Yükleniyor...
Oradaydı Çünkü Umursuyordu!

Oradaydı Çünkü Umursuyordu!

16 Mart 2015

Diğer çocuklar için buradayım. Buradayım çünkü umursuyorum. Buradayım çünkü dünyanın dört bir yanında çocuklar acı çekiyor ve her gün 40 bin kişi açlık nedeniyle hayatını kaybediyor. Buradayım çünkü bu ölen insanların çoğu çocuk. Yoksulların hemen yanımızda olduğunu anlamalıyız, onları görmezden geldiğimizi… Bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamalıyız. Üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da aynı bizim gibi düşündüğünü, güldüğünü ve ağladığını anlamalıyız. Onların bizim rüyalarımızı, bizim onların rüyalarını gördüğümüzü, Onların biz, bizim onlar olduğumuzu… Benim hayalim 2000 yılında açlığı sona erdirmek, Benim hayalim yoksullara bir şans vermek, Benim hayalim her gün 40 bin kişinin hayatını kaybetmesini engellemek. Geleceğe bakar ve orada parlayan ışığı görürsek benim hayalim gerçek olacak. Açlığı görmezden gelirsek, bu ışık sönecek, Hepimiz birlikte çalışır ve destek olursak, bu ışık büyüyecek ve yarınlar için umut olacak.

(Rachel Corrie’nin 10 yaşında iken yaptığı konuşma)


Rachel Corrie İsrail işgalini sorgulayan vicdanının sesini dinleyip Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin hikâyesine bizzat yerinde tanıklık eden Rachel Corrie, 12 yıl önce (16 Mart 2003) Gazze’de bir İsrail buldozeri tarafından çiğnenerek katledilmişti. Olympia’da başlar bu hikâye. Kilometrelerce öteye, okyanusun diğer tarafındaki çocukların hikâyesine dokunur… Rachel oradadır, diğer çocuklar için vardır, çünkü umursuyordur… Rachel Corrie, ABD’nin Olympia kentinde 1979 yılında doğdu. Cindy ve Craig Corrie’nin Sarah ve Chris’ten sonra üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Hayaller kuran, özgür ruhlu bir çocuktu, vicdanlıydı. Daha 10 yaşında iken içerisinde bulunduğu “Amerikan rüyası”nın dışındaki diğer hayatların farkındaydı.

Başarılı bir öğrenciydi. Sanata meraklıydı, elişi kâğıtları ve boya kalemleri elinden eksik olmazdı. Boş zamanlarında hastaneleri, huzurevlerini ziyaret eder, oradaki insanlara yardımcı olmak için elinden geleni yapardı. İlk yurt dışı gezisi için Rusya’ya gitmişti. Moskova caddelerindeki isi, kiri, soğuğu, Moskova’nın tarih kokan sokaklarını sevmiş, Olympia’daki düzen ve temizliğin aksine Moskova’daki dağınıklıktan hoşlanmıştı. Olympia’ya dönüş yolunda günlüğüne “Evime dönüyorum, peki neden mutlu değilim?” diye yazıyordu.

Rachel belki de “Amerikan rüyası”nın dışındaki gerçeği arıyordu. 11 Eylül yaşanmıştı ve diğer çocukların yaşadığı topraklarda bir şeyler ters gidiyordu. Afganistan’ı büyük güçler mezarlığına çevirecek olan askerî operasyonlar başlamış ve Irak’a da müdahale gündeme gelmişti. Terörizmle savaş düşman savaşçılar üretmiş, ABD hükümetinin resmî politikalarına ek olarak ABD vatandaşları da Müslümanlara karşı ciddi bir paranoya ile yaşar hale gelmişti.

“İşte tam da bu 11 Eylül sonrası dönemdi” diye söze giriyor Rachel’ın annesi Cindy ve ekliyor; “Rachel 11 Eylül sonrasında ABD hükümetinin yaptıklarını sorgulamaya, özellikle Ortadoğu meseleleri ile ilgilenmeye başlamıştı.” Rachel’ın diğer halklara ve Ortadoğu’ya dair bilgisi ve merakı gittikçe artıyordu. Üniversite arkadaşları ile yaşadıkları kentteki insanları ABD’nin Ortadoğu’daki askerî operasyonları hakkında bilinçlendirmeye çalıştıkları bir dönemde Rachel, Filistin’de olup biteni de yakından takip ediyordu.

Rachel Gazze’deki aktivist arkadaşları ile yazışıyor, Gazze’de olup bitenleri yakından takip ediyordu. Orada olması gerektiğini düşündü, bizzat kendisi yaşamalı ve görmeliydi anlamak için. “Geliyorum!” dedi, Gazze’deki arkadaşlarına yazdığı mailde ve zaman kaybetmeden yola koyuldu.

İsrail’in propaganda makinesi onu Tel Aviv Havaalanı’nda karşıladı. Eline bir kitapçık tutuşturuldu hemen: “Trafik kazalarında ölen kişilerin sayısı savaşlarda ölenlerin sayısından daha fazla!” yazıyordu broşürde. Rachel öyle olmadığını biliyordu. Nitekim Gazze’yi yaşayacaktı…

Önce Kudüs’te, Batı Şeria’da bulundu. Kudüs’te insan hakları atölyelerinde çalışırken sürekli yaralı Filistinlileri taşıyan ambulansların siren seslerini duyuyordu fonda. İsrail yerleşimlerini, Batı Şeria’daki duvar inşaatını, işgal topraklarında ikinci sınıf insan muamelesi gören Filistinlileri, işgalin toplumsal, ekonomik, siyasi boyutunu bizzat gördü burada. Gördüklerine inanamıyordu. Gördükleri duyduklarını pekiştiriyordu evet ama bunlar gerçek olmamalıydı… Ailesine yazdığı maillerde, “Yüzlerce kitap okusaydım, konferanslara katılsaydım, belgeseller izleseydim de burada gerçekte neler olduğunu anlayamazdım.” diyerek ifade ediyordu hislerini.

Rachel gördüklerini paylaşmalıydı. Olympia’daki tanıdıklarına mailler yazıyordu, hatta Olympia’daki öğretmen ve öğrenci grupları Gazze’deki çocuklarla mektup arkadaşlığı kurmayı teklif etmişlerdi. Buna sıcak bakıyordu Rachel ama ona göre bu, dayanışma yolunda ufacık bir adımdı, yapılması gereken daha çok şey vardı.

Bir yandan aktivistlere mailler yazarak onları bölgeden haberdar etmeye çalışıyor, diğer yandan Filistin’deki aktivist arkadaşlarıyla eylemler planlıyordu. Basın açıklamaları ve protestolar düzenliyorlar, yaşanan ihlallerin dünya basınında yer bulması için çaba sarf ediyorlardı. Rachel, Filistin’de yaklaşık üç ay kaldı. Gazze’de Refah bölgesinde su kuyularının tahribatını ve ev yıkımlarını engellemek için düzenlenen eylemlere katıldı.

Filistinlilerle de dost olmuştu Rachel. Çocuklara İngilizce öğretiyor, o da çocuklardan Arapça öğreniyordu. Cindy’nin biricik kızı Rachel yine çocukları düşünüyordu: “Buradaki çocukların evlerinin duvarlarında bomba delikleri var. İşgalci bir ordunun gözetleme kuleleri ve duvarları altında yaşıyorlar. Eminim ki buradaki en küçük çocuk bile dünyanın diğer yerlerinde hayatın bu şekilde yaşanmadığının farkında.”

Bir gün, “Refah’tayım ama güvende hissediyorum.” diyordu babasına; annesine yazdığı başka bir mailde, “Yanlarında kaldığım ailenin evine dün bir bomba isabet etti. Tam çay servisine hazırlandığım ve iki küçük bebekle oynadığım sırada evin bütün camları aşağı indi.” diyordu Rachel. Filistin’i Gazze’yi tüm gerçekliği ile yaşıyordu.

Maillerinde “Geri dönersem rahat edemem. Burada bütün bu yaşananları gördükten sonra bir şeyler yapmam lazım. Olympia’ya gelip kişisel işlerimi halledecek, burada olanları orada anlatacağım evet, ama en kısa zamanda tekrar dönmeliyim.” diyordu.

27 Şubat’ta annesine şu satırları yazıyordu:

“Anneciğim, seni seviyorum, seni çok özledim. Kötü rüyalar görüyorum, evimizin dışında tanklar ve buldozerler görüyorum.”

Rachel Corrie'nin hayat hikayesini canlandıran tiyatrodan bir sahne.Tanklar ve buldozerler vardı Rachel’ın evinde. Rachel, Filistin olmuştu çünkü. Bu rüyayı gördükten 19 gün sonra Refah’ta sınır bölgesinde bir İsrail buldozerinin önündeydi Rachel. Filistinli bir ailenin evini yıkmak isteyen buldozerin önüne geçti, bedenini siper etti. “Ben insan hakları aktivistiyim. ABD vatandaşıyım. Durun!” diyordu. Ancak buldozer durmadı… Rachel 16 Mart 2003’te, daha 23 yaşında iken hayatını kaybetti. Gazze’de, umursadığı topraklarda, gözlerini kapadı. İsrail bir sivili daha gaddar bir şekilde katletti. Rachel, 2003 yılından bu yana bir sembol olarak yaşıyor. Dünyanın dört bir yanında Rachel’ın hikâyesi anlatılıyor; Rachel’ın sesi Filistin için adalet için yankılanıyor.