Yükleniyor...
Katliam Kavramını Cenin Mülteci Kampı Katliamı Üzerinden Okumak

Katliam Kavramını Cenin Mülteci Kampı Katliamı Üzerinden Okumak

16 Nisan 2014

İnsan hakları ihlallerinin küresel bir yargılamaya tabii tutulduğu 20. yüzyılda bir olayın “katliam” olarak adlandırılması genellikle faillerini uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya getirir. Uluslararası yaptırımların dışında, katliamın mağdurları sorumlulara karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne dava açarak yaşadıklarının hesabını sorabilirler. Ancak kimi ülkeler, katliam tanımındaki belirsizliklerden yararlanarak yaptıkları manipülasyonlarla gerçekleştirdikleri katliamların sorumluluğundan kaçmıştır.

Katliam (massacre) kelimesi Ortaçağ’da (1100’lü yıllarda) ortaya çıkmış, ilk olarak “mezbaha” anlamında kullanılmıştır. Zamanla anlam değiştiren kavram, günümüzde “çok sayıda sivil ve savunmasız insanın öldürülmesi” olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu tanımdaki “sivil ve savunmasız insan” ifadesi üzerinde genel bir kabul varsa da “çok sayıda” ifadesi üzerinde bir uzlaşma yoktur. Bir olayın katliam olarak tanımlanması için kaç masum insanın ölmesi gerektiğine dair bir standart yoktur. Ayrıca, tanımda doğrudan yer almayan “katliamın tarafları” da bir olayın katliam olarak tanımlandırılmasında etkin rol oynamaktadır. Yaşanan çatışmanın taraflarının olaya dair yorumları farklı olabilir. Katliama maruz kalanların sivil kimliği katliamı gerçekleştirenler tarafından manipüle edilerek dış dünyaya farklı aktarılabilir. Bunun en belirgin örneği, 2002 Nisan’ında Cenin Mülteci Kampı’nda yaşanan katliamıdır.

Cenin Katliamı

İsrail, 29 Mart 2002’de “terörle mücadele” adı altında başlattığı “Savunma Kalkanı Operasyonu” kapsamında 3-15 Nisan tarihleri arasında Cenin Mülteci Kampı’nda 21. yüzyılın ilk toplu kıyım ve imha saldırısı olarak tarihe geçen bir katliam gerçekleştirmiştir.

Cenin Mülteci Kampı, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin kentinde 1948 yılında İsrail tarafından işgal edilmiş bölgelerden olan Hayfa kenti ve civarındaki köylerden gelen mülteciler tarafından kurulmuştu. BM Filistin Yardım ve Çalışma Örgütü (UNRWA)’nün kontrolü altında bulunan ve 1 kilometrekarelik alan üzerine kurulu kampta UNRWA verilerine göre toplam 13.755 kişi bulunuyordu.

CENIN DEHSETICenin Mülteci Kampı’nı 3 Nisan’da kuşatma altına alan işgalci İsrail güçleri, kampı önce füzelerle aralıksız olarak vurmuş, sonrasında tanklarla ve buldozerlerle yerle bir etmiştir. İsrail ordusu, 12 gün süresince Cenin’i dünyadan tecrit etmiş, saldırı sırasında BM kararlarına aykırı bir şekilde kampa ambulansların girmesini engellemiştir. Saldırının bitmesinden sonra da gazeteci, doktor ve insan hakları örgütleri görevlilerinin kampa girmesine izin vermemiş, öldürülen Filistinlilerin İsrail askerlerince toplu bir şekilde gömüleceğini açıklamıştır.

Kampa yapılan saldırı sırasında İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez parlamentoda Cenin Kampı’nda bu kadar büyük bir yıkım yapmalarının tüm dünyada imajlarını zedeleyeceğini belirten bir konuşma yapmıştır. Kampta yaşananlar ancak kamptan dışarı haber ulaştırmayı başaran Filistinliler ve kampa girip görüntü almayı başaran gazeteciler tarafından dünyaya aktarılmıştır. Cenin’de 1.300 Filistinli katledilmiş, 1.500 Filistinli yaralanmış ve 4.258 Filistinli de tutuklanmıştır. Yapılan saldırılar sonucu yaklaşık %80’i yaşanılamaz hale gelen kamp 360 milyon dolarlık maddi zarar görmüştür.

Cenin’de bütün bunlar yaşanırken Birleşmiş Milletler hiçbir şey yapmamış, hatta yaşananları sorgulamak için inceleme heyeti gönderme isteğini dahi İsrail’e kabul ettirememiştir. Üstelik tanıkların ifadelerine göre Cenin’de yaşananlar bir katliamdan çok ötede olmasına rağmen BM yayımladığı raporda Cenin’de yaşananları “katliam” olarak değil, İsrail’in “aşırı güç kullanması” olarak tanımlamıştır. Bu raporda, kampta yaşayan her 10 kişiden birinin öldüğü, sivillerin buldozerlerle yıkılan evlerin altında kaldığı, erkeklerin kurşuna dizildiği, ambulanslara ateş açıldığı yönündeki haberleri aktaran gazeteciler ve Filistinlilerin beyanları göz ardı edilmiştir.

Amnesty International ve Human Rights Watch gibi uluslararası insan hakları örgütlerinin Cenin’de açıkça bir katliam yaşandığını belirtmelerine rağmen BM yayımladığı Cenin raporuyla katliam kavramında ciddi bir erozyona yol açmıştır.

Raporda, Cenin’in abluka altında tutulduğu ve kampa hiç kimsenin giremediği 12 günlük süre ve İsrail’in öldürdüğü Filistinlileri kendi askerlerinin gömeceğine dair açıklamaları da göz ardı edilerek ölü sayısının çok daha düşük olduğunun belirtilmesi ise katliam kavramına atfedilen yüksek ölüm sayısının sorgulanmasını gerektirmiştir. Guatemala Sivil Savaşı’nın ardından bölgedeki insan hakları ihlallerini inceleyen bir BM komisyonu, bir olayın katliam olarak adlandırılması için gerekli ölü sayısını en az “üç” olarak vermiştir. Buna karşın yine bir BM komisyonunun Cenin’de yaşananları katliam olarak adlandırmaması İsrail’i yaptığı katliamın sorumluluğundan kurtarmış ve BM’in tarafsızlığını zedelemiştir.

BM’nin raporunda ayrıca Cenin Mülteci Kampı’nın “militan unsurlar için bir üs” olduğu iddia edilerek Filistin tarafı suçlanmıştır. BM hazırladığı raporla ölen İsraillilerin işgalci askerler, Filistinliler’in ise yurtlarından edilmiş ve mülteci kampında yaşayan siviller olduğu gerçeğini de göz ardı etmiş ve taraflar arasında eşitlik kurarak açık bir hukuksuzluğa imza atmıştır.

Cenin Katliamı ve sonrasında yaşananlar “katliam” kavramındaki belirsizliklerin güçlü ve haksızlar lehine manipüle edildiği bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Bu durumdan güç alan İsrail de hesabını vermek zorunda olmadığını düşünerek katliamlarına devam etmiştir.