Myanmar Nüfus Sayımında Rohingyalar “Yok” Sayıldı

Myanmar Nüfus Sayımında Rohingyalar “Yok” Sayıldı

30 Nisan 2014

31 Mart’ta Arakan eyaletinin başkenti Sittwe’ye bağlı Pauktaw kasabasına sabah saatlerinde gelen nüfus sayımı memurlarının kasaba sakinlerine ilk sorusu, mensubu oldukları etnik grup oldu. “Rohingya” cevabını alan sayım memurları diğer sorulara geçmeye gerek dahi görmeden kasabadan ayrıldı. Müslüman Rohingyalardan müteşekkil 700 haneli kasaba böylece nüfus sayımına dahil edilmemiş oldu.

Aynı gün Maungdaw’ın Tha Wyn Chaung köyüne sayım için gelen memurlara köy sakinleri Rohingya olarak sayılıp sayılmayacaklarını sordular. Olumsuz cevap alan köylüler, Rohingya ifadesine yer verilmediği sürece diğer sorulara da cevap vermeyeceklerini söylediler. Bunun üzerine heyet herhangi bir işlemde bulunmadan köyden ayrıldı.

Sittwe’ye bağlı diğer bir köy olan Basara’da ise sayım memurları hane sahipleri ile görüşmelerinde ülkede Rohingya diye bir etnik grubun var olmadığını, köylülerin Bengali asıllı olduklarını iddia ettiler. Memurlar köylülerin itirazı üzerine prosedürlere uygun bir sayım yapmadan köyü terk etti. (Kaynak: Rohingya Blogger)

Myanmar’da 30 Mart’ta yapılan nüfus sayımında ülkede yaşayan 135 etnik gruptan biri olan Rohingyalar “yok” sayıldı. Myanmar hükümeti tarafından ülkenin asıl vatandaşı olarak kabul edilmeyen, Bengali asıllı oldukları gerekçesiyle yasa dışı göçmen muamelesi gören Rohingyaların vatansız statüsü, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve uluslararası donörler tarafından finanse edilen son nüfus sayımıyla birlikte bir kez daha perçinlenmiş oldu. Başta uluslararası standartlar gereği her bir etnik grubu tanıyacağını açıklayan Myanmar hükümeti, Budist aşırılıkçıların Rohingyaların müstakil bir etnik grup sayılması halinde nüfus sayımını boykot edecekleri tehdidi üzerine “toplumsal huzuru korumak” adına Rohingya ifadesine 135 etnik grup seçeneği içeren sayım belgesinde yer vermedi. Sayımdan bir gün önce devlet başkanlığı sözcüsü Ye Htut de sayımda Rohingya ifadesinin kullanılmasının yasaklandığını açıkladı.

30 yıldır ilk defa yapılan nüfus sayımında 100.000 öğretmen sayım memuru olarak görev aldı. Memurların evleri kapı kapı ziyaret ederek gerçekleştirdiği sayımın sonuçları yine tek tek elle sayıldıktan sonra açıklanacak. Nüfus sayımına dair ilk sonuçların lojistik ve teknik problemler sebebiyle ancak temmuz ayında elde edilebileceği belirtilirken ülke nüfusunun 48 ila 65 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Nüfus sayımı, etnik grupların özellikle yerel yönetimlerde temsil edilmeleri açısından hayati önem taşıyor. Arakanlı Müslümanların devlet politikası olarak sistematik bir şekilde sayım dışı bırakılması ise, demokrasiye geçiş sürecinde ülkede azınlıkları hedef alan ve soykırıma varan şiddet olaylarının artış gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda büyük endişe yaratıyor.

BM: Rohingyalar dünyanın en çok zulme uğrayan etnik gruplarından biri

Myanmar devletinin yasa dışı göçmen oldukları üzerine kurulu resmî tezinin aksine, nesiller boyu yaşadıkları Arakan topraklarını anavatanları kabul eden Rohingyalar, BM tarafından dünyanın en çok zulme uğrayan etnik gruplarından biri olarak tanımlanıyor. Despot Ne Win rejiminin 1982 yılında yürürlüğe koyduğu Vatandaşlık Kanunu ile ülkede 135 etnik azınlık tanınmış, Rohingyalar ise bunların dışında bırakılarak resmen vatandaşlıktan çıkarılmıştı. Kanunun yürürlüğe konmasıyla birlikte nüfusu 800.000-1 milyon arasında olduğu tahmin edilen Rohingya halkı vatansız statüsüne düşmüştü. Söz konusu Vatandaşlık Kanunu bugün Rohingya halkının kitlesel olarak karşı karşıya kaldığı siyasi ve sosyoekonomik önyargı ve ayrımcılığın yasal temelini oluşturuyor.

Myanmar 1948’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı. Muazzam bir etnik çeşitliliğe sahip ülkede etnik gruplar arasında çatışmalara dönüşen gerginlikler günümüze kadar siyasi gelişmeleri etkileyen en önemli unsurlardan oldu. Askerî rejim döneminde görece kontrol altında tutulabilen gerginlikler, 2011 yılında başlayan askerî rejimden demokrasiye geçiş süreci ile birlikte su yüzüne çıktı. Bu tarihten itibaren Arakan Müslümanları, ülkenin göçler ve karma evlilikler yoluyla Müslümanlaştırılmaya çalışıldığını iddia eden 969 Hareketi’nin Budist vaizleri etrafında örgütlenen şovenist Budist milliyetçi çetelerin hedefi haline geldi.

Politikacıların, bürokratların, ordu mensuplarının hatta rejime muhalif liderlerin ve kanaat önderlerinin “Kalar”ları (Müslümanlar için kullanılan aşağılayıcı ifade) toplumsal birer “illet” olarak nitelediği ve ülke güvenliğini tehdit ettiği yönündeki beyanatları da meselenin sadece toplumsal düzeyde bir sıkıntı olmadığını gözler önüne seriyor. Önümüzdeki yıl yapılacak olan parlamento seçimlerinde Arakan eyaletindeki Budistlerin oylarını garantilemek isteyen siyasetçiler şimdiden dinler arası evlilikleri sınırlama ve Müslüman ailelere yönelik nüfus planlaması uygulaması gibi yasa tasarılarını gündeme getiriyor.

Öte yandan bazı Budist rahipler ve manastırlar özellikle geçtiğimiz yıl yaşanan katliamlarda Müslümanlara kucak açmış, palalı çetelere karşı kendilerine sığınan Rohingyaları savunmuştu. Ancak Müslüman karşıtı siyasi ve toplumsal retoriğin iyice güçlendiği ülkede ılımlı din adamları ve aktivistlerin sağ duyu çağrıları karşılıksız kalıyor.

Aung San Suu Kyi hayal kırıklığı yarattı

Aung San Suu KyiÜlke tarihinin efsanevi demokrasi savunucularından, 15 yılını ev hapsinde geçiren ve 2010 yılında demokratik reformlar çerçevesinde serbest bırakılan Aung San Suu Kyi de Rohingyaların hedef alındığı şiddet olaylarına karşı sessiz kalarak hayal kırıklığı yaratmakla suçlanıyor. Nobel Barış Ödüllü Aung San Suu Kyi, geçtiğimiz yıl BBC Radyo’da katıldığı bir programda Arakan’da etnik temizlik gibi bir durumun söz konusu olmadığını tüm dünyanın bilmesi gerektiğini söylemişti. Aung San Suu Kyi muhtelif vesilelerle de söz konusu şiddet olaylarının “karşılıklı” işlendiğine, küresel İslam’ın gücünün giderek arttığına ve kendi ülke halkının da bu yönde endişeleri olduğuna, bunun anlayışla karşılanması gerektiğine dair açıklamalarda bulunmuştu. Aung San Suu Kyi’nin ordu ve iktidar partisinin azınlıkları hedef alan politikaları karşısında sessizliğini korumasının, ülkenin siyasi elitleri nezdinde popülerliğini kaybetmemesi ve 2015’te devlet başkanı olmasına zemin hazırlayacak anayasal reformların çıkarılması yönündeki ikna çabalarının bir parçası olduğu düşünülüyor.