İşgalin Görünen Yüzü: İsrail Yerleşimleri

İşgalin Görünen Yüzü: İsrail Yerleşimleri

16 Haziran 2015

İHH İnsani Yardım Vakfı Batı Şeria temsilcisi olarak 2010 yılında beş ay Doğu Kudüs’te yaşayan daha sonra 21 gün İsrail hapishanelerinde hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulan İzzet Şahin ile İsrail’in yerleşim politikalarını konuştuk.

Filistin’de kaldığınız süre içerisinde İsrail’in yerleşim politikalarına dair gözlem yapma imkânınız oldu mu? Yerleşimler bölgede nasıl algılanıyor, siz neler gözlemlediniz?

Doğu Kudüs’te, Vadi el-Cuz denilen bölgede yaşadım. Dolayısıyla evimin hemen karşısında işgalin binaları vardı. Yukarıdaki Şeyh Cerrah bölgesi işgal altındaki yerlerden biri. Hemen yanı başında Filistin arazileri üzerine kurulmuş birçok bakanlık binasını görebilirsiniz. Yine üst bölgede bulunan İbrani Üniversitesi zaten Doğu Kudüs içerisinde, Filistin toprakları üzerine kurulmuş bir üniversite. Biraz daha güneydoğuya doğru baktığınız zaman zaten etrafı duvarlarla muhasara altına alındıktan sonra içerisinde yerleşkelerin kurulduğu, inşaat çalışmalarının sürekli devam ettiği bölgeyi müşahede etmek mümkün. Buna ek olarak Batı Şeria’ya da gittik. Hem el-Halil’deki değişiklikleri hem de Beytüllahim’deki işgalleri gördük. Ramallah’ta olsun, Cenin’de olsun, Nablus, Eriha yani aşağı yukarı Batı Şeria’nın tamamındaki yerleşimleri gördük. Zaten bu bölgeleri gezdiğiniz zaman yerleşimleri görmemeniz mümkün değil. Yerleşkelerdeki İsrailliler kendilerini daha fazla güvende hissetmek için köy ve şehirlerini genelde yüksek ve hâkim tepelere kurmuş.

Peki yerleşimlere girme imkânınız oldu mu? Yerleşimciler dışındaki insanların yerleşimlere girmeleri mümkün mü?

Mümkün değil. Pasaport taşıyan yabancı birisi önceden izin alması durumunda gazeteci, araştırmacı vb. sıfatlarla içeri girebilir. İmkânsız değil ancak bu durumlarda bile içeri girmek hayli zor prosedürlere tabi.

Yerleşim politikalarından bahsedecek olursak?

Filistin’deki yerleşim politikalarının amacı bu topraklardan Filistinlilerin tamamen temizlenmesidir. Şu an İsrail’in bütün politikalarının arkasında bu var. Bir tane Filistinli bırakmayacak şekilde o toprakları Filistinlilerden temizlemek. Hatta bugünlerde bırakın Filistinlilerin orada yaşamasına müsaade etmeyi, beyaz Yahudilerin kabul etmediği Etiyopyalı siyahi Yahudilere dahi o topraklarda fırsat vermeyeceklerini ispat etmiş durumdalar.

fiYerleşimler sadece şehrin kurulmuş olduğu bölge anlamına gelmiyor. Yerleşimlerin etrafında bir belediye dairesi, onun etrafında da güvenlik dairesi var. Dolayısıyla bu daire Filistin topraklarının %50’sinden fazlasına tekabül ediyor. Ve işgal edilen yerleşimlerin bulunduğu arazilerin 1/3’ü devlet arazisi değil Filistin halkının özel mülkiyeti.

Peki Filistin halkının elinde tapu vb. resmî evraklar mevcut değil mi? Bu belgeler bir şey ifade etmiyor mu?

Durum şu; bir tarafın elinde tapu diğer tarafın elinde toprak var. Burada hak hukuk değil güç geçerli. Güçlü olan hukuksuzluğuna kılıf bulabiliyor.

İsrail mahkemelerinin bu konudaki tutumu nasıl peki?

İsrail mahkemeleri devlet politikasındaki genel prensibin dışına asla çıkmıyor. Ne mahkemesi ne güvenliği ne de siyaseti o genel mantığın dışında hareket etmez. Kendi içlerinde Yahudiler için işleyen bir hukuk var. Ama söz konusu olan Filistinliler olunca hukuk değil devletin resmî politikası olan siyonizm anlayışı devreye girer. Siyonizme göre hiç kimse bir Yahudi ile eşit olamaz ve hiçbir Yahudi bir Filistinliye verdiği maddi veya manevi zarardan dolayı cezalandırılmaz. İşlenen suç ölüme sebebiyet verse bile deli raporu verilerek cezadan korunurlar. İbrahim Halil Camii’nde namaz kılan Filistinlileri kurşuna dizen İsrailliye yaptıkları bunun sadece bir örneğidir.

Peki nedir bu genel mantık?

İsrail’in genel mantığı şudur: Zaten o topraklar Filistinliler tarafından işgal edilmiş topraklardır. Gerçekte İsrail halkının sahip olması gereken toprak işgal altındadır. İsrail’in yaptığı, bu işgale karşı bir özgürleştirme politikasıdır. Genel mantık budur. Hâlihazırda Batı Şeria’da 160 civarında, belki de daha fazla yerleşke var ve bu yerleşimlerin ne uluslararası hukukta ne de başka bir düzlemde oturduğu bir zemin yok. Söz konusu olan tamamen işgal. Yerleşimlerde en mütevazı rakamla 550.000 yerleşimci yaşıyor. Ve bu yerleşimciler geriye kalan iki milyon insanın hayatını yok hükmünde kabul ediyor.

Yerleşimcilerden bahsedecek olursak bu insanlar kimler? 550.000 yerleşimci nereden geldi? İsrail vatandaşları mı, dışarıdan gelenler mi, kim bu yerleşimciler?

Öncelikle bu insanlar Yahudiler. Orada Hristiyan yerleşkesi diye bir şeyden bahsedilemez. Yerleşimcilerin tamamı Yahudi dinine mensup. Dahası Yahudilerin en tehlikeli olanları. Çünkü bu yerleşimciler hem millî hem de dinî motivasyona sahip olan radikal milliyetçiler, genelde bu yerleşkelerde iskân ediliyorlar. Seküler solcu bir eğilim bu kişilerde görülmez. Yerleşimciler çoğunlukla her an karşı tarafa düşmanca bakan radikal milliyetçi insanlardır. Aralarında önceden İsrail’e gelenlerden bölgeye taşınanlar olduğu gibi elbette yurt dışından getirilen kişiler de bulunmakta. Bunun için çok büyük teşvikler var zira.

Teşvikler var dediniz. İsrail hükümeti, İsrail vatandaşlarından farklı olarak yerleşimlerde yaşayanlara farklı imkânlar mı sunuyor?

Kesinlikle öyle. Zaten bugün yerleşimcileri bölgede tutan faktörlerin başında bu teşvikler geliyor. Orada bulunmak devlet açısından öncelikle bir kahramanlık gerekçesi. Birçok avantaj sunuluyor yerleşimcilere: ev, vergi muafiyeti, maaş… Bir kişi Tel Aviv’de araziye para verip satın almak durumundayken diğer tarafta işgal edilen topraklarda bedava ev sahibi olabiliyor.

Yerleşimlerdeki evler tamamen ücretsiz mi veriliyor?

yapmıyor, askerlikten de muaflar bildiğim kadarıyla. Şu anda bölgede yarım milyonun üzerinde Yahudi nüfusu barındırılıyor.

Peki yerleşimlerde yaşam nasıl?

Yerleşimler içerisinde tamamen korumalı hale getirilmiş bir yaşam var. Etraflarında güvenlik daireleri oluşturulmuş. İçerisinde askerî bir yapı var. Yerleşimler için inşa edilmiş güvenli yollar var. Tel Aviv’le Batı Şeria’daki yaşam arasında bir fark yok aslında. Her ikisinde de özgür bir şekilde ve geniş imkânlar içerisinde yaşıyorlar. Yerleşimci nüfusunun korunması adına Filistinlilere uygulanan güvenlik tedbirleri ise hayatı felç ediyor.

O zaman şu soruyu soralım: Yerleşim politikaları Filistinlileri nasıl etkiliyor?

Evet, evler tamamlanınca ücretsiz olarak yerleşimcilere veriliyor. Buna ek olarak vergi muafiyeti sağlanıyor. Dahası yerleşimlerde bulunanlar bir öncü kuvvet gibi görüldüğünden askerlik de

Filistinlilerin hayatını tamamen çekilmez hale getiriyor. Özgür bir ülkede değilsiniz. Kuşatılmış, duvarlarla çevrilmiş, 540 teftiş noktası, 100 karakol, iptal edilen yollarla neredeyse izin almadan komşunuza gidemeyeceğiniz bir hayat yaşıyorsunuz. Yerleşimler için inşa edilen yolları Filistinliler kullanamaz. Bu yollar Filistin arazilerinden geçer. Filistinlilere bırakılan topraklardaki hareketler bile sınırlıdır. Ramallah’ta hangi yöne hareket ederseniz edin 2 km sonra İsrail işgali ile karşılaşırsınız. Filistinlilerin geçim kaynağı olan zirai topraklar yerleşimlerin hizmetine sunulmuş durumda. Filistinliler bir litre su kullanıyorsa yerleşimciler altı litre kullanıyor. Bölge kaynakları tamamen yerleşimcilerin hizmetine sunulmuş. Filistinlilerin iş, eğitim, sağlık kurumlarına ulaşmasında ciddi sıkıntılar var. Diyelim ki Nablus’tan Cenin’e gideceksiniz, kontrol noktasında hayır denirse gidemezsiniz. Yarım saat uzaklıktaki bir hastaneye veya okula ya gidemiyorsunuz ya da saatlerce bekletiliyorsunuz.

Sizin herhangi bir yerleşimci ile tanışma imkânınız oldu mu? Yerleşimciler kendilerini nasıl tanımlıyorlar? Yerleşimciler Filistin halkının yaşamında birçok zarara, hak ihlallerine neden oluyorlar. Bu durumu kendileri nasıl değerlendiriyor?

Bu noktada kendilerini sorguladıklarını, vicdan muhasebesi, empati gibi şeyler yaptıklarını düşünmüyorum.

Geliyorlar ve bir başka insanın evinden çıkmasına neden oluyorlar.

Problem de işte burada. Çünkü Filistinlileri “sonradan gelenler” olarak görüp bir işgalcinin elinden kendi topraklarını geri aldıklarını düşünüyorlar. Yerleşimcilerle Filistinliler arasında hiçbir iletişim yok. Yerleşimcilerin yolları Filistinlilerle hiçbir şekilde kesişmiyor. Farklı şehirlerde kalıyor, farklı yolları kullanıyorlar. Pazarları, alışveriş yerleri tamamen ayrı. Aynı topraklar üzerindeler ancak tamamen izole edilmiş bir hayat söz konusu. Filistinliler kendi toprakları içerisinde muhasara altındalar. Bir nevi açık hava hapishanesindeler. Ve İsrailliler istedikleri zaman Filistin topraklarını delip geçebiliyor, bu toprakları daha da parçalayabiliyorlar. İstedikleri evi basıp, insanları yaralayıp, tutuklayıp istediklerini yapabiliyorlar. Haritaya baktığımız zaman da İsrail’in gözünde Batı Şeria, Gazze, Kudüs falan görmüyoruz. İsrail’in gözünde yukarıdan aşağıya bütün Filistin toprakları İsrail toprağıdır. Dolayısıyla Filistinliler o topraklardan temizlenmesi gereken virüsler olarak görülür.

Netanyahu dördüncü kez başbakan oldu. Kendisi yerleşim politikalarına en fazla ağırlık veren siyasilerden biri...

Zaten İsrailli politikacıların elindeki en büyük malzeme Filistin halkına karşı uygulayacakları şiddet politikalarıdır. Siyasiler, Yahudileştirme politikaları siyasi hedefleri arasında ne derece yer alırsa o kadar başarılı oluyor, destek topluyorlar.

Örneğin Netanyahu, son İsrail seçimlerinden bir gün önce Har Homa yerleşim birimini arkasına alarak basına poz vermiş ve “Benim dönemimde bir Filistin devleti olmayacak.” şeklinde bir açıklama yapmıştı.

Evet, aynen bu da biraz önce bahsettiğimiz siyasetin bir parçası. Yahudileştirme politikası sadece fiziki Yahudileştirme anlamında değil bölgede bir Yahudi kimliği oluşturulması anlamında da devam ediyor. Ve bu siyasi kredibilite için çok önemli bir söylem.