Libya: Çalınmış Devrim

Libya: Çalınmış Devrim

Giriş ve Tarihî Arka Plan

Kuzey Afrika’nın ikinci en geniş ülkesi olan Libya’nın doğusunda Mısır, güneyinde Çad ve Nijer, batısında Cezayir, kuzeybatısında ise Tunus bulunmaktadır. Büyük bölümü çöllerden oluşan Libya topraklarında şehirler çoğunlukla kıyı bölgelerde konumlanmıştır. Buna karşın ülkenin en önemli yer altı zenginliğini oluşturan petrol yatakları ise iç bölgelerdeki çöllük arazilerde bulunmaktadır. Ülke gelirlerinin %94’lük bölümü petrol ihracatından elde edilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar ülkede büyük doğalgaz rezervlerinin olduğunu da göstermiştir.

Libya’nın ilk yerleşimcilerinin Berberiler olduğu bilinmektedir. MÖ 1000’li yıllarda bölgenin batısına yerleşen Fenikeliler, Trablus kentini kurarken doğu bölgelerine yerleşen Yunanlılar da bugünkü Barka kenti ve çevresindeki yerleşimleri kurmuştur. Çok geçmeden bölge Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiş ve iki parça tek bir devletin egemenliği altında birleşmiştir. Ancak Roma’nın ikiye bölünüşü sürecinde özellikle 4. yüzyıldan itibaren Libya topraklarının batısı Batı Roma, doğu kesimleri de Doğu Roma’nın hâkimiyetine girince coğrafya yeniden ikiye bölünmüştür.

642 yılından itibaren İslam fetihlerinin başlamasıyla Berberi kabileleri de İslam’ı benimsemiş ve Araplar ile Berberilerin karışmasıyla bugünkü halk sosyolojisi oluşmuştur. Bir buçuk asır hilafet merkezine bağlı kalan bölge, yaklaşık 800 yılında batısı Aglebiler, doğusu da Mısır eyaletine bağlı bir şekilde bölünmüştür.

Osmanlı’dan Arap Baharı’na

16. yüzyılın başlarında Bingazi bölgesi Osmanlı idaresine girerken, 1551 yılında Osmanlı amirali Turgut Reis, Trablus’u da imparatorluk topraklarına kattı. Böylece bütün coğrafyayı kontrolü altına almış olan Osmanlı, Libya’ya ayrı bir eyalet statüsü verdi. 1711 yılından itibaren ise ülkenin doğu bölgeleri Senusi tarikatına bağlı emirlerce idare edilmeye başlandı.

Bölgedeki Türk idaresi, yerel bir başkaldırı ya da hoşnutsuzluktan değil, İtalyan işgali nedeniyle 1911 yılında sona erdi. Fakat İtalyanların bölgeye yerleşmesi kolay olmadı. Osmanlı desteği ile ayaklanan yerel halk, bir yıl boyunca işgale karşı kararlı bir direniş sergiledi. Ancak ne var ki Osmanlı yönetimi, Uşi Anlaşması ile bölgenin yönetimini İtalyanlara bırakmak zorunda kaldı.

İtalyan işgaline karşı direniş 1943 yılına kadar devam etti. Ülkenin iç kesimlerinde Şeyh Muhammed İdris liderliğindeki Senusi tarikatının belirgin bir üstünlüğü bulunuyordu. Bu dönemde Senusi şeyhlerinden Ömer Muhtar’ın direnişi, ülke tarihinde unutulmaz izler bıraktı.

İtalya, 1930’lu yıllarda sert önlemlerle Libya’da bir süre kontrolü sağlamış olsa da 2. Dünya Savaşı sırasında Trablus’tan doğuda Mısır sınırına kadar devam eden kıyı şeridi İngilizlerin; Fizan’ı da içine alan daha güney bölgeler ise Fransızların eline geçti. Libya ancak 1951 yılında bağımsızlığını ilan etti. Senusi ailesinden İdris, ülkenin yeni kralı oldu.

Bağımsız Libya’nın ilk yılları başarısız siyasi yönetim ve yetersiz ekonomik imkânlar nedeniyle oldukça sıkıntılıydı ve ülke ancak dış yardımlarla ayakta durabiliyordu. Gelirlerinin bir bölümü, o dönem Soğuk Savaş dengeleri içinde Batı Bloğu ülkelerine sağlanan askerî üslerin kiralarından elde edilmekteydi.

"Libya’nın ilk yerleşimcilerinin Berberiler olduğu bilinmektedir. MÖ 1000’li yıllarda bölgenin batısına yerleşen Fenikeliler, Trablus kentini kurarken doğu bölgelerine yerleşen Yunanlılar da bugünkü Barka kenti ve çevresindeki yerleşimleri kurmuştur."

Ancak ülkede 1959 yılında petrolün bulunması ile birlikte, 1960’lı yılların başından itibaren sadece ekonomik durum değil, siyasal yaşam ve toplum kökten değişmeye başladı. Bağımsızlığın ilk yıllarında Kral İdris’in başında bulunduğu az sayıda aile tarafından bir çeşit kabile koalisyonu ile yönetilen ülke, hızlı bir modernleşme sürecine girdi. Halkın dörtte birinin göçebe olduğu Libya’da petrolün bulunması ile birlikte tarımın önemi azalırken, kentleşme hızlandı. Yönetici, memur ve güvenlikçi sınıfları önem kazanmaya başlarken, 1963 yılındaki beş yıllık plan uyarınca yeni kamu hizmetleri, yollar ve ulusal eğitim kurumlarının inşası hızlandı. 1950’li yıllarda halkın %95’i okuma yazma dahi bilmezken, petrolün bulunmasıyla artan ekonomik imkânlarla birlikte eğitim yatırımları arttı.

Toplumdaki ve ülke bürokrasisindeki değişimi iyi okuyamayan Kral İdris’in dış politika tercihleri, dönemin popüler milliyetçilik söylemine inanan genç elitler tarafından benimsenmiyordu. Bu genç askerî elitlerden oluşan bir grup subay, 1969 yılında Kral İdris’in Türkiye’ye ziyareti sırasında darbe yaparak ülke yönetimine el koydu.

Darbenin mimarı 27 yaşındaki Albay Muammer Kaddafi, başlarda ülke sosyolojisinin zorunlu bir sonucu olarak kabile koalisyonu ile iyi geçinme eğilimi içinde olsa da kısa süre sonra baskıcı bir rejim inşa etti. Kaddafi, yaklaşık 1.500 yerel komitenin söz sahibi olduğu “cemahiriye” sistemini kurarak aşiret, ideolojik bağlılık veya kimi yerde coğrafi temelde oluşan bu yerel komitelere yerelde özgürlük verdi. İslam, sosyalizm ve Arap milliyetçiliğinin karışımından oluşan yeni bir felsefe geliştirip ilk cildini 1976 yılında, ikincisini de 1980’de bastığı Yeşil Kitap adıyla bir kitap yayınladı. Kaddafi, içeride özellikle kendi iktidarına yönelik iki önemli risk odağı görüyordu: Kral İdris’in ailesi ve Müslüman Kardeşler hareketinin siyasal ve toplumsal mobilizasyon kabiliyeti. Bu nedenle söz konusu iki kesim de tamamen tasfiye edildi.

Kaddafi, dış politikada da benzer bir sertlik sergiledi. Arap milliyetçiliği konusunda Cemal Abdünnasır hayranı olan Kaddafi, ülkenin petrolden elde ettiği gelirin bir bölümünü, başta Afrika olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki bağımsızlık yanlısı silahlı hareketleri desteklemek için kullandı. Libya, 1990’lı yıllar boyunca bir yandan ağır yaptırımlar bir yandan da siyasal izolasyonla baş etmek zorunda kaldı.

Kaddafi iktidarının ilk yıllarından itibaren Afrika ile ilişkiler hep öncelik taşımıştı. Bu ülkelerin bağımsızlıkları sonrasında özellikle Batı’ya karşı desteklenmesi, farklı Afrika ülkelerinin birbirleri ile yaşadığı sorunları çözmek için arabuluculuk yapılması, Afrika’nın kalkınması konusunda ekonomik yardımlarda bulunulması gibi adımlar, olumlu bir Libya ve Kaddafi imajı oluşturmuştu.

Batı ile ilişkilerin iyileşmeye başladığı 2000’li yılların başından itibaren ekonomik toparlanmasını gerçekleştiren Libya, bir süre sonra tüm Arap coğrafyasını etkileyen Arap Baharı ile halen devam etmekte olan bir kaosa sürüklendi.

Devrime Giden Süreç

2010 yılı sonunda Ortadoğu ve Kuzey Afrika İslam diyarlarında başlayan halk hareketlerinden en çok etkilenen ülkelerden biri Libya’dır. Uzun dönem Osmanlı hâkimiyetinde kaldıktan sonra bir müddet İtalyan işgaline uğrayan Libya’nın kabilevi toplumsal yapısından dolayı merkezî sisteme dayalı idaresi hep zor olmuştur. Söz konusu bu özelliğinin etkilerini Arap Baharı’ndan sonra oluşan siyasi ve askerî yapılanmalarda da görmek mümkündür. Bingazi, Trablusgarp ve Fizan bölgelerini kapsayan modern Libya’nın bu ayrılıkları, ülkede günümüzde yaşanan ihtilafların da fay hatlarını oluşturmaktadır. Aşiret ve kabile gücü, ülkedeki siyasi kadroları belirleyen önemli bir faktördür. Muammer Kaddafi dönemi Libya’sında kabileler arasındaki bu denge korunmak suretiyle istikrarlı bir yapı kurulabilmişti. Kaddafi’ye bağlı bürokratların gücü, büyük kabilelerin prestijlerini muhafaza ettikleri bir ittifak üzerine bina edilmişti.[1] Ülkeyi 40 yıl boyunca bu dengelere göre yöneten Kaddafi, 2011 yılı Ocak ayı sonlarında başlayan gösterilerin hızla ülke geneline yayılması ve dış güçlerin ülkeye müdahalesiyle devrildi. 17 Şubat 2011’de Bingazi’de kontrolü kaybeden Muammer Kaddafi’nin göstericilere karşı sert muamelesi, kabilelerin desteğini yitirmesine ve ülkenin batısını kaybetmesine sebep oldu. Kaddafi, ilerleyen haftalarda ülke genelindeki askerî ve coğrafi hâkimiyetini de kaybetti. Muhaliflerin 27 Şubat 2011 tarihinde adalet eski bakanı Mustafa Abdulcelil önderliğinde Ulusal Geçiş Konseyi’ni (UGK) kurmasıyla da devrim geri dönüşü olmayacak şekilde pekişti.

2011’in Eylül ve Ekim aylarında Kaddafi önce Trablusgarp’ı sonra da doğduğu kent olan Sirte’yi kaybetti. 42 yıllık iktidarının ardından trajik bir şekilde öldürülen Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden sonra kabile temsilcileri, İslami gruplar, Kaddafi’ye muhalif asker bürokratlar ve sahada savaşan güçlü komutanların bir araya gelmesiyle kurulan UGK, ülkenin meşru yönetimini oluşturdu.

"Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden sonra kabile temsilcileri, İslami gruplar, Kaddafi’ye muhalif asker bürokratlar ve sahada savaşan güçlü komutanların bir araya gelmesiyle kurulan UGK, ülkenin meşru yönetimini oluşturdu."

Devrim esnasında ülkede hâkim olan milis güçler, savaştan sonra da güçlü bir konumda etkilerini sürdürmeye devam ettiler. Ancak bir süre sonra bu güçler, Batılı ülkelerin de kışkırtmasıyla çeşitli gerekçelerle birbirleriyle mücadeleye girişti. Özellikle Müslüman Kardeşler bağlantılı sürgündeki muhalifler, geçiş döneminde etkin olmaya başlayınca ülkede İslamlaşmadan çekinen güçlerin müdahalesi de gecikmedi.

Savaş döneminde etkili olan ve karizmatik kişilikleri ile devrimciler nezdinde saygı duyulan Mustafa Abdulcelil ve Mahmud Cibril gibi isimler, savaşın sona ermesiyle birlikte istifa ederek ülkede genel seçimlerin yolunu açtılar. Mahmud Cibril’in istifasından sonra geçici dönemin başbakanı Abdurrahim Kiib oldu. Cibril ve Abdulcelil’in istifa kararları her ne kadar Libya’nın demokratikleşmesi açısından olumlu olsa da ülkeyi devrimi gerçekleştiren kadroların tecrübesi ve önderliğinden mahrum bıraktığı için stratejik olarak olumsuz bir adım olmuştur. 2012 Temmuz’unda yapılan ilk genel seçimleri Mahmud Cibril önderliğindeki Adalet ve İnşa Partisi kazandı; ancak hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlayamadığı için yapılan bir anlaşma ile liberal bir isim olarak tanınan Ali Zeydan başbakan seçildi. Bu geçiş sürecinde ülkedeki siyasi istikrarsızlık ve güvenlik konularındaki sıkıntılar büyük ölçüde artarak devam etti.

Batı ve doğu merkezli silahlı milislerle siyasi güçlerin kutuplaşması sonucunda Libya’da bir çatışma zemini hazırlanmış oldu. Çeşitli kişisel çıkar hesapları ve düşmanlıkların oluştuğu bu süreçte UGK ile silahlı devrimciler arasında da tam bir mutabakat kurulamadı. Havalimanı, şehirlerin giriş çıkışları, petrol sahalarının emniyeti, devlet dairelerinin kontrolü ve limanlar gibi kritik noktaları elinde tutan silahlı gruplardan bazıları UGK’nın kararlarına saygılı davranırken bazıları ellerindeki stratejik noktaları teslim etmeyi reddetti.

Bu dönemde güneyde bulunan aşiretlerin hem kendi aralarında çatışması hem de UGK ile yaşadıkları sorunlar da giderek büyüdü. UGK, ulusal bütünlüğe zarar verdikleri gerekçesiyle güneydeki aşiretlere karşı güç kullanabileceği tehdidinde bulundu. Bu arada Libya sokakları iyiden iyiye hareketlenmeye başlamıştı. Eylül 2012’de ABD Bingazi Konsolosluğu’nda Büyükelçi Chris Stevens’ın öldürülmesi, ülke için önemli bir dönüm noktası oldu. Geride cevapsız pek çok soru bırakan bu olay üzerine halk, milislerin sokaklarda dolanmasının yasaklanmasını talep etmeye başladı.

Bölgedeki dengelerin hızla değiştiği bu gerilimli ortamda Arap Baharı sürecinin Suriye ve Mısır’da zora girmesi, Libya’yı da olumsuz etkilemeye başladı. 2013’ün Temmuz ayında Mısır’da Batılı devletler, İsrail ve bazı Körfez ülkelerinin desteğiyle gerçekleştirilen askerî darbenin siyasi yansımaları Libya’ya da uzandı.

Libya devrimini gerçekleştiren askerî ve siyasi güçlerin etkinliği, Batılı devletlerin NATO önderliğinde başlattıkları askerî müdahaleyle birlikte hem azaldı hem de ülkedeki grupların birbiriyle olan ilişkilerini daha da karmaşık hale getirdi. Üstelik Mayıs 2014’te Halife Hafter’in kalkıştığı darbe girişimi ile birlikte Kaddafi rejiminden kalan grupların tekrar siyaset sahnesine çıkması ve özellikle ülkedeki İslami gruplardan duyulan rahatsızlık, Batı’nın petrol menfaatleri konusundaki endişeleriyle birleşti ve Libya’nın siyasi geçiş sürecinde derin çatlaklar oluşmasına sebep oldu. Hafter’in bu müdahalesi ülkede DAEŞ’in ortaya çıkmasına da zemin hazırladı.

Uzun yıllar ABD’de yaşayan ve Batı ile derin ilişkileri bulunan Kaddafi’nin emekli generallerinden Halife Hafter, ülkedeki İslami grupları ve Müslüman Kardeşler uzantısı yapıları temizlemeyi vadediyordu. Ancak Hafter, her ne kadar Libya siyasetinde ve toplumunda tanınan bir sima olsa da siyasi ağırlığı ve sempatisi düşüktü. Darbe girişimi başarısız olmuş görünse bile Hafter, Libya’nın zengin petrol yataklarını ele geçirmeye çalışan başta Fransa, İtalya ve ABD olmak üzere Batı’nın tam desteğini almakta zorlanmadı. Bölgede DAEŞ gibi terör örgütlerinin ortaya çıkmasına yol açan bu politikalar, pek çok kişi tarafından daha fazla askerî müdahaleye zemin oluşturmak için hazırlanan projenin bir parçası olarak yorumlandı.

Hafter’in askerî anlamda güçlenmesi, doğal olarak devrimi yapan silahlı güçler açısından kabul edilebilir bir durum değildi. Kaddafi rejiminden kurtulan devrimciler eski rejime benzer Hafter idaresi altında girmektense mücadeleyi tercih ettiler. Bu fiilî durum Hafter ile devrimci güçler arasındaki silahlı çatışmayı tetikledi. Hafter, Tobruk’taki darbe girişiminden sonra Libya’nın tamamına hâkim olmak için operasyonlar başlattı ve Suriye’de olduğu gibi DAEŞ terörünü istismar ederek ülkenin doğusundan batısına doğru önce Bingazi’yi sonrasında da başkent Trablus’u ele geçirmek için harekete geçti. Bu süreçte ülke genelinde artan gerilim toplumun iyice ayrışmasına sebep oldu.

Hafter’in Libya’yı fiilî olarak bölüp ülkede çift başlı bir yönetime yol açmasından sonra Birleşmiş Milletler (BM) ve komşu ülkelerin girişimleriyle barış görüşmeleri yapıldı. Başta BM olmak üzere uluslararası güçlerin tanıdığı Trablus hükümeti ile Hafter destekli Tobruk hükümeti arasında 2015 yılında Fas Anlaşması olarak bilinen anlaşma imzalandı. İç ihtilafları sona erdirmek ve ulusal birlik hükümetini kurmak amacıyla imzalanan anlaşma, Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin yasama konseyi olarak kabul edilmesini; yüksek devlet, yüksek yerel yönetim, yeniden imar, anayasa hazırlama, savunma ve güvenlik konseylerinin kurulmasını öngörüyordu. Fas Anlaşması hâlihazırda ülkenin birliğini sağlamak için temel metin olarak kabul ediliyor.

Libya’da Kabile Anlayışı ve Bölgecilik

Libya’nın sosyal ve toplumsal yapısında kabilecilik halen devam eden çok güçlü bir olgudur. Gerek Kaddafi döneminde gerekse devrim sürecinde Libya’nın siyasi hayatında kabilecilik mantığı temel motivasyonlardan birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda tarihten gelen sorunlar devrimle birlikte bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır.

Çöllerde ve geniş toprak sahalarında özgür ve herhangi bir merkezî siyasi otoritenin sıkı kontrolü olmaksızın yüzyıllardır yaşayan kabilelerin yerleşik hayata geçişi ve modern siyasal sistemlere katılımı, son 50 yıldır ülkenin en ciddi açmazlarından biri olmuştur. Doğal olarak Libya’da modern ulus devletlerdeki kriterlere uygun bir vatandaş profilinden bahsetmek pek mümkün değildir ve bunun için de birçok kültürel gerekçe vardır.

Libya’da halen yerleşik olmayan ve genel olarak Arap toplumlarında görülenden oldukça farklı yapıda çok sayıda kabile bulunmaktadır. Bu kabilelerin en meşhurları Tuaregler, Amazingler ve Tebulardır. Libya’da sayıca en büyük kabilelerden biri olan 750.000 nüfuslu Verşufanna aşireti, başkent Trablus başta olmak üzere ülkenin bütün önemli bölgelerine yayılmıştır.

Libya’nın doğusunda da Megaribe, Zuveyh, Cazvih, Barasiler, el-Abid, Ubeydat, Urfiler, Hasiler, el-Menfe, Bergusiler gibi nispeten büyük kabilelerin yanında, Murabıtlar olarak bilinen ve genellikle bir aile ile sınırlı olan kabile-aile grupları mevcuttur. Libya’nın hem doğu hem de batı kesimlerinde bulunan bu tür kabileler, çoğunlukla siyasete karışmamaya özen gösterirler. Bu tutumlarından dolayı da Libya siyaseti üzerindeki etkileri azdır. Ülkenin batı kesimlerinde de her kabileden gruplar olmakla birlikte sayıca öne çıkanlar Barasiler ve Misallatilerdir.

Toprak hâkimiyeti bakımından geniş havzaları kontrol eden Verfeller, ülkenin en büyük kabilesi kabul edilmektedir. Bu kabile, hâlihazırda Hafter’in kontrolündeki Tobruk hükümetini desteklemektedir. Verfeller dışında diğer bazı büyük kabileler de Hafter’in yanında durmaktadır. Bu kabilelerin Hafter’i desteklemesinin en büyük sebebi, ideolojik bir yakınlıktan ziyade Hafter’in ülkenin doğu bölgelerinde güvenliği sağlayabileceğine olan umutlarıdır.

"Gerek Kaddafi döneminde gerekse devrim sürecinde Libya’nın siyasi hayatında kabilecilik mantığı temel motivasyonlardan birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda tarihten gelen sorunlar devrimle birlikte bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır."

Ülkenin en geleneksel yapısını oluşturan Senusiler de doğuda yerleşiktir. Bu kabile sayıca fazla olmamakla birlikte, halk tarafından sevilmektedir. Beyda merkezli dinî eğitim verilen medreseleri bulunan Senusiler, özellikle eğitim alanında etkilidir.

Kaddafi’nin de mensup olduğu Kazazife kabilesi orta büyüklükte bir kabile olup merkezi Libya’nın güneyinde yer almaktadır. Sebhe ve Ubari arasında yaşayan Kazazifelerin Sirte kenti ile bağları oldukça güçlüdür. Kaddafi’nin babası ülkenin güneyinden sahildeki Sirte’ye göç ettiği için Kaddafi ailesi buralıdır.

Devrimin ilk günlerinde olaylar karşısında tarafsız kalmayı tercih eden kabilelerin bu tutumunda, kabilecilik mantığından ziyade güvenlik algıları ve diğer aşiretlerle ilişkiler etkili olmuştur. Ancak herhangi bir kabilenin herhangi bir ferdinin istediği bir devrimci gruba veya rejime katılımı konusunda da bir sınırlama olmamıştır. Kabile reisleri, kabile ismini ve umumun maslahatını tehlikeye atmadığı sürece alt tabakadaki bireylerin şahsi tercihlerine fazla karışmamıştır.

Bu süreçte, en başından itibaren her kabileden insanın yer aldığı devrimci grupların ise kabile mantığı ile hareket etmedikleri görülmektedir. Ancak devrimden sonra kabile ve aşiretler, bölgedeki farklı ülkelerin de teşvikleri ile silahlanarak daha otonom yapılanmalara gitmiştir.

Libya’da Mevcut Siyasi Durum

Siyasi ve askerî olarak Libya’nın yerel unsurları iki ana bloğa ayrılmış durumundadır. Başkent Trablus’ta ülkenin batısına hâkim olan BM destekli Başkanlık Konseyi/Ulusal Mutabakat Hükümeti; Tobruk merkezli doğu kesimlerinde ise Halife Hafter destekli Temsilciler Meclisi bulunmaktadır.

Devrimcilerin ve muhafazakâr grupların desteklediği Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin başında Fayiz el-Serrac vardır. Ülkenin doğu bölgeleri ise -Derne kenti hariç- Derne Mücahitleri Şura Konseyi kontrolündeki parlamento tarafından yönetilmektedir. Parlamentonun başındaki isim Akila Salih’tir. Bu parlamentoya bağlı olan hükümet Geçici Beyda Hükümeti adıyla görev yapmaktadır. Bu hükümette Hafter yanlıları ve özellikle Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli grupların yanı sıra Kaddafi yanlıları ve eski rejimin güçlü adamları yer almaktadır.

Ülkede bu iki ana yapı dışında daha küçük siyasi ve askerî aktörler de mevcuttur. Şura Konseyi, Ulusal Kurtuluş Hükümeti ve özellikle güney bölgelerindeki yerel silahlı unsurlar ve aşiretlerin siyasi ve askerî yapılanmaları, Libya’nın belirli bölgelerini kontrol etmektedir. Hasılı Libya, küçük büyük onlarca askerî ve siyasi aktör arasında bölünmüş durumdadır.

Bu süreçte başka ilginç denklemler de ortaya çıkmıştır. Örneğin, Tuareg aşiretlerinin yoğun olarak yaşadığı ülkenin güneybatısındaki Gat ve Ubari kentleri, siyasi olarak Fayiz el-Serrac önderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı iken, askerî olarak da Hafter ve destekçilerine bağlıdır.

Libya’da devrim sonrasında grupların birbirleriyle verdiği alan hâkimiyeti savaşı nedeniyle siyasi kriz gittikçe derinleşmektedir. Tıpkı Suriye krizinde olduğu gibi, Libya’daki iç mücadele de hem yerel aktörlerin hem de küresel ve bölgesel güçlerin mevzi savaşı olarak sürmektedir.

BM, Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Halife Hafter arasında çözüm adına birtakım görüşmeler yürütse de şu ana kadarki girişimleri krizi derinleştirmekten başka bir işe yaramamıştır. BM aracılığında son olarak Tunus’ta bir araya gelen taraflar, ülkede seçimlerin 2018’in sonuna doğru yapılması için uzlaşmaya varmış görünseler de konuyla ilgili henüz somut bir ilerleme kaydedilememiştir. Seçim sandıkları ve seçmen listelerini güncelleme çalışmalarının sürdüğü ülkede, hâlihazırda ne alınmış kesin bir seçim kararı ne de açıklanmış bir seçim tarihi vardır.

BM Libya Temsilcisi Gassan Selame 2018’de Libya’da bütün tarafları bir araya getirmek için çabalasa da düzenlenecek toplantıya kimlerin davet edileceği henüz belli değildir. Toplantının amacı Fas Anlaşması’ndaki bazı maddeleri değiştirip seçimlerin yapılmasına imkân sağlamak olarak açıklanmakla birlikte, isimler ve seçimlerin nasıl yapılacağı yönündeki anlaşmazlıklar halen sürmektedir.

Halife Hafter, başlangıçta BM’nin programını ve seçimleri tanımayacağını belirtmiş olsa da ABD’nin “Libya’da tek yetkili hükümet Serrac hükümetidir” yönündeki açıklamaları üzerine ağız değiştirerek kendisinin halktan yetki alacağını söyleyip seçimlere yeşil ışık yakmış; ancak seçimlere kadar da kimseyi tanımayacağının altını çizmiştir.

Hafter’in kalkıştığı darbe sebebiyle fiilî olarak ikiye bölünmüş durumdaki Libya’da gerek Hafter’in hâkim olduğu Tobruk Meclisi’nin gerekse Türkiye ve uluslararası toplumun tanıdığı Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin kanuni süreleri 2017 Aralık ayı itibarıyla dolduğundan ülkede bir an önce seçimlere gidilmesi gerekmektedir.

Libya Siyasetinde Mevcut Parti ve Aktörler

Ulusal Güçler İttifakı

Şubat 2012’de kurulan Ulusal Güçler İttifakı’nın liderliğini geçiş dönemi başbakanlarından Mahmud Cibril yürütüyor. Libya’da 17 Şubat 2011’de başlayan ve Muammer Kaddafi yönetiminin Eylül 2011’de devrilmesiyle sonuçlanan sürecin ardından geçici hükümet görevini üstlenen UGK’nın yürütme kurulu başkanı olan Cibril, yedi ay boyunca başbakanlık yaptı. Parti, Libya’nın toprak bütünlüğünü, İslami değerlerin korunmasını ve demokrasiyi savunuyor. Ülkedeki geçiş sürecinde büyük rolü olan parti, Kaddafi karşıtı devrimcilerin en önemli temsilcisi konumda. İslami değerlerin savunulması partinin temel ideolojisi olmakla birlikte, parti üyelerinin birçoğunun liberal ve ılımlı seküler çizgide isimler olması ayrıca dikkat çekiyor. Ulusal Güçler İttifakı, ülke dışındaki Libya diasporasından da ciddi destek görüyor.

Adalet ve İnşa Partisi

Adalet ve İnşa Partisi, yaygın biçimde Libya’daki Müslüman Kardeşler cemaatinin siyasi kolu olarak kabul ediliyor. Ancak bu konumlandırma parti yöneticileri tarafından kabul edilmiyor. Parti yetkilileri Müslüman Kardeşler ile herhangi bir kurumsal bağlarının olmadığını söylüyorlar. Mart 2012’de kurulan Adalet ve İnşa Partisi’nin başında, Kaddafi döneminde uzun yıllar hapiste tutulan Muhammed Savan bulunuyor. Toplumsal tabanı oldukça güçlü olan parti, hâlihazırda Serrac hükümetini destekliyor. Libya’nın toprak bütünlüğüne ve istikrarına vurgu yapan Adalet ve İnşa Partisi, uzlaşı ve diplomasiye öncelik veriyor.

Ulusal Cephe Partisi

Libya’da 48 yıl aradan sonra gerçekleştirilecek ilk demokratik seçimlerin görece etkili gruplarından biri olan Muhammed Yusuf el-Megarif liderliğindeki Ulusal Cephe Partisi, Kaddafi yönetimini hedef alan ve seçimlerden önce feshedilen silahlı bir örgüt olan Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe’nin (NFSL) siyasi kanadı olarak biliniyor. 1981’de kurulan NFSL, Kaddafi’ye yönelik suikast teşebbüsleriyle gündeme gelmişti. Bir süre Libya’nın Hindistan büyükelçiliği görevini yürüten ve herkesçe tanınan bir isim olan el-Megarif komutasındaki bir grup, 1984’te Kaddafi’nin Trablus’taki karargâhına saldırarak darbe yapmaya kalkışmıştı. Başarısızlıkla sonuçlanan bu girişim sonrasında örgüt üyelerinin çoğu tutuklanırken liderlerinin bazıları da idam edilmişti. İnsan hakları, ekonomi, özgürlükler gibi Batılı kavram ve söylemlerle öne çıkan parti, devrimden sonra oluşan milliyetçi kesimin oylarına talip. Hâlihazırda Serrac hükümeti ile birlikte hareket eden el-Megarif, uzun yıllar ABD’de yaşamış, ancak devrimden sonra ülkesine dönebilmiştir.

Vatan İçin Birlik Partisi

Liderliğini Abdurrahman Suveyhli’nin yaptığı Vatan İçin Birlik Partisi Mısrata kenti ve çevresinde güçlü. Amcazadesi İtalyan işgaline karşı Libya’nın batı bölgesinde direnen Ramazan Suveyhli olan Abdurrahman Suveyhli bu sebeple de saygı duyulan ve sevilen bir isim. Hâlihazırda BM Fas Anlaşması’na göre kurulan ve uluslararası aktörlerin resmen tanıdığı devlet meclisinde başkanlık görevini yürütüyor.

Vatan Partisi

Vatan Partisi; aralarında etkili iş adamları, Adalet ve İnşa Partisi’ne dâhil olmayan Müslüman Kardeşler mensupları, 2011’de gerçekleşen devrim sırasında sivil toplum faaliyetlerine katılan aktivistler ve bazı eski milis komutanların bulunduğu farklı gruplara mensup isimler tarafından Nisan 2012’de kuruldu.[2] Partinin başkanlığını Kaddafi’ye karşı mücadele eden başlıca milis gruplarından Trablus Askerî Konsey Tugayları’nın eski komutanı Abdülhekim Belhac yapıyor.

Ulusal Merkez Partisi

Uzun yıllar ABD’de yaşayan akademisyen Ali Tarhuni, partinin hem kurucusu hem de genel başkanı. Liberal ve laik bir yönetim savunan Tarhuni, Libya siyasetinde etkili bir isim değil.

Asalet Partisi

Devrim sonrası ardı ardına kurulan selefi partilerin en büyüğüdür. Seçim kanununda partilere aday listelerinde kadınlara yer vermeleri zorunluluğu getirildiği için kadın aday göstermek mecburiyetinde kalan parti, hazırlattığı seçim posterlerinde bu adayların yüzlerinin tamamen kapalı olduğu fotoğraflar kullandığı için tepki çekti.[3] Abdulbasit Guveyle liderliğindeki Asalet Partisi, diğer küçük selefi partilerle birlikte, halk arasında fazla destek bulmuyor.

Kralcılar

Kralcılar, Libya’nın renkli ve kimi zaman da istikrarsızlaştırıcı zeminindeki en yeni gruplardan biri. Monarşist olarak tanımlanan bu grup, Libya’da krallık sisteminin hâkim olması gerektiğini savunuyor. Prens Muhammed Senusi’nin ülkeye dönebilmesi için zaman zaman toplantı ve gösteriler düzenliyorlar.

Devrimci İslami Güçlerin Durumu

Libya’daki İslami hareketler ve devrimciler, kendilerini BM’nin Fas Anlaşması dışında tuttular. Bu tutumlarından ötürü de her şeyden önce uluslararası meşruiyet elde edemediler. Bundan daha da önemlisi, ülke içinde giderek marjinalleştirildiklerinden halk desteğini de büyük ölçüde yitirmeye başladılar. Ancak bu noktada ilginç olan, Fas Anlaşması’na destek verdikleri halde Müslüman Kardeşler’in ve diğer bazı grupların da elinin zayıflaması oldu. Bunun en önemli nedeni ise İslamcı kimlikleri dolayısıyla ABD ve Suudi Arabistan gibi ülkelerce bu grupların BM destekli hükümet içerisinde etkin olmalarına izin verilmemesi idi. Asker kökenli devrimciler hükümet dışında kaldıkları için, hükümetteki resmî vazifeler Abdurrauf Kara, Heysem Tacuri gibi organize olmayan başıbozuk grupların eline geçti. Devrimciler, süreç içerisinde güçlerinin zayıflaması nedeniyle elde ettikleri bölgeleri ve konumlarını da kaybettiler. Şu an için önde gelen devrimci grup liderleri âdeta sürgün olarak Türkiye’de bulunuyor. Halife Guveyl hükümeti hâlâ “varım” demesine rağmen fiilî olarak yönetimi altında bulunan herhangi bir bölge yok. Kaddafi karşıtı devrimin ana taşıyıcısı olan İslami gruplar, siyasi olarak varlıklarını sürdürseler de tıpkı Mısır’da olduğu gibi, Arap Baharı sürecinin karşıt devrimlerinin kurbanı olmuş görünüyorlar.

Libya’da Etkin Kişiler

Halife Hafter

Kaddafi döneminde üst düzey askerî görev yapan Halife Hafter, Libya’nın Çad ile yaptığı savaşta esir düşmüş, esaretten kurtulduktan sonra da ülkesine dönmeyerek ABD’ye göç etmiş ve uzun yıllar orada kalarak Amerikan vatandaşlığı almıştır. 2014 yılında yaşanan kaos sırasında Libya’ya dönerek darbe yapmaya kalkışan Hafter, hâkim olduğu bölgelerde baskıcı bir yönetimi benimsemiştir. Özellikle İslami yapılara olan düşmanlığı ile ün salan Hafter, ABD’deki lobi çalışmaları için de İsrailli bir lobi firmasıyla anlaşmıştır.[4]

Halife Hafter bütün hukuksuzluklarına ve kalkıştığı darbe girişimlerine rağmen Libya’da önemli ve güçlü bir figür olarak etkili olmaktadır. Özellikle askerî anlamda ciddi bir tabanı bulunan Hafter, Libya’nın nizami ordusunu kuracak en güçlü adaylardan biri olarak görülmektedir. Diğer yandan ülkenin güvenliği ve Batı’ya olan petrol akışının istikrarı açısından Libya’da Hafter önderliğinde kurulmakta olan güvenlik aygıtı, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da kurulan askerî rejimlerle paralellik arz etmektedir. Mübarek, Esed, Bin Ali ve Saddam Hüseyin neslini temsil eden bir figür görüntüsü veren Halife Hafter, gerek İslami yapılanmaların gerekse halkın iradesinin Libya’nın tamamına tecelli etmemesi için statükonun sağlayıcısı olarak görülmektedir.

"Mübarek, Esed, Bin Ali ve Saddam Hüseyin neslini temsil eden bir figür görüntüsü veren Halife Hafter, gerek İslami yapılanmaların gerekse halkın iradesinin Libya’nın tamamına tecelli etmemesi için statükonun sağlayıcısı olarak görülmektedir."

Hafter’in kurduğu Libya Ulusal Ordusu’nun Libya’nın geleceği açısından önemli bir konuma yerleşeceği muhakkaktır. Ancak Batı’nın tüm yatırımlarına rağmen Hafter’in başarısız olma ihtimali hâlâ oldukça güçlüdür. Zira özellikle bulunduğu doğu topraklarında hem aşiretlerin hem de halkın kendisine olan tepkisi her geçen gün artmaktadır. Hatta başarısız olması durumunda bugüne kadar gerçekleştirdiği sivil katliamlarından dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması ihtimali de yüksektir.

Hafter’in hâkim olduğu bölgelerde hem kabilevi hem de siyasi olarak bir karşılığı da yoktur. Zira mensup olduğu kabile doğu bölgelerinde yerleşik değildir. Ancak buralardaki aşiret ve kabileler Hafter’in yüksek askerî üstünlüğüne boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bu sebepten ötürü Hafter, siyasi geleceği açısından özellikle kendi aşiretinin meskûn olduğu Libya’nın batı bölgelerine hâkim olmaya çalışmaktadır.

Hafter’in Libya üzerindeki gücü ve etkinliği, özellikle Afrikalı fakir paralı askerlere dayanmaktadır. Ekonomik motivasyonla Nijer, Çad ve Sudan gibi ülkelerden gelen paralı askerler Hafter’in ana güvencesini oluşturmaktadır.

Hafter, gerek Batılı ülkeler gerekse Rusya açısından İslami unsurlara karşı olan ajitasyondan dolayı Libya siyasetinde önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Hasılı, Halife Hafter Libya’yı istikrarsızlaştırmak suretiyle ülkede hem yabancı varlığını arttırmakta hem de kendisine muhalif İslami yapılanmaların üzerine gitmektedir.

Fayiz el-Serrac

Sivil bir kişiliğe sahip olan Fayiz el-Serrac, hâlihazırda uluslararası aktörler tarafından Libya’nın başbakanı olarak kabul edilmektedir. BM, Batı ve Türkiye tarafından Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin başbakanı olarak görülen Serrac, Libya’nın geçiş sürecinin tamamlanması ve toprak bütünlüğünün korunmasında önemli bir figürdür. Herhangi bir silahlı gruba mensup olmayan Serrac, batı bölgelerinin desteğini büyük ölçüde almıştır. Özellikle Sirte’de DAEŞ’e karşı verilen mücadele, Fayiz el-Serrac’ın hanesinde önemli bir başarı olarak görülmektedir.

Akila Salih

Tobruk’taki parlamentonun başkanlığını yürütmektedir. Halife Hafter ile arası zaman zaman açılsa da Hafter’e karşı pek güçlü değildir. Rusya’nın arabuluculuğunu olumlu karşılayan Salih, Libya’da parlamento başkanlığı yapmaktadır.

Abdullah Sini

Beyda’da Halife Hafter’e bağlı hükümetin başbakanlığını yapmaktadır. Ancak sadece görünüşte bir görev yürütmektedir. Herhangi bir uluslararası toplantı veya görüşmede yer almayan Sini, Hafter’in güçlü askerî baskısından dolayı son derece sınırlı bir etkiye sahiptir.

Ali Kadrani

Halife Hafter’in bölgedeki etkin destekçilerinden biridir. Serrac hükümetinde başbakan yardımcısı görevi verilmesine rağmen bu görevi kabul etmeyen Ali Kadrani, hükümete dâhil olmamaktadır.

Ahmed Mismari

Halife Hafter’in sözcüsüdür. Hafter veya ordusu adına medya karşısına çıkıp açıklamalarda bulunmaktadır. Gücünü Halife Hafter’den almaktadır.

Mahmut Verfelli

Halife Hafter’in en sadık adamlarından biridir. Halka korku salmak için sokak ortasında birçok katliama ve insanlık dışı eyleme imza atmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında yakalama kararı çıkarttığı Mahmut Verfelli, halen Libya sokaklarında benzer eylemlerine devam etmektedir.

Abdurrahman Suveyhli

Mısratalı olan Abdurrahman Suveyhli, iç savaşın en güçlü silahı gruplardan olan Mısratalı silahlı milislerin desteğini almıştır. Devrimden sonra önemli bir rol üstlenen Suveyhli, Kaddafi döneminden isimlerin siyasette yer almasına karşı çıkmaktadır.

Ahmet Maytek

Daha önce kısa süreliğine başbakanlık görevini yürüten Ahmet Maytek, Serrac hükümetinde başbakan yardımcılığı yapmaktadır. Abdurrahman Suveyhli ile akraba olan Maytek’in Mısrata’da güçlü destekçileri bulunmaktadır.

Abdurrauf Kara

Devrimci bir kişiliğe sahip olmakla birlikte Suud destekli Medahile grubu tarafından desteklendiği için bu çizgide hareket eden Abdurrauf Kara, özellikle Medahileler dışındaki İslami yapılara pek fazla hayat hakkı tanımamaktadır. Serrac hükümetini koruyan isimlerden biridir. Tunus’tan Trablus’a geçişinde Serrac’a ciddi destek sağlayan Kara, hâlihazırda Trablus’un Mitiga Havaalanı’nı kontrolünde bulundurmaktadır ve özellikle uyuşturucu gibi zararlı madde satıcılarına göz açtırmamaktadır.

Heysem Tacuri

Maddi menfaatler üzerine hareket eden biri olarak tanınmaktadır. Küçük bir birliğe sahipken Serrac’a verdiği destekle resmî bir hüviyet kazanmıştır. Özellikle Trablus’taki devrimcilerle çatışıp onların ülke dışına çıkarılmasında etkili olmuştur. Bu sırada resmî sıfatı sayesinde özellikle Abdurrauf Kara ve Ginniva’dan önemli destekler almıştır.

Seyfulislam Kaddafi

Muammer Kaddafi’nin oğlu olan Seyfulislam Kaddafi, babasının devrilmesinden sonra Libya topraklarında kalmasına rağmen eski rejimin sağ kalabilen güçlü adamlarından biridir. Özellikle bazı ülkelerin de etkisiyle hapisten çıkarılan Seyfulislam, Libya siyasi hayatına girmek için hazırlık yapmaktadır. Babası Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Seyfulislam’ı elinde tutan Zintanlı milisler, 2015 yılında Trablus mahkemesinin onun için aldığı idam kararını uygulamamıştır.

Hafter ve Zintan milisleri yanında Trablus ve Mısratalı gruplara karşı mücadele veren Seyfulislam’ın Hafter yanlısı açıklamalarda bulunduğu yönünde de çeşitli haberler çıkmıştır. 2018 seçimlerine gireceğine dair beyanları olan Seyfulislam’ın nerede yaşadığı tam olarak bilinmemektedir. Libya’da önemli kabilelerden destek sözü alan ve BAE’den de destek aldığına inanılan Seyfulislam için başta Beni Velid olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde “Benim meşru liderim Seyfulislam Kaddafi’dir” eylemleri başlatılmış durumdadır. Libya Yüksek Seçim Kurulu da Kaddafi’nin seçimlere adaylığı ile ilgili sorulan sorulara “Seçimlere herkes katılabilir” cevabını vermektedir.

Parçalanmış Şehirler ve Hâkim Güçler

Sirte

Şehirde hâlâ Serrac hükümetine bağlı Mısratalıların ağırlıkta olduğu Bünyan-u Marsus güçleri bulunuyor. Ancak son dönemde Sirte etrafını kuşatan Hafter güçleri şehri taciz ediyor. DAEŞ ile yaşanan savaş sebebiyle bölgeden çıkan halkın büyük çoğunluğu şehre dönse de şehirdeki insani kriz devam ediyor.

Cufra

Cufra’da daha önce devrimciler bulunuyordu. Ancak Hafter güçleri Cufra’ya saldırınca bölge halkı şehir savaşı yaşanmaması için Mısratalılardan şehirden çıkmalarını istedi. Böylece devrimci güçler bölgeden çıktı. Akabinde Hafter güçleri şehre girdi ancak halk onların da şehirden çıkmasını istedi. Hâlihazırda az sayıda Hafter askeri bulunmasına karşın Cufra’da ağırlıklı olarak yerel milis güçleri hâkim.

Mısrata

Mısrata siyasi anlamda bölünmüş olsa da buradaki silahlı gruplar birbirleriyle savaşmıyor. Hatta Belediye Başkanı Muhammed Şitevi’nin öldürülmesinden önce -siyasi ayrışma sırasında- taraflar arasında ciddi bir yakınlaşma da olmuştu. Şehirdeki en büyük askerî güçler, başta Mısrata Devrimcileri olmak üzere Bünyan-u Marsus ve Halbus güçleri. Mısrata’da bunlar dışında başka milis gruplar da bulunuyor ancak bu gruplar söz konusu diğer güçlere kıyasla daha küçük.

Zintan

İmad Trablusi, Usame Cuveyli gibi kişilere bağlı askerî güçlerin bulunduğu şehirde son siyasi olaylardan sonra özellikle Usame Cuveyli’nin hâkimiyetinin daha da güçlendiği görülüyor. Serrac hükümetinin Cuveyli’ye Subrata şehrinin de güvenliğini sağlama sorumluluğu vermesi, Cuveyli’nin gücünü daha da arttırmış. Halife Hafter ile yakın ilişki içinde olup onu destekleyen İmad Trablusi’nin tutumu da Usame Cuveyli’nin bölgesel bir aktör olarak önemini arttırıyor.

Subrata

Yakın döneme kadar bölgede devrimciler hâkimdi ancak Halife Hafter’e bağlı güçler, Kaddafi’nin eski ordu mensupları ve Medahilelerin ortak operasyonu ile şehirden çıkmak zorunda kaldılar. İki hafta süren çatışmalar, Serrac hükümetinin arabuluculuğuyla Usame Cuveyli’nin bölgeyi koruması ve devrimcilerin de bütün silahlarını alarak şehirden çıkması şartlarıyla sona erdi. Ancak Hafter, Kaddafi’ye bağlı gruplar ve Medahileler hâlâ şehir etrafındaki varlıklarını sürdürüyor.

Ubari

Şehirde bulunan Şerare petrol tesisi Mısratalı 3. Ordu güçleri tarafından korunuyordu ancak 3. Ordu bölgeyi Kaddafi’nin eski komutanlarından Ali Kinne’ye bırakarak geri çekildi. Kaddafi’yi desteklemesine rağmen Halife Hafter ile arası bozuk olan Ali Kinne, Serrac hükümetine yakın bir isim olarak biliniyor.

Sebhe

Sebhe’de de Mısratalı 3. Ordu güçleri bulunuyordu. Burada Hafter güçleri ile yoğun çatışmaya giren ordu güçleri, Hafter güçlerine ağır zayiatlar verdirdi. Ancak çatışmaların bölgeye zarar verdiğini, şehirlerinin Bingazi’ye dönmesinden endişe ettiğini söyleyen Sebhe halkı 3. Ordu güçlerinden bölgeyi terk etmelerini istedi. Ordunun şehirden çıkması akabinde Hafter güçleri bölgeye girdi fakat halk onları da istemedi. Kabilelerden oluşan şehir güçlerinin korumasındaki bölge, Serrac hükümetine bağlı hareket ediyor.

Trablus

Serrac hükümetinin hâkim olduğu Trablus’ta hükümeti destekleyen isimler olan Abdurrauf Kara, Heysem Tacuri ve Abdullah Kikle bulunuyor. Bu isimlerden özellikle Heysem Tacuri’nin ismi uyuşturucu, içki ve kara para aklama gibi gayrimeşru birçok işle birlikte anılıyor; hatta bu işlerin onun üzerinden yürütüldüğüne dair bazı bilgiler olduğu da söyleniyor. Abdullah Kikle için de benzer iddialar söz konusu. Abdurrauf Kara’nın ise daha çok Medahile fikrini koruma düşüncesinde olduğu belirtiliyor. Bütün bu sebeplerden dolayı da bu üç ismin birbirlerine diş biledikleri biliniyor.

Libya’da DAEŞ Muamması

Ülkede DAEŞ’in alan olarak fiilî hâkimiyeti altında tuttuğu hiçbir yer kalmadı; sadece Cufra, Sirte ve Bin Velid üçgenindeki dağlık alanlarda bulunuyor. Libya’nın güneyindeki çölde varlık gösterdiği ifade edilse de örgütün burada da alan hâkimiyeti yok. Ancak hâlâ yer yer bombalı saldırılar düzenliyor. En son Mısrata’da mahkeme binası önünde bombalı bir araç patlatıldı. ABD zaman zaman tespit ettiği DAEŞ noktalarını havadan bombalasa da DAEŞ’in ABD’nin Libya’daki projesinin önemli bir parçası olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Genellikle ılımlı devrimcilerin ve İslami grupların hâkimiyeti altında olan bölgelerde eylem yapan ve bombalı saldırılar düzenleyen DAEŞ, bu bölgeleri istikrarsızlaştırarak Hafter ve taraftarlarına müdahale yolunu açıyor. Aşırı fikirlerin taban bulamadığı Libya’da DAEŞ’in varlığı iddiası, Libya’yı istikrarsızlaştırmak için Batılılarca kendi çıkarlarına uygun şekilde kullanılıyor.

Libya’da Yabancı Güçlerin Varlığı ve Etkisi

2011’de yaşanan krizle birlikte gerek bölgesel gerekse küresel aktörlerin Libya üzerindeki etkisi ciddi biçimde artmıştır. Yabancı güçlerin ülkedeki siyaset, güvenlik kurumları, toplumsal hareketler ve kültür üzerindeki etkileri yerel aktörler aracılığıyla sahaya yansımaktadır. Libya üzerinden bölgesel hesapların da yapıldığı denklemde, özellikle petrol gibi enerji kaynakları ile ilgili ciddi bir mücadele alanı oluştuğu görülmektedir.

Fransa

Libya’ya NATO müdahalesi için ön ayak olan Fransa’nın hayali, 2. Dünya Savaşı’ndan önce sömürgesi olan Libya’nın güneyindeki Fizan bölgesine tekrar hâkim olmaktır ve bunun yolu da Libya’nın bölünmesinden geçmektedir. Fransa, Halife Hafter’e askerî danışmanlık vermenin yanı sıra zaman zaman da Hafter lehine operasyonlar yapmaktadır. BM kararlarını desteklediğini ifade etmesine rağmen Fransa, söz konusu uzlaşıların sekteye uğraması için de çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Fransa yönetimi bir yandan Halife Hafter ile Faiz Serrac’ı bir araya getirip barıştırmaya çalışır görünürken diğer yandan da Libya’nın güneyindeki aşiretleri, özellikle de Tebuları silahlandırmaktadır. Onlara Tebuistan devletinin kurulması vaadinde bulunan Fransa, Fizan bölgesine yönelik stratejik çalışmalarını Çad’da Libya sınırına yakın kurduğu kamptan idare etmektedir.

İtalya

Siyasi, coğrafi ve ekonomik olarak çok yakın ilişki içinde olduğu Libya’nın birliğini savunan İtalya, bu noktada bazen Fransa ve diğer Avrupalı aktörlerle ters düşmektedir. İtalya özellikle BM tarafından tanınan Serrac hükümetinin korunmasından sorumludur. Mısrata’da bir askerî hastane kuran İtalyanlar, Serrac hükümetinin askerlerine de eğitim vermektedir. Ayrıca Serrac hükümetinin Trablus Limanı’na erişimine de İtalyan donanması eşlik etmiştir. İtalya’nın Libya konusundaki temel motivasyonlarından biri de mülteci akınlarıyla ilgilidir. Libyalı ve Afrikalı mültecilerin akınına uğrayan İtalya, Libya ile her anlamda yakından ilgilenmektedir. Eski sömürgesi olan Libya toprakları İtalya için petrol konusunda da önemli bir kaynaktır. Enerji konusundaki bu stratejik pozisyonundan dolayı İtalya Libya’ya içişleri bakanı seviyesinde ziyaretler gerçekleştirmektedir.[5] Libya’daki istikrarsızlıktan en fazla etkilenecek ülke olan İtalya, Libya’da istikrarın sağlanmasını özellikle desteklemektedir. Bunun için de BM’nin barış adına yaptığı arabuluculuğa ve önümüzdeki seçimlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine destek vermektedir.

ABD

Uzun yıllar ABD’de yaşadıktan sonra Arap Baharı sürecinde sürpriz bir şekilde Libya’ya dönen Halife Hafter, ABD’nin elindeki en önemli koz olarak görülmektedir. ABD, Libya’daki kaos ve istikrarsızlığın sürmesini kendi adına ciddi bir güvenlik sorunu olarak değerlendirmediğinden sahayı rakiplerine kaptırmamak için Hafter üzerinden ülkedeki istikrarsızlığı canlı tutmaktadır. İki defa darbe girişiminde bulunan Hafter, Libya devrimini baltalamaya ve özellikle İslami kesimlere hayat hakkı tanımayacak bir sistem inşasına çabalamaktadır. BM’nin silah ambargosuna rağmen BAE’nin Halife Hafter’e silah yollamasına göz yumulması ve Mısır’ın askerî yardımları dikkate alındığında, ABD ve müttefiklerinin Libya’nın doğusunu bölmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Mısır

Libya’daki sorunun ve istikrarsızlığın temel sebeplerinden biri olarak görülen Mısır, ülkedeki normalleşmenin önündeki en büyük engellerden biridir. Hafter üzerinden Libya’ya müdahil olan Mısır’ın temel gayesi, Libya’nın doğusunu kendi topraklarına katmak yahut buraların kontrolünü ele almaktır. Söylem olarak BM’nin Libya’daki çalışmalarını desteklediğini ve Serrac hükümetini tanıdığını ifade etse de Mısır, Tobruk’taki meclis üyelerini şantaj, rüşvet ya da tehditle kendine yakın tutmaktadır. Bu yolla sindiremediklerini ise suikastlarla ortadan kaldırmaktadır. Esas olarak Libya’da Mısır’ın konumu anlatılırken BAE ve Suud’dan da bahsetmek gerekmektedir. Çünkü bu ülkeler, Halife Hafter’e para ve lojistik desteklerini genel olarak Mısır üzerinden ulaştırmaktadır. Libya’daki seçimleri desteklediğini açıklamasına rağmen darbeci Sisi ile darbeci Hafter’in birlikte verdiği pozlar, Mısır’ın gerçek niyetine dair oldukça fikir vericidir.

Hafter’e sağladığı lojistik ve diplomatik desteğin yanında Mısır, sık sık Libya’nın egemenlik haklarını ihlal ederek ülkeye yönelik bombardımanlarda bulunmaktadır. Mısır hava kuvvetleri özellikle İslami yapılanmaların bulunduğu Derne kentini bombalamaktadır. Doğrudan Hafter lehine yapılan bu bombalamalara gerekçe olarak terörle mücadele bahanesini öne süren Mısır, bu iddialarla eylemlerine meşruiyet kazandırmayı amaçlamaktadır.

Mısır’ın Libya politikalarının Filistin kontekstinde de ayrıca ele alınması gerekmektedir. Zira İsrail tarafından oldukça uzun bir süredir tartışılan plana göre “iki devletli çözüm için bölgesel alternatifler” kapsamında Filistin devletinin Sina’da kurulması öngörülmektedir. Sina’da İsrail’e toprak verilmesi ile ilgili teklifin ise Mısır’ın devrik lideri Mübarek tarafından kabul edilmediği ifade edilmektedir. Projeye göre İsrail, Sina Çölü’nde Filistinliler için bir devlet kuracaktır. Bunun karşılığında da Mısır’a Libya’nın belli bir kısmının verilmesi öngörülmektedir. Uzun süredir devam eden karışıklıktan faydalanarak Libya’nın petrol bölgelerini ele geçiren Mısır’ın -Filistinlilere yeni yurt olarak- Sina’yı İsrail’e vermeyi kabul edebileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Rusya

Kaddafi döneminde Libya ile güçlü ilişkileri olan Rusya, Vladimir Putin’in göreve gelmesinden sonra Libya’nın borçlarının bir bölümünü silmiştir. Devrim sonrasında olayların durulmasını bekleyen Rusya, ABD’nin Halife Hafter’i kullanarak bölgeye doğrudan müdahil olması üzerine Libya’ya girmiştir. Rusya Libya’da bir yandan Hafter’e yakın durup onunla çeşitli anlaşmalar imzalamış diğer yandan da bu yakınlaşma kapsamında bir adım daha ileri giderek Mısır’ın Libya sınırına yakın noktada askerî bir üs edinmiştir. Rusya’nın Libya’ya olan ilgisi tamamen Hafter üzerinden de yürümemektedir. Sık sık devrimcilerle de iş birliğine giden Rusya, Hafter karşıtı Trablus tarafından heyetleri de Moskova’da ağırlamıştır.

Rusya son dönemde hem enerji kaynaklarının kontrolü hem de gruplar arasında arabuluculuk yapma konusundaki girişimleriyle Libya’daki önemli ve etkin yabancı güçlerden biri haline gelmiştir. Libya Ulusal Petrol Şirketi ile Rus Tatneft şirketinin Libya’da petrol arama çalışmalarına başlaması da bu durumun en somut yansıması olmuştur. Güvenlik endişeleri sebebiyle donanmasını da Libya açıklarına yerleştiren Rusya, aynı zamanda Hafter ile görüşerek silah tedarik anlaşmaları imzalamıştır. Rusya ayrıca, ülkenin güneyindeki kabilelerle de ilişkilerini geliştirmektedir.

BAE

Arap Baharı ile birlikte devrim karşıtı tüm hareketlerde rolü olan BAE, izlediği politikalarla adeta ABD’nin ileri karakolu görevini üstlenmiş durumundadır. Bu çerçevede Libya’da da karşı devrim anlamı taşıyan Hafter projesine maddi ve lojistik büyük destek vermektedir. Bu noktada özellikle Muhammed Dahlan’ın planlayıcı olarak öne çıktığı görülmektedir. Bilhassa İslami parti ve kişilere karşı yürütülen nefret dolu BAE politikaları, bölgede başlıca istikrarsızlık unsuru olarak dikkat çekmektedir.

BAE, Arap Baharı hareketlerini başarısızlığa uğratma isteği yanında ayrıca Çin’in tekrar canlandırmaya çalıştığı eski baharat ve ipek yollarının deniz ayağında, limanlarıyla etkin olmak istemektedir. Libya’nın Bingazi Limanı da bu anlamda söz konusu projenin bir durağını oluşturmaktadır. BAE, askerî birliklerini Bingazi yakınlarındaki Harruba Askerî Havaalanı’nda tutmaktadır.

Özellikle Hafter ile ilişkilerini geliştiren BAE, hava kuvvetlerini de Libya’daki Hadim Hava Üssü’ne yerleştirmiştir. Askerî olarak Hafter’e destek çıkmak için de Bingazi Askerî Şura Konseyi’ne bağlı güçleri birçok defa bombalayan BAE, BM silah ambargosunu da ihlal etmektedir. Libya’da bir yandan askerî müdahalelerde bulunan BAE, bir yandan da Hafter ile Serrac’ı buluşturmak suretiyle arabuluculuk rolüne bürünmektedir. BAE bölgedeki faaliyetleri dolayısıyla özellikle uluslararası insan hakları örgütleri tarafından savaş suçu işlemekle suçlanmaktadır.[6]

Suudi Arabistan

BAE ile birlikte benzer politikalar izleyen Suudi Arabistan da Libya’da Halife Hafter’i desteklemektedir. Desteğini de özellikle Libya içerisinde Suud’daki Şeyh Rabi el-Mehdalli’ye bağlı milis güçleri olan Medahileler üzerinden yapmaktadır. Bu grup ulu’l-emre itaati esas aldığı için Libya’nın doğusunda Hafter’e; Trablus’ta ve Libya’nın batısında da Serrac hükümetine bağlı hareket etmektedir. Ancak hem doğu hem de batıdaki Medahilelerin ortak hedefi, devrimcilerin başarısız olması ve Müslüman Kardeşler ve kendileri dışındaki diğer İslami hareketlerin çökertilmesidir.

Tunus

Libya’nın komşularından olan Tunus, BM’nin Libya’daki taraflar arasında yürüttüğü görüşmelere ev sahipliği yapmaktadır. Libya’daki karışıklıktan birinci derecede etkilenen Tunus, Libya’nın bütünlüğünün korunmasını istemektedir. Bu konudaki çalışmaları genel olarak Gannuşi takip etmektedir. Libya’daki İslamcılar Nahda hareketini söylem olarak eleştirseler de Gannuşi’nin görüşlerine ve tecrübesine saygı duymaktadır. Libya’da barış ve istikrarın sağlanması yönündeki politikaların takibi konusunun Gannuşi’nin öncelikli meseleleri arasında olduğu belirtilmektedir.

Cezayir

Tunus gibi Cezayir de BM’nin Libya çalışmalarını desteklemektedir. Başlangıçta Cezayir’in Libya özel temsilcisi olan Abdulkadir Mesahil Libya’da birçok tarafla görüşüp ülkenin çeşitli bölgelerini ziyaret etmiştir. En son Libya’nın güney bölgelerine giden Mesahil, Tobruk hükümetinin ziyaretlerin kendilerinden izin alınmadan gerçekleştirildiği yönündeki eleştirilerine maruz kalmıştır. Bu süreçte görevi değişen ve Cezayir Dışişleri Bakanı olan Mesahil’in bakan olmasından sonra Cezayir’in Libya çalışmaları daha çok BM çalışmaları güdümünde devam etmiştir. Cezayir’in daha önceden Libya’nın komşuları grubunda Libya’ya barış gelmesi konusunda yaptığı çalışmalar da BM gölgesinde kalmıştır.

Sudan

Libya’ya komşu olması dolayısıyla buradaki olaylardan etkilenen ülkeler arasında yer alan Sudan, resmî olarak Halife Hafter’e karşı olsa da Hafter’in paralı askerlerinin çoğu Sudan, Nijer ve Çad’dan gitmektedir. Sudan’dan Hafter’e katılanlar genelde maddi sıkıntı içindeki yoksul kişilerdir. Bu konuyla ilgili geçtiğimiz aylarda kamuoyuna yansıyan bir haberde Sudan ordusunun Mısır üniforması giydirilmiş önemli sayıda paralı askeri Mısır sınırında öldürdüğü bildirilmiştir. Sudan, barış çabaları konusunda çok etkin olmasa da her türlü soruna rağmen genel anlamda Libya’nın toprak bütünlüğünü ve birliğini savunmaktadır.

Türkiye

Kaddafi döneminde özellikle ekonomik alanda Libya ile iyi ilişkileri bulunan Türkiye, 2011 yılında başlayan halk hareketleri sırasında Libya’nın istikrarını düşünerek temkinli davranmıştır. Daha sonra Müslüman Kardeşler ve diğer İslami gruplara yakın duran Türkiye, seçimlerden sonra kurulan hükümete de destek vermiştir. Halife Hafter’in darbe girişimini onaylamayan Türkiye, bu süreçte Batılı ülkelerin kışkırtmasıyla başlayan Türkiye karşıtlığını önleme konusunda pek etkili olamamıştır. Zaman içinde ilişkiler ve Ankara’nın buradaki siyasi etkisi giderek azalmıştır. Emrullah İşler’in T.C. Libya Özel Temsilci olarak atanmasından sonra yeniden canlandırılmaya çalışılan ilişkiler gelişmeye başlamıştır. Türkiye, resmî olarak Serrac hükümetini kabul etmekle birlikte Libya’nın toprak bütünlüğü ve birliğinden yana olduğundan, ülkede çatışan bütün tarafların uzlaştırılmasını savunmaktadır. Bu sebeple de tüm taraflarla eşit mesafede görüşmeler yürütmektedir. Libya’nın hem doğu hem de batısındaki parlamentolardan temsilciler farklı zamanlarda Ankara’yı ziyaret ederek üst düzey görüşmeler yapmaktadır. Söz konusu siyasetçi ve parlamenterler arasında bölgelerinde etkin olan isimler de vardır. Mısır’a ve Hafter’e rağmen bu insanların Türkiye’yi ziyaret etmesi, hem ilişkilerin geliştirilmesi açısından hem de stratejik açıdan önem arz etmektedir.

Türkiye Libya ile sadece siyasi ilişkilere değil toplumsal ve kültürel ilişkilere de önem vermektedir. Türkiye’nin Libya’daki varlığı hem Batılı güçleri hem de Mısır gibi bazı Arap ülkelerini rahatsız etmektedir. Mısrata Belediye Başkanı Muhammed Şitevi ve beraberindeki heyetin 2017 Aralık ayında Ankara’yı ziyaret ettikten sonra Mısrata Havaalanı’ndan şehre dönerken suikasta uğraması, Ankara’ya bir mesaj olarak yorumlanmıştır.

"Türkiye, resmî olarak Serrac hükümetini kabul etmekle birlikte Libya’nın toprak bütünlüğü ve birliğinden yana olduğundan, çatışan bütün tarafların uzlaştırılmasını savunmaktadır."

Aynı çevreler, Türkiye ve Libya halkları arasına nefret tohumları ekmek üzere tarihî birtakım olayları abartılı olarak gündeme getirip halkı kışkırtmaya çalışmaktadır. Örneğin, Libya’nın doğusunda 1800’lü yıllarda Karamanlı beyleri ile aşiretler arasında vergi ödeme konusunda yaşanan yerel bir çatışma, sanki soykırım gibi yansıtılarak Mısır medyası tarafından günlerce haber yapılmıştır. Bununla da yetinmeyen Mısır, kendi arşivlerini özellikle Cevazi aşiretine açarak Osmanlı’nın atalarına katliam yaptığı teziyle Türkiye’ye dava açmaları konusunda Cevazileri teşvik etmiştir.

Libya’da Türk yatırımlarının ve vatandaşlarının hedef alınması ise bir diğer düşmanlık göstergesidir. Örneğin Ubari şehrindeki elektrik santralinin inşası için bölgede bulunan Enka şirketinin üçü Türk biri Alman dört mühendisinin kaçırılması bu açıdan dikkat çekicidir.

2018 yılında yapılacak parlamento seçimlerini destekleyen Ankara için Libya’nın istikrarı önemlidir. Zira Libya’daki krizden ekonomik olarak en fazla zarara uğrayan ülkelerden biri Türkiye’dir. Libya’da barışı tesis etme adına Hafter kontrolünde bulunan doğudaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi mensuplarıyla da görüşmeye başlamasından sonra, Ankara’nın yeni süreçte Libya’daki önemli güçlerden olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü Libya halkı nezdinde hâlâ olumlu bir imajı bulunan Türkiye için bu durum önümüzdeki döneme ilişkin en önemli avantajdır.

Katar

Libya ile ilişkiler konusunda Türkiye ile aynı kaderi paylaşan Katar, Hafter tarafından dışlansa da devrimcilerin kapısını çaldıkları ilk devlettir. Birçok devrimciye destek veren Katar, Tebu ve Tuarekler arasında yapılan barış anlaşmasına da ön ayak olmuştur. Katar genel olarak Türkiye ile aynı çizgide hareket etmektedir.

Uzlaşma Arayışları: Barış Görüşmeleri

Uzlaşma çabaları çerçevesinde hâlihazırda Libya’da iki çeşit barış çalışması yürütülmektedir: Birincisi BM kapsamında ve çevre ülkelerin inisiyatifi ile gerçekleşen genel barış inisiyatifleri; ikincisi de yerel dinamikler üzerinden özellikle silahlı gruplar ve ihtilaflı aşiretler arasındaki sorunların çözümüne dair yürütülen yerel barış inisiyatifleridir.

BM, ülkede birliğin ve siyasi istikrarın sağlanması için zayıf da olsa barış girişimlerini sürdürmektedir. BM Güvenlik Konseyi Libya krizini çözmek için 2015 yılında Fas’ta kabul edilen “Libya Siyasi Anlaşması”nın mimarıdır.[7] BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame, Libya’da barışçıl siyasi geçişin sağlanabilmesi için kapsamlı bir ulusal uzlaşı oluşturmaya çalışmaktadır. Selame özellikle ülkenin güney bölgelerine odaklanmış durumundadır. Libya’nın toprak bütünlüğü ve sınırlarının korunması için petrol kaynaklarının bulunduğu güney bölgesi bilhassa önem arz etmektedir. BM’nin “geçiş dönemi planında” Libyalıların hayat koşullarını iyileştirecek bir hükümet kurulması, süreklilik arz eden kurumların oluşturulması, anayasa, seçimler ve Libya’nın tümünü kapsayan bir ulusal barış sağlanması amaçlanmaktadır.

"BM’nin “geçiş dönemi planında” Libyalıların hayat koşullarını iyileştirecek bir hükümet kurulması, süreklilik arz eden kurumların oluşturulması, anayasa, seçimler ve Libya’nın tümünü kapsayan bir ulusal barış sağlanması amaçlanmaktadır."

Diğer yandan BM’den bağımsız ancak BM’nin desteklediği komşu ülkelerin inisiyatifleri çerçevesinde de barış için bölgesel girişimler yürütülmektedir. BM dışında yürütülen bölgesel ve uluslararası bu çalışmalar, sonunda BM barış projesine bağlanmaktadır. Özellikle Tunus veya Afrika Birliği’nin tarafları uzlaştırma girişimleri ya BM’nin yaptığı çalışmalara destekle sonuçlanmakta ya da akim kalmaktadır. Örneğin beş defa bir araya gelen Cezayir, Mısır ve Tunus dışişleri bakanları bu görüşmelerde deklarasyon yayınlamak dışında bir ilerleme sağlayamamıştır.[8]

Bölgede devam eden bir diğer uzlaşı süreci de yerel düzeyde yürütülen çalışmaları kapsamaktadır. BM’den bağımsız bir şekilde, lokal çatışma bölgelerindeki aşiretlerin ileri gelenleri, çatışan taraflarla görüşüp ateşkes sağlanması için çaba harcamaktadır. Bu tür girişimleri ülkede çatışma yaşanan birçok bölgede görmek mümkündür. Bu çalışmaları genel olarak Meclisi Ayan ve Hukemalar olarak adlandırılan ileri gelen yerel aktörler yürütmektedir. Trablus, Subrata, Sebhe, Ubari, Cufra vd. bölgelerdeki çatışmaların sonlandırılması için bu meclisler etkin bir şekilde çözüm bulmaya çalışmaktadır. Çeşitli aşiret reisleri ve STK’ların gösterdiği bu çabalar, Libya halkı ve silahlı grupları üzerinde etkili olmaktadır. Ancak Libya genelinde özellikle yabancı güçlerin ve Libya’nın enerji kaynaklarını sömürmeye çalışan ülkelerin bu çabaları baltalama girişimleri de aralıksız devam etmektedir. Örneğin yakın bir tarihte Meşaşiye ile Kantrar isimli gruplar arasındaki çatışmaları çözmek için arabuluculuk yapmaya giden Verfala kabilesinden kişilerin uğradığı suikastın da bu tür bir komplo olduğu düşünülmektedir.

İnsani Kriz

Libya’da yıllardır yaşanan savaş ülkedeki insani krizi daha da derinleştirmiştir. Ülke genelinde her ne kadar büyük bir açlık veya yoksulluk sorunu olmasa da yıllardır devam eden kaos nedeniyle Libya’nın ekonomik altyapısı neredeyse tamamen çökmüştür. Bu durumun dolaylı etkileri tüm halkın gelir seviyesinin düşmesinde kendini göstermektedir. Bu nedenle özellikle belirli bölgelerdeki halk, bir yandan savaşla bir yandan da insani krizlerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır.

Yer altı kaynakları bakımından zengin bir ülke olan Libya’da refah seviyesi geçmişe nazaran bir hayli düşmüştür. Libya dinarının uğradığı değer kaybı, halkın alım gücünü olumsuz etkilemektedir. Ülkede sağlık alanında da ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Hastanelerdeki cihazlar bakımsızlıktan atıl hale gelmiştir. Hükümet ne sağlık konusunda ne de halkın diğer temel ihtiyaçları konusunda bütçe ayırabilmektedir. Söz konusu bu ekonomik sıkıntıların yanında Libya’nın en büyük sorunu eğitimdir. Özellikle halkın, siyasi sınıfın ve silahlı grupların eğitimsizliği dikkat çekici boyutlardadır. Uzun dönem Libya’yı yöneten Kaddafi’nin kurduğu eğitimli kent sınıfı, oldukça küçük bir zümredir. Mevcut koşullarda ülkede eğitim imkânları son derece sınırlıdır. Bugün Libya’nın geleceği ile ilgili tasavvurda bulunanlar, büyük ölçüde başka ülkelerden yönlendirilmektedir. Bu sebeplerle Libya’da çalışma yapan STK’ların ülkedeki gruplar arasındaki uzlaşıya katkı sağlamanın yanı sıra odaklanmaları gereken en önemli konu eğitimdir. Nitekim Libya’da silahlı gruplar arasındaki anlaşmazlıkların en büyük sebebinin iletişim eksikliği olduğu görülmektedir.

Gerek devam eden çatışmalar gerekse yetersiz gıda stoku dolayısıyla Libya genelinde çeşitli kentlerde insani kriz yaşanmaktadır. Özellikle Hafter ve taraftarlarının bazı bölgelerdeki kuşatmaları dolayısıyla buralardaki insani kriz derinleşmiş durumundadır.

İnsani anlamda sıkıntı yaşanan yerlerin başında Derne kenti gelmektedir. Bu bölge, Hafter’in Libya’nın doğusunda hâkim olamadığı nadir yerleşim yerlerinden en büyüğüdür. Nüfusu yaklaşık 150.000 civarında olan şehirde Derne Meclis-i Şura adındaki devrimci yerel güçler hâkimdir. Buradaki direnci kırmak için bütün şehri kuşatma altına alıp ambargo uygulayan Hafter, bölgeye hiçbir insani yardım malzemesinin girişine izin vermemektedir. Ayrıca Mısır yönetimi de kendi topraklarında yaşanan her türlü saldırıyı “Derne’den gelen DAEŞ militanları” gerekçesine dayandırıp bölgeye sık sık hava bombardımanları düzenlemektedir. Hafter ve BAE uçaklarının da zaman zaman bombaladığı şehre yönelik uygulanan ambargo, uluslararası alanda kınansa da kuşatmanın kaldırılması için Hafter’e herhangi bir baskı yapılmamaktadır. Bölge her türlü yardıma muhtaç olmasına rağmen uluslararası camia bu konudaki sessizliğini sürdürmektedir.

"Gerek devam eden çatışmalar gerekse yetersiz gıda stoku dolayısıyla Libya genelinde çeşitli kentlerde insani kriz yaşanmaktadır. Özellikle Hafter ve taraftarlarının bazı bölgelerdeki kuşatmaları dolayısıyla buralardaki insani kriz derinleşmiş durumundadır."

İnsani anlamda bir diğer sıkıntılı şehir olan Bingazi’de sayıları 100’ü bulmayan devrimcinin olduğu Hureybiş bölgesi, aylardır Hafter ve taraftarlarının kuşatması altındadır. Daha önce yine uzun bir kuşatmanın ardından ele geçirilmiş olan Ebyar bölgesinde elleri bağlı şekilde infaz edilmiş 37 kişinin cesedi bulunmuştur. Sonrasında, bölgede devrimi gerçekleştiren birçok kişinin daha infaz edilmiş olduğu tespit edilmiştir.

Libya krizinin ortaya çıkarttığı en önemli sorunlardan biri de göçmen meselesidir. Libya’daki savaş ortamı ülkedeki kaçak göçmenlerin sayısının artmasına sebep olmaktadır. Ülkede sınır güvenliği olmadığı için ve mevcut güçlerin büyük çoğunluğunun da çatışma bölgelerine çekilmesinden dolayı denetimler sağlıklı yapılamamaktadır. Bu durum özellikle Akdeniz’deki tekne facialarına zemin hazırlamaktadır. Avrupa Birliği, söz konusu göçmenleri Libya’da engellemeye çalışsa da bu çalışmalar için gerekli desteği veya bütçeyi ayırmamaktadır.

Bunlar dışında Libya içerisindeki göçler de devam etmektedir. Özellikle çatışma bölgelerinde yaşayanlar daha güvenli gördükleri Mısrata ve Trablus gibi ülkenin batı kesimlerine göç etmektedir. Söz konusu mültecilerin çoğu genellikle Bingazi’den gelmektedir. 2011 yılından bu yana kamplarda yaşayan Tavurgalılar ise her türlü olumsuzluğuna rağmen kamplarda kalmaya devam etmektedir. Bir süre önce Serrac hükümeti ile Mısrata’nın öldürülen belediye başkanının da katıldığı bir toplantıda uzlaşı sağlanmış ve bu insanlarla evlerine dönmeleri konusunda anlaşılmıştır. Ancak şehirlerinin fazlasıyla tahrip olması sebebiyle Tavurgalıların tamamının dönüşü gerçekleşememiştir.

Bugüne kadar Libya’dan Avrupa’ya göç etmeye çalışırken hayatını kaybeden Libyalıların sayısı binlerle ifade edilmektedir. Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre sadece 2018’in Ocak ayında Libya’dan göç edenlerin sayısı 2.046’dır. Libya’da en önemli toplumsal sorunların başında gelen göç meselesi, güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanamayışı sebebiyle çözülememiştir. Diğer Afrika ülkelerinden gelenler için de bir geçiş güzergâhı olan Libya topraklarında hâlihazırda Avrupa’ya geçmek için bekleyen binlerce Afrikalı bulunmaktadır.

Yetersiz altyapı Libya’daki bir diğer önemli sorun alanıdır. Özellikle ülkenin doğu bölgelerinde temiz suya erişim konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Mevcut sisteminin yetersizliği ve bakımsızlığı, sorunu daha da çözümsüz bir hale getirmiştir. Bunlar dışında İslam dünyasının en öneli sorunlarının başında gelen eğitim konusu Libya için de son derece kritik bir meseledir. Ülkede bugün okul çağındaki 300.000’den fazla çocuğun eğitimine devam edemediği belirtilmektedir.

Sonuç

Libya’nın devrimden sonra bu kadar ayrışıp hizipleşmesinde dış güçlerin Libya’daki varlığı ve çatışan menfaatleri olduğu kadar, genel ülke çıkarları yerine kendi yerel amaçları için mücadele eden yapılar arasındaki çatışmalar da etkili olmuştur. Aşiret, aile ve buna benzer alt etnik bağlılıklara sahip manipüle edilmeye müsait silahlı ve siyasi gruplar, Libya’da barış konusunda ikna edilmesi gereken unsurlardır.

Kaddafi’nin devrilmesi sürecinde ortak bir amaç çevresinde güçlerini birleştirmiş olan bu yapıların, ülkenin yeniden kurulması sürecinde çekişme içine girmesi, liderlik sorununu da gündeme getirmiştir. Libya devriminin hedefine ulaşamamasında, ülkedeki önemli isimlerden Mustafa Abdulcelil gibi liderlerin siyasetten erken çekilmeleri de etkili olmuştur. Tecrübeli bu isimlerin yerlerinin doldurulamaması, geçiş sürecindeki ülkede boşluk yaratarak gruplar arasındaki hâkimiyet mücadelesini arttırmıştır.

Libya’da barış süreçlerinin başarısız olması durumunda ülkenin birkaç parçaya bölünme ihtimali yüksektir. Başta güney bölgeleri olmak üzere ülkedeki kabilelerin siyasallaşan kimlikleri ve askerîleşen kuvvetleri, bu durumun en somut sonucu olmaya adaydır. Ayrıca ülke içinde doğu-batı ayırımının giderek daha da birleşmez bir yola girmesi de kaçınılmaz olacaktır. Libya için daha geç olmadan atılması gereken adımların başında çıkarları farklılaşmış grupların ortak bir zeminde buluşturulması gelmektedir. Libya’nın sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve Akdeniz’deki stratejik konumu, yabancı ülkelerin iştahını kabartan bir etki yaptığından ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirmiştir. Bu müdahaleler, içerideki aktörlerin ortak bir zeminde buluşmasını zorlaştırmaktadır. Dış güçlerin farklı grupları desteklemesi, sadece Libya’daki istikrarı bozmakla kalmamakta, ülke içindeki rekabeti küresel ve bölgesel bir çekişmenin parçası haline getirmektedir. Bu da çözümü daha da zorlaştırmaktadır.

Sonnotlar