Yükleniyor...
Küreselleşme Sürecinde Afrika ve Türkiye-Afrika İlişkileri

Küreselleşme Sürecinde Afrika ve Türkiye-Afrika İlişkileri

03 Eylül 2015
  • Yazar: Numan HAZAR
  •  
  • Yayıncı Kuruluş: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), Ankara
  •  
  • Genişletilmiş İkinci Baskı Tarihi: Eylül, 2011
  •  
  • Sayfa Sayısı: 260
  •  
  • ISBN: 975-6782-80-3

 

 

 

1998 yılında ilan edilen Türkiye’nin Afrika Açılım Eylem Planı’nın üzerinden 15 yıldan fazla bir süre geçti. Türkiye’de 2000’li yılların başında yaşanan ekonomik kriz ve siyasi bunalım ne yazık ki bu planın sağlıklı bir şekilde hayata geçmesine engel oldu. Ancak 2002 yılında iktidara gelen Ak Parti Hükümeti’nin izlemiş olduğu makul politikalar neticesinde Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile olan ilişkilerinde gözle görülür bir iyileşme gerçekleşti. Bu dâhilde, öncelikle 2003 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığınca “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” hazırlanmış; sonrasında 2005 yılı Türkiye’de Afrika Yılı ilan edilmiştir. Takip eden süreçte Afrika Birliği İcra Konseyi’nin 25-29 Ocak 2008 tarihlerinde Addis Ababa’da yapılan olağan toplantısında Türkiye, Afrika’nın stratejik ortaklarından biri olarak kabul edilmiştir. Aynı yılın 18-21 Ağustos tarihlerinde İstanbul’da I. Türkiye-Afrika Devlet ve Hükümet Başkanları Zirve Toplantısı gerçekleştirilmiş ve bu toplantı sonrasında Afrika’nın gizemi Türkiye için yavaş yavaş kalkmaya başlamıştır.

2008 yılını takip eden yedi yıl içerisinde Türkiye Afrika kıtasındaki misyon sayısını yaklaşık üç kat arttırmıştır. Bu zaman diliminde Türkiye, özellikle Sahra Altı Afrika bölgesinde yer alan ülkelere Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı (TİKA) aracılığıyla ciddi yardımlarda bulunmuş; farklı kurum ve kuruluşları ile bu bölgeden binlerce öğrenciyi burslu olarak Türkiye’ye getirmiştir. Bununla yetinmeyen Türkiye, bölgedeki çatışmaların çözümünde de arabulucu olarak yer almaya başlamıştır. Özellikle 2010 yılı Mayıs ayında Birleşmiş Milletler desteğiyle İstanbul’da düzenlenen Somali Konferansı’na ev sahipliği yapan Türkiye, bölgedeki çözümsüz denklemlerin de bir parçası olmaya başlamıştır. Yakın zamanda ise 19-21 Kasım 2014 tarihlerinde Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da II. Türkiye-Afrika Devlet ve Hükümet Başkanları Zirve Toplantısı gerçekleştirilmiştir. Bu zirve Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile olan iş birliğinin daha ileri seviyelere taşınması yönündeki karşılıklı iradenin ve kararlığının bir tezahürü olarak görülmelidir. Bu ekseriyette, “Türkiye’nin 1998 yılında Afrika’da attığı ilk tohum 2008 yılında filizlenmeye başlamış, takip eden süreçte ilk meyvelerini 2010 yılı itibarıyla vermeye başlamıştır” argümanı yanlış olmayacaktır.

Son dönemde Türkiye’nin Afrika’ya olan çok boyutlu alakasına rağmen Afrika’ya ve Türkiye’nin Afrika politikasına dair akademik çalışmalar hâlâ istenen seviyede değildir. Literatürümüzde oldukça az sayıdaki kitap ve makale bunun en bariz göstergeleridir. İşte böylesi bir açığı fark eden Türkiye’nin Nijerya Federal Cumhuriyeti nezdindeki eski Büyükelçisi Numan Hazar, Küreselleşme Sürecinde Afrika ve Türkiye-Afrika İlişkileri başlıklı değerli bir çalışmayı hazırlamıştır. Kitapta spesifik bir konudan ziyade genel hatlarıyla Afrika’ya değinen yazar, Türklerin Afrikalılar ile oldukça eski dönemlere uzanan ilişkilerini ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren bugüne kadarki Afrika politikasını incelemiştir.

Kitabın “Afrika ile İlgili Genel Gözlemler” başlıklı ilk kısmında yazar, yirmi beş alt başlıkta Afrika’ya dair genel bilgiler sunmuştur. Afrika’daki çok yapılı sistemler dikkate alındığında oldukça genel bir perspektif sunan yazar, bu kısımda öncelikle Afrika ülkelerinin coğrafi özelliklerinden, jeopolitik konumlarından, zengin maden yataklarından ve etnik yapılarından; sonrasında sömürge dönemi öncesinde Afrika ülkelerinin durumlarından, coğrafi keşiflerle sömürgecilik sürecinin başlamasından, sömürgeciliğin etkilerinden ve 1960’larda başlayan bağımsızlık mücadelelerinden bahsetmiştir. Bu kısımda yazar ayrıca bazı Afrika ülkelerinin bağımsızlık süreçlerindeki Kemalist dinamiklerden ve Afrika’daki üç farklı milliyetçilik türünden (kabile düzeyinde sömürgeciliğe karşı milliyetçilik, Pan-Afrikanizm düzeyinde tüm kıtaya yayılan milliyetçilik ve yapay veya zorunluluklarla ortaya çıkan milliyetçilik) de bahsetmiştir. Bunun yanı sıra, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya, Sierra Leone, Ruanda ve Darfur özelinde Afrika’daki geçmiş ve güncel birtakım sosyopolitik ve ekonomik sorunların sebepleri ve sonuçları ile bu sorunların çözümünde kıtasal ve bölgesel örgütlerin rolü de bu kısımda kendine yer bulmuştur.

Kitabın “Türklerin Afrika ile İlişkilerinin Kısa Tarihçesi” başlıklı ikinci kısmında yazar, on altı alt başlıkta Osmanlı özelinde Türklerin Afrika kıtası ile ilk temaslarını ve bu ilk temasların ileriki aşamalarını incelemiştir. Bu dâhilde, önce Kuzey Afrika’da Mısır, Cezayir, Tunus ve Trablus’taki (Libya) ilk tarihî temasları okuyucuya aktaran yazar, sonrasında Sahra Altı Afrika bölgesine yönelmiş ve aynı zamanda bir Afrika devleti olan Osmanlı’nın zamana yayılan fetihleri sonucu oluşan Habeş Eyaleti’ni incelemiştir. Bu bölümde konuya meraklı okuyucular için bazı ilgi çekici kısımlar bulunmaktadır. Bunlar arasında:

1. Osmanlı Sultanı Abdülmecit tarafından 1862 yılında Güney Afrikalı Müslümanlara dinî vecibelerini öğretmek için görevlendirilen Ebu Bekir Efendi’nin anıları;
2. Bugünkü Türkiye-Nijerya ilişkilerinin zeminini hazırlayan Lagos’taki Shitta Bey Camii’nin hikâyesi;
3. Büyük Sahra’da kendilerine “İstanbullu” adı verilen bir kabilenin tarihî gerçeği;
4. Büyük Sahra’da egemen olan Müslüman Kanem-Boru Sultanlığı (bugünkü Kuzey Nijerya, Nijer, Çad ve Kuzey Kamerun’un toprakları üzerinde kurulmuştur) ile Osmanlı Devleti arasındaki dostluk ilişkisinin temeli ve bu dostluk ilişkisindeki karşılıklı faydanın rolü;
5. Ekvator vilayetinin kuruluşu ve Alman Emin Paşa’nın buradaki girişimleri yer almaktadır.

Kitabın “Türkiye-Afrika İlişkileri” başlıklı kısmında yazar, bir önceki bölümün devamı olarak bu sefer Türkiye Cumhuriyeti’nin Afrika ülkeleri ile olan siyasi ve diplomatik ilişkilerine değinmiştir. Türklerin Afrika kıtasında sömürgecilik faaliyetlerinde bulunmamalarından ötürü olumlu bir imajının olduğunu belirten yazar, son dönemde kıtada gözle görülür derecede belirgin olan Çin faktörü ve Afrika’daki farklı siyasi yapılar gibi, Türkiye için birtakım engellerden bahsetmiştir. Bunun yanı sıra, 1998 yılında yazar tarafından bizzat kaleme alınan Türkiye’nin Afrika’ya Açılım Eylem Planı içerisindeki diplomatik, siyasal, ekonomik, askerî ve tanıtım gibi beş önemli başlık da yazarın kendi gözlemleri dâhilinde analiz edilmiştir.

Kitabın “Türkiye-Afrika İlişkilerinde Son Gelişmeler” başlıklı kısmında yazar, 1998 yılındaki Afrika’ya Açılım Eylem Planı’ndan sonraki yaklaşık on yılı incelemiştir. Bu dâhilde;

1. 2005 yılının Türkiye’de Afrika Yılı olması,
2. Afrika Birliği İcra Konseyi’nin 25-29 Ocak 2008 tarihlerinde Addis Ababa’da yapılan olağan toplantısında Türkiye’nin Afrika’nın stratejik ortaklarından biri olarak kabul edilmesi,
3. 18-21 Ağustos 2008 tarihlerinde İstanbul’da I. Türkiye-Afrika Devlet ve Hükümet Başkanları Zirve Toplantısı’nın yapılması,
4. Türkiye’nin 2010 Mayıs ayında Birleşmiş Milletler desteğiyle İstanbul’da düzenlenen Somali Konferansı’nda ev sahipliği yapması,
5. TİKA aracılığıyla Türkiye’nin yapmış olduğu dış yardımlar,
6. Türk Hava Yolları’nın son dönemde Afrika ülkelerinin hemen hepsine başlatmış olduğu doğrudan seferler gibi önemli gelişmeler bu kısımda yer almıştır.

Afrika’ya dair spesifik bir konudan ziyade genel meselelerin aktarıldığı bu kitabın içeriğine dair tabii olarak birtakım olumlu ve olumsuz eleştiriler bulunmaktadır. Olumlu eleştirilerle ilgili ilk olarak Türkiye’de Afrika ve Türkiye-Afrika ilişkilerine dair daha önce birtakım çalışmalar ortaya konmuş olsa da bu kitap, alanında ilk ve en kapsamlı eserdir. Kitap dikkatle incelendiğinde uzun süreli bir araştırmanın ürünü olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Haliyle yazarın bu girişimi önem arz etmektedir. İkinci olumlu eleştiri olarak yazar Afrika gibi daha çok akademik camiaya hitap eden bir konuyu duru bir üslup kullanarak herkesin anlayabileceği bir dilde kaleme almıştır. Bu sayede kitap her kesime hitap edebilecek düzeydedir. Üçüncü olumlu eleştiri olarak yazar konuya dair literatürdeki birincil ve ikincil kaynakları derinlemesine incelemiş ve bunlar arasında gerekli gördüklerini kitaba aktarmıştır. Bu durum hiç kuşkusuz yazarın konuya vermiş olduğu önemin bir işaretidir. Dördüncü olumlu eleştiri olarak yazarın yaklaşık kırk yıl icra ettiği diplomatlık mesleğinde Afrika’ya dair gözlemlerini kitap içerisinde gerek gördüğünde aktarmış olmasıdır. Bu gözlemler bilhassa güncel gelişmelerin kavranmasında önem arz etmektedir. Örneğin, yazar 1998 yılında Türkiye’nin Afrika Eylem Planı’nı hazırlayan ve hayata geçiren ekip içerisinde yer almasından ötürü bu süreci farklı boyutlardan analiz ederek okuyucuya sunabilmiştir. Son olarak yazarın akademik kimliği olmamasına rağmen literatür taramasında ve referans yapımında göstermiş olduğu takdire şayan hassasiyettir.

Kitabın olumsuz eleştirileriyle ilgili olarak, yazar küreselleşme olgusundan ve bu olguya dair teorilerden bahsetmemiştir. Yani kitap içerisinde “Küreselleşme nedir ve Afrika’yı ne ölçüde etkilemiştir?” gibi temel soruların yanıtı bulunmamaktadır. Haliyle kitabın herhangi bir teorik altyapısının olmaması en önemli eksikliktir. İkinci olumsuz eleştiri ise, yazar Afrika’da faaliyet gösteren ulusal, bölgesel ve uluslararası örgütlerden bahsetmiş olmasına rağmen devlet dışı siyasal ve toplumsal aktörlerden çok az bahsetmiştir. Bu sebepten ötürü okuyucu Afrika’daki devlet dışı aktörlerin iç ve dış politikalara etkisini analiz edememektedir. Son olarak, kitap içerisinde Afrika’daki son güncel gelişmelere dair de pek bilgi olmamasıdır. Bu durum okuyucunun zihninde bir boşluğa sebep olmaktadır.

Ayrıca, kitap ilk kez yayımlandığı 2003 yılından bu yana bir kez güncellenmiştir ve şimdi yeni bir güncelleme daha gereklidir, zira bilhassa 2010 yılından itibaren Türkiye’nin Afrika politikası oldukça farklı bir boyut kazandığı gibi Afrika’da da yerel ve bölgesel dinamikler, küresel güçler tarafından tekrar harekete geçirilmiştir. Bu dâhilde, Afrika’da artan Çin faktörü kadar TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) ve Yunus Emre Enstitüsü gibi son beş yılda Türkiye’nin sadece Afrika’da değil dünyanın hemen her bölgesinde yumuşak güç unsurunu arttıran kamu kurumlarından ve bu kurumların etkilerinden bahsedilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, Afrika kıtasında faaliyet gösteren birçok sivil toplum ve yardım kuruluşu bulunmaktadır. Bu kuruluşların Afrika’da sivil diyaloga önemli katkı sağladıkları görülmektedir. Haliyle bunların da bir sonraki baskıda genel hatlarıyla bile olsa yer alması, kitabın kapsamını genişleteceği gibi var olan niteliğini daha da arttıracaktır. Son olarak 2014 yılında gerçekleşen II. Türkiye-Afrika Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin sonuçları da bir sonraki güncel baskıda yer alması gereken bir başka önemli başlıktır.

Özetle, diplomasi mesleğine yaklaşık kırk yılını vermiş ve meslek hayatında birçok önemli görevde bulunmuş olan Emekli Büyükelçi Numan Hazar’ın kaleme aldığı bu kitap, belirli bir kesimden ziyade her kesime hitap etmektedir. Kitap özellikle (1) Afrika’ya dair genel bilgi edinmek isteyenler, (2) Türklerin Afrikalılar ile ilk kez nasıl ve hangi ortamda tanıştığını anlamak isteyenler, (3) Türkiye Cumhuriyeti’nin Afrika ülkeleri ile olan çok boyutlu ilişkilerinin gelişim sürecini kavramak isteyenler ve (4) Türkiye-Afrika ilişkilerinde güncel gelişmeleri analiz etmek isteyenler için yol gösterici maiyettedir.

*Hacı Mehmet BOYRAZ; Gediz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, [email protected]