Yükleniyor...
Irak’ın DAEŞ ile Değişen Güvenlik Durumu

Irak’ın DAEŞ ile Değişen Güvenlik Durumu

23 Mayıs 2016

ABD’nin 2003 yılında Irak’a Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin izni olmaksızın girmesi, ülkede geri dönüşü olmayan yıkımlara ve politik istikrarsızlığa, aynı zamanda Irak’ın altyapısı ve sosyal dokusunda da büyük bir çöküşe neden olmuştur. Sözde istikrar ve demokrasi söylemi ile hareket eden ABD, Irak’ı önce otoriteden yoksun hale getirmiş, ardından da büyük bir istikrarsızlığa sürükleyerek kaos ortamının oluşmasına zemin hazırlamıştır.

ABD’nin meşru olmayan bir şekilde Irak’ı işgalinin arka planı, Saddam Hüseyin’in 1988’de Iraklı Kürt azınlığa karşı kimyasal silah kullanmasına ve özellikle de 1990 yılındaki Kuveyt işgali ile oluşan krize dayanmaktadır. Kendi halkına karşı kimyasal silah kullanan Saddam Hüseyin’e uluslararası yaptırım uygulanması kararının ardından uygun ortamı sağlayan ABD, sahip olduğu kimyasal-biyolojik silahları ve balistik füzeleri yok etme bahanesiyle Irak aleyhine çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu adımın en önemli nedenlerinden biri de İsrail’in güvenliği olmuştur. Zira 1991 Körfez Savaşı sırasında Saddam’ın İsrail’e yönelik füze saldırıları, Siyonist rejim ve ABD çıkarlarının ne kadar kırılgan olabileceğini göstermiştir. 11 Eylül saldırılarından sonra yakaladığı sözde meşruiyet ortamının kendisine fayda sağlayacağına inanan ABD, 19 Mart 2003’te Irak’a yönelik operasyonlar başlatmış ve Irak rejiminin iktidardan düşmesinden iki gün sonra, 11 Nisan 2003’te, zaferini ilan etmiştir.

2003’ten 2011 yılı sonuna kadar bölgedeki fiilî varlığını sürdüren ABD’nin 2011 sonunda aldığı çekilme kararıyla birlikte hem Irak’ta hem de bölgede yeni bir dönem başlamıştır. ABD Irak’tan çekilirken geride üniter bir devletten ziyade kimliğin öne çıktığı, etnik ve mezhepsel grupların birbirleri üzerinde tahakküm oluşturma sürecine girdiği düzensiz bir yapı ve istikrarsız bir ülke bırakmıştır. ABD’nin bölgeden çekildiği günden bu yana Irak kendini mezhepsel çatışmalar içerisinde bulmuştur. Saddam döneminde büyük bir baskı altında yaşayan Şii topluluk, rejimin yıkılmasından sonra hükümette daha aktif rol almaya başlamış ve böylelikle geçmişin öcünü almak niyetiyle Sünnilere karşı birtakım eylemlerde bulunmuştur.

Irak 1932 yılında bağımsızlığını elde ettikten sonra, ülkede azınlık grubu olmalarına rağmen Sünniler, kurucu topluluk olarak yönetimi ele geçirmişti. Amerika’nın işgali ve Saddam Hüseyin hükümetinin devrilmesi ile bu durum değişmiş ve Irak, devlet dışı aktörlerin ve mezhepsel grupların iktidar savaşı verdikleri bir alan haline gelmiştir. Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasından sonra bölgede bu denli mezhepsel gerilim ve çatışmanın yaşanmasının sebebi ise Saddam’ın Şiiler üzerinde kurduğu baskı, Şii ulemanın önde gelenlerinin idam edilmesi ve bunları protesto eden Şiilerin devlet eliyle öldürülmesidir.[1]

Bu nedenle işgal sonrası oluşturulan hükümetlerden çıkan kararlar Şii-Sünni çatışmasının körüklenmesine sebep olmuştur. Bunun bir örneği de-Baathification diğer bir adıyla Baas Tasfiyesi olarak adlandırılan, Irak siyasetinden ve ordusundan tüm Baas kökenlileri temizlemeye yönelik politikadır. Uygulanan bu politika ile birlikte ordudan atılan subaylar ve askerler, ordudan atılmanın verdiği öfke ile birlikte Şii ve Kürtlere karşı cephe almış ve silahlı eylemlerde bulunmaya başlamıştır. Baasçı damgasıyla sıradan Sünnilerin de ordudan uzaklaştırılmaları ve işlerinden edilmeleri, kendi aralarında uzlaşamayan ve birçok görüş ayrılığı yaşayan Sünni grupların radikalleşmesine neden olmuştur.

2003 Amerikan işgali ile Baas iktidarının sona ermesi, ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemiş ve böylelikle mezhepsel gruplar arasında iktidar mücadelesi yaşanmasına ortam hazırlamıştır. DAEŞ’in doğuşu ve faaliyetlerine başlaması da bu tarihten itibaren zemin bulmuştur. 2012 yılından sonra güçlenen DAEŞ, Nuri Maliki’nin mezhepçi politikaları ve İran’ın bu ülkedeki faaliyetleri sebebiyle Sünni bölgelerde yayılmıştır. Kuruluş aşamasından günümüze değin çeşitli isimler alan grup, önceleri Irak el-Kaidesi olarak eylemlerde bulunmuş, sonra Mücahitler Şura Konseyi ve Irak İslam Devleti isimleri ile faaliyet göstermiştir. DAEŞ’in hedef olarak sivilleri seçmesi, Sünni ve Şiilere yönelik yoğun saldırılarda bulunması, el-Kaide ile arasında bariz bir görüş ayrılığı yaşamasına sebep olmuştur. Suriye el-Kaidesi olarak bilinen Nusret Cephesi ile de birtakım görüş ayrılıkları yaşayan DAEŞ, Temmuz 2014’ten itibaren Özgür Suriye Ordusu başta olmak üzere bölgede birçok grupla çatışmaya girmiştir.

Bugün Irak’ın güvenlik durumu, devam eden DAEŞ saldırılarından dolayı korkunç boyuttadır. Bölgede halifeliğini ilan ettiği günden beri hem Irak güvenlik güçleri ile hem de bölgedeki diğer gruplarla çatışma halinde olan DAEŞ, mezhepsel şiddete ve büyük insan hakları ihlallerine imza atmaktadır. UNAMI’nin (United Nations Iraq) şubat ayında yayımlanan raporuna göre, 2015 yılı boyunca bölgede 7.000’den fazla sivil katledilmiştir. BM’ye bağlı OCHA’ya (İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi) göre 6 Şubat’tan itibaren ülke nüfusunun neredeyse 1/3’üne tekabül eden 10 milyondan fazla insanın insani yardıma ihtiyacı vardır. 2014’ten bu yana 3,3 milyon insan ülke içerisinde yerlerinden edilmiş konumdadır. Başka bir rapora göre ise şubat ayı itibarıyla en az 3 milyon insan DAEŞ’in kontrolü altındaki bölgelerde yaşamaktadır.[2] DAEŞ Hristiyan, Yezidi ve Türkmenlerin de aralarında bulunduğu etnik ve dinî azınlık grupların üzerine sistematik olarak saldırılar düzenlemeye devam etmektedir ve yapılan bu saldırılar büyük bir zorunlu göçe sebep olmaktadır. Irak Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre DAEŞ 7 Ağustos 2015’e kadar Ninova’da 2.000 sivili katletmiştir. Bugün DAEŞ’in hedef gözeterek öldürme, zorla din değiştirme ve cinsel istismarı da kapsayan saldırı ve katliamları savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir.

Irak hükümetinin yardım talebi üzerine 8 Ağustos 2014’ten itibaren ABD Irak’ta DAEŞ üzerine hava saldırıları başlatmıştır. DAEŞ’in yüzlerce sivil Iraklıyı katletmesi karşısında sessizliğini koruyan Batı’nın bölgedeki Hristiyan azınlığın hayatı tehdit altına girince harekete geçmesi garabeti bir yana, yapılan operasyonların sonuç alıcı bir nitelik taşımadığı görülmektedir. DAEŞ’in yaptığı saldırılara karşın, Şii militanlar da Sünni sivillere karşı misillemeye geçerken Şii Irak güvenlik güçlerinin hukuk dışı öldürme, sivilleri kaçırma ve mülke zarar verme ihlalleri de ayyuka çıkmıştır. Yine aynı rapora göre zorla adam kaçırma, hedefli öldürme ve mülke zarar verme gibi eylemler gerçekleştiren grupların bazılarının hükümet güçlerine bağlı olduğu anlaşılmaktadır. 4 Aralık’ta İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Irak ve Kürt güvenlik güçleri tarafının DAEŞ’ten geri alınan Irak toprakları üzerinde yaşayan Sünni Arap topluluklara karşı zorla tahliye, hukuk dışı öldürme gibi suçların işlendiğini açıklamıştır.

BM’nin Irak hükümetini desteklemesinin yanı sıra, birçok Avrupa Birliği üyesi ülke ile Arnavutluk ve Kanada da DAEŞ ile savaşan Kürtlere karşı yardımlarını sürdürmektedir.

Kendi haklarına yönelik ihlallerde Saddam’dan geri kalmayan ve bölge halkına yönelik katliamlar gerçekleştiren Bağdat hükümeti, uluslararası toplum tarafından DAEŞ’e karşı desteklenmektedir. Ancak DAEŞ ve bölgedeki diğer silahlı gruplarla mücadele eden hükümet, Sünni, Şii ve Kürtler arasında süregiden çatışma halinin altında yatan sebeplere çözüm bulmaktan uzaktır. Bölgede, saldırılar sonucu yerinden edilmiş nüfusa yönelik acil olarak insani yardım faaliyetlerinin hayata geçirilmesi gerekmektedir.


[1] Recep Tayyip Güler, ‟Irak, Mezhebi Çatışma Girdabında Bir Ülke”, Ortadoğu Çatışmaları, Ahmet Emin Dağ (Ed.), s. 122.

[2] http://www.globalr2p.org/regions/iraq