Yükleniyor...
Japonya'da İslam

Japonya'da İslam

27 Ağustos 2014

Japonya’da dinî inanış ve kısa tarihsel gelişimi

Bir Doğu Asya ülkesi olan Japonya Büyük Okyanus’ta dört ayrı adadan (Kyushu, Honshu, Shikoku ve Hokkaido) müteşekkil bir ada ülkesidir. Karasal olarak hiçbir ülke ile sınırı bulunmayan Japonya Rusya, Kore (Güney ve Kuzey) ve Çin ile deniz sınırına sahiptir. Japonya’nın bu coğrafi konumu ülkenin modern tarihini şekillendirmede oldukça etkili olmuştur. 127.103.388’lik nüfusa sahip olan ülke, demografik olarak %98 Japon, %0,5 Koreli, %0,4 Çinli ve %0,6 diğer etnik gruplardan oluşmaktadır. Her ne kadar millî dinleri Şintoizm olsa da Çin ile çok eskiye dayanan etkileşimleri ve Çin kültürünün güçlü etkisiyle Budizm de ülkede farklı bir üslup kazanmış ve ortaya Şintoizm[*] ile Budizm’in karıştığı yeni bir dinî inanış şekli çıkmıştır. Japonya’nın 1866-1869 yılları arasında Meiji Restorasyonu olarak bilinen siyasi, kültürel her anlamda geçirdiği devrimler ve reformlar silsilesi, ülkede dinî anlamda da birtakım değişiklikleri beraberinde getirmiştir. O zamana kadar bir bütün olan Şinto-Budist inanışı artık ayrılmış ve modern döneme giren Japonya’nın resmî dini saf haliyle Şintoizm olarak kabul edilmiştir ancak halk, pratikte iki dinin ortak anlayışını benimsemeye devam etmiştir. Dolayısıyla Japonlar çoğunlukla kendilerini tek bir dinin mensupları olarak göstermemekle birlikte Şinto olarak doğup Budist olarak öldüklerine inanmaktadırlar. Japonya 1946’da 2. Dünya Savaşı sırasında yeni birtakım reformlara gitmiş ve Şintoizm de devletin resmî dini olmaktan çıkartılarak devlet olarak her dine eşit mesafede yaklaşan bir anayasa benimsemiştir.

Japonya’nın İslam ile tanışması

Japonya’daki Müslümanların geçmişi 100 yıl kadar yakın bir tarihe dayansa da Japonlar ilk olarak 14. yüzyılda gemilerle ticaret için ülkeye gelen Arap ve Çinli (Hui) Müslümanlar aracılığıyla İslamiyet’le tanışmışlardır. 1870’lerin sonlarında Hz. Muhammed’in Hayatı kitabı Japoncaya tercüme edilmiş ve böylece İslam’ın ülkede yayılma süreci başlamış, yine Bolşevik Devrimi sırasında vatanlarından kaçan Kazanlı Müslüman Tatarların Japonya’ya göç etmesi ve burada yerleşmesiyle Müslüman nüfus ülke demografisi içinde yerini almaya başlamıştır.

127 milyondan fazla olan ülke nüfusunun 13 milyonu Tokyo’da yaşamaktadır. Japonya’daki Müslümanların sayısına dair Japonya yönetimi tarafından resmî bir rakam verilmemiş olsa da ülkedeki Müslüman kuruluşlar Müslümanların sayısının 100.000’i bulduğunu ifade etmektedir. Buna karşın Japon nüfus ve sosyal güvenlik uzmanları ülkedeki Müslüman nüfusun 70.000 kadar olduğunu ileri sürmektedir.


japonya2Türk göçmenler Japonya’ya kalıcı olarak yerleşen ilk Müslüman topluluk olmuştur. 1960’larda da Ortadoğu’dan Japon “balon ekonomisi”nin en parlak olduğu dönemde Pakistan, Bangladeş ve İranlı pek çok insan iş aramak için ülkeye gelmiştir. Bugün Japonya’da 20’si Japon, 40’ı Japon olmayan toplam 60 Müslüman grup bulunmaktadır. Ülkedeki tüm bu Müslüman topluluklar için camiler merkezî bir önem arz etmektedir. Japonya’da bulunan yaklaşık 50 caminin ilki 1935’te Hindistan Müslümanları tarafından Kobe’de, ikincisi de Rus Devrimi’yle Kazan’dan kaçarak Japonya’ya sığınan Tatar Müslümanlar tarafından Tokyo’da yaptırılmıştır. Tokyo Camisi bugün şehrin en büyük camisi olarak bilinmektedir. Tokyo Camisi’nin 2000 yılında yeniden inşa edilmesinin ardından özellikle doğu bölgelerinde de cami yapımında artış olduğu gözlenmiştir. Ülkede biri Tokyo'nun Kabukicho bölgesindeki küçük bir caminin imamı Abdullah Taqy Takazawa olmak üzere toplam beş Japon imam bulunmaktadır. Muhtemelen Tokyo’nun tek yerli Japon imamı olan Abdullah Taqy 2011 yılında “Japonya’da İslam: Geçmiş, Şimdi ve Gelecek” konulu Londra ve Oxford’da çok sayıda konferans vermiştir. Konferans konuşmalarının Japoncadan İngilizceye tercüme edilmesiyle Japonya’ya yerleşen Müslüman sayısında da büyük bir artış yaşanmıştır.

2. Dünya Savaşı boyunca Japonya’da askerî yönetim stratejik sebeplerle İslam ve İslam dünyası hususunda çalışan kuruluşları ve araştırma merkezlerini desteklemiş bu da ülkede “İslami bir patlama” yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönem süresince Japonya’da İslam hakkında 100’den fazla kitap ve dergi yayımlandığı bildirilmektedir. Ancak bu kuruluşlar veya araştırma merkezleri Müslümanlar tarafından hiçbir şekilde kontrol edilememiş veya İslam propagandası amacıyla kullanılamamıştır. Çin ve Güneydoğu Asya’da Japonya tarafından işgal edilmiş olan çok sayıda Müslüman topluluk bulunuyordu. Bu kuruluşların tek amacı da işgal edilen bölgelerdeki Müslüman halklar hakkında bilgi sahibi olmaktı. Sonuç olarak 1945’te savaşın sona ermesiyle birlikte, bu kuruluşlar ve araştırma merkezleri hızla kaybolmaya başladı.

Ülkedeki bir diğer “İslami patlama” 1973’te “petrol şoku”nun ardından “Arap patlaması” gölgesinde meydana gelmiş bir harekettir. Bu ülkelerin Japon ekonomisi için büyük bir öneme sahip olduğu anlaşılınca, Japon basını genelde Müslüman dünyasına, özelde Arap dünyasına çok fazla yer vermeye başlamıştır. Yapılan bu tanıtımla birlikte İslam’dan haberdar olmayan pek çok Japon, Mekke’de Müslümanların hac ibadeti görüntülerini, ezan sesini ve Kur’an dinletisini görme ve duyma şansını yakalamıştır. İslam’a dönüş yapan pek çok samimi Japon’un yanı sıra, bu dönemde on binlerce Japon İslamiyet’i kabul etmiş olsa da petrol şokunun etkisi geçtiğinde bunların çoğu aynı hızla ortadan kaybolmuştur.

Japonya’da Müslümanlara yönelik çalışan 14 kuruluş bulunmaktadır: Islamic Center Japan, Japan Muslim Association, Japan Muslim Peace Federation, Japan Islamic Trust, Islamic Circle of Japan, Tokyo Mosque, Kobe Muslim Mosque, Nagoya Mosque, Kanazawa Muslim Society, Tsukuba Muslim Resident Association, Mie Masjid-Mie Islamic Culture Center, Islamic Culture Center Sendai, Muslim Association of Kitakyushu, Tohoku University Muslim Cultural Association. Bu merkezlerde veya büyük camilerde Japonya’daki Müslümanlara yönelik faaliyetler ve eğitimler düzenlenmektedir. Müslümanlar için helal gıda merkezleri açılmakta ve okullarda da Müslüman öğrencilere helal gıda imkânı sağlamak için çalışmalar yürütülmektedir.

Japonya’da Müslüman halka karşı ülkedeki diğer etnik ve dinî gruplardan farklı bir uygulama bulunmamaktadır. Müslümanların Japon toplumu içinde en fazla sıkıntı çektikleri konu Japon patronların şirketlerinde namaz ve oruç konularında çoğunlukla katı uygulamalarla karşılaşmalarıdır. Japonların Müslümanlara yönelik bu tavırlarının inançlarından dolayı değil, ibadette geçen zamanı zaman ve iş kaybı olarak görmelerinden kaynaklandığı öne sürülmektedir. Batılı ülkelerden farklı olarak inanç özgürlüğü gibi konularda dava açabilme hakkını vermeyen bir hukuk sistemine sahip olan ülkede, Japon şirketlerinde çalışan Müslümanlar için tek çıkar yol ibadetlerini terk etmek veya işi bırakmak olarak gösterilmektedir. Japonya’da dinlerinden dolayı en fazla mahalle baskısına uğrayanların “Müslüman Japonlar” olduğu rahatlıkla söylenebilir. Sonradan Müslüman olan kişiler özellikle aileleri tarafından inançlarını terk etmeye, kılık kıyafetlerini kendi kültürlerine uygun şekilde devam ettirmeye zorlanmaktadırlar. Yine Japon etnik kimliği olan Müslümanlar çalıştıkları şirketlerde de diğer yabancı Müslümanlara nazaran daha fazla baskı görmektedir.

[*] Eski bir dinî inanış şekli olan Şintoizm’in geçmişi MÖ 7. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Şintoizm’in temelinde baba tanrıyı temsil eden “gök” ile ana tanrıyı temsil eden “yer”in diğer bütün tabiat unsurlarını ortaya çıkarmış olduğuna ve bu unsurların da kendi özel tabiat tanrılarını oluşturduklarına inanılır.