Yükleniyor...
İsyandan İç Savaşa Suriye Muhalefeti

İsyandan İç Savaşa Suriye Muhalefeti

30 Mayıs 2014

Suriye’de Arap Baharı rüzgârının etkisiyle 2011 yılında başlayan ayaklanmalar kanlı bir iç savaşa dönüştü. Demokratik taleplerle başlayan isyan hareketi, 1970 yılından bu yana hâkimiyetini sürdürmekte olan Nusayrilik kökenli Baas rejimine karşı büyüyen Sünni muhalefetini harekete geçirdi ve üç yıllık süreç içerisinde çatışmalara eklenen farklı unsurların da etkisiyle iç savaş halini aldı. Ağırlıklı olarak Sünni İslamcı grupların varlık gösterdiği Suriye muhalefeti, aslında ülkenin geneline yayılmış bütün farklı fraksiyonları içerisinde barındırmaktadır. Demografik yapısı incelendiğinde etnik ve mezhepsel grupların çeşitliliği ile dikkat çeken Suriye’de, çok çeşitli grupların muhalif gösterilere destek verdiği ve bugünkü iç savaşın bir parçası olduğu görülmektedir.

Siyasi ve askerî gruplar olarak ikiye ayırabileceğimiz Suriye muhalefeti, ayrıca grupların “devrimci” veya rejimle “uzlaşmacı” tutumları bağlamında da ikiye ayrılmaktadır. Şu anda aktif bulunan muhalif grupların sayısının 1.200’ün üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Suriye muhalefetinin yapısının, muhalif grupların karakterinin ve isyandan iç savaşa gelinen süreçte yaşananların kısa bir değerlendirmesinin sunulacağı bu yazıda, muhalefet içerisinde aktif bir isim olan Suriye Ulusal Koalisyonu’nun Türkiye Temsilcisi Dr. Halit Hoca ile gerçekleştirdiğimiz görüşmenin notları da yer almaktadır. Gerek rejim gerekse de çeşitli askerî muhalif gruplar aracılığıyla çatışmalara müdahil olan İran, Rusya, Irak, Suudi Arabistan ve Batı ülkeleri gibi dış güçlerin pozisyonu ise yazının kapsamı dışında bırakılmıştır.

Tarihsel Arka Plan: 1920-1946 yıllarında Fransız manda yönetimi tarafından etnik-mezhebi otonom bölgelere ayrılmış olan Suriye, bölgedeki benzerleri gibi kolonyalist bir gücün kimlik mühendisliğinden nasibini alan ülkelerden biridir. Bağımsızlığın kazanılmasının ardından 1950-1960’lı yıllarda askerî darbeler birbirini izlemiş, ülkede istikrar sağlanamamıştır. 1970’te ise Baas Partisi’nin yönetimi ele geçirmesi ile Arap Aleviliği olarak da bilinen Nusayrilik mezhebine mensup Esed ailesinin iktidar dönemi başlamıştır. Bu dönemden itibaren Suriye’de azınlık konumunda olan Nusayriler devlet kademelerinde önemli mevkilere getirilmiştir.

suriye 4Halkın %70’inin Sünni Müslüman olduğu Suriye’de nüfusun %12’sini oluşturan Nusayrilerin iktidara gelişi ordu kanalıyla gerçekleşmiştir. Şehir merkezlerinden uzak, köylerde ve dağlık bölgelerde yaşayan Aleviler, yoksulluktan ve dışlanmışlık duygusundan kurtulmak için, ülkenin en güçlü kurumlarından olan orduda kimlik bulma yolunu seçmiş, iktidara sahip olduktan sonra ise elde ettikleri gücü kaybetmemek ve eski konumlarına tekrar geri dönmemek için Sünniler üzerindeki baskılarını arttırmıştır.[1]

Sadece dinî gruplar değil, Suriye’deki en büyük etnik azınlık grubunu oluşturan Kürtler de ayrımcılık, kültürel haklar ve anadilleri üzerindeki yasaklar sebebiyle muhalif tutumlarını sürdürmüştür. 1962 yılında binlerce Kürt’ün vatandaşlıktan çıkarılması ve onların soyundan gelenlerin de “yabancılar” olarak kategorize edilmesi etnik ayrımcılığın boyutlarını göstermektedir. 2004 yılından itibaren ülkenin Kürt bölgelerinde yaşanan ayaklanmalar tansiyonu daha da yükseltmiştir. Bu tarihten itibaren Kürt göstericilerle güvenlik güçleri arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmaya devam etmiştir.[2]

Suriye’de ülke içindeki güçlü istihbarat örgütü ve paramiliter teşkilatlar, rejim tarafından muhalif unsurlara yönelik korku ve baskı aracı olarak kullanılmıştır. Baas iktidarından rahatsızlık duyan Sünni muhalefet zaman zaman isyanlarla tepkisini göstermiş, bu isyanlar Esed rejimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 2000 yılında Hafız Esed’in ölümü üzerine ülkede kısa süreliğine reform umutları yeşermiş, ancak göreve gelen Beşşar Esed de babasının politikalarını sürdürmüştür.[3] Tüm bu gelişmelerin sonucunda gittikçe derinleşen muhalefet, Arap Baharı sürecinde patlama noktasına gelmiştir.

İsyandan İç Savaşa: Bu çalışma için görüşlerine başvurduğumuz Suriye Ulusal Koalisyonu Türkiye Temsilcisi Dr. Halit Hoca, Suriye’deki ilk kıpırdanmanın şubat ayında başladığını söylemiştir: “Tunus’takine çok benzeyen bir nedeni var. Harika bölgesinde bir işportacıya polisin müdahale etmesi üzerine bölgedeki tüccarlar tepki olarak kepenk indirdi. Atılan ilk slogan ‘Suriye halkı küçük düşürülemez’ sloganıydı. Fakat o zaman bizzat İçişleri Bakanı olaya müdahale etti. Olay yerine giderek protestocuları yatıştırdı. Çoğu zaten iş adamıydı. Ondan bir ay sonra, 15 Mart’ta Şam’da bir kıpırdanma oldu. Fakat asıl olaylar 18 Mart’ta Deraa’da başladı.”

Mısır’da ülke geneline yayılan protesto gösterileri üzerine Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in 11 Şubat 2011 tarihinde istifa etmesi, Suriye’de rejimden hoşnutsuz olan gruplara umut vermişti. Suriye’nin Deraa şehrinde isyan hareketini ateşleyen olayın kahramanlarının çocuk yaştaki bir grup gösterici olması, ülkedeki huzursuzluğun boyutlarını göstermekteydi.

suriye“15-16 çocuk duvarlara yazı yazmıştı. O zaman Hüsnü Mübarek düşürülmüştü. Yazdıkları yazılardan biri de ‘Ey doktor senin de sıran geldi’ idi, çünkü Esed aslında göz doktorudur. O çocuklar tutuklandı, işkence gördü. 15 yaşında bir çocuk ailesine ölü olarak teslim edildi. İşkence görmüştü, vücudunda sigara yanıkları vardı, kaburgaları kırıktı. Cinsel organı da kesilmişti. Anlatılana göre o çocuk Esed’in posterine idrarını yapmış, ceza olarak da cinsel organını kesmişler. İşkence görmüş bir halde ailesine ölü olarak teslim edildi. Ondan sonra Deraa’da olaylar başladı.”

Ülkenin başka şehirlerine de yayılan protesto gösterilerine katılan aktivistlere rejimin sert bir şekilde müdahale etmesi üzerine ayaklanma kısa sürede silahlı boyut kazandı. Ordudan ayrılan bazı askerlerin “Özgür Suriye Ordusu” adı altında muhalif ordunun kurulduğunu açıklaması, rejime karşı silahlı direniş hareketinin başlangıcı oldu. Hoca, barışçıl gösterilerden silahlı mücadeleye doğru bu hızlı dönüşümün sebeplerini şöyle açıklamaktadır:

“Tunus’ta, Cumhurbaşkanı Bin Ali’den orduya, göstericilerin üzerine ateş açılması emri geldi, fakat ordu bu emri dinlemedi. Yine Mısır’da Mübarek döneminde göstericiler üzerine ateş açılmamıştı. Fakat Suriye’de silahlı kuvvetler göstericilere müdahale etti. Tanklar ve zırhlı birlikler kullanıldı. Nisan ayında Humus’taki Saat Meydanı’nda oturma eylemi yapan göstericilere ateş açılması ve yaklaşık 100 kişinin öldürülmesi, sonra Hama ve Şam’da askerlere vur emri verilmesi, ordudaki bazı askerleri -özellikle Sünni kökenli olanları- silahlarını rejime karşı kullanmaya sevk etti.”

Dr. Halit Hoca, silahlı muhaliflerle ordu arasındaki çatışmaların 2011’in Ağustos ayından itibaren başladığını belirtmektedir. Devrim mücadelesinin askerî bir boyut kazanmasının, aktivistlerin silahlanması yoluyla değil, ordunun içinden bölünmeyle gerçekleştiğinin altını çizen Hoca, ordudan ayrılarak muhaliflerin tarafına geçen askerlerin zamanla küçük grupları yetiştirmesiyle askerî mücadelenin geliştiğini ifade etmektedir.

Silahlı mücadele ile barışçıl gösterilerin bir süre birlikte devam ettiğini ancak daha sonra silahlı mücadelenin ağırlık kazandığını söyleyen Hoca, bunun nedenlerini de şu şekilde ortaya koymaktadır: “Suriye halkı rejimin hiçbir şekilde barışçıl eylemlere izin vermeyeceğini anladı. Şam, Humus, Halep, Lazkiye, Deir ez-Zor ve diğer tüm şehirlerde barışçıl gösteriler iki yıl öncesine kadar devam etti. Küçük küçük askerî yapılanmalarla beraber, askerî yapılara sıcak bakmayan kitlelerin barışçıl gösterileri sürüyordu. İşte en büyük tutuklanmalar da o zaman başlamıştı. Çok sayıda aktivist tutuklandı. Tutuklanmalar artınca ve buna eş zamanlı olarak silahlanma oranı da hız kazanınca zamanla gösteriler azaldı. Şu anda da var hâlâ, cuma günleri yapılıyor. Her cumanın bir ismi var ve gösteriler devam ediyor. Ancak şu anda direniş ağırlıklı olarak askerî yapılarla sürdüğü için aktivistlerin hareketleri zikredilmiyor.”

Muhalif Hareketlerin Karakteri: Suriye’de 40 yılı aşkın bir süredir iktidarını sürdüren diktatör Baas rejimi, iktidara yakın gruplar dışında hiçbir etnik, dinî veya ideolojik grubun örgütlenmesine izin vermemiştir. Buna karşın isyan hareketinin ilk aylarından itibaren devrimin kurumsallaştırılması çabaları hızlandırılmış ve birçok örgüt kurulmuştur. Uzun yıllardır diasporada yaşayan veya ülke içindeki siyasi figürler, âlimler ve aktivistlerin bir araya gelerek oluşturdukları siyasi yapılanmalara kısa sürede silahlı askerî yapılar eklenmiştir. Burada karşımıza siyasi yapılanmaların Suriye dışında, askerî yapılanmaların ise içeride örgütlendiği bir sistem ortaya çıkmaktadır. Rejim ile sıcak mücadelenin içerideki silahlı örgütler tarafından sürdürülmesi, içerideki muhalefet ile dışarıdaki muhalefet arasında askerî yapıların daha fazla sözünün geçtiği bir ilişki biçimi doğurmuştur.[4]

Muhalefetin yapılanması hakkında bilgi veren Dr. Halit Hoca, grupların çeşitliliğine dikkat çekmektedir: “Yerel konseyler ve devrim konseyleri var. Bunlar barışçıl gruplardır. Özellikle yerel konseyler kurtarılmış bölgelerdeki belediyecilik hizmetlerini üstleniyorlar. Halka hizmet götürmeyi, Suriye’nin sivil yapısını korumayı amaçlıyorlar. Bunların yanında her şehirde birçok değişik sivil yapılanma var. Bunlar sağ, sol veya İslami olabiliyor. Sol yapılanmalara örnek olarak yerel koordinasyon komiteleri, sağ-sol karışık olan Suriye Devrimi Yüksek Kurulu var. Suriye Devrimi Yüksek Konseyi ise İslami bir yapıdadır. Hepsi sivil, hepsi devrimci. Yerel konseyler şehrin yapısına göre şekilleniyor. Kurulduğu şehirdeki eğilime göre kimisi İslami, kimisi karışık olabiliyor. Mesela Dürzilerin yaşadığı bölgenin Dürzi bir yerel konseyi var. Halep’te daha İslami bir yerel konsey var, Deraa’daki yerel konsey ise karışık. Bunun yanında İslami heyetler var. Bunların hepsi devrimin kendi içerisinde kurumsallaşması adına kurulan ciddi, sivil yapılanmalar.”

Dağınık grupları bir araya toplamayı amaçlayan çatı kuruluşlardan ilki 23 Ağustos 2011’de kurulan “Suriye Ulusal Konseyi”dir. Siyasi bir çatı kuruluş olan Suriye Ulusal Konseyi; Şam Deklarasyonu, Müslüman Kardeşler, Suriye Komünist Partisi’nin eski mensupları, rejime muhalif olan Nusayriler ve bağımsız aktivistleri bünyesine katmıştır. Hoca, Suriye devletine muhalif olan Nusayrilerin sayısının fazla, ancak aktif hareketlere katılanların sayısının az olduğunu belirtmektedir. Suriye’de yaşayan aileleri için endişelenen Nusayriler, devrim hareketi içerisinde aktif olarak yer almaktan çekinmektedir. Suriye Ulusal Konsey’i daha sonra yerel konseyleri de bünyesine katarak Suriye Ulusal Koalisyonu’nu kurmuştur.

suriye2Suriye'de iktidar mücadelesi olayların başlamasından yaklaşık altı ay sonra askerî alana kaymış, bunun sonucunda hiyerarşik bir yapıya sahip olmayan, birbirinden bağımsız hareket eden, kontrol ettikleri alan bulundukları semt veya köyle sınırlı dağınık askerî gruplar ortaya çıkmıştır.[5] Askerî yapılanmalarının %90’ının İslami gruplardan oluştuğunu ifade eden Hoca, hem siyasi hem de askerî gruplar arasında dinî hedeflerle hareket etmeyen, “seküler” diyebileceğimiz grupların da yer aldığını belirtmektedir. “Siyasi yapılanmaların yanında askerî yapılanmalar var. Bir sürü tugay ve tümen var. Bunlar cepheler altında birleşiyor. Bu cephelerin en büyüğü İslam Cephesi. Askerî yapılanmaların %90’ı İslami gruplardan oluşuyor, ancak seküler yapılar da var. İdlip’teki Suriye Devrimcileri Cephesi bunlardan biri. Seküler derken İslami bir devlet kurmayı amaçlamayan grupları kastediyorum. Türkiye ile karşılaştırmayın. Burada seküler insan dine de karşı olabilir ama orada böyle bir şey yok. Bu cephedeki devrimciler de namaz kılar, sakallıdır. Suriye Devrimciler Cephesi ve Hazm Hareketi iki önemli seküler harekettir. Batı’dan gelen askerî destek bunlara gidiyor.”

2012 yılından itibaren Suriye içindeki aşırı grupların askerî yapılanmalar altında kurumsallaştığı ve iç savaşa dahil olduğu görülmektedir. İlk olarak 23 Ocak 2012 tarihinde Nusra Cephesi, el-Kaide örgütünün Suriye kolu olarak kuruluşunu ilan etmiştir. Temmuz ayında ise Mesut Barzani’nin Suriye Kürt muhalefetini birleştirme çabaları sonucunda Suriye Kürt Ulusal Konseyi ve “Batı Kürdistan Halk Meclisi”nin katılımıyla “Yüksek Kürt Konseyi” oluşturulmuş, PYD önderliğindeki Kürtler birçok Kürt yerleşim biriminin kontrolünü Esed güçlerinin geri çekilmesi sonrasında ele geçirmiştir. Nisan 2013’e gelindiğinde çatışmaların kaderini büyük oranda etkileyecek bir aktör, el-Kaide’nin uzantısı olduğu söylenen Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) sahneye çıkmıştır. Kasım ayında rejime karşı savaşan yedi büyük İslami-Selefi grubun bir araya gelerek kurduğu “İslami Cephe” ile IŞİD arasında Ocak 2014’ten itibaren çatışmalar başlamıştır.[6]

Silahlı muhalif grupların birbiri arasında çatışma olmadığını ifade eden Hoca, sorun olarak sadece IŞİD faktörüne dikkat çekmektedir: “IŞİD birçok istihbarat birimleriyle, özelikle İran, Irak ve Suriye istihbaratıyla bağlantısı olan bir örgüt. Hedefi İslami gruplar, görevi ise kurtarılmış olan bölgeleri tekrar kurtarmak, yani Özgür Suriye Ordusu’nun elinden almak. Bu da tabii en çok rejimin işine yarıyor. Çatışma buradan çıkıyor.”

Muhaliflerin taleplerini “rejimin düşürülmesi, toprak bütünlüğü çerçevesinde insan haklarına saygılı ve bireysel özgürlüklere dayanan yeni bir devletin kurulması, adaletin ve ulusal barışın sağlanması ve savaş suçlularının yargılanması” şeklinde özetleyen Hoca, son olarak iç savaşın daha yıllarca sürebileceği değerlendirmesinde bulunmaktadır. Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığına aday olacağını söylemesinin -henüz resmî olarak ilan etmemiş olsa da- Cenevre sürecini baltaladığını, dolayısıyla siyasi çözüm olanağının önünü tıkadığını belirten Hoca, askerî çözümün ise silah dengesizliğinin bozulmasına bağlı olduğunu ifade etmektedir: “Suriye rejimi havada güçlü ama karada kaybediyor. Varil bombalarını atabiliyor ama toprak bütünlüğünü sağlayamıyor. Eğer müdahale olmazsa, yani dengeyi değiştirecek spesifik silahlar devreye sokulmazsa bu durum yıllarca devam eder. Muhalefet ihtiyacı olan silahlara sahip değil.”


[1] Cengiz Tomar, “Suriye’de yanlış giden neydi?”, http://www.aljazeera.com.tr/gorus/suriyede-yanlis-giden-neydi
[2] http://edition.cnn.com/2011/WORLD/meast/04/07/syria.kurdish.citizenship/index.html
[3] http://www.theguardian.com/world/2010/jul/16/syrian-human-rights-unchanged-assad
[4] Oytun Orhan, “Suriye Türkmenleri: Siyasal Hareketler ve Askeri Yapılanma”, ORSAM Ortadoğu Analiz Dergisi (içinde), Cilt 5, Sayı 51, Mart 2013, s. 96.
[5] A.g.e.
[6] ORSAM, Ortadoğu Analiz Dergisi, Cilt 6, Sayı 61, Mart-Nisan 2014, s. 52-53.