İspanyol-Katalan Gerilimi

İspanyol-Katalan Gerilimi

18 Nisan 2014

Derin bir monarşi tarihine sahip İspanya, her zaman hedef olarak koyduğu merkeziyetçi yapıyı uygulamada başarılı olamamış ve 1873 yılında 1. Cumhuriyet’in kurulmasına zemin hazırlamıştır. Çok uzun sürmeyen bu dönem sonrasında tekrar merkezîleşme çabaları yaşanmış ve bu durum 1931’de 2. Cumhuriyet’in kuruluşuna zemin hazırlamıştır. Katalanlar bu süreçte konfederal bir yönetim talep etmiş ancak bu isteklerini elde edememişlerdir. Kazançları ise yapılan müzakereler sonucunda Katalonya’nın özerk bir bölge haline gelmesi olmuştur.

1931-1939 arasındaki 2. Cumhuriyet döneminde o güne kadar belirli bir seviyede devam eden ve çabaların çözüm için sonuç vermediği bölgesel problemler üst seviyeye çıkmıştır. Yaşanan İspanyol İç Savaşı’nda, 1939’da Barcelona’nın ve Madrid’in alınması ile beraber General Franco zaferi elde etmiş, böylece en katı merkeziyetçi dönem başlamıştır. Köktenci Katolik anlayış, liberalizm karşıtı siyaset ve ekonomik muhafazakârlık ile tanımlanan Franco döneminde, yönetimin birincil amacı merkeziyetçi yapıların ülkenin tamamında kusursuz olarak yeniden tesis edilmesi olmuştur.[1] Bu süreçte ülkede konuşulan diğer diller yasaklanmış, özerklik gibi taleplerde bulunanlar cezalandırılmıştır. Bölgesel farklılıklar penceresinden bakarak eleştiri yapmak Franco’ya muhalefet olarak değerlendirilmiştir. Kurduğu baskı rejimi ölümüne (1975) kadar devam etmiştir. Ancak Franco tüm çabalarına ve uyguladığı baskılara rağmen İspanya’nın bölgesel farklılıklarını giderememiştir. 1978 yılında yapılan anayasada İspanya’nın bölünmez bütünlüğüne vurgu yapılırken bir yandan da otonomiye açık kapı bırakan bir bakış açısı getirilmiştir. Bu anayasa çerçevesinde Katalonya 1979’da otonom statüsünü elde etmiştir. 1986 yılında İspanya’nın AB üyesi olması bölgesel yönetimlerce oldukça olumlu karşılanmıştır. Çünkü AB üyeliği gayriresmî anlamda bir ülkenin egemenlik haklarını parlamentolar üstü bir yapıya bırakması anlamına geliyordu. Bu noktadan bakıldığında bölgesel yönetimlerin merkez yönetimle neredeyse aynı konuma gelmesinin önü de açılmış oluyordu. Nitekim merkezî kısıtlamaları aşmak için AB ile dolaylı iletişim kanalları kullanan altı İspanyol bölgesi Brüksel’de büro açmıştır. Bu bürolar aracılığıyla bölgelerin talepleri AB gündemine daha etkili bir biçimde taşınmış ve İspanyol bölgesel temsilcilerin aktif olarak katıldıkları Avrupa Bölgeler Meclisi’ndeki çalışmalar sonucunda, İspanyol bölgesel yönetimleri AB ile daha yakın bir konuma gelmiştir.[2]

images-3Son gelişmeler: Bugün taraflar arasındaki anlaşmazlıklar hâlâ sürüyor. Özellikle 2013 yılı sonunda düzenlenen “İspanya, Katalonya’ya Karşı: Tarihî Bir Bakış Sempozyumu”, nefreti körüklediği ve tarihi çarpıttığı iddiasıyla İspanyol siyasetçiler arasında huzursuzluğa sebep oldu. Katalan Özerk Yönetimi Başkanı Artur Mas’ın Katalan parlamentosundaki ayrılıkçı partilerle görüşmesi ve bu yılın kasım ayında referanduma gidilme kararının alınması yönündeki çabalar, Madrid’de tepkiyle karşılandı. İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, referandumun anayasaya aykırı olacağını söyleyerek referanduma gidilmesinin söz konusu olmadığını belirtti. Rajoy, “Anayasaya göre, İspanyol ulusunun birliği bölünmez. İspanya’nın egemenliği İspanyollara aittir ve hiçbir hükümet bu hakkı kendine özelleştiremez.” diye konuştu.[3]

Tüm bunlar yaşanırken AB üyesi olan İspanya’nın, birliği bu konuda zorlayacağı da ortada. Kaldı ki topluluk müktesebatına göre, eğer Katalonya tek taraflı bir bağımsızlık ilan ederse AB yasaları artık o bölgede uygulanamaz. İspanyol meclisinde yapılan son oylamada da Katalanların referandum talebi reddedildi. Artur Mas oylamada kendilerine destek veren Bask, Galiçya ve Kanarya Adaları özerk yönetimlerinde faaliyet gösteren milliyetçi partilerin temsilcilerine teşekkür etti. Bunun bir parçalanma önerisi olduğunun altını çizen İspanya Başbakanı Rajoy ise, “Katalonya’sız bir İspanya ve İspanya’sız bir Katalonya olamaz. Çünkü geçmişi, alışkanlıklarımızın büyük kısmını, neredeyse kanlarımızı paylaşıyoruz. Ben Katalonya’ya sizden daha çok inanıyorum. Katalonya’yı seviyorum.” dedi.[4]

Yaşanan mali krizle beraber daha da gerilen merkez-bölge yönetimi ilişkileri İspanya’nın en önemli iç sorunu. Dünya genelinde ayrılıkçı söylemlerin artması her zaman ekonominin gidişiyle doğru orantılı olmuştur. Katalanların vergi paylaşımına itirazı ve İspanya’daki krizi omuzlamak zorunda bırakıldıklarına dair inançları devam ediyor. Nitekim İspanya’nın kuzeydoğusunda yer alan bölge, İspanya’nın millî gelirinin beşte birini, ihracatın ise dörtte birini sağlıyor. Ancak bölge her yıl yaklaşık %7 oranında zarar ediyor. Bölgeden elde edilen gelirin başka yerlere harcanması da halkı hoşnut etmiyor. 17 özerk bölge ile 2 özerk şehre sahip ülkenin toplam nüfusunun yaklaşık %15’inin yaşadığı Katalonya, 2012 yılı rakamlarına göre 42 milyar avro ile İspanya’nın en fazla kamu borcuna sahip kesimi. Çözüm için atılacak adımların başında bölge yönetimlerinin güçlendirilerek merkeze bağlılığın arttırılması geliyor. AB de bu konuda İspanya’ya destek vermeyi vaat ediyor. Çünkü avro bölgesinde yeni bir krize daha yer yok.

 

[1] Joan Subirats, “Multi-level Governance and Multi-level Discontent: The Triumph and Tensions of the Spanish Model”, Territory, Democracy and Justice Regionalism and Federalism in Western Democracies, Ed. Scott Greer, Palgrave Macmillan LUELMO, 2006; Jesus del Rio and Allan Williams, “Regionalism in Iberia”, Regionalism in Europe, Peter Wagstaff, Intellect Books, 1999, ss. 167-187.

[2] Aziz Tuncer, Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, 2010.

[3] http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1472743-ispanya-katalonya-gerilimi-tirmandi

[4] http://www.aljazeera.com.tr/haber/katalonya-referandumu-reddedildi