Mahrumiyetin Kurumsallaşmış Mekânları Yetimhaneler

Mahrumiyetin Kurumsallaşmış Mekânları Yetimhaneler

07 Temmuz 2015

Araştırma ve tahminler 7 milyarı aşan dünya nüfusunun 2,2 milyarının çocuk nüfusu olduğunu, bu nüfusun 153 ila 210 milyonunun ise yetim veya kimsesiz olduğunu ortaya koyuyor. Bu sayının dünyanın en kalabalık ülkelerinin nüfuslarına denk olduğu dikkate alınırsa karşı karşıya olduğumuz tablo zihinlerimizde çok daha kolay şekillenebilir. Yine başka bir veriye göre dünyada 7 milyon çocuk kurumsal bakım altında, yani yetimhanelerde yaşıyor. Bunlar dışında sokaklarda yaşayan çocuklara dair ne yazık ki hiçbir somut veri bulunmuyor.

1. Dünya Savaşı’ndan itibaren ulus devletleşme sürecinin özellikle Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında bir nihayete eremeyişi, diğer coğrafyalarda azınlık sorunlarına neden oluşu, sonrasında Soğuk Savaş ve 11 Eylül süreçlerinin bilhassa bu bölgelerdeki istikrarsızlığı körüklemesi, özellikle İslam dünyasının toplum yapısını alt üst etti. Milyonlarca ölümle birlikte, gelecek nesiller güvensiz yarınlara mahkûm edildi.
Yaşanan savaş ve çatışmalarda çocuklar biricik koruyucuları olan ebeveynlerini, ailelerini, akrabalarını yitirdi; bu durum onların aile/akraba korumasından mahrum kalmasına sebep oldu. İslam dünyasının en kıymetli sermayesi olan milyonlarca çocuk kimsesiz kaldı. Bu çocuklar Müslüman halkın özverisine, bu bölgelerde faaliyet gösteren yerel veya uluslararası Müslüman yardım kuruluşlarının yardımına ya da kötü niyetli odakların eline bırakıldı. Ne yazık ki İslam dünyasındaki mevcut idareler, yarınları olan bu çocuklar için koruyucu önlemler alacakları yerde, kendi iktidarlarını sürdürme uğruna toplumlarının geleceği olan çocuklarını karanlık bir dünyanın insafına terk etmiş durumda.
Yetimhanelerin kuruluş süreçleri ve koşulları bölgeden bölgeye değişiklik gösterse de bütün yetimhaneler yetim ve kimsesiz çocuklara sahip çıkıp destek olmak ortak amacıyla kurulurlar. Bundan dolayı yetimhaneler çocuklar için en yüksek faydayı sağlayacak şekilde planlanmaları gereken yapılardır. Ancak günümüzdeki uygulamalarında yetimhaneler, kuruluş amaçları her ne kadar yetim ve kimsesiz çocukları güvenli bir ortamda hayata hazırlamak olsa da, ne yazık ki çoğu ülkede çocukların hem manen hem de madden tükenip kaybolduğu yerler haline gelmiş durumda. Oysaki yetimhaneler, bir yakını yanında kalması mümkün olmayan, bedensel ve zihinsel gelişimi tehdit altında olan veya eğitimi için gerekli maddi desteği bulamayan ve manevi olarak yeterli ihtimamı göremeyen çocukların barınabilecekleri yerler olmalı.
Bakımevleri veya yetimhanelerdeki çocuklar, özellikle üçüncü dünya ülkeleri olarak tanımlanan bölgelerde yönetimlerin istikrarsızlığı, iç savaşların sebep olduğu kontrolsüzlük veya hükümetlerin ilgisizliği sonucu birçok olumsuz durumla karşı karşıya kalıyor. Bu mekânlardaki denetimsizlik, devletlerin yetimhanelere ve çalışanlarına yönelik ihmalleri, buralarda kalan çocuklara uygulanan şiddeti ve çocuklardaki şiddet eğilimini arttırıyor. Yetimhanelerin sayılan bu ortak problemleri yanı sıra ülkelere göre değişkenlik gösteren sorunları da bulunuyor.
Bugün İslam coğrafyası genelindeki mevcut yetimhane uygulaması, İslami kaygı ve hassasiyetlerle pek de uyumlu değil. Çoğu savaş ve fakirlik içerisinde olan bu coğrafyalardaki sahipsiz çocukların büyük bölümü devlet korumasından yoksun. Devlet yetimhanelerinin durumu ise içler acısı.
İHH olarak Ramazan ayının 15’inde tüm İslam âleminde bu yıl ikincisi ifa edilen “Dünya Yetimler Günü” vesilesiyle yetimhaneler konusunu gündeme taşımak istedik. Buralardaki çocukların maddi manevi durumları, karşılaştıkları problemler, son derece kötü koşullar altında ayakta kalma mücadelesi veren yetimhanelerin ve yetimhane anlayışının ıslahını zorunlu hale getiriyor.
İHH olarak çocukların mümkün mertebe aile ve akrabaları yanında yetişmelerini önceliyoruz. Fakat ebeveynlerini kaybetmiş ve birinci derecede bakacak yakını olmayan çocuklar için, onları misafir edebilecek yetimhaneler kurmak veya mevcutlara destek olmak dışında çok fazla seçeneğimiz bulunmuyor.
İHH’nın yetimhane inşa çalışmaları ilk olarak 2003 yılında Pakistan’da bulunan Afgan mülteci çocuklar için açılan MSAL (Muhammedan School of Advance Learning) ile başladı. 2005’te Pakistan’daki deprem sonrasında bölgede kurulan Aşiyana Kompleksi, yetim çocuklar ve anneleri için bir ilk yardım projesi olarak yaklaşık 1.000 kişiye hizmet verdi. Yine Açe’de tsunami sonrası 2006’da kurulan İstanbul Dormitory bu afetten etkilenen çocuklara hizmet vermeye devam ediyor.
Yetimhaneler, çocuklar için sadece yatakhane veya barınma ihtiyaçlarını giderecekleri mekânlar olmaktan ziyade, maddi ve manevi eğitimlerini sağlayan ve onları aile şefkati ile hayata hazırlayan güvenli ortamlar olarak hizmet vermeli.
Bölgelerde afetler veya savaşlar sonucu sahipsiz kalmış çocukların acil bir şekilde barınma, sağlık, gıda, kıyafet gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere başlayan yetimhane çalışmalarımız, ilerleyen süreçle birlikte çocukların eğitimlerini tamamlayabilmelerine olanak sağlamak, hayatlarını şekillendirirken onlara bir vizyon kazandırmak amacıyla daha kapsamlı bir hal aldı ve uzun vadede bu mekânların birer eğitim merkezi olarak düzenlenmesi gündeme geldi. Örneğin Pakistan’da 150 dönümlük bir arazi üzerine anaokulundan üniversiteye kadar eğitim birimlerini kapsayan bir merkez kurulması planlanıyor. Yine Somali Anadolu Yetim Eğitim Merkezi 10 dönümü yerleşkeye ayrılan 20 dönümlük bir arazi üzerinde, 400 yatak kapasiteli ve 1.500 çocuğun eğitim alabileceği bir şekilde inşa edildi.
Yetimhanelerin bölgelere göre değişen mimari ve fiziki özellikleri olmakla birlikte, her yetimhanede bulunması gereken birimlerin ve yetimhane işleyişinin belli bir standardı olması zarureti üzerine, Şubat 2014’te vakfımız tarafından açılan yetimhanelerin yöneticileriyle İstanbul’da toplantılar gerçekleştirildi. Bu toplantılarda yetimhanelerdeki sorunlar ve çözüm önerileri görüşüldü, yetimhane işleyişi ve kurumlarda kalan çocuklara daha faydalı olunması adına çocuk psikolojisi ile ilgili seminerler verildi. Bu toplantıların ileriki yıllarda bizzat yetimhane merkezlerinde yapılması planlanıyor.
İHH’nın hâlihazırda geneli Asya’da olan ve yapımını, işletimini ve içerisindeki çocukların tüm masraflarını karşıladığı 26 yetimhanesi bulunuyor.
Çocukların günlük hayatlarının tamamının geçtiği bu mekânların onların hem duygusal, sosyal ve akademik ihtiyaçlarına cevap verebilecek hem de fiziki olarak doğal afetler karşısında korunaklı, güvenli, yerleşim yerlerine ve eğitim kurumlarına yakın şekilde planlanıp inşa edilmesi gerekiyor. Yetimhanelerin ayrıca bölge mimarisine uygun olması da dikkat edilmesi gereken önemli bir başka konu. İHH yetimhanelerinin kapasiteleri bölgeden bölgeye değişirken, çocukların kaldıkları odaların mevcudunun kalabalık olmaması ve kendilerine ait özel mekânlarının bulunması, çocuklarda aidiyet duygusunun gelişimi açısından önemli faydalar sağlıyor. Bölgelere göre mimari bazı farklılıkları olmakla birlikte, çocukların maddi manevi gelişimleri için bu yapılarda bulunması elzem olan birimler standardize edilerek tüm yetimhanelerimizde bu birimlerin oluşturulması hedefleniyor.
Yetimhanelerde bulunması gereken birimler:

•    Yatakhane
•    Yemekhane
•    Mutfak
•    Kütüphane
•    Bilgisayar odası
•    Etkinlik salonu/Oyun odası
•    Revir
•    Mescid
•    Çamaşırhane
•    Banyo
•    Bahçe/Oyun alanı
•    Ambar/Malzeme deposu
•    Belletmen ve öğretmen yatakhanesi
•    Misafirhane
•    Müdür odası, müdür ve ailesinin kalabileceği konutlar
•    Güvenlik birimi
•    Konferans salonu
•    Rehberlik odası

Sonuç olarak, farklı mahrumiyetler ya da ebeveynlerin kaybı veya ihmali sonucu yetimhanelerde kalan çocukların yollarının kesiştiği bu mekânların, çocukların hayat gayelerini, yaratılış amaçlarını, yaşam sevinçlerini buldukları mekânlar olarak hizmet vermesi gerekiyor. Mazlumların sahibi bir dinin mensupları olarak bizler dini, mezhebi, dili ırkı ne olursa olsun tüm dünyada sahipsiz ve mazlum çocuklara Rabbimizin Peygamberimize (sav) tesellisi olan “O seni yetim bulup da barındırmadı mı?” ayetinin bir tecellisi olarak destek olmak ve problemlerini çözmekle yükümlüyüz. Bütün sivil toplum kuruluşlarına ve Müslüman devletlere bu alanda yaşanan sorunların çözümü konusunda çok büyük sorumluluklar düşüyor