Yükleniyor...
Norman Finkelstein: “Amerika her zaman demokratik olmayan bir gücü demokratik olana tercih eder”

Norman Finkelstein: “Amerika her zaman demokratik olmayan bir gücü demokratik olana tercih eder”

28 Mayıs 2014

“Mavi Marmara Sıra Dışı Bir Olaydı”

Mavi Marmara sonraki süreç açısından sıra dışı bir olaydı. Eğer bu gemi bir Mısır gemisi olsaydı ve İsrail gemiye saldırıp dokuz kişiyi öldürmüş olsaydı bunun karşılığında Mübarek hiçbir şey yapmazdı. Hatta olay bir hafta sonra unutulurdu. Mavi Marmara’nın etkisini bu kadar sürdürmüş olmasının nedeni Türkiye hükümetidir. Evet, Mavi Marmara’daki tam bir kahramanlık, cesaret ve fedakârlık örneğiydi ve çok büyük bir uluslararası etki yaptı. Ama eğer Türkiye hükümeti olmasaydı bu etki uzun sürmezdi. Sivil direniş, ölümü göze almış olsanız dahi sadece işin bir yönü. Eğer arkanızda güçlü bir devlet yoksa işe yaramayacaktır.

 

Yahudi asıllı Amerikalı siyaset bilimci ve aktivist, Profesör Norman Finkelstein İsrail zulmü altındaki Filistinlilerin haklarını yüksek sesle savunan tanınmış isimlerin başında geliyor. İsrail’in 2008 yılında ülkeye girişini 10 yıl süreyle yasakladığı Finkelstein, bu uğurda üniversitedeki işini de kaybetmiştir. Ancak ismi zihinlerimize 2010 yılında bir konferans sırasında kendisine gözyaşları içinde Yahudi soykırımını hatırlatan bir öğrenciye “İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği tüm suçları kendi maruz kaldıkları zulümlerle haklı çıkarmaya çalışmalarından daha aşağılık bir şey düşünemiyorum.” diyerek verdiği hayat dersi ile kazınır.

1953 doğumlu profesörün anne ve baba tarafından ailesinin bütün üyeleri Nazi zulmüne maruz kalmıştır. Ailesinin hikâyesi onu hem bir akademisyen olarak özellikle Filistin-İsrail meselesi üzerine yoğunlaşmaya hem de İsrail’in Filistin’e karşı işlediği suçlara sessiz kalmamaya yöneltir.

2013 Ağustos sonunda İstanbul’da İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği Uluslararası Mısır İçin Adalet Toplantısı’na katılan Finkelstein, toplantıdaki sunumu sırasında uluslararası toplumun Mısır’da yaşanan darbeye ilişkin tutumunun altında Müslümanlara karşı ön yargının yattığını savunmuştu.

Mısır’da yapılan darbeyi “darbe” diye adlandırmak bile uluslararası kamuoyunda büyük bir mesele. Hatta bazıları “devrim” diye lanse ediyor. Siz hangisini tercih ediyorsunuz?

Benim görüşüme göre bu bir askerî darbeydi. Ama alışılmadık bir şekilde çok fazla halk desteği almış bir askerî darbe… Üstelik destek verenler arasında normalde darbeye karşı olmasını bekleyeceğiniz insanlar da vardı. 1973’te Şili’de veya 1965’te Endonezya’da ve diğer pek çok darbe örneğinde kendilerini liberal ya da demokrat olarak tanımlayan insanların askerî darbeye karşı olmaları beklenirdi. Mısır’da ise liberaller, kendilerine demokrat diyen insanlar, darbenin en güçlü destekçileri arasında yer alıyor. Bu da insanların zihinlerinin fazlasıyla karışmasına neden oldu. Özellikle dışarıdan bakan çok fazla insanın Mısır’da yaşananlar konusunda kafası karıştı.

Peki, bu liberaller veya demokratlar sizce neden darbenin yanında yer aldı?

Bu zor bir soru. Bence bunun birçok yönü var. Birincisi çoğu liberal ve demokratın Müslümanları sevmiyor oluşu. Müslümanların geri kalmış, ilkel, cahil olduklarını; seküler ve liberallerin ise aydınlanmış olduklarını düşünmeleri. Burada bence ilk olarak seküler ve liberallerin tutumlarındaki bu ön yargının -bağnazlık da diyebilirsiniz- rolü var.

Söz konusu Müslümanlar olunca liberalizm de demokrasi de bir kenara bırakılıyor…

Bence bu doğru. Söz konusu Müslümanlar olunca… Buna katılıyorum ve bunu pek çok kez de ifade ettim. Ama yine de bunun nasıl gerçekleştiğini anlamak zorundayız. Müslümanları sevmiyor olsalar bile yine de seçimlere katılanların %50’si onlara oy vermişti. Bir yıl sonra ise oy verdiklerinin öldürülmelerini umursamadılar bile. Bunun analiz edilmesi gerekiyor. Yanlış giden neydi?

Sizce neydi?

Bence en iyi koşullarda bile Müslüman Kardeşler hayatta kalamayacaktı. Dış dünyadan gelen baskılar ve içerideki tuzaklar bugünkü durumu kaçınılmaz hale getirdi. Ama bunun yanında Müslüman Kardeşler’in de bazı hatalar yaptığını düşünüyorum. Gerek yokken bazı insanları kendilerine yabancılaştırdılar. Gerçi bana kalırsa bunu yapmamış olsalardı bile başaramayacaklardı çünkü üzerlerinde çok fazla baskı, etraflarında başarısız olmalarını isteyen çok fazla insan vardı.

Bir yıl çok kısa bir zaman değil mi?

İnanması çok zor. Ben en çok da Mısır halkının katliamları bu kadar kolay kabul etmesine şaşırdım. Çok az protesto vardı. Özür yoktu. Katliamlar üzerine konuşan çok sayıda liberal dinledim. Sürdürülen barışçıl direnişi takdir etmelerini bir kenara bırakın, hiçbirinden ölenlere karşı bir acıma ifadesi duymadım. Bu çok olağan dışı bir şey. İnsanlar canlarını bile vermeye gönüllü olarak şiddete başvurmadan sokaklara dökülüyor. Bunu takdir etmek için tek bir söz söylenmediği gibi ölenler için herhangi bir acıma ifadesi de yok.

Sizce Müslüman Kardeşler ve destekçileri ne yapmalı?

Politikada süreci zorlayamazsınız. Halk hazır değilse yapabileceğiniz fazla bir şey yoktur. Mısır’da da kritik faktör halk. Eğer gerçekten de Mısır’da halkın %30’u direnişe devam etmeye hazırsa o zaman imkânlar vardır. Müslüman Kardeşler ve onun destekçilerinin yapması gereken şey Batı’daki insanlara özellikle de Mısırlılara Mursi’nin haklı olduğu gerçeğini açık seçik göstermek. Müslüman Kardeşler’in tavrının haklı olduğunu, insanları sokağa dökme girişiminin yasal olduğunu göstermek. Böylece Mursi geri dönebilir ve seçimlere girebilir. Şu anda en mantıklı hedef bu bana göre.

 “Suudi Arabistan Müslüman Kardeşler’in kaybetmesini istedi”

Müslüman Kardeşler’in üzerindeki bu iç ve dış baskıları biraz açıklar mısınız?

Suudi Arabistan açık bir şekilde Müslüman Kardeşler’in kaybetmesini istedi. Çünkü bölgede herhangi bir demokratik devrim Suudilerin isteyecekleri en son şeydir, ister Müslümanlar tarafından yapılsın isterse Müslüman olmayanlar tarafından. Müslüman Kardeşler’in yenilgiye uğraması için çok zorluyorlardı. Amerikalılara gelince, onlar Mursi ile iş birliğine istekliydiler. Hatırlayın, Mursi’nin iktidarda olduğu bir yıl içerisinde İsrail’in Gazze’ye saldırdığı zaman, ABD’nin sorunu çözmek için iki seçeneği vardı; ya Türkiye ile iş birliği yapacaktı ya da Mısır’la. Hatırlarsanız Mısır’ı tercih etmişti. Erdoğan’ı değil de Mursi ile iş birliğini tercih ettiler.

“Müslüman Kardeşler demokratikti”

ABD aslında uzun bir süredir Müslüman Kardeşler’le iyi geçiniyordu. Fakat ABD her zaman demokratik olmayan bir gücü demokratik olana tercih eder. Müslüman Kardeşler demokratikti. Eğer seçme şansları olursa, yani askerî darbe başarıya ulaşırsa, orduyla iş birliği yapmayı tercih ederler. Türkiye için de aynı şey geçerli. Hatırlarsınız 2003’te ABD Irak’a saldırmaya hazırlandığı sırada Türkiye parlamentosu Irak’a müdahale konusunda ABD ile iş birliği yapmaya karşı oy kullanmıştı. O zaman yanılmıyorsam Amerikan Savunma Bakanı, şöyle bir açıklama yapmıştı: “Bence Türkiye ordusunun harekete geçme ve yapılması gerekeni yapma vakti gelmiştir.” Eğer öyle bir şansları olsaydı askerî yönetimle iş birliği yapmayı tercih ederlerdi. Çünkü halk baskısından hoşlanmıyorlar. Eğer demokratik bir toplumsanız, devlet halkını dikkate almak zorundadır. Sizin de bildiğiniz gibi 2003’te yapılan kamuoyu yoklamaları Türkiye halkının %96’sının Irak’a saldırıya karşı olduğunu göstermişti. Devlet -eğer demokratik bir devletse- bunu yansıtmak zorundadır. Tıpkı şu anda İngiltere’de olduğu gibi. Bu yüzden ABD 2003’te Türkiye için “Ordunun harekete geçme zamanı gelmiştir.” demişti. Aynı şey Mısır için de geçerli. Evet, Mursi ile iş birliğine razıydılar ancak eğer seçme şansları olursa askerî yönetimle iş birliğini tercih ederler.

Bu durumda; dışarıda Müslüman Kardeşler’in yenilmesini isteyen Suudi Arabistan var, askerî yönetimi kabul etmeye hazır Amerikalılar var, Mısır içerisinde ise eski rejimin geri gelmesini isteyen ordu, yargı, bürokrasi vb. bir sürü güç var. Ayrıca Mısır ekonomisine yardım için taahhüt edilen 1,8 milyar dolarlık uluslararası fon bir yıllık süreç içerisinde bir türlü gelmiyordu. Ayrıca ülkenin ekonomisini zora sokmak için pek çok ekonomik güç tarafından kurulmuş tuzaklar olduğu da görülüyor. Tüm bu faktörleri göz önünde bulundurduğumuzda Müslüman Kardeşler’in başarılı olma şansı çok düşüktü.

“Müslüman Kardeşler varlığını sürdürecek”

Mısır’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz, darbe yönetimi Müslüman Kardeşler’i tamamen yok edebilir mi?

General Sisi şu anda Müslüman Kardeşler’i tamamen saf dışı bırakmak için elinde bir fırsat olduğunu düşünüyor. Onlar için bu tarihî bir fırsat, çünkü çok büyük katliamlar gerçekleştiriyorlar, çok geniş kitleleri tutukluyorlar. Ama Mısır’da milyonlarca insanın toplandığı gösterileri göz önünde bulundurunca bana öyle geliyor ki bu hedeflerine ulaşamayacaklar. Sonunda Müslüman Kardeşler tarafından sistemli bir geri çekilme olabilir ama yeraltına çekilmeyecekler, yok olmayacaklardır. Sistemli bir şekilde geri çekilecekler ve varlıklarını sürdürecekler. Bir tek şey bunu değiştirebilir; eğer dünya tamamen Suriye’ye odaklanır, herkesin gözü Suriye’de olur ve Mısır’ı unutursa o zaman Sisi tekrar Müslüman Kardeşler’i tamamen yok etmeyi deneyebilir.

Diğerleri