Malcolm X: Bir İnsan Hakları Mücadelesi

Malcolm X: Bir İnsan Hakları Mücadelesi

1990 yılı ilkbaharıydı. Bir ikindi vakti yeni gittiğim New York’taki Columbia Üniversitesi’nin bahçesinde College Walk olarak isimlendirilen 116. Cadde’de yürüyordum. Kulağıma ezan sesi gelmeye başladı. Bir anda bunun memleket özleminden kaynaklanan bir yanılsama olduğunu düşündüm. Sesin geldiği istikamette yürümeye başladım. Ayaklarım beni doğu yönüne götürdü. Morning Side Drive’a ulaştım ve caddeden karşıya geçtim. Yol sona ermişti. Balkona benzeyen gözetleme noktasında durdum. Harlem’e yukarıdan bakıyordum. Dikkatle dinledim. Ezan sesi Harlem’deki Malcolm X Camii’nden geliyordu. O anda yaşadığım karmaşık hisleri anlatamam. Amerika’nın Hollywood filmlerine yansımayan bir yüzü ile karşılaşmaktan dolayı şaşkındım.

Malcolm X, kutsal bir sesi ülkesine taşıyan ve oralarda yankılanmasını sağlayan bir uç beyi olarak gözümde saygıyla canlandı.

***                                   

Malcolm X, benim gözümde, İslam’da evrensel insan hakları savunucularının son büyük örneklerinden biridir. 20. yüzyılın yetiştirdiği en önemli Müslüman önderlerden biri olan Malcolm X, daha doğrusu el-Hacc Malik el-Şahbaz, 1925 yılında Nebraska’da doğmuş, 1965 yılında New York’ta, 39 yaşındayken bir suikast sonucunda şehit edilmiştir. “En az bir düzine insanın sahip olduğu tecrübeye sahip olacak kadar hal başımdan geçti.” diyen Malcolm X, yaptığı her şeyin asla gecikme kabul etmeyecek derecede acil yapılması gerektiğine inanıyordu.

“İslam’da evrensel insan hakları var mıdır?” diye soranlara, geçen yüzyılın hakkında en fazla konuşulan ve yazılan Amerikalı Müslüman’ı Malcolm X’in hayatı en güzel cevaptır. Evrensel İslam’ı keşfetmek, onu siyah ırkçılığından kurtarıp evrensel insan hakları mücadelesine yönlendirmiştir.

Malcolm X’in hayatında üç safha vardır:

Malcolm Little dönemi: Malcolm, sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirir ve ortaokul bittikten sonra liseye devam etmeden okulu terk eder. O devirde lisede okuyan siyahların sayısı zaten çok azdır. Burada Malcolm’un hayatı boyunca unutamayacağı ve şuurunda yer eden, okuldan aniden soğumasına sebep olan bir olay gerçekleşir: Bir gün, dersinde çok başarılı olduğu ve kendisini çok seven İngilizce hocası Bay Ostrowski, ona ileride meslek olarak ne yapmayı düşündüğünü sorar. Malcolm, o güne kadar fazla kafa yormadığı bu soruya avukat olmayı düşündüğünü söyleyerek cevap verir. Bunun üzerine Bay Ostrowski Malcolm’a dönerek şöyle der:

“Biliyorsun, burada hepimiz seni severiz. Ancak sen bir zenci olduğunu unutmamalısın. Avukat olmak bir zenci için gerçekçi bir ideal değil. Sen olabileceğin bir şey düşünmelisin. Çok kabiliyetli ellerin var. Neden bir marangoz olmayı düşünmüyorsun?”

Ancak sınıftaki diğer öğrencilere de ileride hangi meslekleri seçeceklerini soran Bay Ostrowski, Malcolm’dan daha az çalışkan oldukları halde onları ideallerini gerçekleştirmeleri için teşvik eder, hiçbirisine başaramayacağını söylemez. Bu durum Malcolm’u derinden etkiler; Malcolm’un okuldan soğumasına, beyazlara yabancılaşmasına ve ne kadar zeki ve başarılı olursa olsun, ırkçılık engelini aşamayacağına inanmasına yol açar.

Bu ve benzeri olaylar Malcolm’u sisteme yabancılaştırır. Böylece onun hayatında, yeraltı dünyasında ve hapishanelerde geçirilen bir dönem başlar. Bu dönemde Malcolm’un hiçbir ideolojik çabası yoktur; Tanrı’yı inkâr etmektedir ve sadece behimi arzularını tatmin peşindedir.

Malcom X dönemi: Bu dönem, Malcolm X’in hapishanede İslam Milleti Hareketi Lideri Elijah Muhammed’in öğretisi ile tanışarak İslam’a ilk adım attığı ve sadece ABD’de yaşayan Afro-Amerikalıların haklarını savunduğu dönemdir. Bu dönemde Malcolm, kölelikten kalma “Little” soyadını bırakır, matematikte bilinmeyeni ifade eden “X”i soyadı olarak kullanmaya başlar. Bir müddet sonra Malcolm X, siyah milliyetçiliğinin sınırlarını ABD dışına da genişletir ve dünyadaki bütün siyahların haklarını savunmak için mücadele etmeye başlar. Malcolm X, İslam Milleti Hareketi’nin sözcülüğüne kadar yükselir. Ancak hareketin lideri Elijah Muhammed’in bazı çelişkilerine ve yolsuzluklarına göz yummayınca hareketten kovulur.

el-Hacc Malik el-Şahbaz dönemi: Malcolm X’in hayatında hac, önemli bir dönüm noktası olur. Hac görevini ifa ettikten sonra ismi ile birlikte düşünceleri ve davası da değişir. Malcolm’un yeni ismi artık el-Hacc Malik el-Şahbaz’dır. Hacda evrensel İslam’ı keşfettikten sonra istisnasız bütün insanların haklarını savunmak için mücadeleye başlar. İslam ona, o güne kadar savunduğu siyah milliyetçiliğini bir kenara bırakarak insan hakları konusuna tevhit penceresinden bakıp bütün insanlığı, bir olan Allah’ın yarattığı tek bir aile olarak sevgiyle kucaklamayı öğretir.

Malcolm X’in hayatındaki, sonuçları itibarıyla belki de en etkili olay hac olmuştur. Malcolm X hacda, İslamiyet’in Amerikalıların bir türlü çözemediği ırk ayrımcılığı problemini çözdüğünü görür. Beyaz adamın bu çözümden örnek alması gerektiği kanaatine ulaşır. Eğer İslam ırk problemini Afrika’da ve Asya’da çözmüşse, Amerika’da da çözebilir. Buna bir engel yoktur. Öyleyse Amerika İslam’dan bu konuda istifade etmelidir. Bu maksatla Malcolm X, lideri olduğu Muslim Mosque’a hacdan gönderdiği mektubun aynı zamanda basına da dağıtılmasını söyler. Malcolm’un Mekke’den Amerika’ya gönderdiği mektup, kendisini sevgiyle veya nefretle izleyenleri şok eder.

 

Mekke’den Amerika’ya mektup

Ömrümde her renkten, her ırktan insanın birlikte kaynaştığı; İbrahim’e, Muhammed’e ve semavi kitaplardaki bütün peygamberlere ev sahipliği yapan, şimdi bulunduğum bu mukaddes topraklardaki kadar insanlar arasında böylesine coşkulu ve içtenlikli bir konukseverlik, böylesine yüreklerden taşan gerçek bir kardeşlik hiç görmedim.

Geçen hafta, çevremde her renkten insanın oluşturduğu asil ve anlatılamaz ihtişamdan büyülenmiş bir halde konuşmaktan aciz kaldım.

Beni yaratan Allah, beni mukaddes Mekke’yi ziyaret etmekle ödüllendirdi. Kâbe’nin çevresini yedi kere döndüm. İnsanlığın dertlerine deva, İslam’ın kutsal suyu zemzemden kana kana içtim. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa gittim geldim.

Adem’in yurdunda, tarihin en eski kenti Mina’da, Arafat’ta dua ettim.

Dünyanın dört bucağından on binlerce hacı ile birlikteydim. Mavi gözlü sarışınlardan siyah derili Afrikalılara kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Fakat hepsi insanların birlikteliğini, tek bir ruh halini simgeliyordu. Bu benim Amerika’da siyah ile beyaz arasında göremediğim, fakat görülmesi kaçınılmaz ve mümkün olan bir manzaraydı.

Amerika, İslam’ı tanımalı, anlamalı ve bilmelidir. Çünkü sadece bu din, toplumdaki ırk ve renk ayrımı ile insanlar arasındaki ayırımı kökten reddetmektedir. İslam ülkelerine yaptığım gezilerde konuştuğum insanlar ve hatta beraber yemek yediğim beyaz Amerikalılar, kafalarındaki ayırımcılığın İslam ile tanıştıktan sonra yok olduğunu söylediler.

İnsanların renklerine bakılmaksızın birlikte iç içe oldukları böylesine içtenlikli ve gerçek bir kardeşlik manzarasını bundan önce hiç görmemiştim.

Bu sözcükleri benden işitmeye belki şaşıracaksınız. Bu hac sırasında gördüğüm ve yaşadığım gerçekler, benim daha önceden eriştiğim düşünce biçimini yeniden temellendirmemde etkili oldu ve bazı yargılarımı terk etmeye karar verdim.

Bu benim için hiç de zor olmayacak. Sıkı ve kesin kabul ettiğim düşüncelerime rağmen, ben her zaman gerçeğin arayışı içinde oldum ve karşılaştığım her yeni gerçeği yeni bir aşama, yeni bir açılım olarak kabul ettim.

Gerçeğin yetenekle aranmasının önemli ve belki de ilk şartı olan beynimi ve aklımı daima açık tuttum. Bu kutsal yerlerde geçirdiğim 11 gün içinde Müslüman kardeşlerimle tek ve aynı Allah’a ibadet ve dua ederken onlarla birlikte aynı tabaktan yedim, aynı bardaktan içtim, aynı kilimin üstünde uyudum. Gözleri mavilerin en mavisi, saçları sarıların en sarısı ve derileri beyazların en beyazı idi.

Ve beyaz Müslümanların sözcükleriyle ben Nijerya’dan, Sudan’dan ve Gana’dan siyah Afrikalı Müslümanlar arasında aynı ve gerçek içtenliği ve duyarlılığı yaşadım. Biz gerçekten kardeştik. Çünkü inancımız tek Allah’a idi ve aramızda renkler kalmamış ve beyaz renk, Amerika’da var olan tutum ve davranışlarıyla düşüncelerimizden sökülüp atılmıştı.

Beyaz Amerikalılar Allah’ın tekliğini kabul ettiklerinde insanın birliği gerçeğini de kabul edecek ve insanlar arasında antropolojik üstünlük ölçülerine, farklı renklere farklı muamelede bulunmaya son vereceklerdir.

Amerika’daki ırkçılık tedavi kabul etmez bir kanser salgınıdır. Beyaz Amerikalının Hristiyan kalbinin, böylesine yıkıcı bir hastalığın tedavisinde kanıtlanmış bir gerçeği kabul etmesi kaçınılmazdır. Irkçılık Almanya’da Almanları içeriden vurmuş ve yıkmıştır.

Bu kutsal topraklarda geçen her saat bana Amerika’daki siyah-beyaz çatışmasına yaklaşımda çok daha güçlü bir iç zenginliği kazandırıyor. Amerikan siyahileri ırkçı kinleri nedeniyle asla suçlanamazlar. Onların tepkileri, Amerikan beyazlarının 400 senelik bilinçli ırkçı davranışlarına karşı oluşan bir bilinçaltının doğal sonucudur.

Irkçılık Amerika’yı sarmalayarak bir intihara doğru sürüklemektedir. Gözlemlerime dayanarak çeşitli zaman ve mekânlarda kolej ve üniversitelerde birlikte olduğum yeni nesil beyaz gençlerin birçoğunun duvarlardaki yazıları görüp okuduktan sonra Amerika’yı tümden bir yıkıma götürecek ırkçılık hastalığından kendilerini kurtaracak tek doğru yolu bulmalarının doğal bir şey olduğunu düşünüyorum.

Burada hiç de öyle çok yüksek bir saygınlık görmedim ve bunu beklemiyordum da. Kendimi çok saygıdeğer birisi veya hepten değersiz birisi gibi de hissetmedim!.. Birkaç gece önce Amerika’da, kendisini beyaz olarak gören bir beyaz adam; Birleşmiş Milletler’de bir diplomat, bir elçi, kralların arkadaşı bir adam, bana kendi dairesini, kendi yatağını verdi.

Amerika’da böyle bir muamele göreceğim aklımın ucundan geçmesi bir yana, bu durum rüyalarımda bile olası değildi. Böyle saygın ve şerefli bir muamelenin Amerika’da değil bir siyahiye, bir krala bile yapılması şaşkınlık yaratacak bir gelişmedir.

Bütün övgüler yerin, yedi kat semanın ve evrenlerin yegâne yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah’a aittir.

el-Hacc Malik el-Şahbaz/Mekke 1964

 

Malcolm X’in sahipsiz mirası

Malcolm X’in düşüncesi, farklı safhalardan geçse de değişmeyen temel bir özelliğe sahipti: Haksızlığa karşı sessiz kalmamak. Malcolm X’in düşüncesindeki evrimin, nihayet evrensel insan hakları düşüncesine ulaşmasının ve bu yoldaki mücadelesinin fikrî temellerini, onun giderek daha iyi kavradığı İslam’ın evrenselliğinde aramak gerekmektedir. Malcolm X’in mirası, günümüzde çok tartışılan İslam ve evrensel insan hakları arasındaki ilişkiyi daha iyi görmemize önemli bir katkı sağlamaktadır: İslam, insan haklarını evrensel planda savunmayı, kime, kim tarafından ve nerede yapılırsa yapılsın haksızlığa “gerekli her yolla” karşı koymayı emreder.

Malcolm’un hayatı, gerilim, trajedi ve köklü değişimlerle dolu bir özgürleşme serüvenidir. İnançları sürekli yıkılıp yeniden inşa edilerek değişime uğrar ve Malcolm X nihayet sahih tevhidi yakalar. Onun davası, diğer insanlara yararlı olabilmek ve onları da kendisi gibi özgürlüğe kavuşturup ayrımcılık kurbanı olmaktan kurtarabilmek içindir. Bu uğurda giderek daha kuşatıcı ve daha etkin bir strateji ile gerekli her meşru yola başvurarak mücadelesini yürütmüştür.

Müslümanların modern dönemde insan hakları konusunda nasıl bir tutum sergilemesi gerektiği konusunda Malcolm X, canlı bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Ancak günümüzde, ister ABD’de ister dünyanın başka yerlerinde yaşasın, Müslümanlar Malcolm X’e büyük hayranlık duymalarına rağmen, onun mesajını layıkıyla anlayıp gereği gibi sahip çıkmış değildir.[*]

 

                                                           

 


[*] Geniş bilgi için bkz. Recep Şentürk, Malcolm X, İstanbul: İlke Yayıncılık, 2006.