Orta Afrika Ölümlere Alıştı

Orta Afrika Ölümlere Alıştı

22 Mayıs 2014

Bir süredir İHH olarak TRT ekibiyle birlikte Orta Afrika ve Kamerun’dayız. Katliamdan kaçarak Kamerun’a sığınmış mültecilere yardım ulaştırmak için çalışıyoruz. Mülteciler Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Çad, Kamerun gibi ülkelere kaçmaya devam ediyor. Kamerun’da bölgeye gidecek Birleşmiş Milletler araçlarını TIR’lara yüklenmiş şekilde görmek mümkün.

Dün Ruanda bugün Orta Afrika: Katliamlara giden süreçlerin kısa olduğunu söylemek neredeyse imkânsız. Tarihe baktığımızda bu tip acı olayların iç ve dış etkenler tarafından ince ince işlenerek hazırlandığını görürüz. Bunun için çok da uzağa gitmeye gerek yok; aynı kıtada benzer yapıda bir başka ülke olan Ruanda’ya bakmak yeterli. 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren ırksal karışıklığın körüklendiği Ruanda’da hedeflenen durum 1994’te yaşandı. 1990 yılında Dünya Bankası programıyla beraber ülkede pek de iyi olmayan ekonomik durum iyice kötüleşti. İstikrarsızlık ve ekonomik bunalımın etnik milliyetçiliği körüklediği bu dönemin sonunun nasıl olacağı ise tahmin edilebilir bir durumdu. İç karışıkların iyice arttığı sırada, Burundi ve Ruanda devlet başkanlarını taşıyan uçağın düşürülmesiyle beraber, Hutular 1992 yılında kurdukları ve hazır beklettikleri Interahamwe birlikleriyle Ruanda’yı kan gölüne çevirmeye başladılar. Hutuların çeşitli yollarla dağıttıkları ölüm listelerindeki Tutsilerin tamamı vahşice öldürüldü. Ülkede 800.000 civarında insanın katledildiği büyük bir kıyım yaşandı.

Ruanda’da Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün başarısızlığı Somali’den sonra bir kez daha ortaya çıkmış ve Batı yeni bir utanç vesilesi olmuştur. Cinayetler sıradanlaşmış; mültecilik, karşılıklı güvensizlik gibi problemler uzun süre etkisi sürdürmüştür. Bugün ne Hutular ne Tutsiler o günler hakkında tek bir kelime etmek istemektedir. Fransa eski cumhurbaşkanı Mitterrand’ın, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli değil.”[1] sözleri ise orada insanların hayatını korumakla görevli güçlerin olaya bakışını özetler niteliktedir. Çünkü Afrika’da soykırım doğal bir süreçtir bazıları için.

Orta Afrika’da sebep etnik olmasa da ölüm ve katliamın anlamı dünyanın her yerinde aynıdır. Çeşitli siyasi sebepler ve iktidar paylaşımı konusundaki çıkmaz Orta Afrika’da bir kıyıma zemin hazırlamıştır. Sürece kısaca değinmek gerekirse, 2003 yılında darbe ile yönetimi alan François Bozize iktidarı, çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Seleka isimli koalisyon tarafından devrilmişti. Geçiş döneminin ardından Çad’da görüşmeler yapılmış, Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan yeni hükümet göreve başlamıştı. Seleka’nın adının yolsuzluklara karışması üzerine oluşum tavsiye edilmişti.

Bu sırada ülkeyi terk edip önce Kamerun sonra Benin’e sığınan eski başkan Bozize, kendisine son derece sadık çetelere Müslümanları katletmeleri emrini verdi. Çocukların boğazını kesme, hamile kadınların karınlarını deşme, timsahlara diri diri yem etme gibi katliamlar gerçekleştiren Bozize’ye bağlı anti-Balaka, eylemlerini hızlandırarak infazlar yapmaya devam etti. Ülkeden kaçışlar bugün de sürüyor. Hedef Müslümansız bir Bangui ve sonrasında Orta Afrika. Detaylar için İHH Afrika Masası sorumlusu Serhat Orakçı’nın hazırladığı Orta Afrika Raporu’nu inceleyebilirsiniz.[2] Bu yazıda daha çok güncel durum ve ziyaretimiz sırasında tanık olduğumuz insan manzaralarını kısaca anlatmaya çalışacağım.

orta afrika olume alisti4Öncelikle Orta Afrikalı mültecilerin Türkiyeli hayırseverlere minnettar olduklarını belirtmeliyim. Şu an Kamerun’un Bertoua, Garaboley, Magganga, Angavi, Fooda bölgelerinde kurulmuş mülteci kampları bulunuyor. Kamplardaki insan manzaraları tahmin edilebileceği gibi içler acısı. Garaboley’deki Thoma Mülteci Kampı’nda 120 aile yaşıyor. Kampta altı aileye dört tuvalet düşüyor. Buradaki yapılarda şu an altı oda bulunuyor. Bu da altı ailenin aynı evin farklı odalarında kalması demek. Bölgede değişik ülkelerden 12 İslami sivil toplum kuruluşu birleşip bir arsa satın almış. Bu arsaya 200 dayanıklı konut yapılması planlanıyor. Bir konutun tahmini maliyeti 3 bin dolar. Ayrıca buradaki ihtiyaçlar için en az üç su kuyusu açılması gerekiyor. Buraya getirdiğimiz yardımların bir kısmı dağıtıldı. Diğer kısmı ise depoda bekleyecek ve haftada bir kez mültecilere dağıtılmaya devam edecek.

Bölgede bir de Birleşmiş Milletler kampı var. OIM’da da Orta Afrikalı olmayan 250 kişi yaşıyor ve burası bir geçiş kampı niteliğinde. İHH olarak bölgede toplam 60 tonluk dağıtım yaptık. Dağıtılan paketlerin içinde pirinç, makarna, şeker, tuz, yağ, salça, hijyen malzemeleri ve kıyafet vardı. Yaklaşık 14.000 kişinin yardımlardan istifade ettiğini söyleyebiliriz. Orta Afrika’dan sonra Kamerun’un kuzeyine doğru yola çıkan İHH ekibi ülkenin kuzeyindeki kamplarda yardım çalışmalarına devam edecek.

orta afrika olume alisti3Elinizden tutmak istiyorlar: Kamplardaki yaşam gerçekten çok zor. İnsanlar gelecek adına kaygılı. Kaçabilenler geride kalanları düşünüyor. Kamplarda her zaman olduğu gibi durumdan en çok etkilenenler çocuklar. Katliamlardan kaçanların her birinin elinden tutmak için burada olmak gerekmiyor. Onlar vicdan sahibi insanların hâlâ var olduğunu gayet iyi biliyorlar ve yardım ve dua bekliyorlar. Bizler de bu çocukları bölgede faaliyet göstermeye çalışan misyonerlere bırakmayacağınızı biliyoruz. Bu çocukları Birlemiş Milletler’in şaibeli vicdanına bırakmayacağınızı da biliyoruz.

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde de diğer birçok benzeri gibi insanlar sadece Müslüman oldukları için öldürülüyorlar. Katilleri aynı renkten, aynı ırktan, aynı topraklardan. Batılı güçler yine zeki ama çalışmayan öğrenci elbiselerini giymiş, Bangui’nin Müslümanlardan temizlenmesini bekliyorlar. Televizyonda insanları eğlendirmek için yapılanlarının aksine Müslümanlar Orta Afrika’da ve sığındıkları mülteci kamplarında gerçek bir yaşam savaşı veriyorlar. Duyarlı olabilmek ve onlar için bir şeyler yapabilmek dileğiyle...

*Fotoğraflar: Serkan Nergis 

 

[1] Le Figaro, 12 Ocak 1998.

[2] http://www.insamer.com/orta-afrika-cumhuriyeti-kriz-raporu-insanlik-adina-cok-gec-olmadan/