Myanmarlı Budist Muhalif Maung Zarni: “Myanmar'ı tüm Müslümanlardan temizlemek istiyorlar”

Myanmarlı Budist Muhalif Maung Zarni: “Myanmar'ı tüm Müslümanlardan temizlemek istiyorlar”

09 Haziran 2015

Burma olarak da bilinen Myanmar'ın batısında, Arakan eyaletinde yaşayan 1,3 milyonluk Müslüman Rohingya halkı soykırımla karşı karşıya. Nesillerdir yaşadıkları topraklarda asli unsur ve vatandaş olarak kabul edilmeyen Rohingyalar, yasa dışı yerleşimciler olarak statülendiriliyor ve sağlık hizmetlerinden yararlanma, çalışma ve eğitim görme gibi en temel insani haklardan mahrum ediliyor. Geçtiğimiz yıllarda Budist çetelerin Rohingya köylerine düzenlediği saldırılarda haneler ve iş yerleri ateşe verildi, yüzlerce insan katledilirken binlercesi de yaşadıkları bölgelerden göçe zorlandı. Nefret söylemleriyle şiddet olaylarını körükleyen ordu mensupları, Budist din adamları, kanaat önderleri ve devlet görevlilerine göre ise Myanmar "İslamlaşma" tehlikesi ile karşı karşıya. Rohingyalara karşı işlenen suçlara karşı dünya kamuoyunda farkındalık yaratmak için yıllardır çalışmalar yürüten Budist muhalif ve akademisyen Maung Zarni'ye göre ise Rohingyalar, siyasi otoritenin ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşullara karşı "dikkat dağıtmak için" suni olarak yarattığı milliyetçilik dalgasının kurbanı. Ülkede hâlâ yarı-militer bir yönetim sürdüren Thein Sein hükümetinin soykırım politikalarına karşı mücadele eden az sayıda Myanmarlı ve Budist figürden biri olan Maung Zarni ile Myanmar'da bugünün siyasi ve toplumsal koşullarına ve Rohingyalara karşı ırkçı tutumun kökenlerine ışık tutacak bir röportaj gerçekleştirdik.[1]

 

Bazı Rakhine Budist unsurlar haksız yere suçlandıklarını ve asıl kurbanın topraklarında sürekli tehdit altında olan kendileri olduğunu savunuyor. Bunda ne kadar doğruluk payı olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce şiddet olaylarının tırmanmasında Müslümanlar ve Budistlerin sorumluluğu eşit mi?

Hem Rohingyalar hem Rakhineler rejimin kurbanı durumundalar. Tabii Rohingyalar iki katı bir baskıyla hem Burma[2] hükümetinin 1978'den itibaren uygulamaya koyduğu yasalar hem de ülke topraklarını terk etmelerini sağlamak için devletin muhtelif birimleri tarafından organize edilen terör kampanyalarıyla karşı karşıya. Bu baskının temelinde, Rohingyaların Doğu Bengal yani bugünkü Bangladeş toprakları ile aralarındaki tarihî ve antropolojik bağlar gösteriliyor; zira bu bağlar sebebiyle ülkenin ulusal güvenliği için tehdit oluşturdukları düşünülüyor. Ekserisi ırkçı olan Rakhineler, Rohingyalara kirlenmiş gözüyle bakıyor.

Rakhineler Budist Burmalılar tarafından 1785'te krallıkları yıkılarak kolonileştirilmiş bir halk. Bugün Rakhinelerin Rohingya nüfusuna oranı üçe bir. Ayrıca yerel idareciler de hep Rakhinelerden oluşuyor. Dolayısıyla Rakhinelerin Rohingyaların varlığını bir tehdit unsuru olarak görmesi samimi değil. Rakhinelerin, Budist Burmalılar ve Burma ordusunun uyguladığı tüm baskılardan dolayı, kolonyal yönetim ve ekonomik sömürü için Rohingyaları günah keçisi yaptığını görmemiz gerek. Burma ordusu Rakhineler için fazlasıyla güçlü olduğundan Rakhineler tüm öfke ve kinlerini, aralarında yaşayan ve kimsenin sevmediği korunmasız bir topluluk olan Rohingyalara yöneltiyor.

2014 yılında yapılan nüfus sayımında Rohingyalara kendi etnik gruplarını tanımlama hakkı tanınmadı. Bunun olası sonuçları neler?

Yapılanlar sadece Rohingyaların kendi kimliklerini tanımlama hakkından -ki uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır- mahrum edilmelerinden ibaret değil. Rohingyalar baskıcı rejim tarafından Bengali kimliği almaya zorlandılar. Bunun sonuçları soykırımla eşdeğer: Koca bir etnik grup, kimliklerinden başlanarak yok edilmek isteniyor.

2015'te Myanmar'da genel seçimler yapılacak. Seçim sonuçlarının ordunun politikadaki rolünün azalmasında etkili olacağını düşünüyor musunuz? Rohingya meselesine eğilecek yeni bir siyasi kadronun çıkması görünürde mümkün mü?

Seçim sonuçlarının ne olacağı çok önemli değil. Seçimlerden kim zaferle çıkarsa çıksın, Myanmar'da demokrasi yanlıları veya insan hakları savunucuları arasında ya da mevcut rejim içerisinde bu meseleye ilgi gösterecek hiçbir siyasi grup yok. Rohingyalara karşı güdülen soykırım yanlısı ırkçılık düşüncesi hepsinde var. Aung San Suu Kyi de bu açıdan hiç farklı değil. Kyi sadece uluslararası baskı karşısında mevcut rejimden daha olumlu bir tavır takınabilir.

Anayasada değişiklik yapılmadığı sürece ordu da zaten siyaseti ve ekonomiyi kontrol etmenin bir yolunu bulacaktır. Özellikle şu üç maddede değişikliğe gidilmesi gerekiyor: 1. Ordu komutanı tarafından yapılacak darbe girişimlerinin meşruluğu; 2. Ordu mensuplarının yargı önüne çıkarılmasının önünün açılması; 3. Koltuk sayısının dörtte biri orduya ayrılmış olan parlamentonun kompozisyonu.

969 Hareketi'nin lideri Rahip Ashin Wirathu'ya göre ülkede yükselen İslam karşıtlığı için hareketin suçlanması haksız bir itham. Devlet Başkanı Thein Sein de rahip Wirathu'nun lehinde konuşarak bu hareketin sadece ülkede barışa ve kalkınmaya hizmet ettiğini öne sürdü. Bu konudaki görüşünüz nedir?

Wirathu'nun -CIA operasyonlarını andıran bir tarzda- “açlıktan öldürerek ve evsiz bırakarak Burma'yı tüm Müslümanlardan temizlemek istiyoruz” dediği konuşmasının ses kayıtları internete düştü. Wirathu 2004 yılında doğduğu kent Kyauk Hse'de (Mandalay'dan 45 dakika uzaklıkta) Müslüman bir ailenin çoluk çocuk demeden yakılması olayındaki rolünden ötürü hapse mahkûm edilmişti. Tutuklanmasından kısa bir süre önce Mandalay'da önemli bir Budist tapınağında yaptığı bu konuşmaya yüzlerce rahip de şahit olmuştu.

İstihbarat servisi ve Thein Sein hükümeti (ondan önceki despot general Than Shwe de aynı şekilde) tüm olan bitenin farkında. Sorun şu ki askerî rejim de Wirathu ile aynı düşünceleri paylaşıyor. Ordu komutanları geçtiğimiz 53 yıl boyunca adı konulmamış Müslüman karşıtı politikalarla ordudaki bütün Müslüman unsurları adeta "temizlediler". Terfi alan ordu mensupları hep Budistler oldu. Şimdi de orduya Müslüman asıllı asker alımını resmen durdurmuş durumdalar. Ayrıca Reuters, 27 yıl önce en üst düzey ordu yöneticileri tarafından alınan, Dinî İşler Bakanlığı'nın Müslüman karşıtı yayınlar yapmasına yönelik kararını kamuoyuyla paylaştı. Kısaca, devlet başkanı olarak Thein Sein Wirathu'nun başında bulunduğu bu hareketin sadece barışa hizmet ettiğini söylerken gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor.

Arakan Müslümanlarının ülkenin içinde bulunduğu koşullarda hemen her mesele için günah keçisi gibi muamele gördüğünü göz önünde bulundurursak, Arakan sorununun Myanmar hükümetinin bir bakıma işine yaradığını söyleyebilir miyiz?

Evet, dışardan göründüğü kadarıyla Rohingyalar ve Rakhineler arasındaki çatışma Burma rejiminin işine geliyor. Böylelikle rejim, ülkede tek siyasi ve ekonomik güç olmasının yarattığı gerçek sıkıntılara karşı suni bir gündem oluşturmuş oluyor. Bu sorun sadece gündemde tutulmakla kalmayıp aynı zamanda Burma ordusu tarafından da istismar edilerek daha geniş bir satha yayıldı ve devlet eliyle ve yasaların yardımıyla Rohingyaların kurban edildiği soykırıma denk bir kitlesel zulme dönüştürüldü.

Aung San Suu Kyi hem ülkede hem de dışarda tanınan ve takdir edilen bir muhalefet lideri. Buna rağmen ülkedeki azınlıkların, özellikle Rohingyaların hakları ve özgürlükleri konusunda sessizliğini koruyor. Sizce bu tutumunun arkasındaki sebepler neler? Sizce Aung San Suu Kyi, Thein Sein ve orduya karşı siyasi üstünlüğü ele geçirirse bu tutumu değişir mi?

Aung San Suu Kyi'nin kendisi zaten İngiltere'de Radio Four'da katıldığı Mishal Hüseyin'in programında Budistlerin Müslüman karşıtı tavırlarını meşrulaştırarak ırkçılığını ortaya koymuştur. Aung San Suu Kyi'nin ordu müsaade edip devlet başkanlığı makamını elde etmesi durumunda daha az ırkçı bir tavır takınacağını söylemek için elimizde geçerli bir neden yok.

Myanmar etnik olarak çok farklı unsurların yaşadığı bir ülke ve bunların arasında yaşayan tek Müslüman topluluk Rohingyalar değil. Rohingyaların diğer azınlıklarla ilişkileri nasıl? Onlar da Rohingyaların maruz kaldığı muameleyi görüyor mu?

Hayır, sadece Rohingyalar soykırım politikalarına maruz kalıyor. Diğer azınlıklar, Budistler ve Hristiyanlar (Karenler, Chinler ve Kachinler vd. dâhil) hatta diğer Müslüman grupların da Rohingyalara karşı ırkçı bir yaklaşımı var. Bu 40 yıldan beri medya ve eğitim sisteminin Rohingyalar için çizdiği şeytani imaj algısının bir sonucu.

İngiliz sömürge yönetiminin bölgedeki Müslüman azınlıklara yaklaşımı nasıldı? Arakan sorunu ile ilgili İngiliz sömürge döneminden miras problemler neler?

İngiliz sömürgeciliği sadece ekonomik istismar ve siyasi kontrolden ibaret değildir. Bunların yanında çoklu ırkçı düşünceyi de barındırır. İngiliz sömürge idarecilerinin kendileri ırkçı ve soykırım heveslisidir. İngilizlerin 1900'lerde sözde bilimsel antropolojik çalışmalarla meşrulaştırdıkları ırkçılıklarını kolonilerine de taşıdığı tarihî belgelerle sabit bir gerçektir. Etnik köken ve ırka dayalı böl-yönet politikası İngiliz sömürge yönetimlerinin alamet-i farikasıdır. Genel olarak İngilizler sömürgeci efendiler olarak oldukça sorumsuz bir tutum sergilemiştir. Bugüne dek Filistin ve Ortadoğu'dan Myanmar ve Hindistan-Pakistan'a kadar 100-200 yıl öncesi politikalardan miras iç karışıklıklar yaşayan ülkelere yol göstermeye yanaşmamışlardır.

Thein Sein'den önce Arakanlı Müslümanların evliliklerini ve çocuk sahibi olmalarını sınırlayan yasaların yürürlükte olduğunu biliyoruz. Thein Sein döneminde ne tür sınırlamalar getirildi?

Uluslararası sözleşmelere göre etnik köken, ırk, din ve milliyete bağlı olarak nüfusun çoğalmasını engelleme, belirli bir halka mensup insanları doğrudan hedef alarak yok etme veya sayılarının azalmasını sağlama soykırımla eşdeğerdir. Dolayısıyla Thein Sein'den önce yürürlükte olan ve soykırımı çağrıştıran bu nüfus politikasının kapsamı Thein Sein döneminde daha da genişletilmiş, farklı ırklar arası ve dinler arası evliliklere de sınırlamalar getirilmiştir. Buna ek olarak Thein Sein, Rohingyaların vatandaşlık belgelerinin ellerinden alınıp geçici kayıt belgesi verilmesi ile sonuçlanan yasal düzenlemenin de sorumlusudur.

Arakanlı Müslümanlara yönelik bu şiddet sarmalının nihayete erdirilmesi noktasında bir yol haritası çıkarmak gerekseydi neler önerirdiniz?

Öncelikle Birleşmiş Milletler’in -ve Güvenlik Konseyi üyelerinin- Rohingyalarla ilgili uluslararası bir konferans düzenlemesi ile işe başlanabilir. Burma 1949 BM Soykırım Sözleşmesi'nde imzası bulunan ülkelerden biri. Bu sözleşmenin bağlayıcı niteliğinin de bulunduğu göz önüne alınırsa Burma'nın bu sözleşmeyi ihlal ettiği kabul edilmelidir. Yapılacak bu konferansta gıda, ilaç ve sağlık hizmeti alma gibi her türlü insani hakka erişimin üzerindeki engellerin kaldırılması; tüm Rohingyaların ırkçı Rakhinelerin saldırılarına karşı can ve mal güvenliklerinin emniyet altına alınması; Rohingyalara saldıran güvenlik güçleri ve ırkçı Rakhinelerin yargı önüne çıkarılması; Rohingyaların temel insani haklarının iade edilmesi, vatandaşlık haklarının geri verilmesi; Rohingyaların kendi kimliklerini kendilerinin belirleme haklarının tanınması ve 1950'den 1965'e kadar tanınan bu hakkın resmen inkâr edilmesine son verilmesi yönünde çağrıda bulunulmalıdır.

Uluslararası toplum Thein Sein hükümeti tarafından alınan demokratik reform kararlarını memnuniyetle karşıladı ve yaptırımları kaldırma kararı aldı. Yine de Rohingyaların durumunda bir gelişme kaydedildiğini söyleyemiyoruz. Uluslararası toplumun baskısının hükümetin Arakan politikalarında bir değişiklik yaratacağını öngörüyor musunuz?

Thein Sein rejimi, Çin'in ve Rusya'nın karşısında yalnız kaldığı ve bir yandan da Arap dünyasındaki diktatörlerin bir bir düşürüldüğü siyasi ve stratejik olarak çok kritik bir dönemde bir tercih yapmak zorunda kaldı. Rejimin Rohingyalara yönelik soykırım politikalarına bir son vermesinin tek yolu uluslararası toplumun tutarlı, stratejik ve ciddi bir şekilde baskıda bulunmasıdır. Bu durumun uluslararası açıdan kendilerine pahalıya patlayacağını -ekonomik ambargo uygulanması, siyasi liderler için uluslararası arama emri çıkarılması, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde yargılanmaları gibi sonuçlar doğuracağını- anladıkları zaman kendilerine gelecekler. Burada güçsüz ve silahsız bir topluluğa karşı güç kullanmak ve onları katletmekten çekinmeyen haydutlardan oluşan bir güruhtan söz ediyoruz. Bu güruh ancak kendilerinden daha güçlü, kudretli bir yapı karşısında eğilir.

Uluslararası yardım kuruluşlarının bölgede üstlenebileceği rol hakkında ne düşünüyorsunuz? Rohingyaların durumunu iyileştirebilmek için önerebileceğiniz projeler var mı?

İnsaniyetperverlik tabii ki şartların iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Ancak burada siyasi ve ırk ayrımcılığına dayanan bir soykırımdan bahsediyoruz. Ve soykırım söz konusu olduğu zaman insani yardım götürmek sadece geçici bir çözüm olur, meselenin çözüme kavuşmasını sağlayacak bir etkide bulunamaz.

 

 

[1] Bu röportaj 28 Nisan 2015'de e-mail yoluyla gerçekleştirilmiştir.                                                                                                             [2] Bugün Myanmar olarak adlandırılan topraklar İngiliz sömürgesi döneminde bölgede nüfusun çoğunluğunu oluşturan Bamar etnik grubundan ilhamla Burma olarak isimlendirilmiştir. 1948'de İngiltere'den bağımsızlığını kazanan ülkede 1962'de askerî darbe olmuş, 1989'da askerî hükümet ülkenin ismini Myanmar Birliği Cumhuriyeti olarak değiştirmiştir. Bu isim bugün hâlâ bazı ülkeler ve ülkedeki muhalifler tarafından askerî rejimin meşruiyeti olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemektedir. Maung Zarni de röportaj sırasında Myanmar yerine Burma ismini kullanmayı tercih etmiştir.