Kudüs’e Değil Bölgeye Hâkim Olma Mücadelesi

Kudüs’e Değil Bölgeye Hâkim Olma Mücadelesi

09 Ekim 2015

İslam’ın ilk kıblesi ve miracın mekânı kutsal Mescid-i Aksa için zaman giderek daralıyor. İşgal edildiği tarihten bu yana onlarca saldırıya maruz kalan, yakılan, arkeolojik kazı adı altında temelleri oyulan, bir bölümü yıkılan ve çevresi boşaltılan Beytü’l-Makdis, emsali görülmemiş sistematik bir yıkım siyaseti ile karşı karşıya.

Son aylarda camiye yönelik saldırılarını yoğunlaştıran fanatik Yahudi gruplar, iktidarda bulunan Benyamin Netanyahu hükümetinden aldıkları destekle yürüttükleri kampanyalar sayesinde, resmî adımlara da hız vermiş durumda.

Bundan bir süre önce mescidin çevresinde Müslümanlara ait evlerin müsaderesine girişen işgal yönetimi, son birkaç yıldır Yahudi fanatiklerin mescide yönelik tecavüzlerine de zemin oluşturup kendi kamuoyunu böyle bir işgale hazırlamış oldu.

Bu çabalarla eş zamanlı olarak Müslümanların camiye girişine kısıtlama getiren Siyonist yönetim, Kudüs’te ikamet eden çok sayıda Filistinliyi ya tutuklayarak ya da göz dağı vererek Kudüs’teki etnik temizlik çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor. Şu ana kadar yüzlerce Müslüman aile bir şekilde başka bölgelere zorunlu iskân edildi.

Bundan 7-8 yıl öncesinde uluslararası toplumu, “Gazze’den yükselen terör tehlikesi” gibi manipülatif haberlerle yönlendiren Siyonist yapı, Arap Baharı sürecinden sonra bölgenin içine sürüklendiği kaosu yeni bir fırsat dalgasına dönüştürme niyetinde görünüyor. Mısır ve Suriye’deki gerilim hali, bir yandan bölge ülkelerini ve İslam dünyasını fazlasıyla meşgul ederken bir yandan da Kudüs’e yönelik her türlü operasyon konusunda İsrail’in elini güçlendirmiş görünüyor.

Son yaşanan olaylar bir intifada başlangıcı olur mu bilinmez, ancak Filistin merkezli yeni bir uyanışı tetikleyebilir. Bu nedenle Kudüs üzerine oynanan oyunun yeni bölümü, sadece bugünü ve sadece Filistin’i değil, hem geleceği hem de tüm bölgeye yönelik hâkimiyeti ilgilendiriyor.

Bunu yaparken işgalcilerin tek motivasyon kaynağı, tarihsel hezeyanları değil kuşkusuz. İsrail işgal rejimi bölge tarihindeki bir gerçeği çok iyi biliyor. O da, Kudüs bugüne kadar Ortadoğu siyasetinin temel kriteri olmuştur ve bu kutsal kente hâkim olan bir güç tüm bölgeyi kolayca denetler. Siyonist rejimin bölge hâkimiyetinde bu kentin kendi denetiminde olması da vazgeçilmez bir zorunluluktur.

Bölgedeki İslam hâkimiyeti dönemlerinde Kudüs bir barış ve kardeşlik şehri olarak tüm dünyaya ışık olmuştu. Ancak önce İngiliz işgali ve ardından gelen Siyonist işgal bu kutsal ışığı söndürmüş ve yerine karanlık bir dönem başlamıştır. Kudüs’ün işgali aslında bir dönemin kapanıp başka bir dönemin açılışını da gösteren sembolik bir değişimdir. Zira bu kenti elinde tutan güç, bir anlamda tüm bölge siyasetini yönlendirme kapasitesine sahip olmaktadır.

Hz. Ömer döneminde Kudüs’ün fethedilmesi ardından İslam’ın diğer bölgelere yayılması hız kazanmıştı. Kudüs’ün Müslümanların elinden çıktığı ve Haçlı hâkimiyetinin başladığı 1099 tarihi aynı zamanda bütün İslam dünyasının zafiyet içine girdiği bir süreçti. Selahaddin Eyyubi’nin tüm bölgede hâkimiyetinin yolu Kudüs’ü 1187 tarihinde fethettikten sonra açılmıştı. Yine Osmanlı’nın bölge hâkimiyeti Kudüs’ten bağımsız değildi. Bu nedenle bu kutsal bölge, bir anlamda tüm Ortadoğu’ya hâkimiyetin kapısını açan bir anahtar gibi görülmüştür. Günümüzde de Siyonist işgal yönetimi kendi bölgesel egemenliğini pekiştirmek için Kudüs anahtarını sağlama alarak işe başlamıştır.

Bugün işgal altındaki kent, özgürleşeceği günü beklerken, Beytü’l-Makdis’e hâkim olacak güç tüm bölgenin geleceğinde de söz sahibi olacaktır.

Bu nedenle Aksa’nın işgaline çok kısa bir süre kalan şu aşamada, tüm Müslüman toplumlar Siyonistlerin kirli planlarına karşı harekete geçmelidir. Başta Türkiye olmak üzere İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye bütün ülkelerin İsrail’e karşı ciddi bir adım atması zamanı çoktan gelmiştir. Daha önceki kınama açıklamalarının aksine, bu kez somut bir karar alınarak Kudüs’teki tüm İslam mirasının uluslararası koruma altına alınması için çabalar ortaya konulmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, Ortadoğu sorunu çözülmeden dünyada tam anlamıyla barış sağlanamaz. Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülmez. Kudüs işgali sona ermeden de Filistin sorunu çözülemez. Dünya barışının anahtarı Kudüs’tedir.