu alternatif model olarak belirmektedir.