Yükleniyor...

Kuveyt

Temel Göstergeler
Resmi Adı Kuveyt Devleti
Yönetim Biçimi Meşruti Monarşi
Bağımsızlık Tarihi 19 Haziran 1961 (İngiltere’den)
Başkent Kuveyt
Yüzölçümü 17.818 km2
Nüfusu 4.2 milyon (2018)
Nüfusun Etnik Dağılımı 30 Kuveytli, %28 diğer Arap ülkeleri vatandaşları, %38 Asyalı, %4 diğer
İklimi Sıcak ve kurak çöl iklimi. Yaz aylarında çok yüksek sıcaklık ve kuraklıklar görülür. Kıyı kesimlerde iklim nispeten daha ılımandır.
Coğrafi Konumu Şattülarap Deltası’nın güneyinde ve Basra Körfezi’nin kuzeyinde yer almaktadır.
Komşuları Irak, Suudî Arabistan
Dil Arapça, İngilizce
Din İslamiyet
Ortalama Yaşam Süresi 77.8 yıl
Okuma-Yazma Oranı %96.3 (2015)
Millî Gelir 120.3 milyar dolar (2017 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 27.319 dolar (2017 IMF)
Para Birimi Kuveyt dinarı
İşsizlik Oranı %2 (2017)
Yoksulluk Oranı Tam olarak bilinmemekle birlikte %1’den az olduğu tahmin ediliyor.
Enflasyon Oranı %3.5 (2016)
Reel Büyüme Hızı %-0.2 (2017)
Başlıca Ticaret Ortakları Çin, ABD, Güney Kore, Hindistan, BAE, Suudî Arabistan, Japonya, Almanya, İtalya
İhracat Ürünleri Petrol, petrol yağları ve petrol gazları
İthalat Ürünleri Binek otomobil ve motorlu taşıtlar, elektronik cihazlar, tıbbî ilaçlar, mücevher, inşaat malzemeleri

Ülke Tarihi

Kuveyt bölgesinde yapılan kazılar, bu coğrafyadaki yerleşimin çok eski zamanlara kadar uzandığını gösterse de, söz konusu dönemlere ait henüz kesin bilgiler bulunmamaktadır. Bölgeye ait bilgiler özellikle 16. yüzyıldan itibaren artmaktadır. Bu yüzyılda Portekizlilerin deniz ticaretinde kullanmak üzere bölgeye bir üs inşa ettikleri bilinmektedir. Yüzyılın ortalarında Basra’yı hakimiyeti altına alan Osmanlı Devleti bu bölgede de yönetimi ele geçirmiştir. 18. yüzyılda bir liman şehrine dönüşen Kuveyt’in önemi giderek artmıştır. Yöneticilerse Osmanlı Devleti tarafından buraya yerleştirilen Uneyzebedevilerinden Utub kabilesinden seçilmiştir. Bu süreçte Utub kabilesinin üç kolundan biri olan El-Sabah ailesi öne çıkmış ve zamanla yönetimde etkin pozisyona gelmiştir.

19. yüzyılın başlarından itibaren İngiltere, Kuveyt’e olan ilgisini arttırmış ve bölge üzerindeki etkinliğini peyderpey arttırmayı başarmıştır. Sultan 2. Abülhamid dönemi Kuveyt siyaseti bağlamında Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında büyük bir mücadeleye sahne olmuş, ancak 2. Abdülhamid’in tahttan indirilişi ve Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İngiltere bölgedeki hakimiyetini giderek perçinlemiştir. Bu süreçte önce 1899 yılında İngiltere ile Kuveyt Emiri arasında gizli bir antlaşma imzalanarak Osmanlı Devleti’nin bölgedeki etkinliği kırılmaya çalışılmış, Sultan 2. Abdülhamid’in başarılı siyaseti ile 1901 yılında bölgedeki statükonun korunmasına yönelik bir antlaşma imzalanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında İngiltere Basra’yı ele geçirince bölgeyi himaye altına aldığını ilan etmiştir. 1921-1950 yılları arasında Kuveyt Şeyhi ünvanıyla iktidarda olan Ahmed El-Cabir El-Sabah döneminde İngiltere’nin kontrolünde sınır sorunları halledilmiş, 1936 yılında kurulan İngiliz-Amerikan şirketi KuwaitOilCompany ile petrol üretimine başlanmıştır.

Ahmed El-Cabir El-Sabah’ın 1950’de vefatından sonra yönetime amcasının oğlu Abdullah El-Salim El-Sabah geçmiş, onun döneminde (1950-1965) artan petrol gelirleri ile kalkınma ve refah seviyesi yükselmeye başlamıştır. İngiltere bu süreçte Kuveyt’e bağımsızlığını vermiş, 1961 yılında ilan edilen bağımsızlıkla birlikte devlet yöneticileri de “Şeyh” yerine “Emir” ünvanını kullanmaya başlamıştır. Irak ise bu bağımsızlık ilanın ancak Kuveyt’in BM’ye üye olduğu 1963 yılında tanımıştır. Kuveyt’in Bağımsızlık ilanına rağmen İngiliz askerleri 1971 yılına kadar Kuveyt’teki varlığını sürdürmüştür.

1980’lerde vuku bulan İran-Irak Savaşı’nda Irak’ı desteklemesine karşın, Kuveyt savaş sonrasında 1990 yılında Irak tarafından işgal edilmiş ve Kuveyt’in Irak’ın 19. vilayeti olduğu ilan edilmiştir. Bu gelişme üzerine devlet yöneticileri ülkeyi terk ederek komşu ülkelere sığınmıştır. 1991 yılında ABD ve İngiltere’nin başını çektiği BM güçleri ile Irak arasında gerçekleşen Birinci Körfez Savaşı ile Irak Kuveyt’ten çıkartılmış, yöneticiler ülkeye geri dönmüştür.

Bu süreçte ciddi anlamda tahrip olan Kuveyt, Birinci Körfez Savaşı sonrasında toparlanma sürecine girmiş ve artan petrol gelirleri ile birlikte son yıllarda dünyanın en müreffeh devletlerinden biri haline gelmiştir.

Siyasî Yapı

Meşruti monarşi ile yönetilen Kuveyt’te, yasama yetkisi 50 üyeli mecliste, yürütme yetkisi ise devlet başkanı pozisyonundaki emirdedir. Milletvekilleri halkın oylarıyla seçilmekte, kabine üyeleri ise emir tarafından atanarak meclise dahil olmaktadır. Başbakan hariç en fazla 15 bakandan oluşan kabinede en az bir üye millet meclisinden, en az 7 üye de El-Sabah ailesinden seçilmektedir.

Ülke 18. yüzyılın ortalarında bölgeye yerleştiği dönemlerden bu yana El-Sabah ailesi tarafından yönetilmektedir.Anayasaya göre ülke yalnızca Mübarek El-Sabah’ın soyundan gelenler tarafından yönetilebilmektedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana devlet Salim El-Mübarek El-Sabah (1917-1921), Ahmed El-Cabir El-Sabah (1921-1950) ve bu iki ismin soyundan gelenler tarafından yönetilmektedir. Halihazırda devlet yönetiminin başında bulunan Şeyh AhmedCabir El-Sabah Ocak 2006 tarihinden bu yana görevdedir. Başbakanlık koltuğunda ise Aralık 2011’den bu yana yine El-Sabah ailesinden Cabir El-Mübarek El-Sabah oturmaktadır.

Ülkede siyasî parti kurmak yasaktır. Bununla birlikte birtakım siyasî oluşumlar faaliyet göstermekte ve seçimlerde yarışmaktadır. Halihazırda ülke yönetiminin başında bulunan Şeyh Ahmed Cabir El-Sabah 2006 yılından bu yana 7 kez meclisi feshederek erken seçime gitme kararı almıştır. Emir ayrıca kendisinden önce 21 yaş üstü erkeklere has olan seçme ve seçilme kriterini kadınları da kapsayacak şekilde genişletmiştir.

Ekonomik Durum

Kuveyt ekonomisi çok büyük oranda sahip olduğu petrol varlıklarına endekslidir. Dünyanın en zengin beşinci petrol rezervlerine sahip ülkesi konumundaki Kuveyt’te millî gelirin yarısından fazlası petrol ve ona bağlı endüstrilerden elde edilmekte, petrol ve türevlerinin ihracattaki payı ise %90’lara ulaşmaktadır. Ülke ekonomisinin petrole dayalı sanayi dışındaki diğer taşıyıcı gücü ise %40’lık payı ile hizmet sektörüdür. Ülkede 2.6 milyonu bulan işgücünün %60’tan fazlasını yabancılar teşkil etmektedir. Nitekim 4.2 milyon civarındaki toplam nüfusun yalnızca 1.1 milyon kadarı Kuveytlilerden oluşmaktadır. Yoksulluk ve işsizlik sorunu yok denecek kadar düşük seviyelerde seyretmektedir.

Ülkenin dış ticaret hacmi 2010’lu yılların başlarında 150 milyar dolarlara yaklaşmışken, son birkaç yıldır düşen petrol fiyatları ile bu rakam 2016 yılında 77 milyar dolar, 2017 yılında 83 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 2012 ve 2013 yılında 114 milyar doları bulan ihracat rakamları ise 2016’da 46 milyar dolar, 2017 yılında 54 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu da en yüksek seviyesine ulaştığı 2012’de 87 milyar doları bulan yıllık dış ticaret fazlasının son dönemde ciddi anlamda azalmasına yol açmıştır.

Petrol fiyatlarının yakın geçmişte düzenli bir şekilde artış göstermesi, ülkedeki kalkınma ve refah seviyesini oldukça yukarılara taşımış ve Kuveyt dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri konumuna ulaşmıştır. Son birkaç yıldır petrol fiyatlarında yaşanan düşüşlerle ekonomide dalgalanmalar yaşansa da, genel olarak olumlu seyir devam etmektedir. Kuveyt’in yüksek petrol gelirleri ile zenginleşmesi, ülkede ciddi bir yapılaşma süreci doğurmuş, özellikle Körfez Savaşı’nı takip eden son çeyrek yüzyıllık süreçte ülkede çok büyük projeler gerçekleştirilmiştir. Ancak söz konusu süreçte toplumsal refahın yükselmesi ve devletin kimi harcamaları kamu sorumluluğuna alarak sübvansiyonlar getirmesi, aşırı tüketim ve israfı da beraberinde getirmiştir.

Önümüzdeki yıllarda ülke ekonomisini petrol endüstrisine bağımlı olmaktan kurtararak çeşitlendirmeye yönelik kimi adımlar atılmakta ve Kuveyt’in uluslararası finans ve ticaret merkezi haline gelmesi için projeler yürütülmektedir. Zira ülkede petrol ve doğalgaz dışında kayda değer bir doğal kaynak bulunmamaktadır. Bu da ülke ekonomisinin gelecekte çeşitlendirilmesi ihtiyacını kaçınılmaz kılmaktadır. Söz konusu çalışmalar “Kuwait 2035 Vision” kapsamında sürdürülmektedir.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile Kuveyt arasındaki ilişkilerde son yıllarda yakalanan uyumlu ve samimi yakınlaşma ile oldukça yüksek bir seviye yakalanmıştır. Ortak tarihî, coğrafî ve kültürel geçmişe sahip olan iki devlet, dünya siyasetinin son dönemdeki konjonktürü içerisinde stratejik olarak da birbirine yaklaşmıştır.

İki ülke arasındaki üst düzey ziyaretler son dönemde tarihin en yoğun seviyesini yakalamıştır. 2017 yılı içerisinde Kuveyt Emiri Cabir El Sabah bir kez, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan da Mayıs, Temmuz ve Kasım aylarında olmak üzere üç kez ziyaret gerçekleştirmiştir. Ayrıca bakanlıklar ve komisyonlar nezdinde de ziyaretler ve ortak çalışmalar yoğun biçimde devam etmektedir.

Son yıllarda ülkemize Arap coğrafyasından gelen turist sayısındaki artışa paralel olarak Kuveytli turist sayısında da belirgin bir artış gözlemlenmektedir. 2016 ve 2017 yıllarında 170 binin üzerinde Kuveytli turist ülkemizi ziyaret etmiştir.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi dalgalı bir seyir izlemekle birlikte genel olarak olumludur. Ancak son yıllardaki seyre bakıldığında gerek ihracat, gerek ithalatta keskin değişimler göze çarpmaktadır. Bu bağlamda, ticaret hacmi 2005 yılından bu yana 250 milyon dolardan aşağıya düşmemiş ve en yüksek seviyesine ulaştığı 2013 yılında 625 milyon doları bulmuştur. Kuveyt’in Türkiye’ye ihracatı en yüksek seviyesine ulaştığı 2013 yılında 290 milyon dolar, son olarak 2017 yılında ise 169 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Kuveyt’in Türkiye’den ithalatı ise en yüksek seviyesini 2008 yılında yakalayarak 493 milyon dolar seviyesini yakalamış, son olarak 2017 yılında ise 439 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Kuveyt’in Türkiye’den ithal ettiği başlıca ürünler inşaat malzemeleri, tekstil ürünleri, binek otomobil ve motorlu taşıtlar, mobilya ve gıda ürünleridir. Kuveyt’in Türkiye’ye ihraç ettiği başlıca ürünlerse organik kimyasallar, plastik malzemeler, madenî yakıt ve yağlardır.

Müslümanların Durumu

Kuveyt sınırlı yüzölçümüne karşın 4 milyonu aşkın nüfusa sahip bir ülkedir. Buna karşın nüfusun yalnızca %30 kadarı Kuveytli olup, geri kalanı dış göçle ülkeye gelen yabancılardan oluşmaktadır. Yabancı nüfus içindeki iki ana unsurdan birini diğer Arap ülkelerinden gelenler, diğerini ise çoğunluğunu İran ve Hindistan kökenlilerin oluşturduğu Asyalılar oluşturmaktadır.

Böylesi bir demografik yapı içerisinde nüfusun büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmaktadır. Ülkede az sayıda Hristiyan ve diğer din mensupları da bulunmaktadır.

Ülkedeki Müslümanların büyük çoğunluğu Sünnî olmakla birlikte azımsanmayacak oranda Şiî nüfus da bulunmaktadır. Şiî nüfusun ülke içerisindeki konumu zaman zaman sorgulanmakla birlikte, bugüne kadar ülkede mezhep temelli bir kriz yaşanmamıştır.

Ülke ekonomik açıdan güçlü durumda olduğundan başta Kuveytli yerliler olmak üzere ülkede Müslümanların ihtiyaçlarının karşılanması noktasında herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar sebebiyle Kuveyt’te pek çok hayır kurumu bulunmakta, bu kurumlar aracılığıyla İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerine yönelik yardımlar gerçekleştirilmektedir.

Son dönemde diğer Körfez ülkelerinde olduğu gibi Kuveyt’te de Müslümanlar açısından görünen en önemli sorun, refah seviyesinin çok yüksek olmasından kaynaklanan aşırı tüketim, israf ve buna bağlı olarak yaşam tarzında meydana gelen dönüşümlerdir.

Diğerleri