Yükleniyor...
Ortadoğu’daki Etnik Çatışmaların Sebepleri

Ortadoğu’daki Etnik Çatışmaların Sebepleri

28 Şubat 2014

Medeniyetlerin beşiği olarak bilinen Ortadoğu coğrafyası son yüzyılda çok sayıda etnik ve dinî çatışmaya sahne olmuştur. Bu çatışmaların birden çok sebebi bulunmaktadır. Bu yazıda bölgedeki etnik farklılıklardan kaynaklı çatışmaların altında yatan sebepler tartışılacak, bu bağlamda Kuzey Irak, İran ve Filistin örneği üzerinde durulacaktır.

Ortadoğu’daki etnik çatışmaların sebeplerinin başında yapay sınırlar gelmektedir. Bilindiği gibi, Ortadoğu’daki sınırların büyük çoğunluğu 1. Dünya Savaşı sonrasında bölgenin coğrafi ve etnik gerçekliklerinden ziyade bölge dışındaki büyük güçlerin çıkar ve isteklerine göre çizilmiştir. Bölgedeki etnik ve dinî çeşitlilik dikkate alınmaksızın çizilen sınırlar, o günden bu yana hem iç hem de dış güvenlik sorunu oluşturmuştur.

Bölgenin kritik coğrafi konumu ve buna bağlı olarak meydana gelen dış güçlerin ekonomik ve askerî müdahaleleri de etnik çatışmaları besleyen diğer faktörlerdir. Ortadoğu ülkeleri, başta petrol olmak üzere sahip oldukları doğal zenginlikleriyle Batılı güçlerin iştahını kabartırken, kültürel ve dinsel çok seslilik de bu güçlerin olası müdahalelerini kolaylaştırıcı rol oynamaktadır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci güçlerin işgaline uğrayan bölge, yaşadığı kolonyal tecrübe sonrasında, kolonyalist güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda izledikleri farklılık temelli politikalar nedeniyle etnik ve dinî farklılıkların katı siyasi kimlikler haline evirilmesine sahne olmuştur.

Diğer yandan kolonyal tecrübeden geçmiş Ortadoğu ülkelerinde bağımsızlık ve ulus devlet süreçleri sancılı geçmiş, sömürgeci ülkelerin bölgeyi terk etmelerine rağmen çıkarlarını gözeterek bu ülkelerin iç siyasetlerine müdahil olmaya çalışmaları, bunun için de bölgedeki etnik çeşitlilikten faydalanmaları, çatışmaları besleyici bir rol oynamıştır. Bu bağlamda Arap milliyetçiliği de önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak Tanzimat sonrasında Osmanlı hâkimiyeti altında yaşanılan dönemde Batı’nın etkisiyle ortaya çıkan Arap milliyetçiliği, bağımsızlık hareketlerini beslese de Osmanlı’nın bölgedeki hâkimiyetini yitirmesi sömürgeci güçlerin işgaliyle sonuçlanmıştır. Kolonyalist güçlerin böl ve yönet anlayışıyla etnik ve dinî farklılıkları kışkırttığı dönemde Arap milliyetçiliği çatısı altında birleşmek, bağımsızlığı kazanmanın tek yolu gibi görünmüştür. Ancak neticede -Türkiye’de ulus devlet sürecinin Kürt sorununu doğurmasına benzer bir şekilde- Arapçılığın karşısında farklı kimlik hareketlerinin gelişmesine sebep olmuştur.

Bilindiği gibi 19. yüzyılda ulus devletlerin ortaya çıkış sürecinde dönemin ulusalcılarının ideal formu tanımlama çabaları sonucunda özel, homojen ancak ülkelerin çok kültürlü yapılarıyla uyuşmayan ulusal kimlikler oluşturuldu. Çok çeşitli etnik ve kültürel varlıklarına rağmen tekil bir vatandaş tanımına götüren bu tür bir devlet inşasının amacı, yaşanan krizlere çare bulmaktı. Ancak dil ve din gibi temel unsurlar açısından da birbirinden ayrılan toplumsal grupların dominant kimliğin idaresi altında kendilerini azınlık olarak hissetmeye başlamaları, etnik çatışmalara zemin hazırlamıştır.

Ortadoğu’daki çatışmaları besleyen sebeplere -bu coğrafyadaki devletlerin temel özelliklerinden biri olan- dinî ve etnik olarak azınlık durumunda bulunan grubun çoğunluğu yönetmesi sorunsalı da eklenmelidir. Bölgede kurulan rejimlerin farklı etnik unsurları kontrol altında tutabilmek ve kendi iktidarlarını kuvvetlendirmek amacıyla uyguladığı baskıcı politikalar farklı gruplar arasında gerginliklere sebep olmuştur. Zaten heterojen bir yapıya sahip olan Ortadoğu ülkelerinde, devlet yapılanması içerisinde etnik kimliklerin temsil edilmemesi durumu alttan alta etnik milliyetçiliği körüklemektedir.

Kuzey Irak örneği bölgedeki etnik çatışmaların nedenlerini ve sonuçlarını anlamamıza yardımcı olacaktır. Kuzey Irak’taki Arap-Kürt çatışmasının temelinde milliyetçi Kürt hareketlerinin bağımsızlık veya özerklik isteğiyle rejime karşı giriştikleri büyük isyanlar yer almaktadır. Irak Kürtlerinin bağımsızlık talebinin kaynağı ise İngiliz sömürge dönemine dayandırılmaktadır. İngilizler Irak’ı işgal ettiklerinde kendi kolonyal yönetimlerini kolaylaştırmak için Irak Kürtlerinin bağımsız bir devlet beklentilerini yükseltme taktiğini kullanmışlardır. İşgalcilerin sonrasında sözlerini tutmayıp bölgede Sünni karakterli tek devlet yönetimini tercih etmeleri, Kürt isyanlarının başlamasına sebep olmuştur. Sünni rejimlerin bu isyanları bastırmak için uyguladığı şiddet ve Baas hükümetinin baskıcı politikaları, Kürtlerin bağımsızlık taleplerini daha da arttırmıştır. Saddam döneminde işlenen Halepçe gibi soykırım düzeyindeki katliamlar ve Kürtlerin yaşadığı bölgeleri Araplaştırma çalışmaları, etnik duyarlılığın derinleşmesine yol açmıştır. ABD’nin Irak’ı işgaline en fazla destek veren grubun ülkedeki Kürtler olması, 2003 yılına kadar gelinen süreçte yaşanan gelişmelerin bir neticesi olarak okunabilir. Kürt peşmergeleri, ABD ve İngiltere güçleriyle koordineli bir şekilde hareket etmiş, işgal tamamlandığında ise Kürtler Irak içindeki en güçlü ve organize grup haline gelmiştir. 2005’te yapılan seçimlerden sonra Irak’ta cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanı yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı gibi koltuklara Kürtler oturmuştur.

Bölgedeki etnik dengeleri göstermesi bakımından önemli bir diğer örnek de İran’dır. Etnik olarak homojen bir yapıya sahip olmayan İran’da nüfusun sadece %51’i Farslardan, geri kalan ise Azeri, Kürt, Arap, Türkmen, Beluç gibi kimliklerden oluşmaktadır. Ülkedeki etnik gruplar yoğunluklu olarak sınır bölgelerinde yaşamakta, sınırın ötesinde ise soydaşları bulunmaktadır. Arif Keskin’e göre bu durum onlara coğrafi olarak “vatan” perspektifi sağladığından “bağımsız devlet” kurma potansiyeli sunmakta, ayrıca etnik milliyetçiliğin güçlü olduğu bu gruplar, her tür dış desteğe açık bulunduklarından siyasi hesaplara konu olmaktadırlar. Örneğin 1979’dan sonra Saddam yönetimi bu bölgedeki Arapları desteklemiş ve diğer Arap devletleri de İran’ın devrim ihraç politikasını engellemek için bölgede milliyetçiliği körüklemiştir. İran-Irak Savaşı boyunca coğrafi olarak savaşın ortasında kalan İran Arapları savaşın ardından, gördükleri zararın giderilmesini beklemişler ancak sonuç alamamışlardır. Halen tarım alanlarına döşenen mayınlar temizlenmediği için Arap köylüleri zor durumda kalmaktadır. İran petrolünün %90’ı Arap nüfusun bulunduğu bölgede yer almasına rağmen, Arapların toplumun en yoksul kesimi içinde olmaları ayrıca öfkeye sebep olmaktadır. Arap-Fars gerginliğinin zaman zaman yükseldiği ülkenin güneyinde, bağımsız bir devlet kurmak isteyen Arap kökenli İranlılar ile güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bilinmektedir.

1. Dünya Savaşı ve Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte 1917’de İngiltere’nin hâkimiyetine giren Filistin’de, İngilizlerin Yahudi devleti kurma çabaları ve sonrasında başlayan işgal süreci, bölgenin kaderini değiştiren Arap-İsrail etnik çatışmasını ortaya çıkarmıştır. İngiliz manda yönetimi tarafından bölgedeki Yahudi nüfusunun sistematik olarak yoğunlaştırılması, Filistin topraklarının hem Yahudilere hem de Müslümanlara vaat edilerek iki tarafın da bağımsız devlet beklentilerinin beslenmesi, isyanlar ve çatışmalara neden olmuştur. İsrail devletinin kurulmasına tepki gösteren Araplar 1948’de çıkan savaşın ardından topraklarının %80’ini kaybetmiş, 800.000’e yakın Filistinli de farklı ülkelerde mülteci durumuna düşmüştür.

1948 yılında İsrail devletinin kurulmasının ardından yoğun bir işgal süreci ile karşı karşıya kalan Filistin halkı; büyük savaşlar, katliamlar ve kitlesel göçlerin yanı sıra uygulanan ayrımcı politikalar, hak ihlalleri ve Yahudi yerleşimlerinin yasa dışı bir şekilde arttırılması yoluyla kendilerine ayrılmış bölgelerde dahi çetin bir etnik çatışmanın ortasında bırakılmışlardır. Bu süreç gerek Filistinlilerin yaşadığı mülteci kamplarında gerekse işgal altındaki topraklarda Arap milliyetçiliğinin ve İslami hareketlerin yükselmesine neden olmuştur. Diğer yandan İsrail’in Ortadoğu’daki varlığı sadece Filistinlileri değil bölgedeki tüm Arap halkları içine alan Arap-İsrail gerginliğinin temel sebebidir. Nitekim İsrail, güvenlik gerekçelerini kullanarak bölgede dilediği gibi hareket edebilmektedir. Filistin halkı ise siyasi açıdan biri Batı Şeria’daki Filistinlileri temsil eden Filistin Özerk Yönetimi, diğeri ise Gazze’de kurulan Hamas Hükümeti olmak üzere bölünmüş karakteriyle mücadelenin zayıf tarafı konumundadır. Bugün için Filistin sorunu basit anlamda iki farklı topluluğun aynı topraklar üzerinde hak iddia etmesi olarak tanımlanmaktadır. Meselenin çözümü için gerek taraflar gerekse de uluslararası mecralarda tartışma, toprak paylaşımının ne şekilde yapılacağı üzerinden yürütülmektedir.

Kaynakça

- İnat, Kemal, Burhanettin Duran, Muhittin Ataman (ed.), Dünya Çatışmaları-Çatışma Bölgeleri ve Konuları, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, Ekim 2010.

- Kona, Gamze Güngörmüş, “Ortadoğu’da Güvenlik Algılaması ve Dahili Risk Faktörlerinin Etkisi”, Akdeniz Üniversitesi İİBF Hakemli Dergisi, 2005. 

- Keskin, Arif, “İran’daki Etnik Milliyetçilik”, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=191284

http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=499 

http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=322