Myanmar Diye Bir Ülkede Arakan Diye Bir Yer

Myanmar Diye Bir Ülkede Arakan Diye Bir Yer

08 Mayıs 2014

Uzaydan çekilen fotoğraflarda küçük bir nokta olarak gördüğümüz ve küçümsediğimiz dünyanın, içine devasa acılar ve zulümler alabilecek kadar da büyük olduğunu görmek için bir yolculuğa daha çıkıyoruz. Arakan diye bir yere gidiyoruz. Arakan yanına “diye bir yer” sıfatı almayı o kadar hak etmiş ki, yüzyıllardır benimsediği mazlum tevekkülünü, ancak coğrafyada bu kadar önemsizleşerek anlatabiliyor.

Bir zamanlar Birmanya Sosyalist Cumhuriyeti olan, ardından Burma olarak karşımıza çıkan, nihayet Myanmar isminde karar kılan yeryüzünün bu kara parçası gizemi o kadar seviyor ki, özenle korumaya çalıştığı bu esrarengiz kişiliğine, birkaç isme sahip olmasının kattığı değeri, adeta içten içe bir sevinçle karşılıyor. Dünyada kendini saklamaya çalışan ülkeler diye bir kategori oluşturmak gerekiyorsa (ki bence gerekiyor), Birmanya-Burma-Myanmar bu listenin üst sıralarında yer almayı fazlasıyla hak ediyor.

Peki bir ülke niçin kendini bu kadar saklama ihtiyacı duyar? İçine kapandıkça dünyaya kapanan ülke olma isteği nereden kaynaklanır? Elbette kendisiyle barışık olmamasından. Kendi insanını düşman olarak görmesinden ve dünyanın bütün gözlerinden uzakta yapmaya çalıştığı o aşağılık melanetinden. Evet bu ülke, kendi kendini bir hapishaneye çevirmek pahasına, kendi insanıyla savaşıyor. Ama bu savaş tek taraflı, çünkü Müslümanların bırakın savaşmayı, kendilerini koruyacak güçleri bile yok.

Myanmar Güneydoğu Asya’da, Bengal Körfezi’nin doğu kıyısında yer alan bir ülke. Kuzeybatıda Bangladeş ve Hindistan’la, kuzey ve doğuda Çin, Laos ve Tayland’la komşu. Nüfusunun 50-55 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Tahmin ediliyor, zira ülkede epeydir gerçekçi bir nüfus sayımı yapılmıyor. Myanmar’da 30 Mart 2014 günü başlayan nüfus sayımında Rohingyaların, yani Arakanlı Müslümanların etnik bir grup olarak sayılmayacağı zaten çok önceden ilan edilmişti. Bu hileli sayım sonuçlarına göre, Arakan’da resmî olarak Müslüman bulunmuyor.

Modern Myanmar tarihi de bölgesindeki benzer ülkeler gibi büyük oranda modern İngiliz tarihi niteliğinde. 1820’de büyük Birman Generali Maha Bandula, Hindistan’ın İmphal (Manipur) ve Assam eyaletlerini ele geçirip Bengal’e yönelince, o zaman Hindistan’a egemen olan İngilizler Birmanya’ya savaş açar. Maha Bandula geri püskürtülür ve Birmanyalılar yalnızca Assam ve İmphal üzerindeki isteklerinden vazgeçmekle kalmaz, aynı zamanda Aşağı Birmanya’nın Arakan ve Tenasserim bölgelerini de İngilizlere bırakmaya zorlanırlar. 1826-82’de İngilizler, Aşağı Birmanya’yı adım adım ele geçirir ve Kral Thibavv’la 1886’da yapılan savaştan sonra, başkenti Mandalay olan Yukarı Birmanya da İngilizlerin denetimi altına girer. 1919’dan 1937’ye kadar Birmanya, Hindistan’ın bir eyaleti olarak İngiliz yönetiminde kalır.

2. Dünya Savaşı sırasında Japonlar, Birmanya’yı işgal ettikten sonra sözde bağımsız bir devlet kurarak egemenlikleri altına alırlar. Savaştan sonra İngiliz egemenliği yeniden kurulur ama Birmanyalıların bağımsızlık mücadelesi sonuç verir ve İngiltere’ye yapılan baskı neticesinde seçimlere gidilerek 1947’de bağımsız Birmanya Cumhuriyeti kurulur.

Tabii bu toprakların bir de İslam tarihi var. 13. yüzyılda hızla İslamlaşan Bengal coğrafyasının etkisiyle yayılmaya başlayan İslamiyet, 15. yüzyılda Müslümanların kendi devletini kurmasına kadar uzanır. 18. yüzyılın sonlarına kadar kendi kendilerini idare eden Müslümanlar, Portekiz ve Hollanda gibi devletlerle ticaret yaparak ekonomik olarak da iyi duruma gelir. Ardından Budist Burma Sultanlığı’nın saldırılarıyla yıkılan İslam idaresinin boşluğunu, bu idareyi yıkan Burmalılar değil, 19. yüzyılın kudretli işgalcileri İngilizler doldurur. Güçlü devrinde uzun yıllar bölgeyi sömüren ve Müslümanları köle olarak çalıştıran İngilizler, bölgedeki güçlerini yitirdiklerinde bu toprakları esas sahipleri olan Müslümanlara değil, Budist Burma hâkimiyetine terk eder. Bu da Arakanlı Müslümanların günümüze kadar devam eden çileli günlerinin İngilizlerden sonra yeni bir başlangıcı anlamına gelir.

Yüzde doksanına yakını Budist olan Myanmar’ın Budist kültürde önemli bir yeri bulunuyor. Ülkede 9. ve 13. yüzyıllar arasında yapılmış binlerce Budist tapınağının kalıntıları var. Geçmişte beş milyondan fazla Müslümanın yaşadığı Myanmar’da, zorunlu tehcire maruz kalan Arakanlıların civar ülkelere ve Ortadoğu ülkelerine biteviye göçüyle bugün Müslümanların sayısının iki milyona kadar gerilediği söyleniyor.

Arakan1Günümüzde Arakanlı Müslümanlar, barış dini olarak adlandırılan Budizm’in egemen olduğu Myanmar’da sistemli bir katliam ve baskı politikasına maruz bırakılıyor. Arakanlı Müslümanlar Myanmar Devleti tarafından vatandaş sayılmıyor, kendilerine kimlik verilmiyor. Müslüman ismi kullanmaları yasak. Bir yerden bir yere seyahat etmelerine müsaade edilmiyor. Evlenmeleri dahi yasak. Müslümanlar Budistler tarafından Budizm’e geçmeleri için uzun yıllar baskı altında tutulmuş. Budistlere direnen Müslümanlara yönelik 1938 yılında başlayan baskı ve sindirme politikası, 1942 yılında zirve yapmış ve 150 binden fazla Arakanlı Müslüman hunharca katledilmiş. Katliamdan sonra yaşanan toplu göç süreciyle dünyanın değişik bölgelerine yayılmış olan Arakan diasporası da başlamış.

1962’de gelen ikinci saldırı dalgasında Komünist General Ne Win, Arakan’daki tüm İslam izlerini silmeye çalışmış. Oruç tutmak, kurban kesmek, hacca gitmek de dahil, Müslümanların her türlü ibadeti yasaklanmış. Camiler kapatılmış. Kadınlar zorla Budist erkeklerle evlendirilmiş. 1962-1984 yılları arasında 200 binden fazla Müslüman katledilirken, 1 milyon kadar Arakanlı da Bangladeş başta olmak üzere komşu ülkelere kaçmak zorunda kalmış.

Bugün Bangladeş’teki mülteci kamplarında insani olmayan kamp koşullarında yaşam mücadelesi veren Arakanlılar, Bangladeş Devleti’nin Myanmar’ı aratmayan uygulamalarıyla boğuşmak zorunda. Kendi maddi imkânsızlıklarını bahane eden Bangladeş, tersine göç politikasını savunuyor ve her fırsatta Arakanlıları topraklarından atmaya çalışıyor. 600 bin Arakanlı mültecinin yaşadığı Bangladeş’teki mülteci kamplarında açlıktan ve fevkalade kötü hijyen koşullarından kaynaklanan ölümler sıradan hale gelmiş bulunuyor. Zaman zaman teknelerle açık denize çıkmaları için zorlanan Arakanlılar, çoğunlukla güvenli bir limana ulaşamadan denizlerde boğuluyor. Güney Asya suları açık denize bırakılmış Arakanlıların mezarı oluyor.

Myanmar, Arakanlı Müslümanlarla ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan Müslümanları birbirinden tecrit etme politikası da uyguluyor. Birbirleriyle iletişim kurmalarının ve birbirlerini ziyaret etmelerinin önüne geçiyor.

Arakan’da devlet gözetiminde ve bilgisinde oluşturulmuş Budist çeteler her fırsatta Müslüman katliamı yapıyor. 2012’de patlak veren yeni bir katliam kampanyasında bin civarında Müslüman öldürüldü. 2013 yılında Güney Asya Oyunları’na ev sahipliği yapan Myanmar, dünyaya kötü bir imaj vermek istemediğinden katliamlarına ara verdi ve Müslümanlar için nispeten sakin bir yıl geçti. 2014’ün ise daha hareketli geçeceği anlaşılıyor. Geçtiğimiz ocak ayında 48 Müslümanın katledildiği Arakan’da, dünyanın farklı bölgelerinden gelen yardım görevlileri de aynı çeteler tarafından taciz ediliyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün Arakan’a girişi bizzat devlet tarafından yasaklanmış durumda. Geçtiğimiz günlerde bölgeye yardım ulaştırmaya çalışan Sri Lankalı ve Malezyalı yardım kuruluşu görevlileri de büyük tehlikeler atlattı. Sri Lankalı görevliler darp edilirken, Malezyalı ekip kaldıkları otelde yüz kişilik bir grup tarafından muhasara altına alındı. Sayıca daha kalabalık olan Arakanlı Müslümanların olaya müdahale etmesiyle dağıtılan grubun elinden kurtarılan Malezyalı yardım görevlileri, linç edilme tehlikesini bu şekilde savuşturabildi.

İHH yardımları Arakan’da

Arakan3Bölgedeki İslam izlerinin silinmesi amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında Arakan’ın başkenti sayılan Akyab’ın ismi Sittwe olarak değiştirilmiş. Sittwe’ye Myanmar’ın iktisadi başkenti Yangon’dan bir buçuk saatlik aktarmalı bir uçuşla varıyoruz. Programımızda 20 bin battaniye dağıtımının yanı sıra, 400 aileye gıda dağıtımı bulunuyor. İHH’nın organize ettiği gıda dağıtımı daha sonra bölgedeki partner kuruluşu vasıtasıyla 15 günlük aralıklarla altı ay boyunca devam edecek. Sittwe’deki ilk günümüz bölgedeki yerel kuruluş temsilcileriyle yaptığımız planlama ve istişarelerle geçiyor. Ertesi gün erkenden dağıtım yapacağımız kampa geçerek, önceden belirlenen isim listelerine göre dağıtımlarımızı gerçekleştiriyoruz. Tüm hayati ihtiyaçları dışarıdan gelecek yardımlara bağlı olan bu insanlar için dağıttığımız gıda kolileri ve battaniyeler çok şey ifade ediyor.

Köyleri yakılarak oturulmaz hale gelen Müslümanlar, boş arazilerde kurulmuş kamplarda kalıyorlar. Kendi vatanlarında kamplarda mülteci hayatı yaşayan Arakanlılar, Gazze’de kendi toprağında kamplarda yaşayan Filistinlilerle aynı kaderi paylaşıyor. Bu kamplar şimdilik devlet tarafından korunuyor. Ama köyler basılıp, yakılıp yağmalanırken tüm bunlara göz yuman devletin, bir gün bu kamplarda yaşanabilecek yeni linç girişimlerine göz yummayacağı şüpheli.

Akşam Sittwe şehir merkezinde kısa bir tur atıyoruz. Şehir adeta bir hayalet kenti andırıyor. Işıklandırma yok, caddeler sadece irili ufaklı dükkânlardan yayılan zayıf ışıklarla aydınlanıyor. Aslında iktisadi başkent Yangon da aşağı yukarı bu şekilde. Myanmar genel olarak geri kalmış bir ülke. Komünizmin karabasanı hâlâ sokaklarda dolaşıyor. Her ne kadar 2011’de Komünist askerî cunta görevi sivil bir parlamentoya devretmiş ve demokrasiye geçiş süreci başlamış gibi görünse de yönetim halen büyük oranda emekli generaller ve ordu mensuplarının elinde.

Myanmar, ABD’nin Güney Asya’ya daha fazla önem vereceği düşünülen yeni dünya politik vizyonunda sıklıkla ismini duyacağımız ülkelerden biri olmaya aday. Bugünlerde Ukrayna’da yaşanmakta olan ve kültürel parçalanmışlıktan doğan kırılgan yapıyı istismar eden Rusya ve Batı dünyasının nüfuz mücadelesinin küçük ölçekli bir benzerini, önümüzdeki yıllarda bu topraklarda da görebiliriz. Tabii bu tamamen Batı’nın bu topraklara atfedeceği öneme bağlı. Yeni politik vizyonda bu topraklara atfedilecek önemle doğru orantılı olarak, Ukrayna’daki Batı yanlısı parça gibi, Myanmar’da da Müslümanlar bu siyasetin potansiyel bir parçası olarak görülebilirler. Zaten şimdiden ülkede örtülü bir ABD-Çin mücadelesinden bahsediliyor.

Ama işin aslı Arakanlı Müslümanlar o kadar zayıf ki, mevcut şartlarda bu tür bir rekabette isimlerinin anılması bile zor görünüyor. İslam dünyası ve kurumlarının bölgedeki etkinliği ise maalesef pansuman niteliğinde insani yardımlar ulaştırabilmenin ötesine geçemiyor. Kendi siyasi geleceğini belirlemekten aciz İslam dünyasının bu toprakların siyasi geleceğinin belirlenmesinde söyleyebileceği söz yok. Kısacası Arakan diye bir yerde yaşayan bu Müslümanlar, tamamıyla kendi dışlarında gelişen, acımasız küresel ve bölgesel siyasetin çarklarına terk edilmiş durumda.