Yükleniyor...
Kunming Saldırısı: Uygur Sorunu ve Çin’in 11 Eylül Çığırtkanlığı

Kunming Saldırısı: Uygur Sorunu ve Çin’in 11 Eylül Çığırtkanlığı

14 Mart 2014

Çin, 10 gün önce Yunnan eyaletinin başkenti Kunming’de tren istasyonunu kana bulayan saldırının şokunu yaşıyor. Resmî haber ajansı Xinhua’nın verdiği bilgilere göre 1 Mart gecesi ellerinde bıçaklarla kalabalığın arasına dalan 1’i kadın 8 maskeli saldırgan 29 kişinin ölümüne 143 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Saldırganların 4’ü olay yerinde öldürülürken diğerlerinin de yakalanarak tutuklandığı bildirildi. İç Güvenlik Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre saldırının sorumlusu “Sinjanglı aşırılıkçı bir terörist örgüt” ve saldırganların lideri de Abdurehim Kurban isimli bir Uygur.

Kunming'deki saldırının faillerine dair Çinli yetkililerin yaptığı açıklamayı teyit edebilecek bağımsız kaynakların olmadığı, olsa bile sıkı bir otosansürün kullanıldığı medyada hikâyenin resmî versiyonu dışında işlenemeyeceği gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Zira Çin resmî kaynakları olay yerinde bulunduğunu açıkladıkları siyah zemin üzerine ay yıldızlı bayraklar vb. delillerden bahsederek olayı doğrudan “Sinjanglı terörist örgütler”le ilişkilendirmiş durumda.  25 etnik grubun yaşadığı Yunnan eyaletinde, daha önce bir benzeri yaşanmamış bu şiddet olayı, Pekin’in Uygurların temel insan hakları taleplerini uluslararası terör örgütleriyle ilişkilendirerek itibarsızlaştırmaya çalışan yaklaşımı göz önüne alındığında, akıllara pek çok soruyu getiriyor.

Olay yeri, kurbanlar için bırakılan mumlar ve çiçeklerle adeta bir anıt mezara dönüşürken Çin medyası da saldırının yarattığı toplumsal hassasiyet üzerinden “Çin’in 11 Eylül’ü” söylemlerini geliştirmekte gecikmedi. Aşırı sol eğilimli, İngilizce yayın yapan Global Times gazetesinde 5 Mart’ta yayınlanan ve elinde devasa bazukasıyla baştan ayağa siyah giyinmiş maskeli bir militan karikatürüyle birlikte verilen yazı, Kunming’de yaşananları 5 Temmuz Urumçi olayları ile ilişkilendirirken Sinjang’da “terörizm”in Orta Asya ve Afganistan bağlantıları bulunduğunu ve hatta Suriye cihadına katılan fraksiyonlar olduğunu iddia ediyor. Batı medyasını ikna etmek için 11 Eylül tekerlemesinin en önemli anahtar kelimelerine de yer vermeyi ihmal etmeyen gazeteye göre “Sinjang terörizmi” Ortadoğu’da yükselen “dinci aşırılıkçılığın, İslami fundamentalizmin ve cihad” anlayışının Çin topraklarına bir yansıması.

11 Eylül sonrası terörle savaş konseptine dört elle sarılan ve bu konsepte naçizane katkısını esirgemeyen Çin, “Doğu Türkistan terör grupları”nı ABD liderliğindeki koalisyonun savaş açtığı “küresel terör örgütünün bir parçası” olarak nitelendiriyor. 1 Eylül 2001’de Urumçi Fuarı’nın açılışı sırasında basın mensuplarının sorularını cevaplayan dönemin Bölge Parti Genel Sekreteri Wang Lequan’ın Sinjang’da şiddete dayalı terör eylemlerine çok nadir rastlandığını, bölgede terör tehlikesinden söz edilemeyeceğini söylemesinden kısa bir süre sonra, 11 Eylül saldırılarının akabinde, o güne kadar etnik birlikteliği öne çıkaran ve Uygur sorununu göz ardı eden resmî söylem 180 derece değişti. 11 Eylül rüzgârını arkasına almak isteyen Çin’in bugün Uygur sorununa yaklaşımı “Sinjang’da ayrılıkçılık ve terörizmin iç içe geçtiği ve Uygur ayrılıkçıların uluslararası terörizm ağıyla bağlantılı olduğu” perspektifi üzerinden inşa edilmeye başlandı. Bu yaklaşımla ilgili en son örnek Pekin Milletler Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan ve 15 Ocak’tan bu yana gözaltında tutulan ekonomist İlham Tohti. Sinjang Bölge Hükümeti Başkanı Nur Bekri’ye göre, Pekin’in Uygur meselesine yaklaşımını açıkça eleştiren en önemli Uygur entelektüellerden olan Tohti’nin, “Sinjanglı terör hareketleri”ni yöneten isimlerden biri olduğu “çürütülemez deliller”le tespit edilmiş bulunuyor. Aleyhindeki “çürütülemez deliller”in neler olduğu kamuoyuna açıklanmayan Tohti, ayrılıkçılıkla suçlanıyor ve idam cezasıyla yargılanıyor.

Kunming’de yaşanan saldırı sonrasında Weibo ve WeChat gibi sosyal paylaşım sitelerinde Çin’in farklı bölgelerinde Uygurların hedef alındığı toplumsal olayların hızla arttığı dile getiriliyor. Sosyal medyada, mülk sahiplerinin Uygur kiracılarının kira kontratlarını iptal etmesi veya taksi şoförlerinin Uygur yolcuları kabul etmemesi gibi Uygurlara karşı artan hoşgörüsüzlüğü ortaya koyan olaylara yer verilirken Reuters muhabirleri de Kunming’de otel ve restoranlara “Uygurlar giremez” yazılı tabelalar asıldığına şahit olduklarını ifade ediyorlar.

Resmî adıyla Sinjang Özerk Bölgesi olan, Uygurların ise Doğu/Şarki Türkistan olarak isimlendirdikleri Çin’in kuzeydoğusunu teşkil eden 22 milyon nüfuslu bölgede bugün 10 milyona yakın Uygur yaşıyor. Uygurların tarihî olarak anavatanı olan bölgede son 50 yılda demografik yapı Pekin hükümetinin Han Çinli göçünü teşvik etmesiyle büyük bir değişikliğe uğradı. Doğu Türkistanlı tarihçi Rüstem Sadri’nin 1944-45 yılları için verdiği bilgiye göre bölge nüfusunun %90’ı Uygur, Kazak ve Kırgızlardan oluşurken Han Çinlilerin sayısı sadece 202.000’di. Bugün ise Han Çinliler nüfusun yaklaşık %39’unu oluşturuyor. Nüfus transferi ile anavatanlarında azınlık durumuna düşen Uygurlar son 30 yıldır Doğu Türkistan’da yaşanan ekonomik büyümeden de nasiplenemediklerinden şikâyetçi. Genç nesil arasında işsizliğin yaygın olması; uyuşturucu kullanımı ve adi suç oranının artması gibi olumsuz sosyal sonuçlar doğurabiliyor. Uygurcanın son 20 yılda eğitim alanında yapılan düzenlemelerle anaokulundan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumlarında müfredat dili olmaktan çıkarılması da başlı başına bir endişe kaynağı. Uygurlar ekonomik hayattan dışlanarak marjinalleştirilirken bir yandan da kültürel olarak asimile edilme kaygısı taşıyor. Tüm bunların ötesinde “ayrılıkçılık, aşırılık, terörizm” gibi kavramların da her türlü barışçıl gösteri, toplantı ve eylemi kapsamına alacak şekilde son derece geniş bir yelpazede değerlendirilmesi Uygurları inanç, ifade, ibadet özgürlüğü gibi en temel haklarından mahrum bırakıyor.