Küresel Adalette Uluslararası Ceza Mahkemesi

Küresel Adalette Uluslararası Ceza Mahkemesi

21 Ocak 2017

“İnsanlığa karşı suçlar bireyi aşar; zira tek bir insana saldırıldığında bile insanlık hedeflenir, insanlık inkâr edilir. Kurbanın kimliği, yani insanlık, insanlığa karşı suçun özgüllüğünü belirler.”

21. yüzyıl tam anlamıyla bir çelişkiler yüzyıldır. Uluslararası sözleşmelerle bir yanda insana verilen değer artıp merkeze insan ilişkileri alınırken öbür yanda gelişen ve değişen teknoloji ile birlikte yine en büyük yıkımlar gerçekleşmektedir. Bu dönemde birçok savaşa ve bunun sonucunda ise milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine tanık oluyoruz. 20.yüzyıla kadar savaşlar askeri cepheler de varlık bulmuş fakat İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren savaşlar askeri cepheyi aşarak halklar üzerinde inşa edilmeye başlamış ve sivil hayatı doğrudan hedef haline getirmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, uluslararası nitelikte olmayan savaşların yani iç savaşların sayısında büyük bir artış yaşanmış, cephede meydana gelen uluslararası nitelikli savaşlar ise giderek azalmıştır. Bu minvalde devlet içinde sivillere yapılan saldırılar ya da başka bir güç tarafından diğer devletin vatandaşlarına yönelik saldırılar 21. yüzyılın en büyük sorununu oluşturmaktadır. Ulusal mahkemeler, savaş suçları ve soykırım gibi uluslararası nitelikteki suçları yargılama yetkisine sahip olmalarına rağmen, devlet içindeki mevcut olan siyasi çıkar oyunları buna izin vermemiştir. Öte yandan, insan haklarının korunması çerçevesinde, devletin sorumlu tutulmasının yetersizliği, devlet kadrolarında görev alan kişilerin de sorumlu tutulmasını zorunlu kılmıştır. Uluslararası hukukta devletlerin sorumluluğu yanında, bireylerin cezai olarak sorumlu tutulabilmeleri ve insanlığa karşı işlemiş oldukları suçlardan dolayı ulusal ya da uluslararası mahkemeler aracılığıyla cezalandırılmalarının sağlanması uluslararası ceza hukukunun en temel amaçlarından biri olmakla beraber, bireylerin sorumluluğu konusunun uluslararası alanda uygulanması oldukça yenidir. Devletlerin kendi vatandaşına karşı işlediği suç ya da devletlerin kendi vatandaşlarını uluslararası suç sebebiyle ulusal mahkemelerde yargılamak istememesi sistemde büyük bir sorun haline gelmiş ve küresel birçapta uluslararası ceza mahkemesi gündeme gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1945 ve 1946 yıllarında, galip devletler tarafından Alman ve Japon savaş suçlularını yargılamak için, Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi ve Tokyo Uzakdoğu Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi kurulmuştu. Ancak aradan geçen uzun yıllara ve yaşanan kitlesel katliamlara rağmen 2002 yılında çalışmaya başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’ne kadar uluslararası sistemde insanlığa karşı suçların önlenmesinde ve bu suçları işleyenlerin cezalandırılmasında yetkili ve kalıcı bir yargı organı olmamıştır. Buradan hareketle, nitelikli bir kısım suçların sorumlularının bütün dokunulmazlıklardan bağımsız biçimde kovuşturulabilmesi ve yargılanabilmesine imkân tanıyan ve UCM’yi kuran 1998 tarihli Roma Statüsü, uluslararası ceza sisteminin iç hukuktaki benzer biçimde ceza hukuku doğrultusunda evirilmesinde önemli bir adımdır. Fakat UCM etkinlik bakımından ulusal meclisler tarafından kabul edilmiş ceza yasasıya karşılaştırılması mümkün değildir. Ulusal meclisler tarafından yapılan yasaların uygulanması ve sorumluluğunu garantör egemen devlet üstlenirken ve yasanın uygulanmadığı yerde hâkim, savcı ve kolluk kuvvetlerince gerekli önlem alınırken, Roma Statüsü'nün uygulanmaması halinde yaptırım uygulayabilecek bir aktör bulunmamaktadır.

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız.