Kamerun Müslümanları

Kamerun Müslümanları

09 Mart 2017

Yüz ölçümü: 475.440 km2

Nüfus: 23.130.708

Müslüman nüfus: %25-30

Başkent: Yaounde

Resmî dil: İngilizce, Fransızca

Batı Afrika kıyılarında yer alan Kamerun, İslam’ın 1600’lü yıllarda ulaştığı bir coğrafyadır. Genel nüfusun içinde Müslümanların oranı %25-30 arasındadır. Neredeyse her üç kişiden birinin yerel Afrika dinlerine bağlı olduğu ülkede Hristiyanlaştırılanların oranı %30 civarındadır. Ülke, Müslüman ağırlıklı kuzey bölgeleri ile Hristiyan ve animist ağırlıklı güney ve batı bölgeleri arasında iki büyük dinsel alana bölünmüş durumdadır.

Müslüman bir göçmen aşiret olan Fulani halkının 17. yüzyıldan itibaren bugünkü Kamerun’un kuzey kesimlerine yerleşmesiyle bölgenin İslamlaşması başlamıştır. Ticaretle uğraşan Fulanilerin yanı sıra Kadiri ve Ticani tarikatlarına bağlı davetçi dervişlerin de aynı dönemde yoğun olarak bölgeye gelişi, burada kalabalık bir Müslüman topluluğun oluşmasını sağlamıştır. Bu tarihsel geçmiş sebebiyle kuzey ve batıdaki Fulani, Peuhl ve Bamun aşiretleri arasında İslam daha yaygın durumdadır.

İslam’ın bölgeye geldiği ilk dönemlerden itibaren Müslümanlar burada siyasi olarak da varlık göstermişler ve yerel sultanlıklar kurmuşlardır. 19. yüzyılda Kanem Devleti ve Bornu Sultanlığı gibi siyasal yapılar, Kuzey Kamerun’u onlarca yıl yönetmiştir. Bu sultanlıklar sömürgecilerin bölgeyi işgal etmelerine kadar varlıklarını sürdürmüştür. Kamerun’un kuzey bölgeleri 1804’te Kuzey Nijerya’da kurulan Sokoto Halifeliği’ne tabi olan Adamawa Emirliği’nin idaresi altında kalmıştır. Kamerun’u 1884’te işgal eden Almanlar, burada kendi otoritelerini sağlamlaştırmak için, ülkenin yöneticileri olan Müslümanları şiddetli bir baskı altına alıp siyasi güçlerini kırmıştır.

Her sömürgeci güç gibi, Almanlar da kendi sömürge çıkarlarıyla uyumlu olup olmayacakları konusunda nabız yokladıktan sonra, Müslüman azınlığın kendi çıkarlarına uygun davranmayacağını görmüş ve bölgedeki bütün Müslümanların yaşam alanını daraltma yoluna gitmiştir. O dönem Avrupa’dan getirtilen misyonerler de ülkenin her tarafına yayılarak halkı Hristiyanlaştırma çalışmalarına girişmiştir. Müslümanlar askerî anlamda silahlı direnişe geçerken, sivil düzeyde de çocuklarını sömürge okullarına göndermeyerek -bir nevi sivil itaatsizlik örneği sergileyerek- sömürgecilerle mücadele etmiştir.

Hausa ve Fulani halkları 1893 tarihli İngiliz-Alman anlaşması ile iki parçaya bölünmüş ve bu toplulukların bir kısmı Kuzey Nijerya’da bir kısmı da Kuzey Kamerun’da kalmıştır. Bu bölünmeye karşı çıkan Müslümanlar hem Alman hem de İngilizlere karşı mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu etnik ve dinî kardeşlik, Nijerya’da Müslüman-Hristiyan ekseninde bugün bile yaşanan herhangi bir sorunun etkisinin Kamerun’da yoğun biçimde hissedilmesinde başlıca sebeptir.

Kamerun’daki Alman varlığı çok uzun sürmemiştir. 1. Dünya Savaşı devam ederken 1916’da Fransızlar ve İngilizler Kamerun’u işgal ederek aralarında paylaşmıştır. Buna göre ülkenin dörtte üçünden fazlası Fransızların payına düşmüştür. Fransızların politikası da Almanlar gibi, Müslümanları kimi zaman sert kimi zaman da yumuşak yöntemlerle kontrol altında tutmak olmuştur. Bu çerçevede kendi sömürge çıkarlarına zararı dokunmayacak grupların güçlenmesine göz yummuşlardır. Hatta bazı kültürel dernekler, öğrenci grupları ve Sufi hareketler, Fransızların kontrolü altında faaliyet yürütmüştür.

Sömürge yönetimi altında başlayan şehirleşme, iletişim ve ulaşım imkânlarının artması sayesinde, Afrika’da sivillerin ve tüccarların kolay seyahat ettiği bir dönem başlamıştır. Bu değişimin bir yandan Bantu halkları arasındaki iletişimi kolaylaştırıp hızlandıran bir yandan da İslami tebliğ faaliyetlerini ve Müslümanların sayısını arttıran bir etkisi olmuştur.

Fransız Kamerun’u denilen bölge 1960’ta, İngiliz vesayetinde olan bölgeler de 1961’de bağımsız Kamerun Cumhuriyeti’ne katılarak tek bir ülke olarak birleşmiştir. İngiliz Kamerun’unun bir bölümü -Müslümanların her iki tarafta da çoğunluk oluşturmalarını engelleyecek şekilde- yine İngiliz işgalindeki başka bir bölge olan Nijerya’ya bırakılmıştır.

Bağımsızlık sonrasında devletin katı laik ve üniter bir politika uygulaması, Müslüman azınlığın hem dinî anlamda yabancılaşmasını hem de farklı etnik gruplardan oluştukları için ötekileştirilmesini beraberinde getirmiştir. 1963 yılında devlet, Müslümanlara ilk resmî derneklerini (Kamerun İslami Kültür Derneği) kurma izni vermiştir. Uzun yıllar Müslümanların neredeyse tek sesi olan bu yapılanma, 1992 yılında başlayan daha demokratik siyasi koşullarda kurulan diğer şemsiye grupların ortaya çıkmasıyla tekelini kaybetmiştir.

Devletin maddi olanaklarının kısıtlı olmasının da etkisiyle Müslüman azınlık yurt dışından, özellikle Libya ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere Arap ülkelerinden fonlar bularak kendi okul, hastane ve sivil toplum yapılanmalarını kurmuştur. Yurt dışına gönderilen Müslüman öğrenciler, sadece toplumlar arası bağları güçlendirmekle kalmamış, aynı zamanda ülkedeki eğitimli insanların sayısını arttırdığı için, Müslümanların ülke içindeki statülerini de olumlu yönde etkilemiştir.

Bu yıllarda Arap ülkelerine giden öğrencilerin geri dönmeye başlaması bir yandan ülkedeki İslami bilinçlenmeyi arttırırken bir yandan da siyasal talepleri ve toplumsal görünürlüğü gündeme getirmiştir. Devletin tehdit olarak gördüğü bu yeni nesil Müslüman aydınlar, geleneksel ulema tarafından ihtiyatla karşılanmıştır. Bu durum ise, yeni nesil Müslüman aydın ve âlimleri, yeni eğitim kurumları oluşturarak daha sivil düzeyde Selefiliğe yatkın bir akım geliştirmeye zorlamıştır.

Devletin Müslümanlarla ilişkisi hep inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, taraflar arasındaki ilişkiler kimi zaman iş birliği kimi zaman düşmanlık sarkacında gidip gelmiştir. Bugün devletle Müslüman azınlık arasındaki ilişkiyi en iyi tanımlayan ifade “karşılıklı şüphe”dir denilebilir. Devlet Müslümanlara güvenmezken, Müslüman azınlık da devlete karşı benzer hislere sahiptir.

Bugün Kamerun’un büyük yerleşim merkezlerinin hepsinde cami ve medreseler mevcuttur. Misyonerlik çalışmalarının hâlâ yoğun bir şekilde sürdürüldüğü ülkede, bu çabalar Müslümanların İslami medreselere rağbetini engelleyebilmiş değildir. Kurulan İslami eğitim kurumları bir yandan Müslümanları dinî yönden bilgilendirmeye ve şuurlandırmaya çalışırken bir yandan da Müslüman olmayanların İslam’ı tanımalarında aracı olmaktadır. Bu çalışmalar sayesinde ülkede Müslümanların sayısı günden güne artmaktadır.

Geniş imkânlara ve büyük fonlara sahip olan misyonerler ülkede ilköğretim, lise ve üniversite düzeyinde eğitim veren okullar açabilmektedir. Hatta Orta Afrika bölgesinin en önemli Katolik üniversitesi Kamerun’da bulunmaktadır. Bölgedeki ilkokulların %40’ını devlet okulları oluştururken, %30’unu Katolik ve Protestan misyoner okulları, çok küçük bir bölümünü de İslami okullar teşkil etmektedir.

Komşu olduğu Nijerya ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında var olan gerilimler, Kamerun’u da fazlasıyla etkileme potansiyeline sahiptir. Nijerya’daki Boko Haram adlı örgütün etkin olduğu bölgelerin aynı zamanda Kamerun’a da sınır olması, önümüzdeki dönemde Kuzey Kamerun’daki Müslüman azınlığı olumsuz etkileyecek gelişmelere gebe olabilir. Yine Orta Afrika’daki Hristiyan militanlarla Müslüman azınlık arasındaki gerilim, Kamerun sınırında çeşitli asayiş olaylarının patlak vermesine yol açabilir.

Bugün Kamerun’da Müslüman azınlığın en ciddi sıkıntısı, kendi aralarındaki çekişme ve kavgalardır. Özellikle son yıllarda Bamoun bölgesinde yaşanan iç çatışma, onarılması zor yaralar açmıştır. 280’den fazla yerel dil ve 500’den fazla alt etnik grubun yaşadığı Kamerun, bir anlamda Afrika’nın aynası gibidir. Karmaşık toplumsal yapı, Müslüman azınlığı da etnik gruplar halinde bölmüştür. Etnik gerilimlere ilave olarak ülkede Selefi ve Sufi akımlar arasında da güçlü bir çekişme yaşanmaktadır. Ayrıca ülkede üniversite mezunu yeni entelektüellerin oluşturduğu farklı ideolojik yapılanmalar da söz konusudur.

Devletle Müslüman azınlık arasındaki ilişkilere Kamerun Yüksek İslam Konseyi aracılık yapmaktadır. Konsey aynı zamanda Müslüman topluluğun kendi içindeki en yüksek dinî otorite olması dolayısıyla müftülük görevi de yürütmektedir. Kamerun İçişleri Bakanlığı, bu kurumlar aracılığıyla Müslüman azınlık üzerindeki kontrolünü sağlamaya çalışmaktadır.

Kuzeyde Müslümanların kalabalık olduğu bölgelerde, ölüm, arazi sorunları gibi önemli hükümler dışındaki meseleler, kadı sıfatıyla ulema tarafından çözülmektedir. Miras, talak, nikâh gibi aile hukukuna ilişkin konular ise yerel âlimlerin inisiyatifinde yürütülmekte, kadıya başvurulmaksızın doğrudan mahkemeler tarafından çözülen davalarda dahi, başvuru yapılması halinde, mahkemeler kadıların şikâyetini dikkate almaktadır.

Varlık içinde yokluk çeken Kamerun, tam bir imkânsızlıklar ülkesidir. İklim olarak tarıma elverişli olan ve geniş meraları bulunan Kamerun’da hayvancılık ve tarım halen ilkel yöntemlerle yapılmaktadır. Sömürge güçleri tarafından yıllarca bütün zenginlikleri ellerinden alınan insanlar, eğitim ve teknolojiden de yoksun bırakılmıştır.

Kamerun halkının çoğunluğunun yoksul olmasının tek sebebi, bütün üretim alanlarını başta Fransızlar olmak üzere Avrupalı çiftçilerin, iş adamlarının ve tüccarların ele geçirmiş olmasıdır. Yerli siyahilere sadece küçük arazilere bakmak, az sayıda hayvan sürüleriyle uğraşmak, yahut Avrupalıların elindeki iş alanlarında hizmet görmek düşmüştür.

Bu ekonomik dengesizlik içinde, kırsal kesimin büyük bölümünü oluşturan Müslümanlar, ülkede en çok ezilen kesimdir. Küçük ve orta ölçekli işler dışında Kamerun’daki büyük iktisadi kuruluşların tamamı ya doğrudan doğruya Batılıların ya da yerel Hristiyan iş adamlarının elindedir.

Diğerleri