İslami Gelenek ve İnsani Yardım

İslami Gelenek ve İnsani Yardım

28 Mart 2014

Batı’da Sanayi Devrimi’nin oluşturduğu siyasi ve toplumsal dönüşüm sonucu bir ihtiyaç olarak doğan modern insani yardım modeli, İslam dünyasında kendine has bir şekilde hayat bulmuştur. Günümüzde İslam dünyasında doğmuş ve uluslararası alanda insani yardım çalışmalarında bulunan modern insani yardım kurumları için İslam medeniyetinin yardımlaşma ve sosyal dayanışma geleneği önemli bir mirastır.

İslam dünyasının insani yardım kurumları bu mirastan güç almakta; doğdukları toplumda hâlihazırda yerleşik olan yardımlaşma kültürü üzerine çalışmalarını bina etmektedirler. İslam’ın Müslümanları hayırda yarışmaya, iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmaya davet etmesi, zekât müessesesinin İslam’ın temel şartlarından biri olarak vazedilmesi, yardımlaşmanın ibadet olarak görülmesi, paylaşmanın temel erdemlerden biri olarak zuhur etmesi İslam toplumlarında köklü bir yardımlaşma geleneği doğurmuştur.

İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in sünneti, toplumsal yardımlaşmayı teşvik eden sayısız örneklerle doludur. En hayırlısı insanlara en faydalı olanı olarak tarif edilen Müslümanlar, öldükten sonra da arkalarında devam edecek hayır kapıları bırakmaya teşvik edilir. Farklı imkân ve becerilerle donatılan insanlar, bir yaşam kurmak ve sürdürmek bakımından tek başına yetersizdir. Aksine, insanın kendini tek başına yeterli görmesi isyana ve kibirlenmesine neden olabilir. Müslüman birey, bir kardeşinin sıkıntısını giderdiğinde kıyamet gününde Allah’ın da onun sıkıntılarından birini gidereceğine inanır. Hayırda yarışmaya (Bakara, 2/148), iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmaya (Maide, 5/2) davet edilir. Bir vücudun azaları gibi tarif edilen Müslümanlar, kendileri için sevip istediklerini başkaları için de sevip istemedikçe gerçekten iman etmiş sayılmaz. “Namazı, ibadeti, hayatı ve ölümü Allah için” (Enam, 6/162) olan, “iman edip salih ameller işleyen” (Ankebut, 29/58) Müslümanlar, toplumun en küçük birimi aileden başlayarak komşuyu, mahalleyi, şehri, ülkeyi ve yeryüzündeki bütün Müslümanları gözetecek bir yardımlaşma döngüsü içerisinde olmalıdır. “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 49/10) ayetinde görüldüğü gibi, Müslümanlar arasında kan kardeşliğinin yanında manevi bir kardeşlik ve akrabalık tesis edilmiştir. Dinen oluşan bu akrabalık gereği zenginlerin yoksulları gözetmesi, Allah katından lütfedilen varlıklarını yoksullarla paylaşması gerekir. Bu din kardeşliğinde en yakınlardan başlanarak yeryüzündeki tüm insanları kapsayacak bir yardımlaşma dairesi tesis edilir. Komşusu açken tok yatmaması vazedilen Müslümanların iyilik dairesi en yakınlarından başlar: “Allah’a kulluk edin, ona hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve eliniz altında bulunan kimselere iyilik edin.” (Nisa, 4/36)

İnanan insan için sadaka günahlara kefarettir. Karşılığı Allah tarafından kat kat artırılacak bir borçtur. (Bakara, 2/245) Nisab miktarı malı olan her Müslüman malını arındırmak için “yoksullara, düşkünlere, memurlara, kalpleri Müslümanlığa ısındırılacaklara; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda” (Tevbe, 9/60) zekât vermelidir.

Yetimin, açların, yoksulların doyurulması, esirlerin kurtarılması, hastaların bakılması (Bakara, 2/177) gibi ameller Kur’an-ı Kerim’de bizzat vazedilirken mal biriktirmek (Tevbe, 9/35), yoksulu itip kakmak (Maun, 107/2-3) azap gerekçesi olarak gösterilmiştir. İslam’a göre insanın malından vermesi kaza ve belalardan korunmasına vesile, günahlara kefaret, Allah’ın rızasını kazanmaya ve cennete yaklaşmaya vesiledir.

İslam’ın vazettiği bu ilkeler doğrultusunda İslamiyet’in ilk yıllarından bu yana yardımlaşma Müslüman toplumların temel dinamiklerinden biri olmuştur. Mekke’den Medine’ye hicret eden muhacirlere ensarın kucak açması insanlık tarihi açısından önemli bir dayanışma örneğidir. İyilik ve takvada yardımlaşma, Müslüman kardeşini gözetme, zekât, sadaka, kurban, kefaret, vakıf kurma vb. konulardaki hükümler İslam toplumlarında yardımlaşmanın kurumsallaşmasını sağlamıştır. Erken dönemlerden itibaren tüm İslam toplumlarında Müslümanlar arasında dayanışmayı tesis eden kurumlar ve toplumsal dayanışma pratikleri görülmüştür. Aşevlerinden yolcuların ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar birçok alanda faaliyet gösteren vakıflara ek olarak İslam dininin vazettiği iki önemli ibadet olan zekât ve kurban, varlıklı ve yoksul Müslümanlar arasında sürekli bir dayanışmayı tesis etmiştir. Her yıl düzenli olarak yerine getirilen zekât ve kurban ibadetlerinin yanı sıra sadaka, doğum, ölüm, hastalık, adak, kefaret gibi farklı vesilelerle yardımlaşmak da İslam toplumlarında görülen yerleşik yardımlaşma modelleridir. Bu tarihî ve dinî mirastan güç alarak çalışmalarını sürdüren insani yardım kurumlarının yapısı, işleyişi ve çağdaşlarından ayrılan özellikleri bir başka çalışmada ele alınacaktır.