Yükleniyor...
Kırım Türklerinin Tarihinde Yeni Safha

Kırım Türklerinin Tarihinde Yeni Safha

06 Nisan 2016

Son iki yıldır Kırım Türkleri tarihinde yepyeni bir safhaya gelindi. 16. asırda, zamanın Kırım Hanlığı, müttefikleri Osmanlı ve Romanya ile birlikte, başta Kafkasya olmak üzere bugünkü Ukrayna ve Rusya topraklarında sağladığı askerî başarıları sayesinde, bölgenin kuvvetli ve etkin devletlerinden biri oldu. Hatta Devlet Giray Han 40.000 kişilik ordusu ile 1571 yılında Moskova’yı sırf Kazan işgaline kısas olsun diye kuşatıp yaktı. Osmanlı’nın zaafa düşmesi ve yaşanan Rus-Türk savaşlarında alınan yenilgiler akabinde ise, 1783 yılında II. Katerina Kırım’ı Rusya topraklarına kattı. Bu tarihten itibaren başlayan aralıklı göçlerde binlerce insan Osmanlı topraklarına göç ederken, özellikle 1914-1918 yılları arasındaki 1. Dünya Savaşı ve 1917’deki Komünist Devrim sırasında bu rakam yüz binlere çıktı. Kırımlı Müslümanların büyük çoğunluğu Karadeniz ve Romanya üzerinden Osmanlı topraklarına yöneldi. Günümüzde Romanya’da 40.000 ve Türkiye’de birkaç yüz bin kadar Kırım kökenli Tatar Müslüman yaşamakta. Türkiye’de sadece Eskişehir civarında 33 Tatar köyü bulunuyor.

Neredeyse 90 yılı bulan Sovyet döneminde Tatarlar kendi topraklarında yaşama hakkını koruma adına mücadeleler verdi. 1920-1930 yılları arasında ABD’li Yahudileri Koruma Siyonist Kurumu (Agro-Joint), Stalin’le anlaşarak Kırım’a Yahudilerin yerleştirilmesini sağladı ve bölgenin el değiştirmesinde büyük rol oynadı. Bu kurum, Komünist hükümetine yaptığı 30 milyon dolar yardım ve düşük faizli kredilerle on binlerce Yahudi’nin Sovyetlerin birçok bölgesinden Kırım’a yerleşmesini finanse ve organize etti. O dönemde Politbüro ve Siyonist Agro-Joint’in hedefinde Kırım Yahudi Özerk Bölgesi’nin kurulması vardı, ancak 1939’da başlayan 2. Dünya Savaşı bu planı bozdu. Öte yandan Tatarların topraklarındaki Yahudilerin sayısı çoğaldıkça (1941’de 50.000 ulaşmıştı) buradaki gerilimin boyutu da arttı. Hatta Komünist Tatarların başkanı -sadakatinden şüphe olmadığı halde- sırf bu sorun potansiyeli yüzünden Moskova’ya çağrıldı ve burada hapsedildi.

2. Dünya Savaşı başlayınca Tatarların önemli bir kısmı hakları uğruna mücadelenin devamı için Almanların yanında yer aldı. 15.000 kadar Tatar asker ve subay Sovyet Kızıl Ordusu’na karşı savaş verdi. 1944 yılında Stalin’in kararı ile iki gün içinde 200.000’den fazla insan mecburi göçe (Özbekistan ve Kazakistan’a) tabi tutuldu. Hatta Kızıl Ordu saflarında savaşan Komünist Tatarların bile Kırım’da yaşaması yasaklandı. Stalin döneminde Kırım’da neredeyse tek bir Tatar bırakılmadı.

1954 yılında Politbüro Başkanı Kruşçev, Kırım’ı Ukrayna’ya bağladığını açıkladı. Amacı, Rusya’nın iç bölgelerinden Rus kökenli ahalinin bu bölgeye transferini sağlayarak Ukrayna’daki Rus oranını yükseltmekti. Mihail Gorbaçov Perestroykası başlayana kadar Tatarlar yaşamlarını Özbekistan’da devam ettirdi. 1989 yılında Komünist otoriter sistemin gevşemesinden sonra daha önce buradan sürgün edilen binlerce aile yurtlarına geri döndü.

Bu yeniden yerleşme üzerinden geçen son 25 yılda, Tatarlar Ukrayna sınırında kalan Kırım’da yaşamlarını yeniden kurmak ve orada yaşayan diğer halklarla barış ve huzur içerisinde kendi toplumsal varlıklarını dizayn etmek için çalıştı. Bir yandan Kırım’da evlerini yeniden inşa ederken bir yandan da okul ve camiler açıp gazete ve televizyonlar kurdular. Son Rus işgali başlayana kadar Ukrayna parlamentosunda temsilcileri de bulunmaktaydı.

2014 yılında Ukrayna’da yönetimini elinde bulunduran Rusya yanlısı iktidar yıkıldı ve ülkenin Avrupa’ya entegre olmasına karşı çıkan devlet başkanı, protestocuların baskısı sonucu Moskova’ya kaçtı. O tarihte Kırım’da yaşayan 2 milyon nüfusun %60’ını Ruslar, %25’ini Ukraynalılar, %12-13’ünü ise Tatarlar teşkil ediyordu. Bu gelişmelerden sonra ‟Yerli Halkın Kendini Savunma” komitesi adı altında Rusya’dan gönderilen özel askerî tim, bir ay içerisinde hemen hiç zorlanmadan tüm devlet binalarını kontrolü altına aldı. Kırım bölgesinin Ukrayna veya Rusya’ya mı bağlanacağı konusundaki referandumdan Moskova’nın manipülasyonları sonucunda Rusya’yla birleşme kararı çıktı. Tabii ki Putin ve Duma da referandum sonucunda çıkan kararı olumlu karşılayıp Kırım’ın Rusya’ya katılma kararını anayasa ve yasalarda hızlıca yaptıkları değişimlerden sonra onayladı. Bu süreçte Ukrayna’nın doğusundaki Rus ayrılıkçılarla mücadele konusunda Kırım’daki Ukraynalılar pasif kalmış, Tatarlar ise bu sözde referanduma hiç katılmamıştı. Diğer ülkeler her ne kadar Rusya’nın Kırım ilhakını kınamış ve AB ülkeleri de Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulanması kararı almış olsa da 21 Mart 2014 tarihinde Kırım Rusya’nın bir parçası oldu ve 250.000 Tatar, kendisini bir anda Rusya sınırları içinde buldu.

Rus hükümetinin Tatarlara yönelik politikasının iki yönü bulunuyor: tamamen dışlama veya asimilasyon. Buna göre Rusya, millî ve manevi haklarını savunma refleksi olan Tatarların kendi geleceklerini inşa etme adına çabalayan her unsuruna karşı dışlama; pasif kalan çoğunluğuna karşı da ileriye yönelik bir eritme politikası güdüyor. Bu çerçevede ilk olarak Tatarların millî hareketi Kırım Tatar Millî Meclis liderlerinden ve halen Ukrayna parlamentosunda milletvekili olan Mustafa Cemil Kırımoğlu ve Refat Çubarova’ya Kırım’a giriş yasağı konuldu ve bölücülük yaptıkları gerekçesiyle haklarında dava açıldı. Lider kadrodan diğer birçok kişi ve aktivistin evlerine de baskınlar düzenlendi, onlarcası hapse atıldı, onlarcasının akıbeti ise bilinmiyor. Camilere baskınlar düzenlenerek dinî kitaplara el konuldu, imamlara “radikal dinci” suçlamaları yöneltildi. Türkçe yayın yapan ve Tatarlara sahip çıkan özel ATR televizyonu yasaklanırken, Avdet gazetesinin yayınları da engellendi. Kırım Türklerinin Stalin tarafından göç ettirilmesinin yıl dönümünü olan 18 Mayıs’taki toplumsal anma programları yasaklandı. İzin verilen birkaç programa katılan halkın üzerinden askerî helikopterler uçurularak etrafta sıkı bir polis yığını ile psikolojik baskı oluşturuldu. Tatarlar dışındaki vatandaşlar arasında yoğun propaganda yapılarak Tatarların tarih boyunca vefasız ve yabancı (Alman ve Türk) iş birlikçisi olduğu yönünde karalama kampanyaları başlatıldı.

Kırım bölgesinin Putin otoritesi ve milliyetçiliğinin en yoğun uygulandığı bölge olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rus yanlısı medyadaki kirli propaganda çalışmalarında, Tatarların Ukrayna’nın güneyindeki Kırım sınırında askerî kamplar kurduğu ve Türkiye’nin desteği ile askerî eğitim aldığı yalanı yayılarak yerli halk üzerinde gerginlik yaratılmakta. İki yıl içinde Kırım’dan 2.000’e yakın Tatar bu sebepten dolayı Ukrayna’ya sığındı.

Bölgede aynı zamanda asimilasyon çalışmaları da yoğun olarak yürütülmekte. Tatarlar arasında yıllardır önemli bir nüfuza sahip olan ve millî harekete liderlik eden Kırım Tatar Millî Meclisi’ne alternatif bir yapı olarak oluşturulan Millî Fırka desteklenerek halkın Moskova’ya bağlanması için Kremlin tarafından Millî Fırka lideri Vasfi Abduraimov’a her türlü destek sağlanmakta. Tatarları Rusya’ya sadakate çağıran Millî Fırka, halkı ilhak hükümeti ile iş birliğine davet ediyor. Bu noktada dikkat çeken bir başka husus ise, ilhaka karşı çıkan ve Tatarların hakları için mücadele eden Millî Meclis’e karşı, Moskova’ya bağlı dinî kurumlarla Rusya’nın diğer Müslüman bölgelerinden önemli kişilerin kullanılması. Rusya’nın Kırım’a yönelik başlatmış olduğu yoğun diplomasi trafiği sonucu bölgeye gelen Rus yanlısı üst düzey devlet adamı, bürokrat ve kanaat önderleri, çeşitli argümanlar ve vaatlerle Tatarları Rus ilhak rejimine karşı yumuşatmaya çalışıyor. Bu kişiler ve vaatlerinden bazıları şöyle: Çeçenistan’dan Ramzan Kadirov büyük bir cami, Moskova’dan Ravil Gaynutdin dindarlara daha fazla hak tanınması, Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nden devlet adamları ekonomik serbestlikler ve yatırımlar vaat ediyor. Bölgede bu girişimlerin etkileri de görülmeye başlanmış. Kırım’daki Tatar müftüsü ve Millî Meclis lider kadrosundan Emirali Ablayev, daha önce Stalin rejimini ve Rusya’nın milletler politikasını eleştirirken şimdilerde müftülüğün Moskova tebaasına ve rotasına geçmesi gerektiğini hem sözleriyle hem de fiilleriyle tasdik ediyor. Genç aktivistlerden Ruslan Balbek, Kırım başbakan yardımcılığına getirilmiş durumda. Bu şekilde, toplumda söz sahibi olan belli kişiler, propaganda için Rusya tarafından Tatarlar arasında öne çıkarılarak önleri açılıyor.

Öte yandan Kırım’da azınlık olan Tatar nüfusunun eritilmesinde Moskova hükümetinin Kırım üzerinde uyguladığı genel ekonomik politikalar da etkin rol oynuyor. Kırım Moskova için sadece bir arazi genişlemesi anlamına gelmiyor. Bölgedeki petrol ve gaz yatakları, Sivastopol şehrindeki büyük askerî üs, Rusya’nın Karadeniz donanma komutanlığının burada olması yanı sıra, 70 yıllık Sovyetler Birliği döneminin en popüler turistik bölgesi olması hasebiyle de bölgeye yapılan altyapı yatırımları Rusya’nın Kırım’a yönelmesindeki sebeplerin başında geliyor. Petrol fiyatlarının düştüğü son dönemde ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan Rusya, her şeye rağmen Kırım’a büyük ölçüde bütçe ayırarak halkın ekonomik ve sosyal refahını sağlamaya çabalıyor. Ancak Tatarlar için dışlama ve eritme politikası her zaman ön planda tutuluyor. Örneğin Sudak şehrinde şehir yapılanması sırasında günümüzde Kırım Tatar Millî Meclisi’ne yakınlığı ile bilinen Tatarların ev ve iş yerleri yıkım planlarına dâhil edilmiş ve kendilerine ancak devlete sadık olurlarsa ödeme yapılması veya alternatif seçenekler sunulması söz konusu olmuş.

Son aylarda Rusya-Türkiye ilişkilerinde yaşanan gerilim Kırım’da yaşayan Tatarları da olumsuz etkiliyor. Rus hükümeti Akmescit (Simferopol) üzerinden Türkiye’ye ulaşımı durdurmuş, Türk iş adamlarına zorluklar çıkarıyor, STK ve Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) gibi kurumların çalışmalarını engelliyor.

27.000 kilometrekarelik bir bölgede yaşayan 2 milyonluk halkın yalnızca 250.000’i Kırım Türk’ü. Bu halk, Akmescit (Simferopol) başta olmakla tüm arazide dağınık vaziyette yerleşik. Genç bir nüfusa sahip Tatarların gelecek nesillere kendi dillerinde okuma yazma öğretebilecekleri sadece 15 okulları var. Bugün yeni nesil Kırım Türkleri, yaşadıkları topraklarda tarihin yeniden yazılışına tanıklık etmekte. Bugünün tarihi elbette daha evvel yaşananların devamı ve bunlardan alınacak ibretlerle belirlenecek.